Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

“Bir gün beni bu yatakta ölü bulabilirsiniz!”

Halime Gülsu’nun ikinci koğuş arkadaşı Z.A: Son günlerinde, lavoboya gidemiyordu, altını biz temizledik. Çok utanırdı, sıkılırdı. Gardiyanlar ayağa kalkamadığını görüyorlardı…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Halime Gülsu’nun Tarsus Cezaevi’nde ilaçları verilmeyerek, tedavi hakkı engellenerek ölüme sürüklenişine tanık olan koğuş arkadaşlarının şahitliklerini yayınlamaya devam ediyoruz.

Çocukluğundan beri, ölümcül SLE hastası olan Gülsu (32), 28 Nisan 2018’de hayatını kaybettiğinde koğuşunda kendisi hariç 21 kişi vardı. 67 gün boyunca birlikte yaşadılar. Hepsi genç öğretmenin hastalığına ve maruz kaldığı hak ihlallerine yakından tanık oldu. Dün, F.D.’nin şahitliklerini yayınladık. Bugün diğer koğuş arkadaşı Z.A. şahitliğini anlatıyor..

Z.A.: GÜNLÜK, AYLIK, HAFTALIK İLAÇLARI OLDUĞUNU SÖYLÜYORDU

Halime ile aynı gün gözaltına alındık. 20 Şubat 2018’de Mersin’de büyük bir operasyon yapılmış, 98 kişi alınmıştı. Yarısından fazlası kadındı. Alınanlar arasında üniversite öğrencileri, yaşlı kadınlar, şalvarlı teyzeler vardı.

Halime ile biz nezarethanede tanıştık. Yenişehir’de. Sayı çok fazla olduğu için 21 kişiyi Yenişehir’e götürdüler. 3 nezarethane vardı. 7’şer kişi kalacak şekilde bölündük. Çok şükür hepimiz kadındık, başımızda duran polisler de.

12 gün aynı nezarethanede birlikte kaldık. Küçücük bir oda zaten. 3 yatak, 5-6 battaniye vardı. 7 kişi orada öyle yatıyorduk. Halime hep hastalığından bahsediyordu. Anlatıyor, şaşırıyoruz bu nasıl bir hastalık diye. Çok az rastlanıyormuş. Günlük, aylık, haftalık ilaçları olduğunu söylüyordu. Gözaltına alınışını da anlatmıştı. Evde tek başınaymış. İçeriye dalmışlar, ellerinde gözünün içine sokarcasına kamera…

İlk hafta 21 kişi orada kaldı. 10. günden sonra artık insanları teker teker çifter çifter alıyorlardı. Gidenler ya tutuklanıyordu, ya tahliye oluyordu, ne olduğunu bilmiyorduk.

Halime gözaltına alındığı zaman, tam kapıdan çıkarken, “Benim ilaç almam lazım, bekleyin” demiş polislere. Sonra evde elinin altında ne kullanıyorsa o ilaçlarını almış. Ama tabi gözaltındayken, çantası başka bir yere gidiyor, kendisi başka bir yere. Orada ilaç kullandı, kullanmadı değil, ama düzenli kullanamadı.

RAPORUNU EMNİYETTE KAYBETTİLER

“Benim ilaç kullanmam gerekiyor, benim aileme haber verin” diyordu. Polisleri demirlere vurup çağırıyorduk. Hepimiz tepki gösterince ailesi arandı. Raporunu istedi Halime. “Benim raporlu ilaçlarım var, ısrarla raporumun gelmesi lazım” dedi. Abisi getirdi. Tutuklanıp cezaevine gittiğinde raporu kaybettiklerini söylediler. Halime çok sinirlenmişti, üzülmüştü o zaman.

Cezaevinde aynı koğuşa düştük. Halime ilk başlarda biraz dinçti ama asıl martın sonu nisanın ilk haftaları çok halsizleşti. O eski Halime yoktu. Koğuşun işlerini sırayla yapıyorduk ama Halime’ye yaptırmıyorduk. Bir iş yapacağı zaman yardımcı olmaya çalışıyorduk.

ÇEŞMEDEN İÇİN SU DEDİLER, İÇENLER HASTANELİK OLDU

Yenişehir’de nezaretteyken “Çok su içmem gerekiyor” demişti. Bize fazla su verilmiyordu. Sabahları meyve suyu, öğlen bir pet şişe, akşam bir pet şişe. Yetmiyordu tabi ki… Birer şişemizi Halime’ye veriyorduk. Çeşmeden için diyorlardı, içenler hastanelik oldu. İshal, kusma vs. Halime zaten oradan içememişti.

Tarsus’a gittik, Halime her defasında “Benim romatolojiye gitmem gerek.” diyordu, o kadar çok dilekçe yazdı ki. Hemen hemen her hafta yazıyordu. Sürekli revir istiyordu. Halime’yi dahiliyeye götürdüler. “Bunlar benim hastalığımı bilemez, dahiliye anlayamaz” diyordu. Hep dahiliyeye sevk ettiler. Ramotoloji bölümü zaten her hastanede yok. Mersin merkezde var. Tarsus Devlet Hastanesi küçücük bir yer.

MAZGAL AÇILDI, RAPORU YÜZÜNE ÇARPARCASINA ATTI

Bir gün kan değerlerine bakılmasını istemişti. Mazgal açıldı ve Halime Gülsu dendi. Hepimiz aşağıya indik tabi, bir şey mi oldu diye. Bayan gardiyan geldi. Elinde bir kağıt vardı, Halime’nin suratına çarparcasına elini sallayarak, “Al hiçbir şeyin yokmuş” diye fırlattı. Biz öyle kaldık.

Halime eline aldı kağıdı, baktı ve acı acı gülerek “Bunlar benim istediğim değerler değil. Bunlar derdimi bilemez. Benim derdimi ancak benim durumuma düştüğünüz zaman anlarsınız. İnşallah benim derdime düşersiniz de beni anlarsınız.” dedi.

Nisan 2018’de oldu bu olay, tarih hatırlamıyorum. Onun bir fotoğrafı vardı, sarı kazağı çekimiş. O 18 Nisan 2018’de çekildi, onu unutmuyorum, çünkü o zaman görüş günüydü. Görüşten gelmiştik. Ondan sonra fotoğrafçı gelmişti koğuşa. Hatta biz toplu fotoğraf çekmek istiyorduk. O zaman OHAL’di. Yasak demişlerdi.

BANYOYA GİRİNCE KAPISINDA BEKLERDİK

Halime de hep yorgunluk, halsizlik vardı. Banyoya girerdi, kapısında beklerdik. “Halime iyi misin? Halime?” diye seslenirdik. Bize haber vermeden girmemesini istiyorduk. Koğuş iki katlı, yukarıda yatakhaneler var. Merdiveni çıkardı, oraya iskemle koymuştuk, köşeye oturur dinlenirdi, suyunu içerdi. Sonra hemen merdivenin bitiminde seccade seriliydi, namaz kılardı. Çok geç bitirirdi namazını. Halime bitti mi namazın derdim, dinleniyorum derdi. Nisanın 18’inden sonra namazlarını oturarak kılmaya başladı.

DİLİ BOĞAZINA KAÇTI, KAŞIKLA ÇIKARDIK

Bir gün ben aşağı kattaydım, son haftalardı. Bir bağırma sesi duydum, herkes bağırıyor, çığlıklar atıyor, ben aşağı kattayım, n’oluyor dedi kızlar, koşa koşa kızlar gelip tezgahtan kaşık aldılar, yukarı koştular. Halime’nin dili boğazına kaçmış. Çabuk kaşık yetiştirin, diyorlar. Sonrasında kendine geldi, ama o an kriz gibi bir şey olmuştu. Koğuşumuzda hakim, vali yardımcısı, öğretmenler, üniversite öğrencileri, biyolog, mühendis, birkaç yaşlı ev hanımları, teyzeler vardı.

HERKESE İĞNE VE MEKİK OYASI YAPARDI

Halime öyle bir arkadaştı ki iyi olduğu ilk zamanlarda koğuştaki bütün arkadaşlara iğne oyası yapardı. Hem öğretirdi hem de iğne oyasından çiçekler yapar hediye ederdi. Mekik oyası da biliyordu. Annesi Zeynep teyze, çok güzel şeyler öğretmiş kızına. Halime’nin iyi olduğu zamanlarda onunla oturur İngilizce çalışırdık. Hastalanmaya başlayınca bıraktık.

Son haftalarına gelecek olursak… Sürekli hastaneye gidip geliyordu, her defasında gitmesi gereken yerlere götürülmemiş, yapılması gerekli şeyler yapılmamış, morali bozuk bir şekilde gelirdi. Bizim de çok canımız sıkılırdı. Çantasını hazırlardık, hastaneye yatacak, gelmeyecek bu gece diye eline verirdik. Bir bakardık, akşamına Halime geri gelmiş. Çok sinirlenirdik. Halime niye yatmadın, yatırmadılar derdi, Halime niye yapmadın, yapmadılar derdi. Hasta bir insan olmasına rağmen elleri kelepçelenirdi.

LAVABO İHTİYACINI KARŞILAYAMIYORDU

Son zamanlarında lavabo ihtiyacını karşılayamıyordu. Çok affedersiniz, altını temizledik. Çok utanırdı, sıkılırdı, çok üzülüyordu. Kendindeydi ama ayağa kalkacak hali yoktu. Ben ailesini daha çok üzmek istemediğim için bunları söylemedim.

Sara hastası gibi krizler, nöbetler geçirmeye başladı. Bir gün bir kriz geçiriyordu, herkes bağırıyor çağırıyor, bir teyze dizlerine vuruyor, gitti kız, gitti kız diyerek. Eli, ayağı, ağzı kitlendi. Gözleri kaydı. Sonra ambulans çağırdılar. Bir bayan iki erkek görevli vardı. Gencecik çocuklar, belki lise mezunudur.

Tüm arkadaşlar görevlilere, ‘bakın bu kızın durumu iyi değil, hastaneye gitmesi gerekiyor’ diyor. Halime’min yüzü sapsarı, dudakları mosmor. Kriz geçirdi yani, ne krizi biz de bilmiyoruz. Daha önce hiç böyle olmamıştım demişti düzelince.

Görevli kadın tansiyonunu ölçtü, tansiyonu biraz düşük. Tuzlu ayran getirin, tuzlu ayran getirin diye bağırdı. Emniyet amiri arkadaş ellerini vurarak, “Bana söyler misiniz madem bunun tansiyonu düşmüş neden yüzü sapsarı ve dudakları mosmor” dedi. O da tansiyon hastasıymış. Görevli kadın tansiyonu düşmüştür diyor, hiçbir şekilde bizi dinlemiyordu. Erkekler tamam götürmemiz gerekiyor demelerine rağmen, o bayan kabul etmedi ve Halime’yi bizimle beraber bıraktılar.

SABAH-AKŞAM SAYIMLARINA ÇIKAMIYORDU

En son hafta romatolojiye sevk aldı ama gitmek kısmet olmadı. Şöyle bir durum da oldu. Sabah sayımı- akşam sayımı oluyor. Sayıyorlar. 21 kişiyiz, 1 kişi nerede diyorlar. Yukarıda yatıyor diyoruz. 10 gün boyunca gardiyanlar Halime’ye yukarıda bakıyorlar, iniyorlar. Bir kere neden bu kadın yatıyor demediler. Sayıyorlar geri gidiyorlar, hasta diyoruz ama hepsi benim görevim değil, ben ne yapabilirim, şuna söyleyin, buna söyleyin diyerek sorumluluğu üzerinden atmaya çalışıyor.

Halime’nin yatağını aşağıya taşımıştık, acil bir durumda hemen kapıdan gönderelim diye. Yukarı çıkacak gücü yoktu zaten. Kollarından omuzlarından girerek biri de ayaklarından tutarak 3 kişi taşıyorduk Halime’yi.

Son 2-3 gün boyunca hepimiz sandalyelerimizi Halime’nin yatağının etrafına birleştiriyorduk ve başında bekliyorduk. Kimi dua, Kur’an okuyordu, kimi tesbih çekiyordu.

Halime her hastaneye götürüldüğünde çantasında hem abisinin hem doktorunun numarasını koyuyorduk ama ne abisine ne doktoruna ulaşılmamış. Abisine “Hiç mi sizi aramadılar” dedim “Hayır kimse aramadı” dedi. Çamaşırlarımızı elimizde yıkardık. O utanırdı, bazen gizlice gidip bizden habersiz yıkardı. Biz kapıdan seslenirdik çık diye, hayır derdi.

BEN HİÇ BU KADAR KÖTÜ OLMAMIŞTIM

İlaçlarını düzenli alamıyordu, tombul bir ilaç şişesi vardı. Bir gün o şişesini eline aldı, “Ya acaba ben bu ilaçları aldığım için mi bu durumdayım, yoksa almadığım için mi? Çünkü ben hiç bu duruma gelmedim” derdi. Psikolojik olarak da çok kötü oldu, hem de yıllardır kullandığı ilaçlarda bir düzensizlik olunca, kendi anlattığı kadarıyla söylüyorum, bağışıklık sistemini etkiliyormuş. Bize bir keresinde, “Arkadaşlar benim hastalığım öyle bir şey ki beni bir gün yatakta ölü bulabilirsiniz.” demişti.

Halime “Bağışıklık sistemim baskılanıyor” derdi. O ne derdik, o anlatmaya çalışırdı. Biyolog arkadaş da bize anlatmaya çalışırlardı. Halime hatta bize ilk başlarda hastayım dediğinde inanmazdık, sapasağlam görünürdü. Arkadaşlar ben ilaç aldığım için bu durumdayım derdi.”

Halime Gülsu’nun cezaevinde öldürülüşüne şahit olan koğuş arkadaşları BOLD’a konuştu

BOLD ÖZEL

Almanya’dan deport kararı çıkan Rahman Gün: Gönderirlerse tutuklanacağım

Almanya’ya ailece gelip iltica eden Petkim çalışanı Rahman Gün’e deport kararı çıktı. Polis, Gün ailesinin evini bastı. Eşi hastanelik oldu.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL– Türkiye’nin en büyük petro kimya şirketi PETKİM’de çalışan Rahman Gün ve ailesi Mart 2019’da Almanya’ya gelerek iltica ettiler. Ancak Gün ve ailesinin Türkiye’ye deport kararı çıktı.

Almanya’ya geldiği andan itibaren çalışmaya başlayan ve sosyal devlet imkanlarından yararlanmayan Gün, Türkiye’ye deport olmamak için Afrika’da iş buldu. Ancak Gün’ün pasaportları verilmiyor. Gün, “Deport edilirsem kesin olarak tutuklanacağım” diyor.

Almanya’nın Sachsen Anhalt eyaletindeki Merseburg Polisi, 16 Kasım sabahı Rahman Gün ve ailesinin yaşadığı eve 8 polisle baskın düzenledi. Polis Rahman Gün, eşi Ayşe Hilal Gün ve iki çocuğunu Türkiye’ye deport etmek için gelmişti.

Rahman Gün, Hizmet Hareketiyle bağlantıları nedeniyle Türkiye’de tehlikede olduğu için Almanya’ya gelip iltica etmek zorunda kalan bir elektrik teknisyeni. Ayşe Hilal Gün ise anakoulu öğretmeni ve yine Hizmet Hareketi’ne ait okullarda çalışmış.

Polis baskını sırasında panik atak tedavisi gören Ayşe Hilal Gün krize girdi ve ailenin iddiasına göre polis tarafından darp edildi.

Gün, ambulansla hastaneye götürüldü, doktorlar bir süre hastanede gözetim altında bulunmasına karar verdiler. Halen hastanede tedavi görüyor.

Gün, 10 Aralık’a kadar Almanya’da kalma süreleri olmasına ve iş bulduğu için Afrika’ya gönüllü olarak gideceğini belirtmiş olmasına rağmen evinin polisler tarafından basılıp Türkiye’ye gönderilmek istenmesine anlam veremiyor.

Ayşe Hilal Gün.

Gün başından geçenleri şöyle anlatıyor:

“Türkiye’de PETKİM’de çalışıyordum. Hizmet Hareketi’yle ilgili 15’e yakın çalışma arkadaşım tutuklandı. İşyerinde benim Hizmet Hareketi’yle ilişkim biliniyordu ve yoğun baskı altındaydım. Kimseyle konuşamadığım için öfke nöbetleri geçiriyordum.

Gece vardiyalı çalıştığım için eşim evde yalnız kalıyordu. Polisler hep gece geldikleri için eşim, sürekli endişe içinde beklemekten panik atak hastası oldu. Tedavi görmeye ve düzenli ilaç almaya başladı.

Tutuklanan arkadaşlarımın Şubat ayında ilk mahkemleri oldu. Duruşmada benimle ilgili de sorular sorulduğunu öğrenince, sıranın bana geleceğini anladım. Eşimi ve çocuklarımı alıp hızla yurt dışına çıktım ve Almanya’ya geldim. Normalde mesleğimde kolay iş bulabileceğim için Kanada’ya gidecektim ama her an gözaltına alınabileceğim için vize beklemeye zamanım yoktu.

Mart 2019’da Almanya’ya geldikten sonra iş buldum ve kendi geçimimizi sağlamaya başladık.

Ağustos ayında BAMF’tan red kararı geldi. İtiraz ettim ve mahkeme bir hafta sonra itirazı reddetti. Temyize gittik. 17 Ekim’de temyizden de red kararı geldi. Yani Türkiye’ye deport kararım kesinleşti.

Çözüm için bana Ausbildung (mesleki eğitim kursu) bulmam gerektiği söylendi ama dilim henüz yetersiz olduğu için hiçbir kurstan kabul alamadım. Bize son olarak 10 Aralık’a kadar Almanya’da kalma süresi verdiler.

Ama sürem olduğu halde 8 polisle aniden gelip, “Sizi Türkiye’ye göndereceğiz.” dediler.

Rahman Gün

EŞİMİN BAŞINI YERE ÇARPTILAR

Polisler geldiğinde karım fenalaştı, zaten panik atak hastası. Polisler bizi birbirimizden ayırdılar. Eşim yere yığıldı. Çocukların yanına gitmeye çalışıyordu ama polisler izin vermiyordu. Bu sırada aniden bağırınca yanlarına gittim. Polisler yerdeyken darp etmişler. Başı yere çarpmış.

Sonra ambulans çağırdım. Rehabilitasyon merkezine götürüldü. Orada doktorlar hastanede yatması gerektiğine karar verdiler. Halen hastanede.

TÜRKİYE’YE GİDERSEM TUTUKLANIRIM

Türkiye’ye beni geri gönderirlerse tutuklanırım. Dosyamda benim telefon görüşme kayıtlarımın yeni çıkartıldığı görülüyor. Türkiye’ye dönüp tutuklanmamak için Afrika’da iş buldum. Ama pasaportum ve tüm evraklarım Alman makamlarında. Oraya da gidemiyorum.

Afrika’da iş bulduğuma dair evraklar, iş sözleşmem dahil her şeyi sundum. 10 Aralık’a kadar da Almanya’da kalma sürem var. Bana en azından iş bulduğum ülkeye gitme hakkı verebilirlerdi. Tutuklanacağım kesin olduğu halde beni deport etmelerini anlayamıyorum.”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Lösemi tedavisi gören Akif’in anne ve babasını aynı anda tutukladılar

Lösemi tedavisi gören 6 yaşındaki Akif’in anne ve babası yarım saat arayla tutuklandı. Minik Akif tedavi sürecinde yalnız başına kaldı.

CEVHERİ GÜVEN
BOLD ÖZEL – Şenay Daştan ve Mustafa Daştan çifti Kayseri 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından yarım saat arayla tutuklandı. Çiftin lösemi tedavisi gören 6 yaşındaki oğulları Akif Daştan, tedavi sürecinde yapayalnız bırakıldı. Daştan çiftini peş peşe tutuklayan hakim, Akif’in raporlarını dikkate bile almadı.

Şenay Daştan ve Mustafa Daştan çifti, ByLock haberleşme uygulamasını kullandıkları gerekçesiyle Kayseri’deki evlerinden 14 Kasım Perşembe günü gözaltına alındı. Çift, ertesi gün tutuklama istemiyle Kayseri 1. Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Şenay Daştan, oğlunun lösemi hastası olduğunu, kemoterapi süreci nedeniyle aşırı hijyen altında yaşaması gerektiğini belirtti. 2,5 yaşından beri hijyen sorunu nedeniyle yalnız büyüdüğünü, hiç arkadaşı olamadığını, sürekli kendisinin bakması nedeniyle annesine aşırı bağımlı olduğunu aktardı. Kocasının da şu an sorguda olduğunu ve tutuklanma ihtimali bulunduğunu belirten kadın, bu nedenle adli kontrol şartlarıyla serbest bırakılmak istediğini söyledi.

BYLOCK’TAN BAKIN NE ÇIKTI!

Ancak Sulh Ceza Hakimi, Daştan’ın Bylock içerikleri ve aleyhindeki bir tanık ifadesi nedeniyle tutuklanmasına karar verdi. Daştan’a ait olduğu belirtilen Bylock içeriklerinde oğlunun hastalığı ve tedavi süreciyle ilgili bilgiler paylaştığı bunun dışında suç unsuru olabilecek hiçbir konunun bulunmadığı öğrenildi. Hakkındaki tanık ifadesinde ise, Şenay Daştan’ın 2015’ten itibaren oğlunun tedavisiyle ilgilendiği ve cemaat içerisinde etkin olmadığı belirtiliyor. Ancak Şenay Daştan buna rağmen tutuklandı.

Mustafa Daştan da eşinin hemen ardından tutuklandı. Kararın ardından çiftin birbirine sarılarak uzun süre ağladıkları, özellikle Şenay Daştan’ın oğlunun tedavi süreciyle ilgili endişeleri nedeniyle uzun süre kendine gelemediği bildirildi.

Lösemili çocukların özellikle psikolojik olarak sürekli desteklenmesi gerektiği biliniyor.

ANNE EL İŞİ YAPIP SATIYORDU

Mustafa Daştan sözleşmeli öğretmendi. Geçim sıkıntısı çeken aileye yakınlarının yardım ettiği, anne Şenay Daştan’ın da el işi yapıp satarak aile bütçesine katkıda bulunduğu öğrenildi.

AKİF SÜREKLİ KONTROL ALTINDA TUTULMALI

Yakınlarının verdiği bilgiye göre, tedavi sürecinde bağışıklık sistemi çöken Akif’in sürekli olarak hijyenik ortamlarda yaşaması gerekiyor. Hastane ve ev arası yaşayan Akif, bu nedenle kimseyle görüşemiyor ve hiç arkadaşı da olamıyor. Sürekli olarak evde yalnız ve annesiyle zaman geçiren Akif bu nedenle annesine aşırı derece bağlı. Akif’e psikolog tavsiyesiyle şu an annesinin şehir dışına gittiği ve döneceği söyleniyor. Tedavi sürecinde Akif’in sürekli olarak moralinin güçlü tutulması gerekiyor.

DELİLLER TOPLANMIŞ VE KAÇMA ŞÜPHESİ YOK

Şenay ve Mustafa Daştan’ın yargılandıkları dosyada tüm deliller toplanmış durumda. Akif’in yoğun biçimde devam eden tedavisi nedeniyle kaçma şüpheleri de bulunmuyor. Bu nedenle tutuksuz olarak yargılanmaları mümkün. Kayseri 1. Sulh Ceza Hakimi, buna rağmen hem anne hem baba hakkında tutukluluk kararı verdi.

ANNENİN BOYNUNDA TÜMÖR VAR

Şenay Daştan’ın boynunda kısa süre önce bir tümör tespit edildiği ve bu nedenle ameliyat kararı verildiği öğrenildi. Tutuklanan anne Daştan’ın bu tedavi süreci de yarım kalmış durumda.
Akif’e şu an anneannesi bakıyor. Ancak yaşlı anneannenin sürekli hastaneye gitmesi gereken Akif’in tedavi sürecini takip edemeyeceği ve aşırı hijyen gerektiren bakımını yapamayacağı belirtiliyor.

Tutsak bebekleri savunduğu için terör örgütü üyesi ilan edildi!

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

ANA HABER | “Putin’in elinde 15 Temmuz’un kirli yüzüne dair dosyalar var!”

Türkiye ve dünya gündemine ilişkin önemli gelişmeler Bold Ana Haber’de: “Putin’in elinde 15 Temmuz’un kirli yüzüne dair dosyalar var!” BOLD

Okumaya devam et

Popular