Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Arnavutluk’ta 6,4 büyüklüğünde deprem: En az 9 ölü

Arnavutluk’un başkenti Tiran’ın 30 kilometre kuzeybatısında bulunan Dıraç kentinde bu sabah yerel saatle 03.54’te meydana gelen depremde en az 9 kişi hayatını kaybetti, 600 kişi de yaralandı.

BOLD – Arnavutluk Yer Bilimleri Enstitüsü ve ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu’na göre büyüklüğü 6,4 olan depremde çöken binaların enkazı altında kalanların olduğu haber veriliyor.

Doğu Avrupa’nın birçok kentinde hissedilen ve yerin 20 kilometre altında meydana geldiği belirtilen deprem başkent Tiran dahil çevre kentlerde paniğe yol açtı. Biri 5,3 büyüklüğünde olan artçı sarsıntılar paniği daha da artırdı.

OKULLAR TATİL

Özellikle Draç kentinde yıkılan ve ağır hasarlı binalar olduğu, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü belirtiliyor. Arnavutluk Savunma Bakanlığı, Dıraç kenti ve çevresinde itfaiye ve ordu mensuplarının enkaz altında kalanlara yardım ettiğini açıkladı.

Dıraç, Leş ve Tiran’da deprem nedeniyle okullar tatil edildi.

Bu arada Draç’ta yıkılan bir otel binasında bulunan Türk vatandaşlarının ara almadan kurtuldukları açıklandı.

SON 30 YILIN EN BÜYÜK DEPREMİ

Yunanistan ve İtalya, kullanılmak üzere iki uçağı Arnavutluk’a göndereceklerini açıkladı. Her iki ülkeden de arama kurtarma ekipleri de Arnavutluk’a doğru çıktılar. Türkiye de Arnavutluk’a her türlü yardıma hazır olduğunu bildirdi.

Savunma Bakanlığı depremin ülkede son 30 yılda görülen en şiddet deprem olduğunu açıkladı. Deprem Adriyatik kıyılarında da hissedildi.

Arnavutluk’ta 21 Eylül tarihinde de 5,6 şiddetinde bir deprem meydana gelmiş ve depremde yaklaşık 500 ev zarar görmüştü.

İsrail, İnsan Hakları İzleme Örgütü HRW temsilcisini sınır dışı etti

Dünya

Berlin-Ankara hattında yine Akdeniz krizi: İki geminin aranmasına Türkiye izin vermedi

irini misyonu almanya turkiye baskin dogu akdeniz

Doğu Akdeniz’de Almanya ile Türkiye arasında yaşanan gemi baskını krizine bir yenisi daha eklendi. Şubat ayında Libya’ya giden iki Türk ticaret gemisinde Berlin’in arama talebine Ankara izin vermedi.

BOLD – Ankara’nın geçen ay Türkiye bandıralı iki ticaret gemisinin Doğu Akdeniz’de aranmasına izin vermediği bildirildi. DW Türkçe’nin Alman haber ajansı DPA’ya dayandırdığı habere göre, Şubat ayında gerçekleşen olayda AB’nin Irini misyonu kapsamında Libya’ya yasa dışı sevkiyatlarda kullanıldığından şüphelenilen iki gemi Avrupalı askerlerce aranmak istendi. Ancak Türk Dışişleri Bakanlığı aramaya izin vermedi.

Kasım ayında Roseline-A adlı Türkiye bandıralı yük gemisinin Libya açıklarında İrini’de görevli bir Alman fırkateyni tarafından durdurularak aranması iki ülke arasında krize yol açmıştı. Türkiye kendisinden izin alınmadan arama yapıldığı suçlamasında bulundu. İrini ise, yapılan başvuruya Ankara’dan 5 saat boyunca yanıt gelmemesi üzerine aramaya başlandığını, Ankara’nın müdahalesi ile operasyonun derhal sona erdirildiğini duyurdu.

TÜRKİYE’DEN ELEŞTİRİ

Libya’da Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükumeti’ni (UMH) destekleyen Türkiye, İrini misyonunun sadece denizden yapılan sevkiyatlara odaklandığı, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi ülkelerden kara ve hava yoluyla yapılan sevkiyatları önemsemeyerek Halife Hafter güçlerine avantaj sağladığı eleştirisinde bulunuyor. AB ise Irini’nin tamamen tarafsız bir misyon olduğunu savunarak tüm ülkeleri arama çalışmalarını desteklemeye çağırıyor.

AB, Libya’ya yönelik BM silah ambargosunu ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye, Ürdün ve Kazakistan’dan üç şirket ve iki kişiyi Eylül ayında yaptırım listesine dahil etmişti. Doğu Akdeniz’de Irini bünyesinde görev yapan Hamburg fırkateynini Aralık ayında geri çeken Almanya, Cuma günü bölgeye 220 askerlik mürettebatıyla Berlin adlı fırkateynini gönderecek.

Okumaya devam et

Dünya

Almanya, Türkiye için ölçüyü açıkladı

Alman Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’de insan hakları durumunun iyileşmesinde AİHM kararlarının derhal ve eksiksiz şekilde uygulanmasının ölçü olarak alınacağını belirtti. Alman siyasiler de Erdoğan’ın sunduğu İnsan Hakları Eylem Planı’nı inandırıcı bulmadı.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nı yorumlayan Almanya Dışişleri Bakanlığı, insan hakları ihlallerine dikkat çekti. DW Türkçe’den Elmas Topçu’nun aktardığına göre bakanlık, özellikle medya mensuplarının, muhaliflerin ve sivil toplum temsilcilerinin de aralarında bulunduğu kişi ve gruplara yönelik davalarda, yöneltilen suçlamaların terörle mücadele yasasındakilere dayandırılmasının son yıllarda çok endişe verici boyuta ulaştığını vurguladı.

HIZLI VE ADİL YARGILAMA

İnsan haklarının iyileşmesinde düşünce özgürlüğü ile hızlı ve adil yargılamanın büyük rol oynadığını vurgulayan bakanlık, sunulan İnsan Hakları Eylem Planı çerçevesinde öngörülen yıllık raporların yerine getirilmesi halinde, planın Türkiye’deki insan haklarının durumunda iyileşme sağlamaya katkıda bulunabileceğini aktardı. Ancak Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri bulunduğuna da dikkat çekildi.

Alman Dışişleri, bu noktada baz alınacak ölçütün Türkiye’nin hem Avrupa Birliği aday ülkesi hem de Avrupa Konseyi üyesi olması sebebiyle yerine getirmeyi taahhüt ettiği uluslararası standartlar olacağının altını çizdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) verdiği kararların derhal ve noksansız biçimde yerine getirilmesi gerektiğine işaret eden bakanlık, AİHM kararlarının yerine getirilmesi üzerinden bakıldığında da özellikle Osman Kavala ile Selahattin Demirtaş’ın ivedilikle serbest bırakılması gerektiği uyarısında bulundu.

ALMANYA’DAN ÖZEL ÇALIŞMA

Almanya’nın halen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Dönem Başkanlığı’nı yürüttüğü, AİHM kararlarının uygulanıp uygulanmadığını izleyen ve halihazırda Macaristan’ın dönem başkanlığında olan Bakanlar Komitesi’nin sorumlu komisyonunun 9-11 Mart tarihlerinde yapacağı oturumda Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulama yükümlülüğünü yerine getirmesi için Almanya’nın özellikle çalışacağı bildirildi.

GÖZ BOYAMA PLANI

Yeşiller partisi Federal Meclis milletvekili Cem Özdemir ise Erdoğan’ın sunduğu İnsan Hakları Eylem Planı’nın “göz boyama” olduğu görüşünde: “Erdoğan anlattığı masallarla Almanya Dışişleri Bakanı ve Federal Hükümet’teki pembe gözlüklü kesimi etkileyebilir. Ancak 26 Eylül’de yapılacak seçimlerden sonra Berlin’de kurulacak hükümet için Türkiye ile yakınlaşmada baz alınacak temel ölçü, insan hakları alanında atıldığı söylenen, somut ve kontrolü mümkün ilerlemeler olacaktır. Erdoğan, propaganda ekibinin hazırladığı eylem planı ile isterse o zevksiz sarayının duvarlarını kaplasın. Ancak gelecekte Berlin’de kimseyi etkileyemeyeceğini bilmeli.”

Özdemir, Almanya’da sonbahardaki seçimler sonrası kurulacak yeni hükumetin ABD’deki Biden-Harris yönetimi ve Avrupalı partnerleriyle birlikte Türkiye’deki siyasi tutukluların serbest bırakılması, AİHM kararlarının tamamıyla uygulanması ve Türk hükumetinin komşu ülkelerine yönelik tehdit ve şiddete son vermesini talep etmesi gerektiğini kaydetti.

ULUSLARARASI KAMUOYUNU YANILTMA ÇABASI

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Almanya‘dan Sol Partili Milletvekili Özlem Alev Demirel de, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sunduğu İnsan Hakları Eylem Planı Türkiye ve özellikle de uluslararası kamuoyunu yanıltma çabası olarak nitelendirdi. Demirel, Erdoğan’ın iki yıl önce de benzer vaatlerde bulunduğunu, ancak AP raporlarının ortaya koyduğu gibi şimdiye kadar hiçbir ilerleme kaydedilmediğini, tersine insan hakları ve yargı bağımsızlığı alanlarında durumun kötüleştiğini vurguladı.

Türk hükumetinin planının göz boyama olduğu eleştirisini getiren Demirel, “Bir yandan İnsan Hakları Eylem Planı sunulurken, aynı saatlerde AKP-MHP ittifakı Türkiye parlamentosunun üçüncü büyük gücü olan Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) yasaklamayı ve önde gelen dokuz vekilinin dokunulmazlıklarını kaldıracağını söylüyor. Göz boyama değil ise bunun başka ne açıklaması olabilir ki?” dedi.

AVRUPA’NIN İKİLEMİ

“Bakalım Erdoğan’ın sözde reformları AB’yi ve Avrupalı yaptırımcıları memnun edecek mi?” diye devam eden Demirel, sözlerini “Öyle olması halinde de AB’nin jeostratejik ve ekonomik çıkarları öne çıkmış olacak, vatandaşının demokrasi talepli baskısı değil” diye sürdürdü.

Demirel, gerçek bir değişiklik ve ilerleme için Türkiye’de atılması gereken en acil 5 adım olduğunu belirtti ve bunları şöyle sıraladı:

  • Siyasi tutukluların serbest bırakılması.
  • İşini veya görevini kaybedenler, örneğin Barış İçin Akademisyenler göreve iade edilmesi.
  • Muhalefet partilerine veya düşünce ve basın özgürlüğüne yönelik yaptırımlar derhal durdurulması.
  • Örgütlenme ve toplanma hakkının tesis edilmesi.
  • Yargı sisteminin demokratik bir yapıya kavuşturulması ve yasaların hazırlanırken farklı düşünenlerin de sürece dahil edilmesi.

Okumaya devam et

Dünya

AKP’nin dış politikasının maliyeti: Savunma sanayii ambargolarla eziliyor

AKP hükumetinin son yıllarda takip ettiği saldırgan ve hesapsız dış politikanın Türkiye’ye maliyeti gittikçe ağırlaşıyor. Birçok alanda sıkışan AKP dış politikasının ağır bedel ödettiği alanlardan birisi de Türk savunma sanayii.

BOLD – Suriye, Libya, Dağlık Karabağ ve S-400 hava savunma sistemi… Son 5 yılda Türk diplomasinin en çok uğraşmak zorunda kaldığı alanlar arasında öne çıkıyor. Bu alanlarda atılan hesapsız ve askeri güce dayalı adımlar Türk savunma sanayisine ambargo şeklinde geri dönüyor.

Ayrıca AKP Türkiye’sinin insan hakları karnesindeki kırık notlar da batılı ülkelerin silah ambargosu kararlarında etkili oluyor.

Türk savunma sanayisine birçok ülke tarafından uygulanan açık ve gizli ambargonun etkisi gün geçtikçe daha fazla hissedilmeye başlıyor.

Ambargonun etkisinin arttığının en önemli işaretlerinden birisi, bu konuda hükumet yetkililerinden duyulan şikayetlerin artması.

“AÇIK VE GİZLİ AMBARGOLAR…”

Salı günü AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısından sonra yapılan açıklamada da ambargolardan duyulan şikayet dile getirildi.

Açıklamada, Toplantıda, Türk savunma sanayiinin ‘açık veya gizli ambargolarla hedef alındığı’ ifade edildi.

ERDOĞAN: KAMERA İSTİYORUZ, KAMERA VERMİYOR

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan da Ocak ayında katıldığı bir toplantıda Türk savunma sanayiine yönelik ambargolardan şikayet etti ve damadı Selçuk Bayraktar’ın ürettiği Bayraktar İHA ve SİHA’larda hedefleme sistemlerinde kullanılan optik sistemlerini vermemesi dolayısıyla isim vermeden Kanada’yı eleştirdi.

23 Ocak’ta İstanbul Tersane Komutanlığında, MİLGEM Projesinin 5’inci gemisi olan İstanbul Fırkateyni’nin denize iniş töreninde konuşan Erdoğan, “Örneğin kamera, güya dostuz, NATO’da beraberiz. Kamera istiyoruz, kamera vermiyor. Niye, “Sen niye Ermenistan’la savaşıyorsun.” Ermenistan dostlarıma saldırıyor, elimizden gelen desteği vermek zorundayız. NATO’da beraber değil miyiz? Beraberiz. Niye böyle bir yaklaşım yapıyorsun” ifadelerini kullandı.

ALMANYA, DENİZ KUVVETLERİ DIŞINDA TÜRKİYE’YE SİLAH SATMIYOR

Alman Thyssenkrupp firması tarafından üretilen ve Türk Deniz Kuvvetleri tarafından da kullanılan HDW 214 denizaltı

Alman hükumeti, Ankara’nın 2015’de Güneydoğu illerinde başlattığı askeri operasyonlar ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrasında demokrasi ve insan hakları alanında yaşanan gerilemelere tepki olarak NATO müttefiki Türkiye’ye silah ihracatını sınırlandırma kararı almıştı.

Berlin ayrıca 2019 yılında Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde başlattığı Barış Pınarı Harekatı sonrasında adımlarını daha da sertleştirmiş, “Suriye’de kullanılabilecek savunma sanayi ürünlerinin ihracatına onay verilmeyeceğini” duyurmuştu.

Diplomatik kaynaklar, Türkiye’nin Almanya’dan son yıllarda mühimmat içeren hiçbir savunma sanayi ürünü alamadığını, savaş uçağı yedek parçalarının temininde bile zorluklar yaşandığını ifade ediyor.

Son yıllarda ihracat rakamlarının yüksek çıkmasında ise daha önceki yıllarda sözleşmesi imzalanmış denizaltı gibi alımların parasal olarak büyük miktarda olmasının etkili olduğu kaydediliyor.

Almanya’nın Türkiye silah ambargosu uygulamasının önemli nedenlerinden birisi de Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına aykırı olarak Libya’ya silah göndermesi.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, geçen yıl Şubat ayında BM ambargosunu ihlal ederek Libya’ya silah ve savaşçı göndermeyi sürdüren ülkelere hesap sorulacağını söylemişti. BM raporlarına göre, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün Libya’ya silah gönderiyor.

KANADA, İHA’LARDA KULLANILAN KRİTİK PARÇALARIN SATIŞINI DURDURDU

Bayraktar TB2 silahlı insansız hava aracı

Türkiye’ye son dönemde silah ambargosu uygulayan ülkelerden birisi de Kanada.

Türkiye’ye sattığı askeri teknolojilerin Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki savaşta Dağlık Karabağ’da kullanıldığı yönündeki iddialar üzerine Kanada hükumeti, Ekim ayında Türkiye’ye silah ihracatı izinlerini askıya almıştı.

Kanadalı şirketler, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın sahibi olduğu Baykar Makine yapımı insansız hava aracı (İHA) ve silahsız insansız hava araçlarında (SİHA) kullanılan çok kritik parçaları üretiyor.

Kanadalı merkezli Bombardier Recreational Products (BRP) şirketi, Bayraktar TB2 silahlı insansız hava araçlarında kullanılan ‘Rotax’ motorlarını üretiyor.

Yine Bayraktar TB2 silahlı insansız hava araçlarında kullanılan ‘WESCAM MX-15D’ optik sensör ve hedefleme sistemlerini de Kanada Ontario merkezli ‘L3 Harris WESCAM’ şirketi üretiyor.

Kanada hükumetinin, ihracat izinlerini askıya almasının ardından İHA ve SİHA’larda kullanılan bu kritik parçaların satışının durduğu biliniyor.

F-35’LER GİTTİ, S-400’LERİ DE KULLANAMIYORUZ

İngiliz Kraliyet Donanması’na ait HMS Queen Elizabeth uçak gemisinde konuşlu F-35B savaş uçağı

Türkiye’nin son dönemde en çok başını ağrıtan konu ise S-400 krizi oldu.

ABD’nin yıllarca yaptığı uyarılara rağmen Temmuz 2019’da Rus S-400 hava savunma sistemleri Ankara’daki Mürted Hava Üssü’ne getirilmeye başlandı. Alımla birlikte ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırımları arka arkasına geldi.

S-400 kararı ile birlikte Türkiye 2030’lu yıllarda Türk Hava Kuvvetleri’nin yaşlanan F-16 filosunun yerini alması beklenen F-35 savaş uçaklarından oldu. Uçak projeleri ve üretimlerinin çok uzun sürmesi hesaba katıldığında Türkiye’nin bu açığını nasıl kapatacağı henüz netleşmiş değil.

ABD, bugüne kadar projeye milyarlarca dolar katkıda bulunan Türkiye’nin F-35 projesindeki katılımını askıya aldı. Türkiye’nin 1.2 milyar dolar ödediği ve ABD’de Türk pilotların ve teknik personelinin eğitimlerini devam ettirdiği 8 adet F-35 savaş uçağının Ankara’ya teslimatını durdurdu. Daha sonra da bu uçaklar ABD Hava Kuvvetleri’ne dahil edildi.

Türk pilotların ve teknik personelinin F-35 eğitimleri de ABD tarafından sonlandırıldı. Ayrıca F-35 için parça üreten Türk firmalarının 9 milyar dolarlık iş kaybı ortaya çıktı.

F-35’lerle Türk Hava Kuvvetleri’nin bölgenin en güçlü hava kuvvetlerinden birisi olacağı ifade ediliyordu. Türk Hava Kuvvetleri, proje kapsamında 30 adet F-35 savaş uçağının siparişini vermişti. Bu sayının 120’ye kadar yükseltilmesi planlanıyordu.

Ve S-400 krizinde gelinen nokta ise oldukça vahim. F-35’lerden olan Türkiye, Joe Biden yönetiminin tavizsiz tavrı nedeniyle Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemini  de depoya kaldırmayı kabullendi.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, S-400’ler için depoya kaldırma anlamına gelen ABD’ye ‘Girit Modeli’ni önerdi. ABD ise öneriyi görüşmeden reddetti.

CAATSA YAPTIRIMLARI

Ankara’nın s-400 alımı nedeniyle ABD’nin Türkiye’ye verdiği yanıtlardan birisi de CAATSA Yaptırımları oldu.

Eski Başkan Donald Trump, ABD Senatosu’nun baskısına rağmen uzun süre Türkiye’ye CAATSA Yaptırımlarını devreye sokmadı. Ancak 2021 yılı ABD Savunma Bakanlığı Bütçe Yasası’nın getirdiği yasal zorunluluk gereği Trump, Aralık ayında görevi bırakmasına günler kala yaptırımları uygulamaya soktu.

2017 yılında ABD Kongresi tarafından kabul edilen ve Başkan Donald Trump tarafından imzalanan ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA), Rusya ile savunma ve istihbarat alanında önemli düzeyde alışveriş yapan ülkelere 12 yaptırım seçeneğinden en az beşinin uygulanmasını öngörüyordu.

Trump’ın seçtiği beş yaptırım seçeneği ise şu maddelerden oluşuyordu:

  1. Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasağı,
  2. Savunma Sanayii Başkanlığı’na 12 aylık bir süre içinde miktarı 10 milyon doları geçecek şekilde ABD mali kurumları tarafından kredi verilmesi yasağı,
  3. Savunma Sanayii Başkanlığı’na ihracat konusunda ABD İhracat-İthalat Bankası desteğinin yasaklanması,
  4. ABD’nin Savunma Sanayii Başkanlığı’na yarar sağlayacak kredilere karşı çıkma zorunluluğu,
  5. Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, başkan yardımcısı Faruk Yiğit, SSB Hava Savunma ve Uzay Departmanı Başkanı Serhat Gençoğlu ve SSB Bölgesel Hava Savunma Sistemleri Direktörlüğü Program Müdürü Mustafa Alper Deniz’e vize yasağı getirilmesi. Yaptırım kapsamına alınan yetkililerin ABD’deki malvarlıklarının da dondurulması öngörülüyor.

Alınan yaptırım kararları içerisindeki mal ve teknoloji transferine ilişkin yasaklar ile kredi yasakları Türk savunma sanayiini önemüzdeki dönemde ciddi anlamda etkileyebilir.

TÜRKİYE’NİN 3. ÜLKELERE SİLAH SATIŞI

T-129 Atak helikopteri

Washington’un Türk Savunma Sanayisi’nin önüne çıkardığı engellerden birisi de Türkiye’nin üçüncü ülkelere yapacağı savunma sanayii satışlarında görülüyor.

Washington, içerisinde ABD yapımı parça kullanılan Savunma Sanayii ürünlerinin Türkiye tarafından üçüncü ülkelere satışını engelliyor.

Bunun en bariz örneği T-129 Atak helikopterlerinin Pakistan’a satışı meselesinde görüldü.

İtalyan Agusta/Westland lisansı ile Ankara’da TAI’de üretilen T-129 Atak helikopterlerinde kullanılan ‘LHTEC T800’ motorlarını İngiliz Rolls-Royce ve Amerikan Honeywell şirketlerinin ortak girişimi olan LHTEC (Light Helicopter Turbine Engine Company) firması ABD’de üretiyor.

Türkiye, İslamabad ile yürüttüğü görüşmeler neticesinde Pakistan’a 1,5 milyar dolar karşılığında 30 adet T-129 Atak helikopteri satmayı planlıyordu. Ancak ABD, helikopterlerin Pakistan’a satışına taş koydu. Satılacak helikopterlerde ABD yapımı motorların kullanılamayacağını Ankara’ya iletti.

“Biden terörle mücadele söylemini kötüye kullanan Erdoğan’ı neden durdurmalı?”

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0