Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Gözleri görmeyen tutuklu fotoğraftan teşhise zorlandı

Bugün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. İsmail Alkış, gözaltı ve cezaevi süreçlerinde bir engelli olarak yaşadıklarını BOLD’a anlattı.

HALİT YAVUZ

BOLD – İsmail Alkış,  33 yaşında bir tarih öğretmeni.  15 Temmuz’dan sonra gözaltı ve tutuklama sürecini yaşayan yüz binlerce insandan biri. Onu diğerlerinden farklı kılan ise görme engeliyle bütün bu yaşananlara maruz kalması.

Balıkesir Cezaevi’nde 13 aylık tutukluk süreci yaşayan Alkış, yaşadığı sağlık problemleri nedeniyle tahliye edildi. Serbest kalmasının ardından hakkında tekrar çıkartılan yakalama kararı sonrası Türkiye’de daha fazla kalamayacağını düşündü. Alkış,  eşini ve çocuğunu Türkiye’de bırakarak, Yunanistan’a sığınmak zorunda kaldı.

SADECE KURU EKMEK YEDİK

İsmail Alkış, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra çıkan KHK ile devlet görevinden alınan görme engelli bir mağdur.

Yaşadığı zor günleri Bold Medya’ya anlatan Alkış, 15 Temmuz öncesi arayıp soranların, darbe girişimi sonrası bir daha kapısını çalmadığını söyledi. İsmail Alkış işinden atıldıktan sonra maddi sıkıntılar yaşadığını sadece kuru ekmek yemek zorunda kaldığını şöyle anlattı:

“Açığa alındıktan sonra maddi olarak sıkıntı yaşadık. Özellikle ihraç olduktan sonra bazen evde sadece kuru ekmek yediğimizi hatırlıyorum. İş bulmaya çalışıyorsunuz ama bulamıyorsunuz. Çevrede sevdiklerimizden herhangi bir vefa göremiyorsunuz 15 Temmuz’dan sonra sürekli arayan eş dost bir anda aramaz sormaz oldu. Kimse kapımızı açmadı.”

GÖZLERİ GÖRMEDİĞİ HALDE FOTOĞRAF TEŞHİSİNE ZORLANDI

İsmail Alkış’ın hayatındaki zorluk sadece memuriyetindeki görevinden atılmak olmadı, darbe girişiminden on ay sonra bir bankaya para yatırdığı gerekçesiyle hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Bir sabah evine gelen polisler Bursa Emniyeti’ne götürdü. Alkış,  13 gün süreyle engelliler için hiçbir imkanı bulunmayan gözaltı merkezinde tutuldu. Bursa Emniyet Müdürlüğü’nde ağır görme kusuruna rağmen bilgisayardan fotoğraf teşhisine zorlanan Alkış,  şunları söyledi:

“Aile ile görüştürülmüyorsunuz, dışarıdan herhangi biri ile irtibat kuramıyorsunuz. Gözaltına alındığımda gözümle ilgili tedavi görüyordum, polislere söylememe rağmen herhangi bir kolaylık gösterilmedi. 13 gün orada kaldıktan sonra gözlerimde hafif hafif kararmalar başladı. Enfeksiyon kaptığını hissettim. Bunu ifade etmeme rağmen herhangi bir hastaneye götürülmedim.”

HAPİSTE GÖZ KAYBI TEDAVİ EDİLMEZ HALE GELDİ

İsmail Alkış, hem gözaltı sürecinde hem de tutuklu kaldığı Balıkesir cezaevinde büyük zorluklar yaşadı.  Tutukluluk yaşadığı Balıkesir cezaevinde altı ay boyunca hastaneye gönderilmeyen İsmail Alkış, altı ay sonra hastaneye gittiğinde artık her şeyin çok geç olduğunu öğrendi. Tutuklanmadan önce yüzde yetmiş olan göz kusuru, cezaevine girdikten sonra yüzde doksana çıktı:

“Sekiz kişilik koğuşlarda yirmi – yirmi beş kişi kalıyorsunuz. Bir engelli için hakikaten zor şartlar çünkü başkasına bağlı hareket etmek zorunda yaşıyorsunuz. Oradaki arkadaşlar mümkün mertebe yardımcı olamaya çalışıyorlar. Tek başınıza kalkıp çayınızı bile alamıyorsunuz ama oradaki arkadaşlar sizi rahat hissettirmek için seferber oluyor. Onlar ne kadar ellerinden geleni yapsa da yine cezaevindesiniz. Şartlar zor imkânlar kısıtlı. En basitinden çay doldurmanız gerekiyor onu da tek başınıza yapamıyorsunuz. Hayatınızı başkasına mahkûm bir nevi başkasına bağlı yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Cezaevindeki arkadaşlar ellerinden geleni yapıyor olsalar da bunun verdiği mahcubiyet duygusu var ister istemez eziliyorsunuz, üzülüyorsunuz. İmtihan içinde imtihan hani derler ya sağlıklı bir insanın orada hayatını idame ettirmesi zorken engelli bir insanın orada hayatı idame ettirmesi çok çok zor. Zindan içinde zindan hayatı yaşıyorsunuz.

SAVCI: “GÖZLERİ GÖRMÜYOR AMA BANKAYA PARA YATIRMAYI BİLİYOR”

İsmail Alkış tutukluluk sürecinde birçok makama başvuru yaparak tek başına hapishanede yaşamın zor olduğunu bildirmesine rağmen hep olumsuz cevap aldı. Avukatının davanın savcısıyla yaşadığı bir diyalogu ise aklından çıkaramıyor.  Alkış, Avukatının cezaevinde müvekkilinin çok zor şartlar altında hayatını sürdürdüğünü savcıya iletiyor.  Davanın savcısının “ Gözleri görmüyor ama bankaya para yatırmayı biliyor, gitsin cezaevinde yatsın” cevabını verdiğini unutmadığını söyledi.

Birkaç arkadaşı ile birlikte Türkiye’den kaçmak zorunda kalan İsmail Alkış, şu an Yunanistan’da mülteci durumunda. İltica sırasında Yunan görevlinin görme engelli olduğunu belgeleyen raporlara rağmen gözaltı merkezinde tutulmasına ise çok şaşırdığını söyledi.

Türkiye cezaevlerinde kendisi gibi birçok bedensel engelli tutuklunun olduğunu söyleyen İsmail Alkış, cezaevi şartlarında engelli birinin yaşamasının çok zor olduğunu belirtti. Alkış,  Birçok gazeteci ve siyasetçinin sustuğu bir ortamda kendisi gibi görme engelli gazeteci Cüneyt Arat’a hapishanedeki engellilere verdiği destekten dolayı teşekkür etti.

Şimdi birkaç Türk arkadaşıyla beraber hayatına Yunanistan’da devam eden Alkış eşi ve çocuğuna kavuşacak günleri özlemle bekliyor.

BOLD ÖZEL

Kosova’dan kaçırılan Prof. Karakaya OdaTV ve Haberal’ın propagandasını savunmasında böyle çökertti

Kosova’dan kaçırılan Prof. Osman Karakaya: “Mehmet Haberal’ın tiyatrosunu bitirdim, açtığı davayı 3. celsede çekti. OdaTV’den Doğan Yurdakul, raporumla serbest kaldı.”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Kosova’dan 29 Mart 2018’de rüşvet karşılığında kaçırdığı ve bindirildiği özel uçakta işkence yaparak Türkiye’ye getirdiği Prof. Dr. Osman Karakaya’nın İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde yaptığı savunmasına BOLD ulaştı.

Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli kardiyologlardan biri olan Prof. Dr. Osman Karakaya, savunmasında tutuklanmasının tek nedeninin iddia edildiği gibi casusluk yapmak ya da örgüt üyesi olmak değil, Adli Tıp Kurumunda raportör olarak çalıştığı dönemde Ergenekon ve Balyoz tutukluları hakkında yazdığı raporlar olduğunu söyledi.

Üstelik Karakaya, bu raporları yazdığı dönemde, 2011 yılında sağlık sektörünü eleştirdiği için Ergenekoncu ilan edilmiş ve Adalet Bakanlığı Kurul Komisyonuna alınmaktan son anda vazgeçilmiş bir isim. 8 yıl sonra ise bugün ‘terörist’ yaftasıyla yargılanıyor.

Silivri Cezaevinde 16 ay hücrede kaldıktan sonra mahkemeye çıkarılan Karakaya, casusluk suçlamasından Kasım 2019’da beraat etti. Örgüt üyeliğinden ise 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

“HABERAL’IN 22 AYLIK TİYATROSUNU SONLANDIRDIĞIM İÇİN BURADAYIM”

Osman Karakaya, iki yıldır hapiste intikam uğruna tutulduğunu ve ‘yalan ve yanlış’ rapor düzenlediği iddialarını 21 Haziran 2019’da yaptığı savunmasında çürüttü. Özellikle Ergenekon davalarında hapis yattıktan sonra tahliye edilen Başkent Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal hakkında yazdığı 54 sayfalık raporla ilgili iddiaları ayrıntılı bir şekilde anlattı. Haberal’ın müşteki sıfatıyla kendisine açtığı davayı 3. celsede geri çekmek zorunda kaldığını söyledi.

Prof. Dr. Mehmet Haberal, Ergenekon operasyonları kapsamında 7 Nisan 2009’da tutuklanmış ve aynı gün geçirdiği kalp spazmından sonra iki yıl Cerrahpaşa Hastanesinde tek kişilik odada kalmıştı. 11 Mart 2011’de ise Karakaya’nın raporuna binaen Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti.

Savunmasına kendini tanıtarak başlayan Osman Karakaya, “Ben evet Ergenekon, Balyoz tutuklularına baktım doğrudur ama üzerinden 2009’dan itibaren sayarsanız 10 yıl geçmiş, hakkımda tek bir iddia, dava yok ve bu davaya müdahil olmuş olan herhangi bir müşteki, mağdur kimse de yok. Mahkemenizin ayrıca madem ki Ergenekon, Balyoz tutuklularına yanlı ya da yanlış rapor yazdığım, yönlendirmeli usulsüz rapor tanzim ettiğim yönünde iddiaları var, haklı olabilir, bu haklılığını ispat için söz konusu mağdurlara CMK kapsamında 234/B taksiminde, bu şahısları da ‘arkadaşlar sizi mağdur eden doktoru tutukladık, 16 aydır da hücrede tutuyoruz, buyurun gelin davacı olun’ diyebilirsiniz, bu da denmedi. Dolayısıyla ortada mağduru, müştekisi de olmayan bir dava, bir intikam süreci yürütülüyor.” dedi.

“Ben burada Mehmet Haberal’ın 22 aylık Haseki tiyatrosunu sonlandırdığım için bulunuyorum.” ifadelerini kullanan Karakaya şöyle devam etti:

“JİTEM KOMUTANI VE ODA TV EDİTÖRÜ BENİM RAPORUMLA TAHİYE EDİLDİ”

Karakaya, Mehmet Haberal raporuyla ilgili suçlandığını ancak bu suçlamayı yapanların OdaTV’den Doğan Yurdakul ve JİTEM görevlisi olduğunu bizzat söyleyen Albay Arif Doğan’ın kendisinin verdiği sağlık raporlarıyla tahliye edildiklerini görmezden geldiklerini belirtti:

“MİT belgesinde açıkça diyor ki Ergenekon, Balyoz süreçlerinde yanlı ve yanlış raporlar tanzim etmek, ikinci başlık olarak diyor ki Mehmet Haberal’la ilgili hayati tehlike taşıyor olmasına rağmen Haseki’deki doktorların itirazını da ciddiye almayarak cezaevine göndermek, aynen bu şekil… Mehmet Haberal 22 ay boyunca tiyatro ile o hastanede tutuldu. Beni ilgilendirir mi 22 ay, kalsın hiç önemli değil. Ama ben Adli Tıp Kurumunda önüme gelmiş dosyalara adam gibi baktım, namusluca baktım ve iki tane de ismi doğrudan tahliye ettim. JİTEM Komutanı Arif Doğan ve Oda TV Editörü Doğan Yurdakul, inanır mısınız bu adamlar tahliye olduklarına inanamadılar. Ben 3. İhtisas Kurulunda bu adamları muayeneye aldım, baktım, çıktım 3. İhtisas Kurulu Başkanı Sadi Çağdır’a dedim ki hocam bu adam çıkacak. Hayır diyemez, demedi.”

Arif Doğan (solda) 14 Temmuz 2008’de Ergenekon soruşturması kapsamında Ankara’da gözaltına alındı. 5 Ağustos 2013’te İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 47 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sağlık durumu ve yaşı dikkate alınarak adli kontrol uygulaması şartları kapsamında tahliye edildi. “Odatv” davasında tutuklu olarak yargılanan gazeteci Doğan Yurdakul, 22 Şubat 2012’de aynı nedenlerle İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye edildi.  Doğan, 14 Ekim 2014’te, Yurdakul ise 3 Eylül 2017’de hayatını kaybetti. 
“MEHMET HABERAL BANA AÇTIĞI DAVAYI GERİ ÇEKTİ”

Osman Karakaya, Ergenokon sürecinde yargılanan Nusret Taşdelen, Hurşit Tolon, Şener Eruygur, Levent Ersöz gibi isimler hakkında da rapor verdiğini ama bugün onların hiçbirinin kendisi hakkında şikayetçi olmadığını da ifade etti.

Sadece Mehmet Haberal’ın dava açtığını belirten Karakaya, “Benimle birlikte 3. İhtisas Kurulunu dava ettiler. Dava açıldı, ben ki hem insaniyet gereği hem de tıbbi etik gereği o 22 aylık tiyatroda bulduğum her ayrıntıyı, her açığı rapora yazmadım. Niye o doktorlar, orada o işe karışan adamlar mağdur olmasın… Mehmet Haberal koştura koştura avukatı vasıtasıyla beni dava etti. Ben de adamlığımdan meslek haysiyetini korumak adına Haseki’deki namussuzlukları rapor etmediğim için, akılsız bir adam olmadığım için bir kenarda tuttuğum dosya içindeki bazı bilgileri, bazı kritik bilgileri o zamanki avukatım vasıtasıyla dedim ki mahkemeye eczane ilaç dökümüyle ilgili bazı ayrıntılandıramadığım ve anlamlandıramadığım hususları lütfen soralım dedim. Yine isim ya da olay vermiyorum. Ne oldu biliyor musunuz 3. celsede Mehmet Haberal ve avukatı davayı geri çekti.” dedi.

“İKİ DOKTOR GELİP YANIMDA AĞLADI”

Mehmet Haberal’ın hayati tehlikesi olmadığı halde hastanede kalabilmesi için ‘hayati tehlikesi vardır’ raporu veren doktorlardan ikisinin kendisinden özür dileğini ifade eden Karakaya, “Bir tanesi yanımda ağladı. Dedi ki lütfen bu raporu insaflı yaz, bizimle alakalı… Doktor Bey benden yaşça da büyüktü, yanımda ağladı ve ona dedim ki hocam bak burada ağlama. Yapman gerekeni zamanında yapsaydın, burada ağlamazdın. O zaman Haseki’yi ben toptan kapattırırdım. Mehmet Haberal’ı da avukatını da iftiracılıktan mahkum ederdim. Bu hakkım saklıdır” ifadelerini kullandı.

“TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİNİ ÜZERİME SALDILAR”

54 sayfalık raporun noktasına, virgülüne kadar doğru olduğunu söyleyen Karakaya, o dönemde Türk Kardiyoloji Derneğinin üzerine salındığını da savunmasına ekledi:

“… Mehmet Haberal buraya gelemez. Niye, çünkü burada yüzleşebileceği bir imkan bulamazlar. O dosyayı ben yazdım, 54 sayfadır, eğer onda bir virgül hatası olsaydı, üzerime o dönem Türk Kardiyoloji Derneğini saldılar. Haseki Kardiyolojinin bütün hocaları ki 22 ay boyunca sakladıkları adam ve kendisi Başkent Üniversitesinin rektörüdür. Emrinde onlarca kardiyolog çalışıyor. Zannetmiyor musunuz ki bu adam bu raporu inceleyin ya şu adamın raporunda bana bir usulsüzlük bulun dememiş olsun, mümkün müdür değildir, var mıdır yoktur.”

KOSOVA’DAN KAÇIRILIŞI VE UÇAKTA İŞKENCE

Cemaat soruşturmaları kapsamında Cihan Özkan, Kahraman Demirez, Hasan Hüseyin Günakan, Mustafa Erdem, Prof. Dr. Osman Karakaya ve Yusuf Karabina, Kosova’dan MİT tarafından özel bir uçakla kaçırılarak Türkiye’ye getirilmişti.

Osman Karakaya, Türkiye’de rüzgar tersine dönünce çalıştığı Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde sürekli soruşturma geçirmeye başladı. 30 Mayıs 2016’da görevinden istifa etti. Yaşamını ve mesleğimi idame ettirebilmek için 2 ay sonra ailesiyle birlikte Kosova’ya yerleşti. Burada Amerikan Hastanesinde doktorluk yapmaya başladı. Ama kısa sürdü. Hastanenin CEO’su, Türk Büyükelçiliği ve konsolosluk tarafından sıkıştırılıp, taciz edilince iş sözleşmesi feshedildi.

Karakaya bu kez Mali’de iş buldu, ailesini Kosova’da bırakıp çalışmaya gitti. Peşini orada da bırakmadılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mali’ye yaptığı ziyaret sırasında “O doktoru verin, çalıştığı hastaneyi de kapatın.” dedi. Ama Mali Cumhurbaşkanı bunu kabul etmedi.

Osman Karakaya, eşi ve 3 yaşındaki oğlunu ziyarete gittiğinde (29 Mart 2018) evinin kapısını Kosova polisleri çaldı. Kendisini yabancılar ofisine götüreceklerini, oturumuyla ilgili küçük bir sorun olduğunu söylediler. Yolda silahlar çıkarıldı, arabanın yönü Priştina Havaalanına döndü. Karakaya ve birlikte kaçırıldığı diğer 5 kişi uluslararası hukuka aykırı bir şekilde MİT’e teslim edildi.

Osman Karakaya, uçakta yapılan işkenceleri savunmasında şöyle anlattı:

“Azılı bir insanmış gibi ben uçak zemininde yatırılarak ve tekmelenerek getirildim. Bunları hak edecek ne yaptım, hiçbir şey. Sabah yatağımdan kalkıyordum, Kosova polisleri bana dedi ki seni imigrasyon ofisine götüreceğiz, oturumunla ilgili sıkıntı var, bizde saf gibi kandık, pasaportumuzu, belgelerimizi aldık, gittik, oradan zıt döndüler nereye Priştina Havaalanına. Nereye gidiyoruz derken çekti bir tanesi silah bağladı, beni verdi MİT’e. Suçum nedir hiçbir şey.”

KOSOVA’DA HÜKÜMET KRİZİ OLDU

Kosova devleti, rüşvet alarak Osman Karakaya ve 5 kişinin kaçırılmasını sağlayan emniyet yetkililerini görevden aldı, soruşturma başlatıldı. Bir araştırma komisyonu kurdu.

Komisyonun 31 ayrı ihlal tespit ettiğini belirten Karakaya, “Kosova Cumhuriyet Savcısı, bu iş Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi’ye kadar gitse bile peşini bırakmayacağız, dedi. Peki bizim Cumhurbaşkanımız ne dedi, paketleyerek getirdik o teröristleri dedi. Sonra da afedersiniz diyor ki ben hiçbir vatandaşına terörist diyecek kadar enayi değilim diyor. Ben vatandaş değil miyim, benim teröristliğimin karinesi nedir?” diye yazdı.

NE İSA’YA NE MUSA’YA

Osman Karakaya, esen rüzgara göre yön değiştirmeyen, sıra dışı bir doktor, sıra dışı bir akademisyen. 2011 yılında Hekim Hakları Derneği’nde yaptığı konuşma nedeniyle ‘Ergenekoncu’ ilan edilen ve Adalet Bakanlığı Kurul Komisyonuna alınmaktan son anda vazgeçilen Osman Karakaya’ya, 8 yıl sonra ‘fetöcü’ yaftası yapıştırıldı. Kendisinin ifadesiyle ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildi.

O dönemde Hekim Hakları Derneğinin genel sekreteri olan Karakaya, sağlık çalışanlarının hakkını, hukukunu savunan bir panelde konuşma yaptı. Söylediklerine sinirlenen sağlık müdürü toplantıyı terk etti. Ankara’da bakanlık sallandı, ‘o iti alırız şeflikten’ diye Sağlık Bakanlığından haber geldi. Karakaya, panelde neler anlattığını ve sonrasında yaşananları savunmasında şöyle özetliyor:

“2002’de kadrolu çalışan sayısı 245 bin, taşeron ise 11 bindi, 2010 yılına gelindiğinde ise kadrolu 329 bin, taşeron ise 113 bin kişidir. Bu modern kölelik ve köle simsarlığı sistemidir. AKP’lilerin iş alanı olarak kurulmuş, yeni bir saha doğmuştur. İnsani vebal boyutu bir yana başhekimler açısından iş müfettişleri ve iş mahkemelerinin hedefi haline getirilmelerine yol açacak bir sürü teknik mahzuru içinde barındıran bir durum ortaya çıkmıştır.

Sağlık Bakanlığı bürokratlarının umursamazlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri ile sağlık idarecilerini karşı karşıya getirmektedir. Ameliyatlar 3 kat artmıştır. Türkiye’ye dayatılan sağlığın bir hizmet değil, bir sektör olduğu dolayısıyla daha fazla tüketilmesi gerektiğidir. Bir ülkede hekimler baktıkları hasta sayısına göre ücretlendirilmeye başlanırsa yıllık hastaneye başvuru sayısı 2 katına, yapılan ameliyat sayıları da 3 katına çıkarsa orada sağlık sisteminin halkın menfaatine olduğunu söylemek mümkün olmaz diye devam eden bir sürü başlık var.

Ben bu konuşmayı yaptığım zaman Tabipler Odasının siyasi görüşünü bilirsiniz. İstanbul Tabip Odasından gelen mesaj su, bizden daha komünistler varmış. Benim bunları yazdığım, konuştuğum zamanlarda cemaatle AKP yazıyla tura gibiydi. Ben bunları yazdığım süreçte benim yazdığım Haberal raporu da çıktı. Arada 1-2 ay var. Bu arada Adli Tıp’ta raportör olarak çalıştığım için Adli Tıp Kurumu Başkanı da kardiyoloji kurul üyesi bulunmadığı için beni Adalet Bakanlığına kurul üyeliğine teklif etti. Bir dilekçeyle müracaat etti. Müracaatın neticesi az evvel kısmen okuduğum belgenin içeriğinden dolayı reddedildi.

Bu konuşmanın yapıldığı pazar gününün ertesi pazartesi akşamında saat 11’de o zamanki Adli Tıp Kurumu Başkanı beni arıyor ve bana diyor ki ‘Adalet Bakanı Müsteşarı aradı, senin kardiyoloji kurul üyeliğine teklif ettiğin adam Ergenekoncu, o zamanlar öyleydi, AKP’ye laf eden herkes Ergenekoncu’ydu… Bugün niçin buradayım FETÖ’cü olduğum için. Biz durduğumuz nokta itibariyle o gün İsa’ya bugün de Musa’ya yaranamadık. Neden çünkü bizim kimsenin çizgisiyle bir işimiz yok, biz işimizi yaptık… Ben dediğim gibi Türkiye’nin değişen konjonktürüne ayak uyduramayan bir akademisyenim. Hiç kimseyle hiçbir davam olmamıştır, hiç kimsenin ne adamı olmuşumdur, ne örgütün üyesi olmuşumdur, ne talimatla iş yapmışımdır.”

YARIN:

* BAŞARILI BİR KARDİYOLOG OLARAK OSMAN KARAKAYA KİMDİR?

* PROF. UNVANINI USULSÜZ ALDIĞI YÖNÜNDEKİ İDDİALARI NASIL ÇÜRÜTTÜ?

* HANGİ BAKAN MÜSTEŞARLIK TEKLİF ETTİ? KİMLERİN DOKTORLUĞUNU YAPTI?

* HASTANE BAHÇESİNDE ARICILIK YAPAN BİR PROFESÖR OLARAK BAŞINA NELER GELDİ?

* MALİ CUMHURBAŞKANI KENDİSİNİ NEDEN TÜRKİYE’YE TESLİM ETMEDİ?

*  VE SAVUNMASININ TAMAMI

Kosova’dan MİT’in kaçırdığı Karakaya: Bize yaşatılan ‘uluslararası adam kaçırma’ suçudur

6 Türk’ün kaçırılmasında MİT’e yardım eden 22 Kosovalı polis hakkında soruşturma başlatıldı

Times: Kosova’dan 6 kişinin kaçırılmasından Cumhurbaşkanı sorumlu

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde koronadan babasını kaybeden Ferhat Yeter: Ders çıkarılsın!

Cezaevinde korona nedeniyle hayatını kaybeden tutuklu Mehmet Yeter’in oğlu Ferhat Yeter, BOLD’a konuştu: “Cezaevi yönetimi telefonu yüzüme kapatıyor, belgeleri vermiyorlar.”

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Cezaevinde korona nedeniyle hayatını kaybeden ilk tutuklu olan Mehmet Yeter’in oğlu Ferhat Yeter, “Babamı kaybettim inşallah ders alırlar da başka tutuklular kurtulur” dedi.

Yeter, babasının cezaevinde başka tutuklular ve revir görevlileriyle temas ettiğini ancak onlara test yapılıp yapılmadığını bilmediğini söyledi. Babasının ölümünün gizlenmeye çalışıldığını belirten Yeter, şehir dışına çıkış yasağı nedeniyle İstanbul’dan Samsun’a gidip babasının mezarını ziyaret edebilmek için gerekli belgenin kendisine verilmediğini de dile getirdi.

BABAM 15 AYDIR BAĞIRSAKLARI DIŞARIDA YAŞIYORDU ADALETİ BULAMADAN ÖLDÜ

Yaklaşık 3 yıldır tutuklu babasının ağır kronik hastalıkları olduğunu belirten Ferhat Yeter, “15 aydır bağırsakları dışarıda yaşıyordu. Kalp ve ağır şeker hastası. Defalarca sağlığı nedeniyle cezaevinde kalamayacağına ilişkin başvuru yaptık. Dikkate bile almadılar. Üstüne bize haber vermeden bacağını kesmişler, o halde cezaevine geri gönderilmiş. Adalet Bakanlığına, Cumhurbaşkanlığına yaptığımız başvurulara dönmediler bile. Umurlarında değil” dedi.

BİLGİLER GİZLENİYOR

Babasının normalde Bafra Cezaevinde kaldığını ağır hastalıkları nedeniyle, 16 Mart’tan itibaren Samsun Cezaevine sevk edildiğini belirten Ferhat Yeter şunları anlattı:

“Bizim babamın bacağının kesildiğinden haberimiz yok. Bizi arayıp bacağının kesilmesi gerektiği konusunda izin istemişlerdi ama biz izin vermemiştik. Haberimiz olmadan bacağı kesilmiş, hastanede yatmış, tekrar cezaevine gönderilmiş, korona nedeniyle tekrar rahatsızlanmış, vefat etmiş, gömülmüş ve hala bize haber verilmedi. Aynı cezaevinde kalan başka tutukluların yakınlarından öğrenebildik.

Cezaevinde mi yoksa hastanede mi vefat etti onun bilgisini bile veremiyorlar. Olayı Twitter’dan duyurmama rağmen yetkililerden bir bilgilendirme yok. Virüsü cezaevindeki insanlara da bulaştırmış olabilir. Tutuklu yakınları temasta bulunduğu kişilere test yapılıp yapılmadığına dair hiçbir bilgiye sahip değiller. Ölüm belgesini ve savcılık belgesi bile bize verilmedi büyük uğraşlarla alabildik.

Benim babam ağır sağlık sorunları yaşıyordu. Bağırsağı dışarıdaydı, kalp rahatsızlığı var, ağır şeker hastası, bacağı kesilmiş ve bu şekilde tahliye olamadı. Nihayetinde korona nedeniyle vefat etti. İnşallah babama gösterilmeyen adalet başka insanlara gösterilir bundan ders çıkartılarak.”

NÜFUSTA SAĞ GÖZÜKÜYOR

Cezaevi müdürünü arıyorum, babam vefat etmiş haber vermiyorsunuz, biz tutuklu yakınlarından öğreniyoruz, bize bir ölüm belgesi verin, cenazesine katılamadık hiç olmazsa mezarını ziyaret edelim. Şehir dışına çıkma yasağı nedeniyle ölüm belgesi lazım valilikten izin alabilmek için ama onu da bize göndermiyorlar telefonu suratımıza kapatıyorlar.

Nüfusta sağ gözüküyor. Hastaneyi arıyorum ölüm belgesi istiyorum, cezaevini arayın diyorlar. Cezaevini arıyorum, gelip buradaki savcılıktan alacaksın diyorlar. Ya ben çıkıp İstanbul’dan Samsun’a gidebilsem zaten babamın mezarına gideceğim. Ben şehir dışına çıkamıyorum, belge lazım bana diyorum. Tersleyip telefonu kapatıyorlar.”

İNFAZ YASASI ADALET GETİRSİN

İnfaz yasasıyla ilgili konuşan Ferhat Yeter, “Babama hastalığına rağmen gelmeyen adalet, babamın vefatı vesilesiyle inşallah diğer tutuklulara gelir. İktidara çağrı yapmak istemiyorum. Babam 15 ay hapiste bağırsakları dışarıda yaşadı umurlarında olmadı. İnşallah bu ders olur.”

SAVCILIK RESMEN KABUL ETTİ

Babasının vefatını aynı cezaevinde kalan tutuklu yakınlarından öğrendikten sonra güçlükle bazı belgelere ulaşan Ferhat Yeter’in elindeki savcılık belgesi Mehmet Yeter’in Korona (Kovid 19) nedeniyle öldüğünü doğruluyor.

Cumhuriyet savcısı tarafından Samsun Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’ne gönderilen yazıda, “Mehmet Yeter isimli hükümlü Kovid-19 hastalığına bağlı nedenlerden dolayı vefat etmiştir. Kişinin ailesine ulaşılamamıştır. Şahsın bulaşıcı salgın hastalık sebebiyle vefat etmiş olması sebebiyle morg gibi ortak sağlık kullanım alanlarında uzun süre bekletilmesinin toplum sağlığının riske sokması ve bulaşıcı hastalık yayılma riskinin artması sebebiyle gerekli önlemler alınarak bekletilmeden talimatın tarafınıza ulaşmasıyla kişinin defin edilmesi rica olunur” ifadelerine verildi.

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Beyninde iki kist tespit edilen hasta tutuklunun tedavisi yaptırılmıyor

Hasta tutuklu Lütfi Koç, 9 aydır kolonoskopi ve endoskopi sırası bekliyordu. Doktor kanserden şüphelendi. Koç’un beyninde iki kist çıkmasına karşın tedavisi engellendi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Korona salgını nedeniyle hasta tutukluların hayatı daha da zorlaştı. Tedavi hizmetlerinden oldukça zor yararlanan, doktora gitmek için sıra bekleyen hastalar, artık hastaneye sevk edilmiyorlar. Mecbur kalınarak götürülenler ise dönüşte 14 gün boyunca hücrede yaşamak zorunda kalıyor.

29 Nisan 2019 tutuklanan Lütfi Koç, Haziran 2019’dan bu yana kolonoskopi ve endoskopi sırası bekliyordu. İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesinde göründüğü doktor, “Kanserden şüpheleniyorum, 3 gün sonra sizi kolonoskopi ve endoskopi için çağıracağım” dedi.

HASTALIK ÜSTÜNE HASTALIK

9 aydır hastaneye götürülmeyi bekleyen Lütfi Koç, bu süreçte 95 kilodan 75’e düştü. Önce İzmir 1 Numaralı F Tipi Cezaevindeydi, sonra Menemen Cezaevine sevk edildi. Hasta olan eşinin Menemen’de daha da kötüleştiğini ifade eden Züleyha Koç, “Kolonoskopi, endoskopi çekilmek üzere Haziran 2019’da doktor talimat verdi, fakat hala o çekilemedi. Derken diğer rahatsızlıkları ortaya çıktı. Menemen’de kasık fıtığı oldu. Uyuşmalar artınca doktor nörolojiye sevk etti. Maalesef beyinde iki tane kist görüldü.” dedi.

TETKİKLER YARIM KALDI

Eşinin ikinci MR çekiminin 31 Mart 2020’de yapılacağını ama koronavirüs nedeniyle hastaneye götürülmediğini söyleyen Züleyha Koç, “Tüm tetkikler yarım olduğu için tedavisi başlanamadı. Maalesef durumun ciddiyeti ne boyutta onu dahi bilemiyoruz.” ifadelerini kullandı.

ARADIĞINDA ÖNCE HELALLEŞİYORUZ

Koç şöyle devam etti: “Eşim hep endişeli. Aradığımda önce helalleşiyoruz. Sonra haftaya sağ kalırsak diye devam ediyoruz. Kistler baskı yapıyormuş. Bu tarz düşünceleri tetikliyor. Doktor felç geçirmişsin demiş. Eşim ben fark etmedim ama uyuşmalarım çok deyince ‘sen fark etmesen de beyin kaydedicidir’ demiş. Kistlerin olduğu yer ameliyat edilecek yerde değil, yapılacak müdahale riskli olabilir demiş doktor. Eşim bir tarafıma vuruyorum, hissedemiyorum, diyor. Kist psikolojik sorunlar oluşturacak yerdeymiş. Kaygı, endişe bozukluğu gibi. Zaten yaşadıkları onu paranoyaya yakın bir yerde tutuyor.”

OĞLU YÜZDE YÜZ AĞIR ENGELLİ

Oğlunu bir yıl içinde sadece iki kez görebilen Lütfi Koç, “Oğlanı görmeyeli aylar oldu, hep rüyamda görüyorum.” diyor.

Özel bir yurtta memur olarak çalıştığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında 2 Kasım 2018’de İzmir’de gözaltına alınan Lütfi Koç (45), oğlu Muhammed Yahya’nın durumu göz önünde bulundurularak 2 gün sonra denetimli serbestlikle bırakılmıştı. 7 ay sonra, 29 Nisan 2019’da duruşma için gittiği mahkemede tutuklanmasına karar verdi. 9 Temmuz 2019’da çıkarıldığı ilk mahkemede savunma yapamadan 8 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstinaf Mahkemesi kararı bozdu, ceza 6 yıl 15 aya düşürüldü.

5 yaşındaki Muhammed Yahya yüzde yüz ağır engelli. Epilepsi nöbetleri geçiriyor. Görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor. Devamlı gergin ve güvende hissetmek için sürekli elinin tutulmasını istiyor. Uyku düzeni yok, bakıma muhtaç, devamlı birinin yanında olması gerekiyor.

KIZI KAS HASTASI

11 yaşındaki kızında ise geçen sene kas rahatsızlığı başladı ve Müsküler Distrofi (çocuklarda görülen kas erimesi) tanısı ile takibe alındı. Evin tek çocuğu olan Züleyha Koç, hem hasta çocuklarıyla ilgileniyor hem 80 yaşındaki annesine bakıyor, hem de tutuklu eşinin durumuna çare arıyor!

Lütfi Koç, iki kız kardeşi, babası, kızı ve Muhammed Yahya ile birlikte, bir görüş gününde.

15 Ocak 2015 doğumlu Muhammed Yahya Koç’un babasız geçen ilk doğumgünü.

Muhammed Yahya’nın elini kim tutacak?

Okumaya devam et

Popular