Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

15 Temmuz’un failini ortaya çıkaran belge: İki liste tek hata!

15 Temmuz gecesi yayınlanan sıkıyönetim direktifindeki ‘hata’ darbecileri deşifre etti. TSK fişleme listelerindeki isimlerle darbecilerin sıkıyönetim direktifindeki isimlerin sıralarının bile aynı olduğu anlaşıldı.

BOLD – Gazeteci Adem Yavuz Arslan, TR724’te yazdığı haberde 15 Temmuz’da yaşananların bir darbe girişimi değil istihbarat operasyonu olduğunu hatırlattı. “15 Temmuz aydınlatılmadan Türkiye’de hiçbir şey yoluna girmez, girmeyecek” dedi.

Gazeteci Adem Yavuz Arslan

Darbe gecesi yayınlanan sıkı yönetim direktifinin eki ‘Direktif B’ ile 2015’ten itibaren hazırlanan TSK’daki ‘Fişleme Belgesi’nin birebir aynı olduğunu ortaya çıkardı. Her iki listede de ortak bir hata olduğunu vurgulayan Arslan, “TSK’daki FETÖ’cü hakim-savcılar listesi yapanlar ile ‘darbeciler’ aynı hatayı yapmış” dedi.

CİDDİ BİR AÇIK VERDİLER

Küçük bir hatanın bütün hikayeyi alt üst edebileceğini aktaran Arslan, 15 Temmuz’un ‘gerçek failleri’ fişleme listelerini aynen-hatalarıyla birlikte- sıkı yönetim listesine dönüştürerek ciddi bir açık verdiklerini kaydetti. Fişleme listelerindeki sıralama ile sıkıyönetim direktifindeki sıralamanın bile aynı olduğuna dikkat çekti.

Arslan, fişleme listelerinde yer alan çok önemli bir detaya da dikkat çekiyor: “Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) 2010 yılı devresi. Bu listede olmayan tek isim; Eren Şen. Mahkemede ‘tanık’ olarak dinlenen Eren Şen ‘Cemaatçi olarak bildiklerini devletin ilgili birimlerine bildirdiğini’ anlatmıştı.”

Arslan, yazısında şunları dile getirdi:

Diyebilirim ki birazdan okuyacağınız detaylar 15 Temmuz’a dair hükümlerinizi temelden sarsabilir. Gerçi peşin hükümlülere bir şey anlatmak, inandırmak zor. Onlar, Erdoğan çıkıp ‘darbeyi biz planladık, bunun için de Cemaate sızan ajanlarımızı da kullandık, 250 kişi öldü ama hedefimize ulaştık, rejimi değiştirdik” dese de fikrini değiştirmeyecek, Erdoğan’ı alkışlamaya devam edecek.
Ancak “Ne olduğunu bilmesem de bize anlatılan senaryo tutarlı değil, burada bir bit yeneği var” diyen kitle için çok şey ifade edecek detaylar var mahkeme dosyalarında.

YAZININ DEVAMI

Bu yazı aslında 15 Temmuz 2019’da yazdığım “358 generalden 240’ı nasıl cemaatçi oldu?” yazısının devamı. Devam etmeden dönüp o yazıyı okumanızda konu bütünlüğü açısından fayda var.
Özetle o yazıda Ankara 17, 23 ve 25. Ağır Ceza Mahkemelerinde devam eden yargılamalarda yer alan belgelerin 15 Temmuz’a dair bir çok konuyu aydınlattığını anlatmıştım. Mahkeme kayıtlarına göre TSK’da yapılan tarihi tasfiyenin kaynağı daha önce Ergenekon-Balyoz yargılamalarından tanıdığımız bir takım isimler ve onların irtibatta olduğu kişilerce hazırlanan fişleme listeleri. Mahkeme evraklarına göre fişlemeler üç ayrı grup tarafından yapılmış.

İZMİR EKİBİ

Birinci grup ‘İzmir Ekibi’ olarak bilinenler. İkinci ekip Zeki Üçok’un da aralarında olduğu ‘emekli ekibi’ ve üçüncü grup ise ‘yüksek yargı ekibi’. ‘İzmir Ekibi’nin en tanınan ismi Askeri Casusluk davasından bilinen Albay Mehmet Yüzbaşıoğlu. Yüzbaşıoğlu gerek ifadelerinde, gerekse mahkeme beyanlarında irtibatta olduğu ekibi tek tek sayıyor. Yüzbaşıoğlu’nun ekibinin ortak özelliği Askeri Casusluk davasında sanık olmaları. Ancak ifadeleri çaprazlama okuduğunuzda zaten kimin kimle irtibatlı olduğu ortaya çıkıyor.

Yüzbaşıoğlu liderliğindeki bu ekibin sivil uzantılarında ise AKP’li Mustafa Şentop, HSK Genel Sekreteri Bilgin Başaran, DDK üyesi Metin Kıratlı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter yardımcısı Talip Uzun var. Sayfalar dolusu ifadenin özeti şu; bu ekip TSK içinde kapsamlı fişleme listeleri hazırlamışlar ve bunları 15 Temmuz’dan çok önce MİT, emniyet ve Cumhurbaşkanlığı’na iletmişler.

Bugünün TBMM Başkanı Mustafa Şentop savcılık ifadesinde TSK’daki cemaatçilerin tespiti için yukarıda özetlediğim ‘İzmir ekibi’ ile sıkı temasta olduklarını, hem 15 Temmuz öncesi hem sonrası kendilerinden ‘çok faydalı bilgiler’ aldıklarını anlattı. Mehmet Yüzbaşıoğlu’nun ifadeleri Şentop’un ifadelerini teyit ediyor. Yüzbaşıoğlu 2015 Kasım’ında Şentop ile tanıştığını, Metin Kıratlı ve Talip Uzun ile koordine toplantıları yaptıklarını anlatıyor.

‘İzmir Ekibi’nin askeri uzantıları da aynı koordinasyon toplantılarına katılmış. Özellikle Albaylar Nurettin Alkan ile Albay Güven Şaban’ın fişleme listelerinde Şentop ve Kıratlı ile yakın çalıştığı görülüyor. Bu arada tekrar hatırlatayım; bu fişleme çalışmaları 15 Temmuz’dan bir yıl öncesinde yoğunlaşmış.

EMEKLİLER GRUBU

Fişleme listelerinin hazırlanmasında kritik role sahip ikinci ekip ise ‘Emekliler Grubu.’ Yandaş medyada sık sık boy gösteren emekli Albay Zeki Üçok ile emekli Hakim Binbaşı Mehmet Çelik ve emekli Askeri Yargıtay Üyesi Hakim Albay Yasin Aslan.

Mesela Yasin Aslan mahkeme ifadesinde “Biz 15 Temmuz darbe girişiminden önce Cumhurbaşkanlığına ve ilgili makamlara bilgi notları sunmuştuk. 15 Temmuz sonrası beni tekrar çağırdılar. Bu sıkı yönetim görevlendirme emri ve sıkıyönetim mahkemelerindeki görevlendirme emrindeki askeri hakimlere ilişkin bildiklerimizi anlatmamızı istediler” diyor.

YÜKSEK YARGI EKİBİ

TSK’daki fişlemelerin üçüncü ayağını ise ‘Yüksek Yargı Ekibi’ diye tanımlanan kişiler yapmış.

Bu detayları anlatmamın nedeni şu; TSK’da yapılan fişlemeler hali hazırda süren cadı avının temel dayanağı. 15 Temmuz akşamı nerede olduğunuzun, ne yaptığınızın hiç önemi yok. Hatta darbecilerle çatışmışsanız bile fişleme listelerinde varsanız darbecilikten tutuklanıyor, müebbetle yargılanıyorsunuz.

Dahası, fişlemelerin kaynağını tespit ettikten sonra 15 Temmuz’un gerçek faillerini görebiliyorsunuz.

MEŞHUR DİREKTİFİN KAYNAĞI ANLAŞILDI

Erdoğan rejimi Türkiye’de gazeteciliği bitirdi. Özgür ve bağımsız gazeteciler ya hapiste yada sürgünde. Türkiye’dekiler ise ya korkudan ya da ‘mevcut durumdan memnun olduğundan’ mahkemelere, savunmalara bakma ihtiyacı hissetmiyor. Oysa ki Ankara 17, 23 ve 25. Ağır Ceza Mahkemelerinde devam eden yargılamalarda 15 Temmuz’a giden yolu aydınlatacak çok önemli belgeler ve ifadeler var.

Söz konusu üç mahkemede TSK’daki hakim ve savcılar yargılanıyor.

Sanıklara isnat edilen suçlama “Yurtta Sulh Konseyi’nin 15 Temmuz akşamı yayınladığı ‘Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi’de isimlerinin yer alması.” Yani basitçe ifade etmek gerekirse, darbe başarılı olsaydı bu askeri hakimler, sıkı yönetim mahkemelerinde görev alacaklardı. Aradan geçen bunca zamana rağmen Yurtta Sulh Konseyi kimlerden oluşuyordu, bu listeleri kim hazırladı, talimatları kim verdi belli değil ama isimleri mesajda yer alan yüzlerce hakim savcı müebbetle yargılanıyor. 3 yıldan fazladır hapisteler.

BU İSMİ UNUTMAYIN: “DİREKTİF-B”

Burada bir duralım.

Kayıtlara adı “Direktif-B” olarak geçen “Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi” var. Bu ismi not edelim ve unutmayalım: “Direktif-B”

Sadece bu belgede adı olduğu için yüzlerce hakim savcı 3 yılı aşkın süredir cezaevinde.

İşte bu hakim savcıların yargılandığı mahkemelerde geçtiğimiz aylarda önemli bir gelişme oldu. Daha doğrusu yüzlerce sayfa dokümanın arasında yer alan bir belge “Direktif-B’yi kimin hazırladığını gösteriyor.

Evet yanlış duymadınız, “Direktif-B”yi kimin hazırladığı yaklaşık 4 yıl sonra aydınlanıyor. Ama bunun için mahkeme evraklarına yakından bakmak gerekiyor.

Girişte de kısaca hatırlattığım gibi; TSK’daki tasfiyelerin ardında üç farklı grubun yaptığı fişlemeler var. TSK içinde ‘İzmir Ekibi’ olarak tanınan grubun lideri ise Albay Mehmet Yüzbaşıoğlu.

Yüzbaşıoğlu savcılık ifadesinde diyor ki “Askeri yargıdaki FETÖ yapılanmasına yönelik yapılması gereken mücadele stratejisi ve somut olgu-olaylar konusunda bilgilerimi paylaştım. Yaptığımız çalışmalar darbe sonrası ortaya çıkan tablo ve isimlerle örtüşünce oluşan güven ve inanç ortamı Milli Savunma Bakanı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı nezdinde itibar görerek benim bazı görevlere tevdi edilmeme neden oldu.”

Albay Yüzbaşıoğlu 15 Temmuz sonrası Genelkurmay Askeri Savcılığı’na terfi ettirildi. Bir önceki yazıda detaylı anlattığım isimlerden Taner Güçlü’de MSB Askeri Adalet İşleri Başkanlığı’na getirildi.

‘İzmir Ekibi’nden Eren Şen ise MSB Askeri Adalet İşleri Başkanlığında görevlendirildi.

İKİ KİŞİLİK DEV KOMİSYON

Mehmet Yüzbaşıoğlu 2 Ağustos 2016 tarihinde müşteki, 9 Şubat 2017’de de tanık olarak ifade verdi.

Yüzbaşıoğlu aynı zamanda 17 Ağustos 2016’da faaliyete başlayan ve 184 hakim hakkında -delil olmadan, savunma dahi almadan- ihraç kararı veren “Askeri Hakimler Komisyonu”nun üyesi.

Adının ‘komisyon’ olduğuna bakmayın.

Zira bu komisyon 15 Temmuz sonrası KHK ile kuruldu ve üyeleri MSB tarafından seçiliyor. İki üyeden oluşuyor. Yani adına komisyon denen yapı iki kişiden oluşuyor. Birisi Mehmet Yüzbaşıoğlu diğeri de Taner Güçlü.

Albay Taner Güçlü’yi İzmir merkezli Askeri Casusluk soruşturmasından hatırlarsınız. Bu iki isim 184 hakim savcının kaderini tayin etti.

Dahası bu isimler TSK’dan ihraç edilmesini sağladıkları hakim savcıların yargılandığı davada aynı anda müşteki, tanık ve dahası yargıç konumundalar. Öyle bir ekip düşünün ki, hakkında dava açılacak isimleri onlar belirliyor. Bu kişilerin görevden alınıp TSK’dan ihracına karar veriyorlar, ihraç ettikleri kişilerin yargılandığı davada tanık olarak dinleniyorlar. Halen bulundukları görevleri nedeniyle de mahkemeyi yöneten hakimlerin amiri pozisyonundalar.

Olayın çarpıklığı burada da bitmiyor. Çünkü komisyon üyesi Yüzbaşıoğlu ve Güçlü daha önce Askeri Casusluk Davası’nda şu an sanık olan hakimlerce yargılandılar. Ortada bir ‘intikam operasyonu’nun olduğu çok açık.

Normal şartlarda böyle bir yargılama olmaz. Ama Türkiye’de rutine dönüştü artık bu tip anormallikler.

Dönelim mahkemeye. Mahkeme 26 Ocak 2018 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı Askeri Hakimler Komisyonu’ndan sanıklar hakkındaki bilgi ve belgeleri talep etti.
Yüzbaşıoğlu, askeri hakimlerin yargılandığı davanın 7 Eylül 2018 tarihli duruşmasında ‘tanık’ olarak ifade verdi ve şunu söyledi “Bizde bu sanıklarla ilgili 60 klasör bilgi ve belge var. Bunların bir kısmı dosyada yok sanıyorum. Bunları bizden istediğiniz zaman verebiliriz. Sanıkların tüm bilgileri kurulda var” dedi.

Mahkeme de bu belgeleri istedi. Ancak söz konusu 60 klasör belge mahkemeye tam 19 ay sonra ulaşabildi. Orada da şok yaşandı çünkü 60 klasör 3 klasöre düşmüştü.

15 TEMMUZ’U AYDINLATACAK BELGE ÇIKTI

Komisyonun Mahkemeye gönderdiği belgelerin arasında 7 sayfalık bir fişleme belgesi vardı. Listelere baktığınızda söz konusu fişlemelerin 2015 terfi/atama kararları öncesi oluşturulmaya başlandığını, 26 Mayıs -7 Haziran 2016 tarihleri arasında son şekli verildiğini görüyorsunuz. Listede 284 askeri hakimin ismi var. Liste de ayrıca 65 askeri hakim adayı sayı olarak yer aldı.

Simdi bu adı da bir kenara yazın; Fişleme Listesi.

Direktif-B hala aklınızda değil mi?

MAHKEME BELGEYİ GÖRMEZDEN GELİYOR

Sanıklardan Albay Muharrem Köse, Ankara 25.Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 22 Ekim 2019 tarihli duruşmasında söz almak istedi. Gerekçesi de hayli dikkat çekiciydi. Albay Köse “kendilerine kurulan kumpasın belgesinin bulunduğunu, bu durumun yargılamayı etkileyeceğini” söyledi. Böyle iddialı bir talebi duyan hakimin kulak kesilmesi gerekir.
Ancak mahkeme heyeti ısrarla Köse’ye söz hakkı vermedi.

Bu kez avukatı Muhammet Akçay söz aldı ve “bu adamlar idamla yargılanıyor, burada da konuşmayacaklarsa nerede konuşacaklar, bırakın konuşabilsinler” diye ısrar etti. İtirazlar duruşma boyunca devam etti ve finalde Muharrem Köse kısa da olsa savunma yapabildi.

Muharrem Köse , Albay Yüzbaşıoğlu’nun mahkemeye ‘delil’ olarak gönderdiği ‘Fişleme Listesi’ne dikkat çekiyordu.

Mesela fişleme listelerinde Muharrem Köse 1. Sırada “Genelkurmay Adli Müşaviri” diye yazılmış. Oysa ki Köse 3 Mart 2016’da Hulusi Akar tarafından Genelkurmay Hukuk Müşaviri olarak atanmıştı. Bu demek oluyor ki, bu fişleme listesi 14 Nisan 2016’dan önce hazırlanmaya başlamış. Yani mahkemeye sunulan evrak aslında darbeden önce yasa dışı şekilde hazırlanmış bir fişleme listesi.

 

Ne olmuş demeyin.

Şeytan ayrıntıda gizlidir. Listenin detayları aslında 15 Temmuz darbe girişiminin ardındaki güç merkezini de deşifre ediyor. Öncelikle 224 kişilik Fişleme Listesi’nde bazı isimler silinmiş. 7 sayfalık belgede 5 ismin üzeri kapatılmış. Yani listeye sonradan müdahale edilmiş. Bu listeleri keyfi müdahale edildiğini gösteriyor.

TSK personeli tarafından hazırlanan belgelerde ‘komutanlığı’ ibaresi ‘K.ligi’ olarak yazılır. TSK’nın resmi yazışma jargonu böyle. Ancak Fişleme Listeleri’nde ‘Kom.liği’ veya bazı yerlerde ‘Kom’ şeklinde yazılmış.

Bu listelere ‘sivillerin’ müdahale ettiğine işaret.

Fişleme listelerinde askeri hakimlerin bulunduğu kuvvet, rütbe ve görev yerlerinde hatalar var. Ancak asıl ‘bomba’ ya şimdi geliyorum.

FİŞLEME LİSTESİ İLE SIKI YÖNETİM DİREKTİFİ NASIL AYNI OLUR?

Gelelim asıl şok detaya.

Bu fişleme listesi ile Yurtta Sulh Konseyi’nin darbe gecesi yayınladığı Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi yani unutmayın dediğim “Direktif -B” ile neredeyse aynı. Her iki listeyi karşılaştırmalı incelediğinizde, bu iki listeyi aynı kişilerin hazırladığı tartışmasız bir şekilde görülebiliyor.

Nasıl mı?

“Fişleme Listesi”nde isimleri bulunan 195 askeri hakimin 194 tanesi “Direktif-B” de görevlendirilmiş. Sadece bir yüksek hakim ile ilgili farklılık var. Onun dışında liste birebir aynı.

Dikkat edin, birisi 2015’ten itibaren oluşturulan fişleme listesi diğeri darbe gecesi yayınlanan sıkı yönetim direktifinin eki.

Devam edelim.

15 Temmuz 2016’da TSK’da toplam 66 askeri hakim adayı vardı. Fişleme listesinin sonunda “Not: 65 askeri hakim adayının tamamı PDY mensubudur” ibaresi var. Bu ifadeyi kim neden yazmış olabilir ayrıca analiz edeceğim.

Ancak 66 hakim adayı varken fişlemede “65 askeri hakim adayının tamamı” denmesi ilginç. Daha da ilginç olan şu; Yurtta Sulh Konseyi’nin yayınladığı “Direktif B” de de 65 hakim adayı görevlendirilmiş. Her iki listede 1 kişilik bir hata var. Hata, bu bir kişilik sapma ile sınırlı değil.

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden bir gün önce MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın 7 saate yakın baş başa görüştüğü ortaya çıkmıştı.

HAVA DEĞİL KARA YAZILMIŞ

15 Temmuz’da Diyarbakır’da görevli olan Hava Hakim Üsteğmen Tuba Özkan’ın görev yeri, Fişleme Listeleri’nde Kara Kuvvetleri olarak yazılmış. O kadar hata olabilir ne var bunda diyebilir siniz.

Hava yazacakken Kara yazmışlar. Evet basit bir hata denebilir. Ancak ne hikmetse aynı hatayı 15 Temmuz 2016 akşamı yani darbe anında Yurtta Sulh Konseyi’nin yayınladığı Direktif B de de aynı şekilde tekrar edilmiş.

Yani TSK’daki ‘FETÖcü hakim-savcılar’ listesi yapanlar ile ‘darbeciler’ aynı hatayı yapmış !
Daha bitmedi.

Fişleme listeleri ile Direktif B arasında başka ‘pişti’ler var.

Mesela Yüzbaşılar Hakim Erhan Alp ile Mustafa Kayaalp hem fişleme listesinde hem de Direktif B’de aynı şekilde üsteğmen olarak yazılmış. Fişleme yapıldığı tarihte muhtemelen üsteğmendiler.

Ancak terfi almalarına rağmen yaklaşık bir yıl sonra hazırlanan Direktif B’de üsteğmen olarak kaldılar. Dahası 15 Temmuz sonrası çıkan KHK’larda rütbeleri doğru şekilde yüzbaşı yazılmış. Eğer sıkı yönetim direktifindeki listeyi Genelkurmay’dan birileri 15 Temmuz’a yakın bir tarihte hazırlamış olsaydı yüzbaşı olan iki hakimi bir yıl önce hazırlanmış olan fişleme listesinde olduğu gibi üsteğmen yazmazdı.

AYNI ANDA AYNI ŞEKİLDE

Bu hatayı (!) hem fişlemeyi yapanların hem de darbecilerin aynı anda aynı şekilde yapması hayli ilginç bir durum.

Devam edelim…

TSK yazım jargonunda askeri hakimlerin sicilleri yazılır. Darbe gecesi yayınlanan sıkı yönetim direktifinin eki Direktif B’de bu yok. Bilin bakalım başka nerede bu yazım kuralına uyulmamış?

Bildiniz; fişleme belgesinde.

Ayrıca TSK yazım jargonunda Deniz Kuvvetleri’nde askeri hakimler için ‘As.Hak’ yazılıyor. Fişleme listelerinde bu kurala uyulmamış ve ‘Dz Hak’ yazılmış. Ne hikmetse aynı yanlış (!) Yurtta Sulh Konseyi üyeleri de yapmış ki Direktif B’de de aynı hata var.
Bir diğer tuhaflık ise şurada;
Fişleme listesinin bir numarasında Albay Muharrem Köse var. Rütbe ve kıdem olarak Köse’den üstte olan isimler sonra yazılmış. Aynı tuhaf uygulama bir yerde daha var; Direktif B’de. Sıkıyönetim Direktifinde yer alan sıralama ile fişleme listesinde yer alan sıralama aynı.

Yani ‘darbeciler’ tıpkı fişlemeciler gibi yazım kuralları yanında rütbe ve kıdem sırasını da dikkate almamış.

Gelelim ihtimallere.

Yani nasıl oluyor da Mehmet Zeki Üçokların, Metin Yüzbaşıoğluların övünerek anlattıkları ‘Fişleme Belgeleri’ ile 15 Temmuz akşamı Genelkurmay’dan çıkan Sıkıyönetim Direktifi ekleri aynı oluyor ?

İhtimalleri sırasıyla ele alalım.

TANIK İFADESİ YOK

Birinci ihtimal “fişleme listeleriyle sıkıyönetim ek listelerini Cemaatçiler yaptı.”

Öncelikle fişlemelerin ‘Fetö’ mensuplarınca yapıldığına dair belge, bilgi yada açık-gizli tanık ifadesi yok. Kaldı ki fişleme yaptıklarını başta Zeki Üçok ve Metin Yüzbaşıoğlu mahkemede açıkça söyledi. Ayrıca fişleme listelerinde yer alan herkes ‘fetö’cü olsa TSK’dan atılır, tutuklanır, müebbetle yargılanırdı. Oysa adı listede olduğu halde TSK’dan ilişiği kesilmeyen, halen görevde alan 26 hakim var.

Ayrıca fişlemeyi yapan ‘fetö’cü birileri olsa fişledikleri 65 hakim adayının karşısına “Tamamı PDY mensubudur” diye yazmaz. Fişleme listelerinin ‘fetö’cü birileri tarafından yazılmadığını gösteren başka detaylar da var ama uzatmamak adına ikinci ihtimale bakalım.

İkinci ihtimal bu iki listenin farklı kişilerce hazırlandığı, benzerliklerin ‘tamamen tesadüf’ olduğu varsayımı.

15 Temmuz sonrası fişleme listesindeki herkes ile ilgili örgüt üyeliği suçlaması getirilmedi. Benzerliklerin niteliği ve 15 Temmuz akşamından itibaren direktifin Ek-B’si yerine fişleme listesinin adli idari işlemlere esas alınmış olması tesadüf ihtimalini boşa çıkarıyor.

MÜCADELE EDEN ÇEVRELER

Üçüncü ihtimal ise Direktif EK-B ile Fişleme Listelerini hazırlayanların “Fetö ile mücadele eden çevreler” tarafından hazırlanmış olması. Bu ihtimal diğer iki ihtimale oranla akla en yatkın olan. Çünkü daha ilk sayfada “ Not: 65 Askeri Hakim Adayının Tamamı PDY mensubudur” ifadesi var. Ayrıca 17, 23 ve 25. Ağır Ceza Mahkemelerinde süren yargılamada ‘tanık’ veya ‘müşteki’ olarak ifade veren eski Balyoz ve Askeri Casusluk Davası sanıkları açıkça “Cemaatçi olduğunu düşündükleri isimleri listeleyip ilgili yerlere verdiklerini” söylüyorlar.

Dördüncü ihtimal ise fişleme listelerinin MİT’ten veya emniyetten gelmiş olması.

Mahkeme dokümanları ışığında bakılırsa bu ihtimal de devre dışı kalıyor. Çünkü Milli Savunma Bakanlığının mahkemeye yolladığı evraklar da MİT’in hazırladığı fişlemelerin örnekleri var. Aynı şekilde TSK ve Emniyetin fişleme örnekleri de mevcut. Söz konusu yazışma ve bilgilerle 15 Temmuz sonrası adli operasyonlara kaynaklık eden fişlemelerin hiç bir benzerliği yok.

Uzun bir yazı olduğunun farkındayım. Ancak ortada 15 Temmuz gibi ciddi bir olay var. Yüz binlerce kişi bu kumpasın mağduru. Binlerce kişi suçsuz yere hapiste çürüyor. Erdoğan ve müttefikleri 15 Temmuz’u “Allah’ın lütfu” olarak tanımlayıp keyfini çıkarırken ülkede rejim değişti. Başta Hulusi Akar, Hakan Fidan, Abidin Ünal gibi isimler ifade bile vermezken Harbiyeli çocuklar müebbet hapis cezası aldı.

HAYATİ ÖNEME SAHİP

O yüzden gerçeği aramak, ayrıntıları kovalamak hayati öneme sahip.

Bu yazıda uzun uzun anlattım. ‘Fişleme listeleri’ni yapan kişiler kimse 15 Temmuz darbecileri de onlardı. Fişleme belgeleri ile Sıkıyönetim listelerinin birebir aynı olması adresi işaret ediyor. Sadece Ankara 17, 23 ve 25. Ağır Ceza Mahkemelerinde görülen askeri hakimler davasına bakarak bile ‘gerçek failleri’ görmek mümkün.

Bazen yapılan ‘küçük bir hata’ bütün hikayeyi alt üst edebilir. 15 Temmuz’un ‘gerçek failleri’ fişleme listelerini aynen-hatalarıyla birlikte- sıkı yönetim listesine dönüştürerek ciddi bir açık vermiş oldular. Fişleme listelerindeki sıralama ile sıkıyönetim direktifindeki sıralama bile aynı.

Tabi bakmak ve görmek isteyenler için.

Savcı 127 sanığın ifadesini yarım sayfada özetledi

Gündem

Şehit eşini yargılayan mahkeme; Şehit Üsteğmen Ataş’ın, banka hesap bilgilerini sorgulanmış!

4 Ekim 2016 tarihinde Diyarbakır Lice’de PKK ile girdiği çatışmada şehit olan Üsteğmen Murat Ataş’ın eşi Sezen Ataş, örgüt üyeliği iddiasıyla mahkemeye çıktı. Savcılık soru aşamasında Şehit Üsteğmen Ataş’ın banka hesap bilgilerini de araştırdığı ortaya çıktı.

BOLD-Şehit Üsteğmen Murat Ataş’ın eşi Sezen Ataş, hakkında ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla soruşturma açılmış ve daha önce gözaltına alınmıştı. Geçen gün görülen duruşmaya dair notlarını twitter hesabından paylaşan Şehit eşi Ataş, 3 yıl önce Diyarbakır Lice’de şehit olan eşi hakkında banka hesap bilgilerinin sorgulandığını öğrendiğini anlattı.

“Mahkememde yaşadıklarımı anlatırken hiç hoş olmayan tavırlarla karşılaştım” diyen Sezen Ataş, “Sanki hikâye anlatıyorum da onu dinlediler. Şehit olmuş eşimin bile banka hesabı olup olmadığı araştırılmış. Söylenecek çok bir şey yok. Eşim Edirne Kapı Şehitliğinde yatıyor. Gidip orda sorgulayabilirler.” dedi.

“Ailemin ilk Şehidi eşim değil. Aileden 3 şehit verdikten sonra, doğudan göç edip batıya yerleştik” diyen Ataş, “Eşimi de Şehit verdim. Geçmişimizde hiçbir örgütle bağımız olmadığı gibi şimdi de benden silahlı terör örgütü üyeliği çıkaramazsınız. Sadece vicdan diliyorum size…” ifadesini kullandı.

“İstedikleri zaman kahraman bir Şehidin ailesi, istemedikleri zaman hain olabildiğim ülkemde hesabını veremeyecekleri şeyler yaşatıyorlar” diyen Ataş, “Çok çok acı bir durum. Bu hale geldiğimiz için gerçekten çok üzgünüm. Şehit ayrımının da yapıldığını gördük ya..” dedi.

“Toz bulutları aralandığı zaman biz olduğumuz yerde olacağız” diyen Şehit Eşi, “Mekanım Eşimin yanı, vicdanım rahat… Bu gerçekleri değiştiremeyeceğinize göre durduğunuz yeri tekrar bir değerlendirin. Gerçek kahraman kim hain kim!!!” diye sitem etti.

Anne babalar içeride, çocuklar dışarıda perişan: “Sesimi duyun, artık dayanamıyorum”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Bebeklerin bulunduğu Çorum Cezaevinde kalorifer yanmıyor

Kaloriferlerin yanmadığı Çorum Cezaevinde devamlı kalan 2, dönüşümlü gidip gelen 2 bebek ve çocuk bulunuyor. Yarın 2,5 yaşındaki Hamza da cezaevindeki annesinin yanına teslim edilecek.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cezaevlerindeki insanlık dışı koşullar ve hak ihlalleri kış gelince daha da artıyor. Hava sıcaklığının geceleri eksi 3’e düştüğü Çorum’daki cezaevinde kaloriferler yanmıyor. Yargı paketinden yararlanıp kısa bir süre önce tahliye olan Emine A, Çorum Cezaevinde şu anda sürekli kalan 2, dönüşümlü gidip gelen 2 bebek ve çocuğun daha olduğunu, kış günü çocukların hasta olmaya mahkum edildiğini söyledi.

HAMZA’YA BEN BAKACAĞIM AMA DURMUYOR

16 kişilik bir koğuşta kaldığını ifade eden Emine A, “Ben tutukluyken orada 3 bebek vardı. Diğer ikisi de annelerinin yanına gelip gidiyordu. Küçüklerden Hamza 1 haftadır benim yanımda. Annesi haber gönderdi. Burası çok soğuk kalorifer yanmıyor, hasta olmasın, mümkün olduğunca sizinle kalsın diye ama çocuk durmuyor. Annesini istiyor. Ben kalsın istiyorum, keşke hep dursa, bakacağım ama durmuyor. Mecburen yarın vereceğim annesine” dedi.

ÇOCUK ARTIK İÇ GEÇİRİYOR, BİZ DE DAYANAMIYORUZ

Emine A, 7 aylıkken hapse giren Hamza’nın psikolojik durumunu ise şöyle anlattı: “Çocuk artık bayağı iç geçiriyor. Biz de dayanamıyoruz. Sıkıyor kendini. Gözlerinden yaşlar geliyor. Bağıra bağıra ağlamıyor, içeride hep sus sus dedikleri için, susarak ağlamayı öğrenmiş. Annem diyor, sessizce ağlıyor, arkası gelmiyor.”

Gülende ve Erdal Bıçakçı’nın en küçük oğlu olan Hamza Bıçakçı 7 aylıkken annesiyle birlikte Çorum Cezaevine girdi. 2,5 yaşını doldurdu. Mart 2018’den beri karı-koca tutuklu bulunan Bıçakçı çiftinin üç çocuğu var. Zeynep (7) ve Numan’a (10) Kahramanmaraş’ta ikamet eden yaşlı babaanne ve dede bakıyor.

Hamza, ablası Zeynep (7) ve abisi Numan’a (10) ile.

Emine A. “Hamza’nın ailesinden Çorum’da kimse yok. Ben içerideyken annesi rica etmişti ‘Hamza dışarıyı hiç görmedi, çıkınca biraz ilgilenebilir misin, oğlum dışarıyı görsün’ diye. Ben de tabi dedim. Canla başla. Çocuk bu. Geçen hafta ailesi Maraş’tan açık görüşe geldi, onlar bana teslim ettiler. Annesinden de izin aldılar. Yarın da götüreceğim.” ifadelerini kullandı.

ŞEKER HASTASIYIM, İLAÇLARIMI 25 GÜN VERMEDİLER

Şeker hastası olduğunu ve cezaevindeyken ilaçlarının verilmediğini de belirten Emine A. “3 ay içeride kaldım. Psikolojik baskı var orada. Ben kendim hastalandım. Zoraki doktora götürüyorlar. Ellerim uyuşuyordu. Doktor acil ameliyat olman gerekiyor dedi. Ben burada ameliyat olamam dedim. Çıkınca olurum dedim. Doktor aparat vereyim, onu takın dedi. Ama bir ay bekledim hala gelecek aparat. Şeker hastasıyım, ilaçlarımı 25 gün vermediler. Daha ne diyeyim” diye konuştu.

KAZAN PATLAMIŞ

Öte yandan HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, sorunun çözümü için cezaevi yetkileriyle görüştüğünü 2 gün önce sosyal medya hesabından duyurmuş ve şöyle demişti: “Çorum Cezaevi’nde kaloriferlerin yanmadığı şikayetleri vardı. Yetkililerle görüştüm. Patlayan 2 kazanın tamirinin bu gece biteceğini belirttiler. Umarım sorun gecikmeden biter.”

7 aylıkken hapse giren Hamza bir haftadır Emine A.’nın yanında: “Çocuk artık bayağı iç geçiriyor. Biz de dayanamıyoruz. Sıkıyor kendini. Gözlerinden yaşlar geliyor. Bağıra bağıra ağlamıyor, içeride hep sus sus dedikleri için, susarak ağlamayı öğrenmiş. Annem… diyor arkası gelmiyor.”

Hamza ve annesi Gülende Bıçakçı.

‘Ablamı serbest bırakın, düşük riski var, iğne tedavisi görüyor’

Okumaya devam et

Gündem

AKP’den 1000 ton eşek eti ithalatı! ANA HABER

Ahmet Davutoğlu yeni partisi için kuruluş başvurusunu yaptı. AKP’den istifa eden eski başbakan Davutoğlu yeni partisi için kuruluş başvurusunu yaptı.

BOLD-Cumhurbaşkanı Erdoğan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik, “çıkmış belediye başkanları diyor ki, kanal İstanbul buraya uymaz. Sen otur işine bak. Nasıl uyduğunu göreceksin, bütün bunların çalışmalarını gayet iyi yaptık” dedi.

Cinayete kurban giden eski İran ajanı Mesut Mevlevi’nin, Kutbettin Kaya adlı avukatı öldürten gizli servis bağlantılı uyuşturucu baronu İranlı Zindaşti’nin talimatıyla öldürüldüğü ortaya çıktı.

Okumaya devam et

Popular