Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Ahmet Altan: “Binlerce masumu ve kâğıt flütüyle Selman’ı o duvarların ardında bıraktım”

Yargıtay’ın bozma kararı üzerine İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tekrar yargılanan ve tutuklu bulunduğu cezaevinden tahliye olan Gazeteci Ahmet Altan, özgürlüğünün 5’inci gününde kaleme aldığı yazısında cezaevinde bıraktığı masum insanları ve hücre arkadaşı Selman’ı unutmadı.

BOLD-Ahmet Altan’ın Silivri Cezaevi’nden çıktığında ilk sözü “Diğer çocuklar tahliye olmadı. Onlar için çok üzüldüm. İçerde binlerce masum adam var.” olmuştu. Altan, K24 internet sitesinde “Kâğıttan flüt” başlık yazısında hakkındaki yargılamalar, tahliye kararı ve cezaevinde bıraktığı hücre arkadaşı Selman’ı anlattı. Yazısındaki ilk cümlesinde “Dünyadaki en korkunç şey, senin kaderini elinde tutan bir adamın dehşet verici gücüyle karşılaşmaktır” diyen Altan, “kimse onların anlattıklarını dinlemiyor” sözüyle cezaevindeki masum binlerce insanın karşılaştığı adaletsizliği dile getiriyor.

Ahmet Altan “Kâğıttan flüt” yazısı:

Dünyadaki en korkunç şey, senin kaderini elinde tutan bir adamın dehşet verici gücüyle karşılaşmaktır. Seni öldürebilir, seni hapsedebilir, seni sürgüne gönderebilir ya da seni özgür bırakabilir. Böyle birinin seni hapsetmesiyle serbest bırakması, sonuçları çok farklı olsa da, aynı ölçüde ezicidir. Çünkü senin hiç söz hakkın yoktur. Bunu yapabilen insanlar genellikle bir cüppe giyer ve yüksek bir kürsüde otururlar. Onlara yargıç denir.

Bir insanın böylesine insanüstü bir güce sahip olmasının tek bağışlanacak yanı, bunu haklı bir şekilde kullanması olabilir ancak.

Peki, böyle bir güç, haklılığa hiç aldırmazsa ne olacak?

Hemingway’in Silahlara Veda kitabında İtalyan ordusunun bozguna uğradığı bir dönemde, bir mağarada askerleri yargılayan askerî yargıçları anlattığı bir sahne vardır, verdikleri kararın kendi kaderlerini asla etkilemeyeceğine emin bir aldırmazlıkla, her kararda şapkalarını giyip, selam vererek insanları ölüme mahkûm ederler. Rock Hudson’la Vittorio de Sica’nın oynadığı filmde de bu sahne müthiştir. Kararlarını verir ve insanları idam mangasının önüne gönderirler.

Epeyce uzun süren bir hapislik döneminde çeşitli defalar yargıç karşısına çıktım, anlattıklarımı dinlemediler bile, ben suçsuzluğumu anlatan kanıtları sıraladıkça, onlar aynı suçlamaları sanki ben hiç konuşmamışım, hiçbir şey söylememişim gibi tekrarladılar. Önce beni müebbete mahkûm ettiler, sonra on buçuk yıla mahkûm oldum ve beni tahliye ettiler.

Bu yazıyı yazarken, tahliyeme savcının itirazı sonucunda bir yargıcın vereceği yeni kararı bekliyorum, yeniden hapse de atabilirler.

Ben hem müebbet hapse mahkûm olduğumu hem de tahliye olduğumu aynı yargıcın ağzından farklı zamanlarda duydum. Tahliye edilmek de beni müebbete mahkûm olmak kadar bunalttı çünkü hakkımda bir karar verme yetkisine sahip olmaması gereken birileri tarafından serbest bırakıldığımı biliyordum.

Ben hapisten çıktım ama binlerce masum insan hapiste kaldı.

O demir parmaklıklar ve kalın duvarlar cangılından çıktığımda ardımda çaresiz insanlar bıraktım.

Üç yıldan fazla bir zaman küçük bir hücrede iki mahkûmla birlikte kaldım, hiçbir suçları yoktu, söylediklerini kimse dinlemiyordu, defalarca suçsuz olduklarını anlatmalarına rağmen Silahlara Veda’daki yargıçlara benzeyen birileri tarafından mahkûm edildiler.

Aralarından biri oğlumla aynı yaştaydı, tutuklandığında yeni evlenmişti. Dindardı ama aynı zamanda felsefeye ve bilimsel araştırmalara da meraklıydı.

Müthiş bir el becerisi vardı, imkânların çok kısıtlı olduğu yerde akla gelmeyen malzemelerden akla gelmeyecek şeyler yapardı. Tuz paketlerinden dumbbell, çatallardan mandal, çay kaşıklarından cımbız yapabilirdi. Hapishane yemeklerine değişik malzemeler katarak yepyeni yemekler icat ederdi. Adı Selman’dı. Şikâyet etmenin, Tanrının çizdiği kadere karşı gelmek olduğunu düşünür ve asla şikâyet etmezdi.

Çeşitli nedenlerden dolayı hiç ziyaretçisi yoktu.

Bundan da şikâyet etmezdi.

Bir gün plastik masada yeni romanım Hayat Hanım’ı yazarken avludan bir müzik sesi duydum. Bir flüt sesi. Avluya çıktım. Selman sırtını duvara dayamış, gözlerini kapamış elindeki flütü çalıyordu. Çevredeki hücrelerde sesler kesildi. Herkes bu beklenmedik müziği dinliyordu. Şarkı bittiğinde müthiş bir takırtı duyuldu. Çevre hücredekiler kantinden almış oldukları şekerlemeleri atıyordu bizim avluya. Bu, alkış ve “bis” anlamına geliyordu. Saatlerce çaldı Selman.

Avlu kapısı kapanınca, “bu flütü nereden buldun” dedim. Takvim kartonlarından yapmıştı. Elinde bir mezura olmadığı için deliklerin aralıklarını parmak hesabıyla belirlemiş, plastik bir soda şişesinin ağzını kesip flüte ağızlık olarak takmıştı.

Yeryüzünde hiçbir müzik aletinden duyulamayacak bir ses çıkıyordu flütünden, çok değişik ve biraz kalınca bir sesti, çalarken neredeyse hiç nota kaçırmıyordu.

Sadece kederli türküler değildi çaldıkları, bazen eğlenceli havalar da çalıyordu ama genellikle hüzünlü bir sese kayıyordu flütü.

Benim oğlum gibiydi.

Kimsesi gelmiyordu.

Bir tek kez bile yakınmadı.

Kâğıttan bir flüt yaptı. Sırtını duvara dayayıp onu çaldı.

Bir geceyarı hapishaneden çıktığımda bana ne hissettiğimi sordular, özgürlüğüne yıllar sonra kavuşan birinin sevindiğini duymak istiyorlardı, biraz üzgün olduğumu söyledim.

Binlerce masumu ve kâğıt flütüyle Selman’ı o duvarların ardında bırakmıştım.

Suçsuz olduklarını biliyordum ve gücüm onları kurtarmaya yetmiyordu, kimse onların anlattıklarını dinlemiyordu. Sadece yargıçlar değil neredeyse toplumun çok büyük bir kısmı, mağarada idam cezası veren o aldırmaz adamlara dönüşmüştü. Kasketlerini giyiyor, bir selam veriyor, idam mangasının önüne gönderiyor ve yeni kurbanlarına dönüyorlardı.

O mağarayı gördükten, masum mahkûmların çektiklerine tanıklık ettikten ve kâğıttan flütü dinledikten sonra o hapishaneden çok mutlu çıkmak mümkün değil. İnsan kendini bir büyük suçun yardakçısı gibi hissediyor. Hapishanede bir haksızlığımın kurbanıyken, dışarı çıktığında büyük bir haksızlığın suç ortağı oluyorsun.

Dünyadaki en korkunç şeyin senin kaderin hakkında karar verme gücüne sahip olan biriyle karşılaşmak olduğunu biliyorum, böyle bir güce sahip olanın senin hiçbir söylediğine aldırmamasının nasıl azap verdiğini, insanı nasıl aşağıladığını da biliyorum.

Kâğıttan bir flütten nasıl bir ses çıktığını, dinmemiş bir özlemi nasıl dile getirdiğini de biliyorum.

Yeniden tutuklanma ihtimalim olduğunu da biliyorum.

Ama Selman için tutuklanmak bir ihtimal değil, o zaten tutuklu.

Ve benim oğlumla yaşıt, tuzdan dumbbell, kâğıttan flüt yapıyor.

Gelen kimsesi yok.

Hiç şikâyet etmiyor.

Sadece sırtını duvara dayayıp, flütünü çalıyor.

Hakan Şükür’ün babasının mal varlığına bir kez daha tedbir konuldu

Gündem

Çocuk gelinlerin eşlerine getirilecek af tepki çekti

AKP’nin, çocuk gelinlerin hapisteki eşlerini affetmek için yargı paketiyle yeni bir düzenleme yapacağı iddialarına tabip odaları sert tepki gösterdi. 48 tabip odası, yapılacak düzenlemenin uluslararası sözleşmelere aykırı olduğuna dikkat çekti.

BOLD – Türk Tabipleri Birliği ve 48 tabip odası çocuk istismarcılarına yönelik af iddialarına ortak açıklama ile tepki gösterdi. Açıklamada, yapılacak bu düzenlemenin çocuk ve kadın haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelere aykırı ve suç olduğunun altı çizildi.

ÇOCUK YAŞTA EVLİLİK MEŞRU OLACAK

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu ve 48 tabip odası, kız çocukların cinsel istismar failleriyle evlendirilmesine ilişkin düzenleme yapılacağı iddialarına açıklamayla tepki gösterdi. İkinci Yargı Paketi içinde TBMM gündemine getirileceği iddia edilen çocuk istismarcılarının evlilik yoluyla affını içeren tasarının hem tecavüzü cezasız bıraktığına hem de çocuk yaşta evliliği yasayla meşru hale getirdiğine dikkat çekildi.

ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERE AYKIRI

Cinsel istismar da içinde olmak üzere çocuklara yönelik her tür istismarın suç olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Kız çocuklarının erken yaşta zorla evlendirilmelerine ve kendisine tecavüz eden yaşça büyük cinsel saldırı failleriyle evlendirilerek failin affedilmesine yönelik her tür söylem ve girişim, toplumun çocuklara karşı ahlaki sorumlulukları açısından asla onaylanamayacak bir tutumdur. Bu tür girişimler, yaratılan fiili durumlar ve fiili duruma yasal kılıf oluşturma çabaları taraf olunan çocuk ve kadın haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelere aykırıdır ve suçtur” denildi.

DEVLETİN GÖREVİ SUÇLARI ÖNLEMEK

Cinsel istismar suçunun hangi gerekçeyle olursa olsun affedilemeyeceğine vurgu yapılan açıklamada, “Devletin görevi, kız çocuklarını erken yaşta zorla evliliklere yönlendirmek ve cinsel istismar suçlularını geleneksel, göreneksel, dinsel doğmaların ardına sığınarak cezasız bırakmak değil, suçları önlemektir. Devletin kurumlarını ve erişkin toplumunu, çocuk haklarını ve çocukların üstün yararlarını koruma konusunda duyarlı davranmaya çağırıyoruz” denildi.

81 yaşında tutuklanan Yusuf Bekmezci: “Cemaat terör örgütü değil, Gülen’e terörist diyemem”

Okumaya devam et

Gündem

Milli Eğitim Bakanlığı ayrımcılığın kitabını yazdı

Milli Eğitim Bakanlığının rehber öğretmenlere dağıttığı kitap için seçilen resimler, tepki çekti. Kitapta, başı açık kadınlar çocuklara cinsel istismar ve şiddet uygulayan olarak resmedilirken, başı kapalı kadınlar ise şefkat gösteren olarak resmedildi.

BOLD – Okullara dağıtılan ders kitaplarındaki yanlış uygulamalar ardı arkası kesilmiyor. Son olarak Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından hizmet içi eğitim kapsamında rehber öğretmenlere dağıtılan kitapta ayrımcılık yer aldı. “Psiko-sosyal Önleyici Destek Programı” kapsamında hazırlanan kitapta başı açık kadınların çocuklara şiddet ve istismar uygularken, türbanlı kadınların ise şefkat gösterirken resmedilmesi dikkati çekti.

GEÇEN NİSAN AYINDA YENİLENDİ

BirGün’den Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre Milli Eğitim Bakanlığı doğal afet, terör, göç, intihar, ölüm ve istismar gibi travmatik olaylar karşısında yürütülen önleme hizmetlerinin programlarını Nisan 2019’da yeniledi. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü öncülüğünde yapılan çalışmalar kapsamında, “Psiko-sosyal koruma, önleme ve krize müdahale ekipleri” kurulması kararlaştırıldı.

KİTAP REHBER ÖĞRETMENLERE VERİLDİ

Bakanlık, Psiko-sosyal Destek Programı eğiticisi tarafından hizmet içi eğitim kapsamında açılan, “Psiko-sosyal Destek Programı Uygulayıcı Eğitimleri” hazırladı. Eğitimi başarı ile tamamlayan rehberlik öğretmenlere, “Psiko-sosyal Destek Programı Uygulayıcı” unvanı verildi. Öğrencilere yaşadıkları travmalar konusunda destek olacak rehber öğretmenler için bir de kılavuz kitap hazırlandı.

AYRIMCILIK RESİMLERDE YER ALDI

MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünce hazırlanan kitapta, travma türlerine ilişkin önleyici etkinlikler yer aldı. Kitabın, “Cinsel İstismar” başlığı altında olumlu ve olumsuz davranışlara örnek olacak resimler çizildi. Küçük yaştaki çocuğu muayene eden başörtülü bir doktora ilişkin resimde, muayene olan çocuk ve ailesinin mutlu şekilde yansıtıldığı görüldü.

BAŞÖRTÜLÜ ANNE ŞEFKATLİ

Kitapta bulunan, “Doğrular ve Yanlışlar” etkinliği altında da çocuğunu öpen, şefkatle sarılan anne görseli paylaşıldı. Görseldeki anne başörtülü şekilde yansıtıldı. Bir başka resimde ise çocuğu öpmeye çalışan başı açık yetişkin bir kadın ve bu girişim karşısında hoşnut olmayan çocuk anlatıldı. Bu resmin hemen altına ise çocuğunun başını okşayan kapalı bir annenin resmi yer aldı. Hikayelerin birinde ise sokakta oynayan çocuğun yanına gelen başı açık komşusunun onu öpmek istediği ifade edildi.

MEB, BENZER POLİTİKAYI ISRARLA SÜRDÜRÜYOR

Sosyal Hizmetler Uzmanı Dr. Bülent İlik, bu resimlerin iyi niyetli hazırlanmamış olduğuna dikkat çekerek, “Çocukta hemen böyle bir algı oluşmaz ama bu tip şeyler üst üste geldiği zaman çocuğun zihnine öyle yerleşir. Bu yaşananlar sistemli şekilde adım adım uygulanan bir sürecin parçası. MEB, çok uzun bir süredir benzer politikayı ısrar ve inatla sürdürüyor” dedi.

Kaçırılan Mesut Kaçmaz’dan Fatih Portakal’a çağrı

Okumaya devam et

Gündem

81 yaşında tutuklanan Yusuf Bekmezci: “Cemaat terör örgütü değil, Gülen’e terörist diyemem”

Yusuf Bekmezci savcılık ifadesinde; Cemaatin terör örgütü olmadığını, Fethullah Gülen’i sevdiğini, hiçbir terör faaliyetini görmediğini söyledi. 81 yaşındaki Bekmezci tutuklandı.

BOLD – İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alınan, Fethullah Gülen’in yakın arkadaşlarından Yusuf Bekmezci (81) çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Bekmezci’nin kalmakta olduğu Karşıyaka ilçesindeki bir dairede gözaltına alındığı bildirildi.

“CEMAAT TERÖR ÖRGÜTÜ DEĞİL”

Geçmişten bugüne Fetullah Gülen’e en yakın isimlerden olan Bekmezci’nin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki ifadesinde, “Kendisiyle geçmiş yıllarda İzmir’de bir Kuran kursu kurduk. Fetullah Gülen’i severim. Ona terörist diyemem çünkü hiçbir terör faaliyetini görmedim” dediği belirtildi.

Bekmezci’nin, aynı evde gözaltına alındıkları ve Karşıyaka eyalet imamı olduğu öne sürülen Akif Sarı’yı tanımadığını ve Sarı’nın o akşam misafirliğe geldiğini söylediği belirtildi. Cemaatin terör örgütü olduğu kabul etmeyen Bekmezci’nin, “Bank Asya’ya hiç para yatırmadım ve hesabım da yoktu. Çocuklarım da cemaat okullarında okumadı” diye ifade verdiği belirtildi.

MAHKEMEYE GÖRE “KADİM ABİ”

Mahkeme kararında, Bekmezci’nin “Kadim abi – irşatçı gibi sıfatlarla tanındığı”, “Akyazılı Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldığı”, belirtildi ve Bekmezci’nin savunmasında suçlamaları kabul etmediği belirtildi.

Kararda, “Dosya kapsamındaki delillere göre Türk Ceza Kanunu’nun 314/1 maddesi kapsamında ‘silahlı terör örgütü yöneticisi olmak’ suçunu işlediği iddiasıyla sevk edildiği İzmir Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanmıştır.” denildi.

Okumaya devam et

Popular