Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Erdoğan rejiminin 6 özel esiri

Onlar Erdoğan Rejimi’nin baskısını en çok hisseden 6 kişi. Aylarca kaybedildiler, işkence gördüler. Şimdi tutuldukları hücrelerde avukat istemeye bile korkuyorlar. Yaşamaya devam ettikleri şeyler Nazi Almanyası’ndan kalma gibi.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD – Rejim muhaliflerinin zorla kaybedilmesi, gizli merkezlerde aylarca işkence yapılması ya da öldürülmeleri Türkiye tarihinde farklı dönemlerde görülen bir uygulama. 90’lı yıllarda Kürtlerin hedef olduğu bu durum, uzun zaman sonra şimdi Hizmet Hareketi için geçerli.

2016’nın başından bugüne 29 kişi zorla kaybedildi. Bunlardan bazılarından çok uzun zamandır haber alınamıyor ve hayatlarından umut kesilmiş durumda.

Şubat 2019’da benzer biçimde 6 kişi kaçırıldı: Gökhan Türkmen, Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak, Salim Zeybek ve Mustafa Yılmaz.

Gökhan Türkmen, Yasin Ugan, Özgür Kaya ve Erkan Irmak, zorla kaybedilmelerinden 6 ay sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde oldukları açıklandı.

Son kalan iki kişi olan Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen ise 9 ay sonra yine polise teslim edilmiş olarak bulundu.

İLK SÖZLERİ: ULUSLARARASI MAHKEMELERE BAŞVURULARINIZI ÇEKİN

Kaçırılan 6 kişiyle aylar sonra görüşen eşlerinin gözlemleri aynı: “Aşırı derecede zayıflamışlar, tenleri bembeyaz, korkmuşlar.”

6 kişinin hiçbirinin eşleriyle ya da avukatlarıyla yalnız görüşmelerine izin verilmiyor. Yasalara aykırı olmasına rağmen görüşmeler Emniyette polis; hapishanede ise gardiyan eşliğinde yapılıyor. Üstelik birden fazla polis ve gardiyan bulunuyor görüşme odasında. Ve kamera kaydı alınıyor.

Kaçırılan 6 kişinin karılarına söyledikleri ilk cümleler ise birbirinin aynısı ve ezberletilmiş bir metin gibi:

“Avukat istemiyorum, Uluslararası Mahkeme ve kuruluşlara kayıp olduğumuz ve işkence gördüğümüzle ilgili başvuruları geri çek, Türk mahkemelerindeki şikayetlerden vazgeç, tweet atmayı bırak.”

MİT tarafından Siyah Transopter’la kaçırılanlardan biri de Ayten Öztürk’tü. Öztürk 6 ay boyunca gördüğü ağır işkenceleri mahkemede anlatmıştı. Ardından tüm yargılamaları kapatacak biçimde 34. Ağır Ceza Mahkemesi kuruldu.

AİLE AVUKATLARIYLA GÖRÜŞTÜRÜLMEDİLER

6 kişiden önce kaçırılanlar, aylar süren işkencenin ardından tutuklanıp hapse girdiklerinde yaşadıkları işkenceleri ailelerine ve avukatlarına anlattılar. Mahkemelere de yansıyan bu ifadeler nedeniyle Türk istihbarat teşkilatı MİT’in Ankara’daki gizli işkence merkezi deşifre oldu.

Son 6 kişide bu sebeple farklı bir yol izlendi. Kendi avukatlarıyla ya da Baronun avukatlarıyla görüşmelerine ya da yakınlarıyla yalnız görüşmelerine izin verilmedi.

Aylar boyu yaşadıkları işkence nedeniyle korku içinde olan 6 kişi, ezberletilmiş cümlelerle “Avukat istemiyorum” dediler.

Ardından sürpriz avukatlar ortaya çıktı. Ailelerinin tanımadığı, Baronun atamadığı bu avukatların parasını kimin ödediği bilinmiyor.

Profillerine bakıldığında aşırı milliyetçi oldukları görülen avukatlar, kaçırılan 6 kişi hakkında ailelere bilgi vermekten de kaçınıyor.

Bu avukatlardan biri Neslihan Koçer. Yaptığımız görüşmede ısrarla işkencenin ve kaçırılmanın söz konusu olmadığını savunuyor. Avukat Koçer’e göre, bu kişiler kendileri bilinmeyen bir yerde saklanmışlar ve sonra Emniyete gelip teslim olmaya karar vermişler. Koçer, Emniyete bir iş için gittiğinde Yasin Ugan ve Özgür Kaya ile koridorda karşılaştığını ve avukatlıklarını üstlendiğini savunuyor. Bu kişilerin neden kendi aile avukatlarını istemedikleri sorusunu ise cevapsız bırakıyor.

Koçer, bu açıklamaları yaptığı röportajın ardından mahkemeye başvurarak, röportajın yayınlandığı Bold Medya sitesini Türkiye’de yasaklattı.

ULUSLARARASI MAHKEME BAŞVURULARI

6 kişi kaçırıldıktan sonra aileleri aylar boyu mücadele ettiler. Türkiye’de başvurmadık kuruluş bırakmayan aileler sonuç alamayınca uluslararası hukuk yollarını denemeye başladılar.
Birleşmiş Milletler Zorla ve İrade Dışı Kaybolmalar Çalışma Grubu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 6 kişinin dosyasını gündemine aldı ve Türkiye’den savunma istedi.
Şu an tutuklu olan 6 kişinin, benzer biçimde kurdukları ezber cümlelerden biri de buydu. Eşleriyle ilk görüşmelerinde “Uluslararası Mahkemelere başvurularınızı geri çekin” deseler de uzun süren mücadeleye devam etmek isteyen eşleri, şikayetlerini geri çekmemekte kararlı.

TWITTER TEK ÖZGÜR ALAN

Türk medyasındaki yoğun sansür nedeniyle seslerini duyuramayan aileler, sosyal medyayı etkin biçimde kullandılar. Özellikle de Twitter’ı…

Ailelerin tweetleri binlerce paylaşım alırken, kamuoyuna seslerini duyurabilmeleri bu şekilde oldu.

Kaçırılan fizyoterapist Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz özellikle Twitter’ı etkili biçimde kullanmasının eşini sağ olarak geri alabilmesinde etkili olduğunu düşünüyor.

Sümeyye Yılmaz, “Eşim tweet atmamamı, avukat istemediğini, uluslararası mahkemelere yaptığım şikayetleri geri çekmemi istiyor. Bunlar onun cümleleri olamaz. Ezberletilmiş gibi. Mücadelemi sürdüreceğim” diyor.

Gökhan Türkmen’in eşi Zehra Türkmen ise “Uluslararası mahkemelere başvurularımı geri çekmeyeceğim. Hukuk mücadelemi devam ettireceğim. Eşimin kayıp olduğu 9 ayın hesabını soracağım” diyor.

BARO’NUN AVUKAT ATAMASINA İZİN VERİLMİYOR

Ankara Barosu, kaçırılan kişilerle görüşmek için bir avukat heyeti görevlendirdi. Ancak açık yasalara rağmen bu avukatlara cezaevi yönetimi tarafından izin verilmedi.

Kaçırılan kişilerin kendilerine “Avukat istemiyorum” dedirtildiği için Baro da kilitlenmiş durumda. Türkiye böylesi bir baskıyı belki de ilk kez görüyor.

İnsan Hakları Hukukçusu Kerem Altıparmak bu durumu şöyle özetliyor:

“İnsanlar aylarca kayboluyor. O arada aileler perişan bir şekilde sevdiklerini arıyor. Aylar sonra o kişi çıkıyor ve ben saklandım diyor. Yani ailenin o halini biliyor ama gıkını çıkarmıyor. Birden ortaya çıkan kişi ısrarla ailenin ve Baronun avukat teklifini reddediyor. Israrla ailesinin ve hatta kendisinin bile bilmediği bir avukatla çalışacağını söylüyor. Aylarca kaçan kişi birden itirafçı olup çok sayıda ismi veriyor. Bu kişiler özel kurulan bir mahkemede gizli yargılanıyor. Ne tesadüf ki her kayıpta aynı senaryo sergileniyor.”

İnsan hakları savunucusu ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise son 6 kişide birbirinin aynısı durumlar sözkonusu olduğunu söylüyor:

“Zorla kayedilmeler en önemli insan hakları ihlali. Kaçırılmadan sonra yoğun işkence bilgileri alıyoruz. Kaçırılıyorlar ve aylar sonra emniyette ortaya çıkıyorlar. Son vakalarda Emniyet’te bulunan kişilerin hiçbiri konuşmak istemiyor. Hepsinin eşi kocalarının iradeleri dışında konuştuklarını düşünüyorlar. Son bulunan Gökhan Türkmen, önceki kaçırılanların beş kişide de aynı hikaye var; Zayıflamış, teni güneş görmemekten bembeyaz ve uluslararası mahkemelere yapılan başvuruların çekilmesini istiyor. Hep aynı durum.”

ÖZEL BİR MAHKEME

Kerem Altıparmak’ın söz ettiği özel kurulan mahkemenin ismi; Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi.

Kamuoyunda ‘MİT Mahkemesi’ olarak biliniyor. MİT’in ilgilendiği davaların yargılaması Eylül 2019’da kurulan bu mahkemede yapılacak. Bir anlamda kuruma özel mahkeme.
Kaçırılanlardan 4’ü 24 ve 25 Ekim’de ilk kez bu mahkemede yargılandılar. İnsan hakları mücadelesiyle tanınan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, ilk duruşmada gözlemci olmak için Ankara Adliyesi’ne gitti.

Tanrıkulu yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “İki saat ailelerle birlikte Salim Zeybek ve Özgür Kaya’nın nerede hangi duruşma salonunda yargılandıklarını bulmak için adliyede dolaştım. Adliyedeki hiçbir resmi makam bu yargılamanın nerede yapıldığını bize söylemedi. 34. Ağır Ceza Mahkemesinin kendi salonu boştu. Gizli bir yargılama yapılıyor ve bu suç.”

İŞKENCE MERKEZİ

Aylar boyu kayıp olan 6 kişi, kendi avukatlarını seçemiyor, aileleriyle yalnız başına görüşemiyor ve gizli duruşmalarda yargılanıyorlar. Cezaevinde ise tek kişilik hücrelerde izole edilmiş durumdalar. Bu nedenle kayıp oldukları aylar boyunca nasıl işkencelere maruz kaldıklarını anlatma fırsatı bulabilmiş değiller.

Ancak 6 kişi dışında; MİT’e ait “Çiftlik” denilen işkence merkezinde aylarca kalan Ayten Öztürk ve Zabit Kişi bu fırsatı bulabildiler.

Mahkemelere yazılı ve sözlü olarak yaşadıklarını anlatabildiler.

 

Ayten Öztürk

Ayten Öztürk isimli kadının anlattıklarının bir bölümü şöyle:

“İşkence odasına gözlerim bağlı götürülüyordum. Önce üstümü soyuyor, sonra da askıya alır pozisyonda ellerimi duvardaki demir halkalara kelepçeliyorlardı. Çıplak bedenimin hemen her yerine elektrik cihazı ile bastırıp bir süre tutuyorlardı. Bunu yaptıklarında tüm bedenim titreyerek sarsılıyor son sesimle çığlıklar atıyordum. Bayıltıncaya kadar bunu tekrar tekrar yapıyorlardı. Elektrik cihazıyla bedenime bastırdıkları her yerde iki tane yarık gibi noktalar oluşuyordu. Aralarında 2 cm. olan izler. Tutuklanıp hapishaneye geldiğimde arkadaşlarım vücudumdaki yara bere izini saydı. 898 yara-bere vardı. Bayılacak hale geldiğimde beni banyo-tuvaletin olduğu yere götürülüp tazyikli suyla işkenceye devam diyorlardı. Saatlerce suyla boğma işkencesi yaptıkları oluyordu. Biri bana tazyikli su sıkacakken diğeri kafamdaki çuvalın içinin su dolması için tutuyordu. O elektrik cihazını suyla boğma işkencesi sırasında da kullandılar. Bazen de kafamdaki çuvalı çıkarıp gözlerimi açarak ağzıma, burnuma su tutuyorlardı.

Tabut denilen yerde hareket etmek imkansızdı. Hücrede ise her fırsatta kapıyı açıp kaba dayak, tehdit ve küfürler oluyordu. En az iki kez çok yoğun bir şekilde özellikle yüzüme ve kafama vurdular.

Ağzım, burnum kan içinde kalıp, yüzüm gözüm şişip morarıncaya kadar bunu yapıyorlardı. Serçe parmaklarımdan ve yak baş parmaklarımdan verdikleri bir elektrik vardı. Parmaklarıma metal bir halka bağlayıp (bantlayıp) uzaktan kumandayla veriyorlardı. Birkaç kez bayılıp ayağa kalkamayacak hale gelmiştim. Elektriğe ara verdiklerinde askıda tutup bedenimin her yerini parmak, sopa ve copla taciz ediyorlardı. Copu cinsel bölgelerime sokmaya çalışıp her türlü ahlaksızlığı yapıyorlardı.”

Zabit Kişi’nin aylar sonra hapishanede çekilen fotoğrafı.

Zabit Kişi, işkenceye alındığında 105 kilo olduğunu, çıktığında ise 75 kiloya düştüğünü söylüyor.

Zabit Kişi ise 103 gün kaldığı işkence merkezinde yaşadıklarını Mahkeme’de şöyle anlattı:

“Mekana girer girmez çırılçıplak soydular, soyarken yapılan tacizleri ve bel altı muhabbetleri yazmaya elim varmıyor. İki kişi kollarımdan tutarak duvar tarzı bir yere hızlıca çarptılar. Vücudumun üst kısmından başlayarak ayaklarıma ve farklı bölgelere zaman zaman voltajını arttırarak elektrik verdiler. Oturma pozisyonunda iken ayaklarımın taban kısmı yukarı bakacak duruma getirilip parmaklarımı teker teker ezdiler. Bir aydan sonra parmaklarım iyileşmeye başladı ve ilerleyen zamanda da tırnaklarımdan çıkanlar oldu. Oturma vaziyetinde ellerim ters kelepçeli iken ayaklarıyla kelepçe üzerine çıkarak baskı uyguladılar.

Birkaç gün verdikleri yemeği yerken kaşık tutmakta zorlandım, sinirler tahrip olduğundan el parmaklarımdaki his kaybından dolayı ceza infaz kurumunda iken ilaç kullanma durumunda kaldım.
Çıplak vaziyette iken tecavüzle tehdit edip sert cisimle tecavüze yeltendiler, ısrarla yalvarmama rağmen tekrarladılar.

Oturma pozisyonunda iken kollarımdan iki kişi tutarak sırtıma sert cisimle vurdular, kaburgam çatladı. Her nefes alışverişte kaburgamın ciğerime yaptığı baskıdan dolayı ciddi acı çektim. Kafamda çuval olduğu halde işkence yaparlarken yüksek sesle cevap vermemi istemeleri, nefes alışverişi ağzımdan hızlı ve derin almamdan dolayı ciddi solunum sıkıntısı, kalp çarpıntısı yaşadım.
Ekipler değişiyor ama işkence değişmeden artarak devam ediyordu.”

Zabit Kişi ve Ayten Öztürk, yaşadıkları tüm işkenceleri anlatmalarına rağmen, mahkemeler tarafından doktor muayenesine bile gönderilmediler. İşkence hakkında ise soruşturma başlatılmadı.

HABERİN İNGİLİZCESİ İÇİN TIKLAYIN

HABERİN ALMANCASI İÇİN TIKLAYIN

HABERİN İSPANYOLCASI İÇİN TIKLAYIN

BOLD ÖZEL

4 yıldır tutuklu olan esnaf Kenan Özcan hapiste hayatını kaybetti

Dört gün önce hastaneye kaldırılmasına rağmen ailesine haber verilmeyen esnaf Kenan Özcan önceki gün cezaevinde hayatını kaybetti. Ölüm nedeni ailesine hala söylenmeyen Özcan, 4.5 yıldır tutukluydu.

BOLD ÖZEL – Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında tutuklu olan Kenan Özcan önceki sabah hapiste vefat etti. İzmir Şakran Cezaevinde 4 yıl kaldıktan sonra bu yıl başında Afyonkarahisar Bolvadin Cezaevine sevk edilen Özcan 4 gün önce hastaneye kaldırılmıştı. Hastaneye kaldırıldığında ailesine bilgi verilmeyen Özcan’ın ölüm nedeni de otopsi yapılmasına rağmen açıklanmadı. Özcan’ın kalp krizi nedeniyle ya da beyninde kan pıhtısı oluştuğu için öldüğüne dair farklı görüşler belirtiliyor.

“YAPILAN HAKSIZLIK BİTMİYOR NE YAZIK Kİ”

Özcan’ın vefat haberini Twitter hesabından duyuran yeğeni Ayşe Özcan, “Amcam Kenan Özcan 4 gün önce hastaneye kaldırılmış ama haber verilmedi. Dün sabah vefat haberini aldık. Otopsi yapılmış olmasına rağmen ölüm sebebi de saati de hâlâ net değil. Bu yüzden İzmir’de hastaneler kabul etmiyor. Yapılan haksızlık bitmiyor ne yazık ki. Dualarınıza talibiz.” dedi. 

En son İzmir Tepecik Hastanesi’nin kabul ettiği 66 yaşındaki Özcan’ın cenazesinin bugün defnedileceği öğrenildi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Yedi haftalık bebeğini hapiste kaybeden kanser hastası Gülden Aşık yine tutuklandı

Üç ay kaldığı Bandırma M Tipi Cezaevinde 7 haftalık bebeğini kaybeden Gülden Aşık, 15 Eylül’de tutuklandı. Cezaevindeyken ilk biyopsisi yapılan üç çocuk annesi Aşık, iki yıldır tiroid kanseriyle mücadele ediyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

İki yıl önce Bandırma M Tipi Cezaevinde 7 haftalık bebeğini kaybeden ve tahliye edildikten çok kısa bir süre sonra tiroid kanseri teşhisi konulan Gülden Aşık, 15 Eylül’de Edirne’de yine tutuklandı. Edirne Cezaevine konulan Aşık’ın kanser belirtileri daha önceki tutukluluk sürecinde ortaya çıkmış, ilk biyopsisi tahliye edilmeden 4 gün önce yapılmıştı.

Cezaevinde yaşadığı ağır travmanın etkisi henüz geçmemişken kanser olduğunu öğrenen Aşık, iki yıldır hastane hastane geziyordu. Doktor ameliyat olması gerektiğini söyledi. Ancak ses tellerini kaybedebileceği riskli bir ameliyattı. Aşık’ın tedavi çabaları tutuklanmasıyla birlikte yarım kaldı.

“BENİM YAVRUM KANIM CANIM, ONLAR İÇİN ÇÖPTÜ”

12, 11, 8 yaşlarında üç çocuk sahibi olan ev hanımı Gülden Aşık, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 10 Nisan 2019’da Bandırma’da gözaltına alındı. 2 gün sonra tutuklanıp Bandırma M Tipi Cezaevine konuldu. Bylock kullandığı iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak 26 Şubat 2020’de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Aşık’ın dosyası İstinaf Mahkemesi’nde bulunuyor.

Hapse girdiğinde hamile olduğunu öğrenen Aşık, 1 Haziran 2019’da bebeği 10 haftalıkken düşük yaptı. Ancak otopsi sonucunda bebeğin 7 haftalık 5 günlükken kalbi durduğu ortaya çıktı. Karnında ölü bebekle hapiste 3 hafta yaşayan Gülden Aşık, kürtajdan 1 gün sonra taburcu edilip tekrar hapse gönderildi.

Bebeğini kaybettikten sonra eşine 19 sayfalık bir mektup yazan Aşık, gardiyanların doğmamış çocuğuna çöp muamelesi yaptığını kaleme almıştı. Bold Medya’nın yayınladığı mektupta geçen Aşık’ın “Benim yavrum canım kanım, onlar için çöptü” cümlesi ise akıllara kazınmıştı.

“BEN TERÖRİST DEĞİLİM, ELİMİ KELEPÇELEMEYİN”

Narkozun etkisiyle “Ben terörist değilim, elimi kelepçelemeyin… Bebeğimi öldürdüler” diye sayıklayan Aşık, bir gardiyan ve komutan arasında geçen konuşmayı şöyle yazmıştı: “Komutan nöbeti yeni aldığından ‘bayanın bebeği ölmüş vs’ diye beni soruyor. Memure hanım ‘abi küçük ya daha 7-8 haftalık çöp yani çöp işte…’ gibi bu minvalde cümleler kurdu. Az ileride ben duyuyorum. Benim kaybım başkasının dilinde çöp. İçim yandı, kalbim sızladı, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Benim yavrum çöp, kanım canım çöp… Ve aynı memure birkaç dakika sonra hasta bakıcı gelmediği için evde çocuğum beni bekliyor diye isyan etti. Ben de içim boş, kalbim kırık, boynum bükük, yanımda bir çöp poşetinde eşyalarımla öylece oturdum ve yandım.”

10 Haziran 2019’da tahliye edilen Gülden Aşık’a birkaç gün sonra tiroid kanseri teşhisi konuldu. Gülden Aşık cezaevinde maruz kaldığı hak ihlallerini tahliye olduktan sonra Bold Medya‘ya verdiği özel röportajda anlatmıştı.

“Karnımda ölü bebekle cezaevinde 3 hafta yaşadım”

 

Bebeğini kaybeden tutuklu anne: “Benim yavrum, kanım, canım onlar için çöptü”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Organlarıyla 5 kişinin hayatını kurtaran hakim Nurfer Akgül’e ‘KHK’ sansürü

Beyin kanaması sonucu 2 Eylül’de hayatını kaybeden KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi Nurfer Akgül, bağışladığı organlarla 5 kişiye hayat oldu. Akgül’ün ölümünü 1. sayfasından duyuran Hürriyet başta olmak üzere iktidar medyası ve internet siteleri KHK’lı hakim olduğunu yazmadı. “Hukukçu” demekle yetindiler.

BOLD ÖZEL – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 15 Kasım 2016’da aldığı kararla Yargıtay tetkik hakimliğinden ihraç edilen Nurfer Akgül 2 Eylül’de geçirdiği beyin kanaması sonucunda 38 yaşında hayatını kaybetti. Üç yıl önce organlarını bağışlayan Akgül’ün kalbi, akciğeri, karaciğeri ve iki böbreği başka insanlara nakledildi.

İHRAÇTAN SONRA İKİ ÜNİVERSİTE OKUDU

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Nurfer Akgül, ihraç olduktan sonra bilişim hukuku alanında master yaptı, çocuk gelişimi okudu, bir süre de avukat olarak çalıştı. Akgül, olay günü, 30 Ağustos 2021’de iki oğlu, bir arkadaşı ve onun çocuklarıyla birlikte Kocaeli’nden Ankara Beypazarı’na tatile gidiyordu.

Mudurnu civarında rahatsızlanan Akgül, aracını yol kenarına çekerek 112’yi aradı. Çekmeseydi araba uçurumdan uçacaktı. Gelen sağlık ekiplerince Bolu İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Akgül’ün beyin kanaması geçirdiği tespit edildi. İki gün sonra Akgül’ün beyin ölümü gerçekleşti.

“BİR GÜN ÖLECEĞİZ, İNSANLAR BİZE DUA EDER”

Akgül ailesi, üç yıl önce organlarını bağışlayan Nurfer Akgül’ün 11 yaşındaki oğlu Adem Eymen’in okulun ilk günü yazdığı otobiyografiyle gündeme geldi. Baba Alper Akgül hem kendisini hem de herkesi çok duygulandıran oğlunun otobiyografisini sosyal medya hesabından paylaştı. Eymen, otobiyografisinde annesinin fren yaparak durması sayesinde araçtaki 5 kişinin ve organlarını bağışlayarak da 5 kişinin daha hayatını kurtararak toplamda 10 kişinin hayatını kurtarıp melek olduğunu yazmıştı.

Eymen’in otobiyografisi iktidar medyasında, internet sitelerinde birinci sayfadan haber oldu. Hürriyet haberi “Ağlattın bizi Eymen” başlığıyla duyurdu. Ancak hiçbiri gazeteci Nurfer Akgül’ün KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi olduğunu yazmadı. Nurfen Akgül organlarını bağışladıktan sonra ailesine “Bir gün öleceğiz en azından arkamızda açık bir kapımız olsun, insanlar bize dua ederler.” demişti.

Nurfer Akgül’ün ihraç kararı 17 Kasım 2016’da Resmi Gazete’de yayınlandı.

Okumaya devam et

Popular

Shares