Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Londra’daki terör saldırısını IŞİD üstlendi

Reuters, IŞİD’in yayın organı Amaq haber ajansına dayandırdığı haberinde, örgütün Londra’daki bıçaklı terör saldırısının sorumluluğunu üstlendiğini duyurdu.

BOLD – Habere göre IŞİD, Londra’da 2 kişinin hayatını kaybettiği bıçaklı saldırının sorumluluğunu üstlendi. “IŞİD, Londra’da cuma günü yapılan saldırının kendi militanlarından biri tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı” ifadelerine yer verildi.

Daha önce Londra Köprüsü’nde meydana gelen bıçaklı saldırıda 2 kişi hayatını kaybettiği, 3 kişinin de yaralandığı bildirilmişti. Polis saldırganı ateş açarak etkisiz hale getirmişti. İngiliz polisi, Londra Köprüsü’ndeki bıçaklı saldırganın öldürüldüğünü doğrulamış, olayın terör saldırısı olduğu açıklamasında bulunmuştu.

Daha sonra saldırganın 28 yaşındaki Usman Khan olduğu, bu kişinin 2012’de terör suçundan ceza aldığı ve 2018’de şartlı tahliye edildiği açıklanmıştı.

Erdoğan “Gemileri çekmeyiz” dedi, Yunanistan tehdit etti!

Okumaya devam et
Reklamlar

Analiz

Şantaj politikasının sonu: ABD bölgedeki partnerini Yunanistan olarak güncelliyor

Erdoğan’ın şantaj politikasıyla ABD, partnerini Yunanistan olarak güncelliyor. İki ülke arasında imzalanan son anlaşmalar ışığında Türkiye’nin stratejik önemini tüketişi analizi..

FATİH YURTSEVEN

BOLD ANALİZ

AB ülkelerine karşı şantaj diplomasinin işlediğini gören Erdoğan Rejimi, her defasında elini daha fazla açıyor. Ancak; ABD ve AB’yi birbirinden ayırmak gerekiyor. ABD Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı nasıl etkileyeceğini gayet iyi biliyor. Hem rahip Brunson hem de Barış Pınarı Harekatının durdurulmasında, kişisel mal varlığının araştırılması gibi sert yaptırımları gündeme getirerek, Erdoğan’a kolayca geri adım attırıyor.

ABD küresel bir güç. Bu gücün ABD’ye yüklediği birtakım sorumluluklar var. Bu sorumlulukların başında da uzun vadeli planlar yapmak ve doğru aktörler ile çalışmak geliyor. Türk-Amerikan ilişkilerinde, her ne kadar Erdoğan’ın kıvrak dönüşleri ve içeriği tam olarak bilinmeyen Trump ile ilişkileri nedeniyle henüz büyük bir kaza yaşanmasa da köklü ilişkilerin çok ciddi yara aldığı aşikâr.

15 Temmuz sonrasında Rusya ile yaşanan yakınlaşma, S-400 alımı, Suriye meselesi gibi konular ABD’yi uzun vadeli bölge stratejisi açısından Türkiye’ye alternatif olabilecek seçenekleri bulmaya zorladı. Yunanistan ABD için bölgede yeni bir stratejik ortak olarak gündeme geldi.

YUNANİSTAN ARTIK TÜRKİYE’NİN ALTERNATİFİ

Yunanistan’da 2014 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasına katılanlarının %34 ‘ü dünyayı ABD’nin yönetmesi %52’si ise Rusların yönetmesi daha iyi cevabını verdi. Çipras seçildikten sonra ekonomik destek almak ümidiyle Rusya’ya gitti, ancak eli boş döndü. Aslında 2013 yılında Güney Kıbrıs’ın da ekonomik yardım talebine olumlu cevap vermemişti. Yunanistan, Türkiye ve Rusya arasında Türk Akımı, S-400 alımı gibi konularda yaşanan yakınlaşma nedeniyle Türk-Yunan sorunlarında Rusya’yı 80’lerde olduğu gibi güvenilir bir ortak olarak görmüyor.

Rusya ve Yunanistan’ın Batı Balkanlara bakış açısı da farklılık arz ediyor. Yunanistan Ukrayna Ortodoks kilisenin, Rusya Ortodoks kilisesinden ayrılışına onay verdi. Makedonya ile isim krizinin çözülmesi, Kuzey Makedonya’ya NATO üyeliğinin önünü açtı. İki Rus diplomat bu anlaşmayı sabote etmek için milliyetçileri ayaklandırmaya çalışmakla suçlanarak sınır dışı edildi. Çipras’ın 2017 yılında yaptığı ABD ziyaretinde, iki ülke arasında F-16 uçaklarının modernizasyonu için 1 milyar dolarlık anlaşma imzalandı. Son sekiz yıldır savunma harcamalarında %50 kesintiye giden Yunanistan için ABD yardımı bu noktada çok önemli. ABD Balkanlar ve Doğu Avrupa’nın kontrol edilmesinde Romanya ve Polonya’nın yanında Yunanistan’ı da kilit ülke olarak görüyor.

Yunanistan Başbakanı Mitsotakis ile ABD Dışişleri Bakanı Pampeo

ABD İNCİRLİK’İN ALTERNATİFİNİ YUNANİSTAN’A KURUYOR VE TEKNOLOJİ TRANSFER EDİYOR

Nihayetinde güvenlik ve jeopolitik ortamda yaşanan gelişmeler ABD ve Yunanistan’ı birbirine yakınlaştırdı. Nitekim bu gelişmelerin ilk somut yansıması da meyvesini 7 Ekim’de yapılan ABD-Yunanistan stratejik diyalog toplantısında verdi. Doğu Akdeniz ve değişen güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda ABD-Yunanistan Savunma İşbirliği Anlaşması 7 Ekim tarihinde yapılan Stratejik Diyalog Toplantısında yenilendi. Bu anlaşma ile ABD başta insansız hava araçları olmak üzere kritik askeri sistemler konusunda teknoloji transferi yapacak, Dedeağaç’ta bir deniz üssü kuracak, Girit-Suda deniz üssü genişletilecek, Larissa Hava Üssü ortak kullanılacak, ABD Stefanovikio’da helikopter üssü kuracak. Anlaşma’nın içeriğinden de anlaşılacağı üzere ABD İncirlik Üssü’nün de taşınması dahil Yunanistan’ı Türkiye’nin alternatifi olarak görüyor.

Hal böyle iken ABD Temsilciler Meclisi Türkiye’ye yaptırımı ve İncirlik Üssü’ne alternatif seçeneklerin değerlendirilmesini içeren yasa tasarısını gündeme almışken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu; yaptırım gündeme gelirse İncirlik ve Kürecik de masaya gelir açıklaması yapıyor. Yunanistan daha dün Türkiye’yi Libya Anlaşması nedeniyle BM Güvenlik Konseyine şikâyet ederek, kınama talep etti. Zaten daimî olan Fransa ile ilişkiler gergin. Üstüne bir de ABD-Yunanistan ilişkilerinin hızla arttığı bir zaman diliminde, sinir uçlarına dokunurcasına Yunan Başkanının ABD ziyareti öncesinde İncirlik ve Kürecik’i gündeme getirmek, akılla değil ancak şantaj diplomasisi ile açıklanabilir.

Bütün bu gelişmeleri köşesinde ellerini ovuşturarak izleyen tek kişi Rus lider Putin. Yaşanan her krizin Türkiye’yi Rusya’ya daha da mecbur ettiği ortada iken Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırabilecek Kürecik ve İncirlik kartlarının masaya sürülmesi bir tek nedenle açıklanabilir. Erdoğan rejiminin bekası devletin bekasının çok çok üzerinde.

Erdoğan’ın son basın toplantısında kurduğu cümle durumu özetler gibiydi: “İngiltere, Almanya, Fransa ve ‘şahsım’ dörtlü zirve yaptık.”

Okumaya devam et

Dünya

Gazetecileri Koruma Komitesi: Çin ve Türkiye en büyük gazeteci hapishanesi

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), 2019 yılına ilişkin raporunu yayımladı. Raporda, en az 48 gazetecinin tutuklu olduğu Çin ile 47 gazetecinin hapiste olduğu Türkiye “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi olarak” tanımlandı.

BOLD – Gazetecileri Koruma Komitesi, 2019 yılı raporuna göre Türkiye, dünyada cezaevindeki gazetecilerin sayısının en yüksek olduğu ikinci ülke. İlk sırada ise Çin yer alıyor. Rapora, göre, dünya genelinde hapiste olan gazetecilerin yarıdan fazlası Çin, Türkiye ve Mısır’da.

New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi’nin, 2019 yılı raporuna göre, mesleki faaliyetlerinden dolayı dünya genelinde 250 gazeteci cezaevinde bulunuyor.

Raporda, cezaevindeki gazetecilerin sayısının en yüksek olduğu ülkelerin Çin, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır olduğu belirtildi. Bu ülkeleri Eritre, Vietnam ve İran izliyor.

SAYI AZALDI MEDYANIN DURUMU İYİLEŞMEDİ

CPJ’nin yayın yönetmeni Elana Beiser tarafından hazırlanan 2019 yılı raporunda, Türkiye’de cezaevindeki gazetecilerin sayısının 47 olduğu kaydedildi. Geçen yıl hapishanedeki gazetecilerin sayısı 68 olarak kaydedilmişti.

Cezaevindeki gazetecilerin sayısının düşmesinin, Türkiye’nin “dört yıldır ilk kez dünyanın en çok gazeteci hapseden ülkesi olmadığını” göstermesine rağmen, Türkiye’de “medyanın durumunun iyileşmediği” vurgulandı.

Raporda, Erdoğan hükumetinin 100’ün üzerinde haber kurumunu kapattığı ve çalışanlarından çoğunun “terörizmle suçlandığı” belirtilerek, “bağımsız habercilik ve eleştirinin yok edilmeye” çalışıldığı ifade edildi.

Türkiye’de kapatılan veye el değiştiren yayın kuruluşlarının “içinin boşaltılmasının” yanı sıra birçok gazetecinin zorunlu olarak ülke dışında yaşadığı, işsiz kaldığı veya otosansür uyguladığı dile getirildi.

Raporda, Türkiye’den halen cezaevinde bulunmayan birçok gazetecinin de yargılandığı veya temyizden çıkacak sonucu beklediği belirtilerek, cezaevine girme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığına dikkat çekildi.

TÜRKİYE, ÇİN İLE YARIŞIYOR

Gazeteciler Koruma Komitesi’nin “Cezaevindeki gazetecilerin kaydını tutmaya başladığı 1990’lı yıllarından başından beri Türkiye’nin dünyanın en çok gazeteci hapseden ülkesi olma konusunda Çin ile yarıştığı” ifade edildi.

2019 yılı raporunda Çin’deki cezaevlerinde 48 gazetecinin bulunduğu kaydedildi. Geçen yıl ise bu sayı 47 olarak tespit edilmişti. Raporda, Sincan’da çok sayıda Uygur gazetecinin tutuklandığı kaydedildi.

Rapora göre, Suudi Arabistan ve Mısır’da ise 26 gazeteci cezaevinde bulunuyor.

Raporda, cezaevinde bulunan gazetecilerin yüzde 98’inin kendi ülkeleri hakkında haber yaptığı ve siyasi, insan hakları ve yolsuzluk konularında yazdıkları tespit edildi.

Rapora göre, cezaevinde bulunan kadınların yüzde 8’ini kadın gazeteciler, yarısından fazlasını ise internet gazetecileri oluşturuyor.

Otoriter rejimlerin bağımsız medyaya yönelik baskısının giderek arttığı belirtilen raporda ayrıca tutuklu gazetecilerinin çoğunun, “devlet karşıtı” suçlamalarla karşı karşıya kaldığı ya da “yanlış haber” üretmekle suçlandığı ifade edildi.

Times Meydanı’ndan Türkiye’ye çağrı: “Siyasi tutukluları serbest bırakın!”

Okumaya devam et

Dünya

Nobel Barış Ödülü sahibi Myanmar lideri, Müslümanlara soykırım iddialarını reddetti

Myanmar’ın Nobel Barış Ödülü sahibi Lideri Aung San Suu Kyi, Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırım iddialarının araştırıldığı Uluslararası Adalet Divan’ında ülkesini savundu. Suu Kyi, Myanmar’ın Müslümanlara soykırım yaptığı iddialarının eksik ve yanıltıcı olduğunu söyledi.

BOLD – Myanmar lideri Aung San Suu Kyi, Uluslararası Adalet Divanı’nda, Gambiya tarafından ülkesine yönelik açılan soykırım davasının duruşmasının ikinci gününde ilk savunmasını yaptı.

Hollanda’nın Lahey kentindeki mahkemede konuşan Suu Kyi, İslam İşbirliği Teşkilatı adına Gambiya’nın Myanmar’a yönelttiği Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırım suçlamasının ‘eksik ve yanıltıcı’ olduğunu iddia etti.

YAŞANANLARI “ÇATIŞMA” OLARAK NİTELEDİ

Lahey’de hakimler karşısında ifade veren Suu Kyi, ordunun bazı zamanlarda orantısız güç kullandığı konusunda bilgisi olduğunu ancak Arakan’da kolay ve anlaşılabilir bir durumun söz konusu olmadığını ifade etti.

Suu Kyi, “Gambiya, Myanmar’ın Rohingya bölgesine ilişkin olarak yanıltıcı ve eksik bilgilerden oluşan bir tablo sundu” dedi.

Balkanlarda 1990’lı yıllarda yaşanan savaşlardan örnek veren ve o sırada da çok sayıda insanın sınır dışı edildiğini söyleyen Suu Kyi, o zaman da bu durumun soykırım sayılmadığını belirtti.

Arakan’daki durumu ‘çatışma’ olarak tanımlayan Myanmar lideri, bu durumun binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açtığını söyledi.

GAMBİYA’NIN AVUKATLARININ SUNUMU

Avukatlar ordunun 3 üst düzey generaliyle Suu Kyi’nin birlikte ve gülümserlerken çekilmiş bir fotoğrafını mahkemeye sunarak Myanmar liderinin, ordu yönetimiyle yakın bir ilişkiye sahip olduğunu söylediler. Sunumda aynı zamanda soykırım iddialarına yönelik fotoğraflar da gösterildi. Suu Kyi’nin Gambiya’nın avukatlarının yaptıkları sunumu dikkatle takip ettiği gözlendi.

Gambiya söz konusu şiddet eylemlerine yönelik olarak mahkemenin önlemler almasını talep ediyor.

Gambiya, İslam İşbirliği Teşkilatı adına, 11 Kasım’da Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırımın soruşturulması için Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmuştu.

Dün başlayan duruşma bugün ve yarın da devam edecek.

ARAKANLI MÜSLÜMANLARA YÖNELİK KATLİAMLAR

Arakan’da Myanmar yönetiminin Ağustos 2017’de başlattığı operasyonlar neticesinde 730 binden fazla Müslüman evlerini ve köylerini terk etmek zorunda kaldılar. Bu kişilerin büyük çoğunluğu halen Bangladeş’teki mülteci kamplarında yaşamlarına devam ediyorlar.

Gambiya’nın Uluslararası Adalet Divanı’na yaptığı başvuruya 57 üyeli İslam İşbirliği Teşkilatı dışında Hollanda ve Kanada’da destek veriyorlar.

ABD’den Myanmarlı 4 generale yaptırım kararı

Okumaya devam et

Popular