Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

NATO, 70’inci yılına Türkiye’nin merkezinde olduğu krizlerle giriyor

Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) 70’inci yılına çoğu Türkiye’nin merkezinde oldu krizlerle giriyor.

BOLD – Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) Londra’da 3-4 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek zirve ile 70’inci yılını kutlayacak. Ancak 29 üyeli işbirliği örgütü çoğu merkezinde Türkiye’nin bulunduğu krizler nedeni ile 70’inci yılına oldukça sancılı biçimde giriyor.

Analistler örgütün tarihindeki en sıkınıtılı dönemlerinden birini geçirdiğini belirtiyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz günlerde bu durumu “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” sözleriyle ifade etti.

NATO’nun şu günlerde tartıştığı birçok krizin merkezinde ise Erdoğan ve AKP’nin yönettiği Türkiye ve Türkiye bağlantılı meseleler bulunuyor.

Londra’daki NATO toplantısı dışında AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Londra’da Almanya, Fransa ve İngiltere liderleri ile de 4’lü bir toplantı gerçekleştirecek. Toplantının ana gündem maddesi Suriye ve Suriyeli mülteciler olacak.

İşte, NATO toplantısında gündeme gelecek önemli konular ve kriz noktaları:

1) Suriye ekseninde yaşanan gerilim noktaları:

  • Barış Pınarı Harekatı: ABD’nin Suriye sınırındaki askerlerini çekmesi sonrasında Türkiye Ekim ayında Barış Pınarı Harekatı’nı başlattı. Harekata NATO üyesi Fransa, Almanya, ABD ve birçok NATO ülkesi sert tepki gösterdi.  Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Türkiye’nin Suriye harekatını sert sözlerle eleştirdi. Türk yetkililer de bu açıklamalara ağır sözlerle karşılık verdi. Türkiye’nin kuzey Suriye’deki askeri varlığı ve Suriyeli Kürt gruplarla mücadelesi NATO’yu oldukça meşgul ediyor.
  • Suriyeli göçmenler ve Batılı ülkelerin Türkiye’deki mültecilere yardımları: Yaklaşık 4 milyon Suriyeliyi ağırlayan Türkiye batının bu yükün altına daha çok girmesi gerektiğini belirtiyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Londra’da Almanya, Fransa ve İngiltere liderleri ile yapacağı toplantıda bu konuyu gündeme getirmesi ve Batıdan daha fazla mali yardım isteyebileceği belirtiliyor.
  • Güvenli Bölge’ye Suriyeli göçmenlerin yerleştirilmesi: Türkiye, Barış Pınarı Harekatı ile oluşturduğu güvenli bölgeye yüzbinlerce Suriyeli mülteciyi yerleştirmeyi planlıyor. Ancak Batılı ülkeler bu planı Türkiye-Suriye sınırındaki nüfus yapısını değiştirme girişimi olarak suçluyor. Ayrıca Batılı ülkeler mültecilerin Suriye’ye dönüşlerinin gönüllülük esasına bağlı olması gerektiğini de ifade ediyor. Türkiye, güvenli bölgeye Suriyelilerin yerleştirilmesi planı için de uluslararası destek istiyor. Erdoğan, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da görüştüğü BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e bu konuda uluslararası bir çağrı yapmasını ve bağışçılar konferansı düzenlemesini istemişti. Ancak Batı buna da sıcak bakmıyor. Erdoğan’ın bu konuyu özellikle NATO toplantısı sonrası yapılacak 4’lü toplantıda gündeme getirmesi bekleniyor.
  • Güvenli Bölge: Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde Barış Pınarı Harekatı ile oluşturduğu güvenli bölge, buradaki Kürt gruplarla mücadelesi, Türkiye destekli Suriyeli muhalif grupların bölgedeki insan hakları ihllalleri ve savaş suçları iddiaları da ABD ve Avrupa ülkelerinin tepkisini çekiyor. ANTO üyeleri ile Türkiye arasındaki gerilimi tırmandırıyor.
  • PYD/YPG’nin terör örgütü olarak tanınması: Ankara, YPG’nin terör örgütü olarak tanınmasını ve bu kapsamda Türkiye’nin Güney Sınırına ilişkin hazırlanan güvenlik planının NATO tarafından kabul edilmesini istiyor. Ankara, geçen hafta bu planının NATO tarafından kabul edilmemesi durumunda örgütün Baltık ülkeleri ve Polonya’yı savunma planını veto edebileceği sinyalini verdi. Türkiye’nin bu planına ABD dahil 8 NATO ülkesi karşı çıkıyor.
  • Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki söz düellosu: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Fransız yetkililerin, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı’na ilişkin sert açıklamaları, Ankara’nın terör örgütü olarak gördüğü Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve YPG’nin üst düzey isimleriyle görüşmeleri, Suriyeli Kürt gruplara destek açıklamaları Ankara’dan sert karşılık bulmuştu. Geçen hafta bu gerginliğe bir yenisi daha eklendi. Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” sözlerine Erdoğan “Sen önce kendi beyin ölümünü kontrol ettir” şeklinde karşılık verince Fransa Paris’teki Türk Büyükelçi’yi Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı. Fransa Cumhurbaşkanlığından bir isim Erdoğan’ın sözleri için “Bunlar açıklama değil, hakaret” şeklinde karşılık verdi.

2) Türkiye’nin Rusya’dan S-400 alımı:

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alması ve geçen hafta radarlarını test etmesi başta Washington birçok Avrupa ülkesini rahatsız ediyor. ABD, Türkiye’nin S-400 sistemini teslim almaya başlaması sonrası Ankara’yı NATO’nun en büyük projelerinden olan F-35 savaş uçağı projesinden çıkardı. Trump yönetimi, S-400’lerin aktif olarak kullanılmaya başlaması durumunda Türkiye’ye ağır yaptırımlar uygulayacağını ifade ediyor. Diğer bazı NATO ülkeleri de Türkiye’nin S-400 alımını eleştiriyor.

3) Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları:

  • Kıbrıs çevresinde Türkiye’nin doğalgaz arama faaliyetleri: Türkiye’nin Kıbrıs adası çevresinde doğalgaz arama faaliyetlerine ABD, Avrupa ülkeleri ve özellikle Yunanistan karşı çıkıyor. Türkiye ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile imzaladığı anlaşmalar çerçevesinde ada çevresinde doğalgaz aramaya devam ediyor. Doğalgaz sondaj gemileri Yavuz ve Fatih ile sismik arama gemilerine Türk savaş gemileri eşlik ediyor.
  • Türkiye’nin Libya ile deniz anlaşması: Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğalgaz arama çalışmaları krizine son olarak Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşması eklendi. Anlaşmaya Yunanistan sert biçimde tepki gösterdi ve Libya’nin Atina’daki temsilcisini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı. Atina’daki Libya temsilcisini istenmeyen adam (persona-non-grata) ilan edebileceği belirtilen Yunanistan konuyu NATO gündemine de getireceğini duyurdu.

4) Mali katkılar ve maliyetlerin paylaşımı: NATO’ya üye ülkelerin mali katkısı konusunda Trump yönetimi oldukça hassas. Trump yönetimindeki ABD, Avrupalı ülkelerinden NATO’nun mali yükü konusunda elini taşın altına koymasını istiyor. Trump, bir önceki NATO zirvesinde Avrupa ülkelerini sert sözlerle eleştirmişti. Almanya, geçen hafta bu kapsamda NATO’ya mali katkısını arttıracağını açıkladı ve yeni mali plan konusunda anlaşıldı. Ancak bir diğer sorun ise üye ülkelerin savunma harcamalarını gayri safi milli hasılasının yüzde 2 seviyesine çıkarması. NATO’da ABD ve Türkiye dışında diğer ülkelerin savunma harcamaları yüzde 2’inin oldukça altında. Trump yönetimi bu konuda da üye ülkeleri taahütlerini yerine getirmeye çağırıyor.

5) Baltık Ülkeleri ve Polonya’yı Savunma Planı: Bu plan, 2014 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Bölgesi’ni tek taraflı olarak ilhak etmesi üzerine ortaya çıktı. Rusya tehdidine karşı Baltık ülkeleri ve Polonya’nın savunmasının desteklenmesini içeriyor. Aslında Türkiye bu planı destekliyor. Ancak Ankara, YPG’nin terör örgütü olarak tanınmasını ve bu kapsamda Türkiye’nin Güney Sınırına ilişkin hazırlanan güvenlik planının da NATO tarafından kabul edilmesini istiyor. Ankara, geçen hafta kendi planının NATO tarafından kabul edilmemesi durumunda örgütün Baltık ülkeleri ve Polonya’yı savunma planını veto edebileceği sinyalini verdi. Türkiye’nin Rusya tehdidine karşı hazırlanan bir savunma planını bloke etmesi yanında Londra Zirvesi’nden sadece bir hafta önce Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini test etmeye başlaması da NATO başkentlerinde soru işareti yarattı.

Savunma Bakanlığı’ndan bir kaynak zirve öncesi yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Baltık devletleri ve Polonya için hazırlanan Savunma Planı’na onay vermemesinin ‘NATO’ya şantaj yapmak anlamına gelmediğini, Türkiye’nin NATO’da veto hakkı bulunduğunu’ söyledi.

Reuters’a konuşan kaynak “NATO, Türkiye’nin siyasi ve askeri olarak tam veto hakkının bulunduğu bir kurum, burada prosedürler işler. Türkiye’nin NATO’ya şantaj yapması gibi bir durum yok, bu tip ifadeler kabul edilemez” dedi.

6) İncirlik’teki ABD’ye ait nükleer bombalar:

İngiltere’de yayımlanan haftalık The Economist dergisi, Türkiye’de konuşlandırılmış Amerikan nükleer silahlarının ABD ve Avrupalı NATO müttefiklerinde kaygılara yol açtığını geçen hafta yazdı. Dergiye göre, bu hafta Londra’da yapılacak NATO Zirvesi’nde birçok liderin aklında Türkiye’deki nükleer bombalar olacak.

ABD’nin, NATO’nun nükleer paylaşım programı kapsamında Avrupa’daki 5 ülkede toplam 150 nükleer başlık konuşlandırmış olduğunu hatırlatan Economist, bunların çoğunun tahminen 60-70 başlık ile Türkiye ve İtalya’da kalanların da Belçika, Almanya ve Hollanda’da konuşlandığını aktardı.

Nükleer silahlarla ilgili kaygıların en çok Türkiye odaklı olduğunu kaydeden Economist’teki yazıda bunun perde arkası şöyle anlatıldı:

Amerikalı yetkilileri en çok kaygılandıran, Türkiye’nin güneyinde, Suriye sınırına kara yoluyla birkaç saat mesafedeki İncirlik Hava Üssündekiler. 1960 darbesi ve 1975’de iki ülke arasında yaşanan diplomatik çatışmada Amerikalılar bombaları çekmeyi düşünmüşlerdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı 2016’da yapılan başarısız darbe girişimi sırasında, isyancıların elindeki F-16 savaş uçaklarına yakıt ikmali yaparak İstanbul ve Ankara’yı tehdit etmelerine olanak veren tankerler İncirlik’ten kalkmıştı. Erdoğan rejiminin buna yanıtı üssün elektriğini kesmek ve komutanını gözaltına almak oldu.

Bu, Washington’da silahlarının güvenliği ve Türkiye ile ilişkiler gerginleştiğinde bu silahların rehin alınması riski konusunda alarm zillerinin çalmasına yol açtı. İncirlik Üssü’ne üst düzey yetkililer yollandıysa da bombaların çekilmesine gerek olmadığı sonucuna varıldı. Nükleer savaş başlıkları sadece bir kod kullanılarak aktif hale getirilebiliyor ve saklandıkları kasalar elektrik kesintisi durumunda kendiliğinden kilitleniyordu. Bu da Amerikan güçlerine, gerektiğinde üsse askeri güç kullanarak ulaşmak için zaman sağlıyordu. Ne var ki son yıllarda Amerika yine de bombaları üsten gizlice kaçırıp yerine kuru sıkı başlıklar takmayı düşündü.

Trump NATO Zirvesinde Erdoğan ile görüşmeyecek

Dünya

ABD’li rahip Brunson’dan “Türkiye komplo kurdu” açıklaması

Amerikalı rahip Andrew Brunson, Türkiye’de sahte ve yalana dayalı iddialarla bir “rehin alma diplomasisinin” kurbanı olduğunu, savcılığın belgelerinin her birinin komploya dayandığını söyledi.

BOLD – Eşi Macar olan, hapisten çıktıktan sonra ABD vatandaşlığı yanında başvurduğu Macar vatandaşlığını da alan rahip Andrew Brunson, Türkiye’de kendisini rehin alındığını söyledi.

Andrew Brunson, Türkiye’de “darbe girişimine yardımcı olmak” ve “terör örgütlerine yardım etmek” suçlamasıyla 7 Ekim 2016’da gözaltına alınarak ardından tutuklandı. Hakkında müebbet hapis istenen Brunson, 25 Temmuz 2018’de ev hapsi adli kontrol şartıyla tahliye edildi.

Mahkeme, 12 Ekim 2018’deki karar duruşmasında Brunson’ı 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırdı, hapiste geçirdiği süreyi göz önünde bulundurarak Brunson’ı serbest bıraktı.

Geçen yıl serbest bırakılan Andrew Brunson, Macar haber sitesi Mandiner’e konuştu. 

İDDİALAR TEMELSİZ VE YALANA DAYALIYDI

Türkiye’de geçirdiği 20 yılı anlatan Brunson, “Hakkımdaki iddialar temelsizdi, yalana dayalıydı” dedi.

Serbest bırakılması için ABD’nin Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırımlar uyguladığı Brunson, “Bir NATO ülkesinin bir başka NATO ülkesini cezalandırmasına neden oldum” dedi.

“AMAÇLARIMIZ TABAN TABANA ZIT”

ABD’li rahip, “Hayatımda Gülen hareketinden hiç kimseyle karşılaşmadım, onlarla irtibatım olmadı, hapse atılıncaya kadar…Orada ise beni onlarla aynı hücreye koydular” dedi.

Andrew Brunson kendisinin neden Gülen yapılanması yanlısı olamayacağını da şöyle açıkladı;
“Ben Hristiyanlığı yaymak için hayatımı adadım. Fethullah Gülen teşkilatı ise dünyadaki 170 okuluyla tam tersini yapıyor, İslamı yaygınlaştıramaya çalışıyor. Biz amaçları taban tabana zıt iki ayrı dünyaya mensubuz!”

REHİN ALMA DİPLOMASİSİ

Andrew Brunson, PKK konusunda ise şunları söyledi: “Sanırım bizi PKK ile ilişkilendirmelerinin nedeni, Orta Doğu’da savaştan kaçan mültecilere yardım etmek için çalışmalar yapıyor olmamızdı. İnsani yardım sunduğumuz mülteciler arasında savaştan kaçan Kürtler de vardı”.

Amerikalı rahip sahte ve yalana dayalı iddialarla bir “rehin alma diplomasisinin” kurbanı olduğunu, savcılığın belgelerinin her birinin komploya dayandığını iddia etti.

Savcılık tarafından kendisi hakkında kötü şeyler söylemekle görevlendirilen tanıkların bilhassa mahkemeye getirildiğini söyleyen Brunson, “tüm dava süresince kendisinden itiraf koparılabilmek için” üzerinde muazzam bir baskı olduğunu da ekledi.

HRİSTİYANLARA TOPLUMSAL BASKI UYGULANIYOR

Brunson söyleşide kendisinin Türk hükumeti tarafından propaganda kampanyasının bir parçası haline getirildiğini iddia etti, “Türk hükumeti beni Türk devletinin bir düşmanı olarak göstermek istedi. Bununla Türk halkını hem bana karşı ve hem de Hristiyanlığa karşı kışkırttı” dedi.

1990’lı yıllardan bu yana Türkiye’de bir Hristiyan olarak yaşamanın zorlaştığını söyleyen Brunson, “Evet, isteyen kağıt üzerinde teorik olarak Hristiyanlığı kabul edebilir, ama bunun ardından Hristiyan olanların üzerinde müthiş bir toplumsal baskı uygulanıyor” diye konuştu.

ABD’de “Ermeni Soykırımı” tasarısı 3. kez engellendi: Uygun zaman değil

Okumaya devam et

Dünya

Fransa’da emeklilik sistemine karşı genel grev 2. gününde

Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yeni emeklilik reformu planlarına karşı başlatılan genel grev 2. gününe girdi. Perşembe günü başta başkent Paris olmak üzere birçok şehirde polis ve göstericilerin karşı karşıya gelmesi üzerine şiddet olayları yaşandı.

BOLD – Genel grevin birinci günü Paris’teki “Cumhuriyet Meydanı’nda polis göstericileri gözyaşartıcı gazla dağıttı. Başkentte 80’den fazla kişi gözaltına alındı. Yüzleri maskeli bazı göstericiler araçları ateşe verdi, dükkanların camları kırıldı.

HAYATI FELÇ ETTİ

Son yılların en büyük grevi günlük hayatı felç etti. Milyonlarca işçinin greve gitmesi nedeniyle eğitim, ulaşım, çöp toplama ve sağlık hizmetleri gibi hayatın pek çok alanında aksamalar yaşandı. Sendikalar, greve katılımın çok yüksek olduğunu ve “ekonomiyi felç ettiklerini” açıkladılar.

Demiryolu işçilerinin yüzde 85’inin greve gittiği duyuruldu. Ülkede yüzlerce uçuş iptal edilirken, öğretmenler arasında da greve katılım oranı yaklaşık yüzde 50 oldu.

SARI YELEKLİLER DE KATILDI

Fransa İçişleri Bakanlığı, Sarı Yelekliler hareketi mensuplarının da greve katıldıklarını açıkladı.

Eyfel kulesi, d’Orsay Müzesi ve Versailles Sarayı gibi turistik yerler gün boyu kapalı kaldı.

Yaklaşık 50 kentte düzenlenen protesto gösterilerine katılanların sayısı 800 bini aştı. .

Kitlesel gösterileri bir başarı olarak nitelendiren sendikalar, katılımcı sayısının geçen yıl “Sarı Yeleklilerin” protestolarına katılanların sayısından daha yüksek olduğuna dikkat çekti.

Sarı Yeleklilerin protesto gösterilerinde katılımcı sayısı en fazla 282 bin olarak kaydedilmişti.

PARİS VE NANTES’TE OLAYLAR

Sendikalara göre, gösterilerin ana odak noktası olan Paris’te 250 bin kişi Macron yönetimini protesto etti.

Fransa’nın başkenti Paris’te emeklilik reformu protestoları yer yer şiddete dönüşürken, polis göstericilere sis bombası ve göz yaşartıcı gazla müdahale etti. Paris’te güvenlik güçleri 70’den fazla kişiyi gözaltına aldı.

Greve büyük şehirlerdeki yürüyüşler de eşlik etti. Nantes kentindeki gösteri öncesinde polis bir gruba karşı göz yaşartıcı gaz kullanırken, Resses’de küçük bir grubun bazı dükkanların camlarını kırdığı bildirildi.

Son yılın en yüksek katılımlı protestosu olduğu belirtilen genel grev nedeniyle geniş çaplı güvenlik önlemleri alındı. Sadece Paris’te yaklaşık 6 bin polis görev yaptı.

AA MUHABİRİ GÖZÜNDEN YARALANDI

Bu arada Anadolu Ajansı Foto Muhabiri Mustafa Yalçın, Fransa’daki emeklilik reformu protestolarında polisin attığı gaz kapsülünün gözüne isabet etmesi sonucu yaralandı.

Ameliyata alınan ve bilinci yerinde olan Yalçın’ın tedavisinin hastanede devam ettiği belirtildi.

Almanya’da suç işleyen Suriyeli sınır dışı edilecek

Okumaya devam et

Dünya

Türkiye-Rusya, yeni S-400 sistemi alımı anlaşması üzerinde çalışıyor

Rusya ve Türkiye’nin yeni bir parti Rus S-400 hava savunma sistemi için sözleşme üzerinde çalıştığı bildirildi. Bu arada Moskova’nın Türkiye’ye rekabetçi bir fiyattan savaş uçağı satmaya hazır olduğu da aktarıldı.

BOLD – Türkiye ile Rusya’nın, yeni S-400 füze savunma sistemlerinin alımı için bir anlaşma üzerinde çalıştığı öne sürüldü. Rus medyasında yer alan iddia Rus askeri işbirliği ajansından üst düzey bir yetkiliye dayandırıldı.

Rus haber ajansı Interfax’ın Rusya Federal Askeri Teknik İşbirliği Servisi Başkanı Dimitri Şugayev’e dayandırdığı haberde Rusya ve Türkiye’nin yeni bir parti S-400 teslimatı için sözleşme üzerinde sistematik biçimde çalıştığı ve sözleşmenin yüksek ihtimalle 2020’de imzalanacağı belirtildi.

“REKABETÇİ FİYATTAN SAVAŞ UÇAĞI TEDARİĞİ”

Haberde Rusya’nın Türkiye’ye rekabetçi bir fiyattan savaş uçağı satmaya hazır olduğu aktarıldı.

Geçen ay Rus silah üreticisi Rosoboronexport firmasının CEO’su Aleksander Mikheyev, Rusya’nın Türkiye ile gelecek yılın ilk yarısında yeni bir S-400 tedarik sözleşmesi imzalamayı planladığını söylemişti.

S-400 KRİZİ

NATO üyesi olan Türkiye’nin Rusya’ya ait bir savunma sistemine sahip olması, başta ABD olmak üzere ittifakın diğer üyeleri arasında tepkiyle karşılanıyor.

S-400’lerin NATO’ya entegre askeri teçhizatla birlikte kullanıldığında hassas teknolojik bilgilerin sızabileceğinden endişe ediliyor.

Türkiye’nin Rus S-400 hava savunma sistemlerini teslim almaya başlamasının ardından F-35 savaş uçağı programından çıkaran ABD, Ankara’nın sistemi aktif hale getirmesi durumunda Türkiye’ye ağır yaptırımlar uygulayacağını belirtiyor.

ABD Savunma Bakanı: Suriye’nin kuzeyindeki askerleri çekme işlemi tamamlandı

Okumaya devam et

Popular