Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Rusya-Ukrayna 10 yıllık gaz anlaşması ay sonunda bitiyor: Türkiye nasıl etkilencek?

Rusya-Ukrayna 10 yıllık Doğalgaz Transit Anlaşması 31 Aralık 2019’da Bitiyor. Rusya ve Ukrayna’nın Tekrar Anlaşması Mümkün mü?

FATİH YURTSEVEN

BOLD ANALİZ – AB ülkelerinin yıllık doğalgaz tüketimi yaklaşık 500 milyar metreküp civarındadır. Toplam tüketimin yaklaşık %40’lık kısmını oluşturan 200 milyar metreküplük kısmını Rusya’dan ithal ediliyor. AB ve Rusya doğalgaz ticareti hem enerji güvenliği hem de doğalgaz boru hatları kendi topraklarından geçen ülkelerinin bu ticaretten elde ettikleri transit gelirler açısından önem arz ediyor. Zaman zaman Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan sorunlar nedeniyle AB ülkelerine doğalgaz akışının kesilmesi ve sonrasında yaşanan sorunlar konuyu daha hassas getiriyor.

Rusya-Avrupa doğalgaz ticaretinin 85 milyar metreküpü Ukrayna üzerinden gerçekleşiyor. (Kuzey Akım1-55 milyar metreküp, Belarus-44 milyar metreküp, Finlandiya-5) Ukrayna 140 milyar metreküplük gaz transfer kapasitesine sahip. Avrupa gaz transferinin yaklaşık %43’ü Ukrayna topraklarından geçen doğalgaz boru hatları ile yapılıyor.

Rusya ve Ukrayna 2009 yılında 10 yıllık sürecek doğalgaz transit anlaşmasını imzaladı. Ukrayna bu anlaşmadan yıllık 3 milyar $ civarında gelir elde ediyor. Mevcut anlaşmanın geçerlilik süresi 31 Aralık 2019 tarihinde doluyor. Anlaşmanın yeilenmesine yönelik olarak Nisan ayından beri yapılan görüşmelerde henüz bir uzlaşıya varılamadı. Peki şimdi ne olacak? 2009 yılında olduğu gibi Avrupa büyük bir gaz sıkıntısı mı yaşayacak? Rusya, Ukrayna’nın gazını kesecek ve buna karşın Ukrayna da transit hatlarını mı kapayacak?

Her iki ülke arasında yaşanan sorunlar şüphesiz anlaşmayı zorlaştıran en önemli etkenler. Ancak doğalgaz transit anlaşmasını tamanen iki ülke arasındaki ikili ilişkilere bağlamak yeterli değil.

Kuzey Akım-2, Türk Akımı projeleri gibi alternatif doğalgaz rotaları Rusya’nın elini güçlendirirken, Ukrayna’nın pozisyonunu zayıflatıyor. Öte yandan ABD ve Ukrayna arasında LNG görüşmeleri devam ediyor.

Birçok iç ve dış parametreden etkilenen Rusya ve Ukrayna doğalgaz ilişkisini tam olarak anlayabilmek için 2009 yılında yapılan gaz transit anlaşması öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmeleri analiz etmek gerekiyor.

RUSYA-UKRAYNA 2009 GAZ TRANSİT ANLAŞMASI SONRASI YAŞANANLAR

2009 Ocak ayında anlaşması yenilenmediği için Rusya Ukrayna’ya giden doğalgaz kesince, Ukrayna da Avrupa’ya gaz akışını durdurdu.19 günlük bir süre sonunda, Ukrayna Başbakanı Timoshenko ve Rusya Devlet Başkanı Putin 19 Ocak tarihinde 10 yıl süre ile geçerli olacak yeni bir anlaşmayı imzaladı. Anlaşmanın metni 3 gün sonra tüm teknik detayları ile birlikte basına yansıdı. Yaşanabilcek sorunlar için Uluslararası Stokholm Tahkim Mahkemesi görevlendirildi.
Anlaşmaya göre Rusya, Avrupa’ya, Ukrayna topraklarından geçen boru hatlarından her yıl 110 milyar metreküpten az olmamak kaydıyla gaz transferi yapacak ve Ukrayna alacağı her bin metreküplük doğal gaz için 450 $ ödeyecek, doğalgazın fiyatı Avrupa’daki ortalama fuel ve dizel fiyatlarının değişimine endekslenecekti.

İlk yıl için 40 milyar metreküp olarak belirlenen Ukrayna’ya gaz satışı, sonraki yıllar için 52 milyar metreküpe çıkarıldı. Anlaşma belirlenen miktarda doğalgaz alımı yapılmasa bile, Ukrayna için belirlenen miktarda (take-or-pay) ücret ödemeyi zorunlu kılmıştı.

Her ne kadar Başbakan Timoshenko bu anlaşmayı tarihi bir zafer olarak ilan etse de, birçok uzman bu anlaşmadaki maddelerin Ukrayna’nın aleyhine olduğunu söyledi. Şubat 2010 ayında Ukrayna Devlet Başkanlığını Rus yanlısı Viktor Yanukovich kazandıktan sonra, anlaşmayı imzalayanlara görevi kötüye kullanarak Ukrayna’yı zarara uğratma suçlarından dava açıldı. Timoshenko 7 yıl hapis, 186 milyon dolar para cezası ile 3 yıl siyasetten men ile cezalandırıldı.
Ukrayna 2015 yılı Kasım ayında Rusya’dan gaz alımını durdurdu. Avrupa’ya giden boru hatlarından ters akımla, Avrupa üzerinden Rus doğalgazını almaya başladı. Ukrayna için bu şekilde alınan doğalgaz, Rusya’dan doğrudan alınan dizel yakıta endeksli gazdan daha ucuz. Bunu üzerine yaşanan tartışmalar sonucunda her iki ülke konuyu Uluslararası Tahkim Mahkemesine götürdü.

Aralık 2017 ve Şubat 2018 tarihlerinde mahkeme, hem Ukrayna’ya gaz satışı hem de Avrupa’ya gaz transferi konularında yaşanan anlaşmazlıklara yönelik iki karar verdi. Mahkeme Ukrayna-Naftagaz’ın, Rus-Gazprom’a 2 milyar $ civarında bir ödeme yapmasına, buna karşılık Naftagaz’ın zararının telafi için de Gazprom’un Naftagaz’a 4.673 milyar $ ödeme yapmasına karar verdi.

Mahkeme, Ukrayna’nın her ne kadar alım yaparsa yapsın anlaşmadaki miktarlar üzerinden ödeme yapmasını da adil bulunmadı, Gazprom’un take-or-pay prensibi kesinlikle reddedildi. Ukrayna’nın aldığı gaz ortalama gaz fiyatına endekslendi, Ukrayna’nın fazla doğalgazı üçüncü ülkelere satma talebi de uygun bulundu. Gazprom’un tüm girişimleri ve itirazları sonuçsuz kaldı.

UKRAYNA NE İSTİYOR?

Naftagaz; anlaşmanın 10 yıl geçerli olarak yapılmasını, yıllık en az 60 milyar metreküplük bir gaz transferinin garanti edilmesini, ilave olarak 30 milyar metreküplük doğalgazın esnek yapılandırılmasını talep ediyor. Ukrayna’ya göre boru hatlarının ekonomik olarak işletilebilmesi için yıllık en az 40 milyar metreküplük dogalgaz akışının garanti edilmesi gerekiyor.

Ukrayna Rusya ile uzun süreli bir anlaşma yapmak istiyor. Zira, Rusya; Kuzey Akımı-2 ve Türk Akımı boru hatlarının devreye girmesi ile toplam 85 milyar metreküplük doğalgazı Ukrayna boru hatları kullanılmadan Türkiye ve AB ülkelerine iletilebilecek duruma gelecek.

İLK ABD TANKERİ UKRAYNA’YA YANAŞTI

Ukrayna 2019 yazında ABD ve Polonya ile hükümetler arası doğalgaz temin anlaşması imzaladı. Bu anlaşma ile Ukrayna gaz alt yapısının iyileştirilmesi ve ABD sıvılaştırılmış doğal gazının (LNG) Polonya üzerinden ithal edilmesini amaçlıyor. Ukrayna’ya iletmek üzere ABD’nin ilk LNG tankeri Polonya’nın Swinoujscie LNG terminaline Kasım ayı ortalarında yanaştı. ABD bu olayı “Bu adım Ukrayna’nın enerji bağımsızlığına yardımcı olmak için atılmış diğer bir adımdır” şeklinde duyurdu. Ancak Ukrayna ile Polonya arasındaki LNG boru hattı ve pompalama sistemleri yılda sadece 2 milyar metreküp kapasite ile transfer yapabiliyor.

Ukrayna atılan tüm adımların Rusya ile herhangi bir anlaşmaya varılamaması durumunda tüketicilerin korunması için alınmış tedbirler olduğunu ve gaz ve kömür depolama sistemlerinin 2020 kışını rahatlıkla geçirecek şekilde dolu olduğunu söylüyor. Her iki ülke yetkilileri ile Avrupa Enerji Birliği temsilcilerinin katılımıyla 28 Kasım tarihinde Viyana’da gerçekleştirilen toplantıda Ukrayna’nın Rusya’dan direkt doğalgaz temini için hazır olduğu, ancak satış şartlarının ve fiyatın Avrupa Birliğinde belirlenmiş açık kriterler ve göstergelere göre belirlenmesi gerektiği, daha önce tahkim mahkemesi tarafından Gazpromun ödemesine karar verilen yaklaşık 3 milyar doların gaz alınarak yapılabileceği, ifade edildi.

RUSYA NE İSTİYOR?

2019 yılı boyunca bekleyen Rusya, gaz transferine yönelik ilk resmi teklifini 18 Kasım 2019 tarihinde Gazprom Genel Kurul Başkanı Alexey Miller vasıtasıyla Naftagaz’a iletti. Anlaşma teklifinde Ukrayna’nın aksine mevcut gaz transfer anlaşmasının sadece 1 yıl daha uzatılması veya 1 yıllık yeni bir gaz transfer anlaşması imzalanması öngörülüyor. Ayrıca, Gazprom tarafların karşılıklı tüm uluslararası hakemlikteki suçlamaları ve adli süreçleri sonlandırmasını, Ukrayna Rekabet Kurulu tarafından Gazprom’a yönelik olarak ‘ekonomik rekabetin ihlali’ suçlaması ile verilen 7 milyar dolar civarındaki cezanın kaldırılmasını, Avrupa Komisyonuna yapılan Rus gaz firmasının soruşturulmasına yönelik girişimlerin iptal edilmesi talep ediyor. Putin geçen haftalarda yaptığı açıklamada, teklif edilen şartların kabul edilmesi durumunda, Ukrayna’ya doğrudan gaz verileceğini, Ukrayna’nın Avrupa’dan ters akımla Rus gazını almasına gerek olmaycağını çünkü bu koşullarda Ukrayan’nın doğlagazı %20-25 oranında daha ucuz olabileceğini söyledi.

BU KOŞULLARDA ANLAŞMA YENİLENİR Mİ?

Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Peter Altmaier Kuzey Akımı-2 projesinin devreye girmesinin Ukrayna’nın boru hatlarının kullanılmasına engel teşkil etmeyeceğini, ancak buradan pompalanacak gaz miktarının biraz düşebileceğini, yıllık transfer edilecek miktarın 30 ile 40 milyar metreküp arasında değişebileceğini ifade ediyor. Bu açıklama ile Ukrayna’nın boru hatlarının idamesi için talep ettiği 40 milyar metreküplük doğalgaz miktarı paralellik arz ediyor.
Ancak 2009 anlaşmasından kaynaklanan anlaşmalıklar henüz çözülebilmiş değil. Ukrayna Enerji Bakanı Oleksiy Orzhel tarafından yapılan açıklamaya göre Ukrayna’nın tazmin etmesi gereken tüm alacaklarının tutarı 22 milyar dolar. Dolayısıyla Ukrayna bu kez kartlarını hayli yüksek açmış durumda.

Rusya’nın, devamlı değişen Ukrayna hükümetleri karşısındaki diplomatik başarıları ve müzakereler konusundaki yeteneği ortada. Buna rağmen ilk kez Ukrayna tarafı hayli moralli. Çünkü uluslararası hakem mahkemesi Gazprom ve Naftagaz davasında ağırlıklı olarak Ukrayna lehine karar vermiş durumda. Bu durumda moral üstünlüğünü Ukrayna tarafında olsa da, Rusya alternatifsiz olmadığı için masaya daha avantajlı durumda.

Teknik personelden oluşan heyetler arası görüşmelere bir sonraki hafta Viyana’da devam edilecek. Öte yandan 9 Aralık’ta Doğu Ukrayna sorunu için Paris’te bir araya gelecek dörtlü zirvede Putin ve Zelensky arasında gaz anlaşmasına yönelik olarak baş başa bir görüşme yapılması bekleniyor. Bu görüşme nihayetinde yapılacak açıklamalardan yeni bir gaz anlaşmasının yapılma şekli ve olasılığı hakkında daha sağlıklı bilgi alınacak.

Burada yeri gelmişken bir hususu da vurgulamak gerekiyor. Ukrayna topraklarının bir kısmı Rusya tarafıdan işgal edilmesine ragmen doğalgaz konusunda Rusya ile çok çetin bir pazarlık yürütürken, doğalgaz fiyatı konusunda indirim talep etmeden Türk Akımı projesine evet demesi de yakından incelenmeyi hak ediyor.

Analiz

Erdoğan damadına önemli bir görev için zemin yokluyor

Tayyip Erdoğan, Instagram mesajıyla kabineden istifa eden ve aylardır kimsenin ulaşamadığı damadı Berat Albayrak’ı yeniden önemli bir göreve atamak için zemin yoklamaya başladı. Ekonomi yönetimindeki başarısız politikalarıyla eleştirilen Albayrak için Dışişleri Bakanlığı düşünülüyor.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, Kasım 2020’de Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden Instagram üzerinden istifa etti. Bu garip istifanın sebebi, Albayrak’ın istifasını yayınlayacak mecra bulamamasıydı. İstifasını yayınladığı gün önce şahsi Twitter hesabı, ardından bakanlığın Twitter hesabı bloke edildi. Albayrak istifasını kişisel Instagram hesabından yayınladı ancak Erdoğan’ın kontrolündeki Türk medyası istifayı haber yapmadı. Konu sosyal medyada bir gün boyunca tartışılınca Erdoğan, sağlık gerekçesiyle Albayrak’ın görevden affını istediğini söyledi. turkishminute.com’dan Cevheri Güven’in haberine göre Albayrak’ın Instagram açıklamasında protest sayılabilecek bir dil hakimdi.

ALİ ERDOĞAN’DAN DAYAK YEDİ

Albayrak, istifasının ardından kayıplara karıştı. Erdoğan’ın ailesine ait 5 ultra lüks villadan oluşan komplekste hapis tutulduğu, hatta Erdoğan’ın aynı zamanda yeğeni olan koruma müdürü Ali Erdoğan ve ekibi tarafından feci biçimde dövüldüğü iddia edildi. Spekülasyonları besleyen medya önünde olmayı seven Berat Albayrak’tan hiçbir iz bulunamamasıydı.

Erdoğan yaklaşık üç ay sonra aniden Berat Albayrak’ı savunan bir açıklama yaptı ve bakanlığı döneminde Albayrak’ın çok başarılı olduğu ancak “damat” söyleminin başarılarını gölgelediğini belirtti. Erdoğan’ın bu açıklamasından hemen önce ana muhalefet partisi CHP, bir video hazırlamış ve Berat Albayrak’ın başarısızlığı, ekonomiyi krize sokması, şimdi de ortadan kaybolmasını eleştirmişti. Ailesiyle ilgili eleştirilere sert tepkisiyle bilinen Erdoğan, bu videonun ardından damadını güçlü biçimde savundu.

ULUSAL GÜVENLİK SORUNU

CHP, “AKP’nin ekonomi yönetimi gelinen noktada ülkemiz için bir ulusal güvenlik sorunu haline gelmiştir. Merkez Bankası rezervlerinin tamamı satılmıştır. Net rezervi eksi 47 milyar dolara kadar düşmüştür” şeklinde Albayrak’ı hedef almıştı.

Albayrak’la ilgili siyasi kulisler de hareketlendi. Erdoğan’ın aylar sonra Albayrak’ı ilk kez andığı konuşmasında özellikle Albayrak’ın enerji bakanlığı dönemini övmesi dikkat çekti. Bu sebeple Albayrak’ın yeniden Enerji Bakanı olarak kabineye dönebileceği belirtiliyor. Bir başka ihtimal ise Dışişleri Bakanlığı. AKP kulislerine yansıyan başka bir iddia ise, Albayrak’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak, “ekonomi ve enerjiden sorumlu” bir pozisyonda Saray’da olacağı.

YARAYI SARMAK İSTİYOR

AKP kulisleri Erdoğan’ın Albayrak’ın protesto içeren istifasıyla aile içinden aldığı yarayı kapatmak için AKP’nin 24 Mart’taki büyük kongresinden önce harekete geçebileceğini belirtiyorlar.

Albayrak’ın ekonomi yönetiminin başına dönme ihtimali oldukça zayıf görülüyor. Sebebi ise piyasaların Albayrak’ın istifasına verdiği olumlu tepki. Albayrak’ın istifa ettiği gün döviz kuru gerilemişti. Ancak Erdoğan’ın üç ay sonra yeniden Berat Albayrak’ı andığı gün döviz kuru yükselişe geçti.

DAVUTOĞLU ESKİ DEFTERLERİ AÇTI

Bir dönem Başbakanlık koltuğunda Erdoğan’a en yakın isim olarak çalışan ancak şimdi yollarını ayıran Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Albayrak’ın yeniden gündeme gelmesi üzerine eski defterleri açtı. Davutoğlu, Albayrak’ın siyasete girdiği dönemde Erdoğan’a itiraz ettiğini söyledi:

“Berat Albayrak’ın milletvekili olması için sayın Cumhurbaşkanı ilk konuyu açtığında ben neredeyse kendisine yalvardım, ‘sizin bir yakınınızın siyasete girmesi herkese zarar verir, yapmayın’ dedim. Dinletemedim. Sonra Berat Albayrak bakan yapılmak istendiğinde yine yalvardım. Özellikle kaynak tüketen bakanlıklara getirmeyin, gereksiz spekülasyon olur dedim. Ama yine dinletemedim. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı’na sormak istiyorum: İyi mi oldu?”

Berat Albayrak, yanlış ekonomi politikaları nedeniyle döviz kurunu frenleyebilmek için Merkez Bankasının döviz rezervlerini tüketmekle suçlanıyor. Albayrak döneminde Merkez Bankası döviz rezervi eksi 40 milyar dolara düşerek tarihte görülmemiş bir seviyeye gerilemişti.

Okumaya devam et

Analiz

Gazetecilikten başka suçu olmayan Mehmet Baransu 6 yıldır neden hapiste?

Tutukluluğunun 6. yılına günler kala gazeteci Mehmet Baransu’nun neden tutuklu olduğu sorgulanıyor. 20 yıla yakın ceza aldığı 3 davada da gazetecilik faaliyetinden başka bir suç işlemediği ortaya çıkan Baransu için Ahmet Şık, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan gibi isimler tutuklu bulunması haksızlık dedi.

BOLD – Gazeteci Mehmet Baransu’nun yargılandığı Mersin 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Temmuz 2020 tarihli karar duruşmasında Baransu’nun ‘gizliliği ihlal’ iddiasıyla 2 yıl hapsine, ‘yasaklanan bilgileri açıklama’ iddiasında ise 4 yıl hapsine hükmetti.

Mahkeme heyeti, Baransu’ya ayrıca ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ iddiası kapsamında da 13 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Baransu’nun 3 suçtan toplam 19 yıl 6 ay hapsine hükmedildi. Mahkeme heyeti, tutuklu Baransu’nun tutukluluk halinin devamına karar verdi. Baransu’nun ‘Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ ve ‘iftira’ suçlarından beraatine hükmedildi.

BAŞSAVCILIK SORUŞTURMASI KANITLADI

3 Mart 2015 yılından beri Silivri Cezaevinde bulunan Baransu’nun tutukluluğu sorgulanıyor. Baransu, GDO’lu pirinç haberi Mersin Başsavcılığının yaptığı soruşturma kapsamında doğruluğu kanıtlansa da yargılandığı bu davadan ceza almaktan kurtulamadı.

Baransu’nun yakından takip ettiği ve sık sık haberleştirdiği Ergenekon davalarının sanıkları da Baransu’nun gazetecilik faaliyetlerinden ötürü içeride olduğunu söylüyor.  Baransu’nun gazetecilik faaliyetlerinin yargılanamayacağını belirten Ahmet Şık, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay gibi isimler en azından ‘Baransu ve diğer gazeteciler tutuksuz yargılanmalı’ görüşünde.

BU GAZETECİLİKTİR

Genelkurmay Başkanlığı’nın Baransu’nun yayınladığı belgeleri reddetmediğini hatırlatan Şık: “Gerçek olduğunu da mahkemeye bilirkişi raporuyla gönderdiği bir belgeyi yayınlamaktan suçlanıyor. Bu gazetecilik faaliyetidir ve Baransu bu suçlamadan dışarıda olmalıdır” diye konuştu. Tuncay Özkan da “Mehmet Baransu, MGK kararını ele geçirmiş, yayımlıyor, bu gazeteciliktir. Devletin sırlarını, savcı, polis, yargıç açıklayınca vatan hainliği olmuyor, gazeteci açıklayınca vatan hainliği oluyor” dedi.

KAÇABİLİRDİ KAÇMADI

Baransu’nun kaçabileceği halde kaçmadığını söyleyen Mustafa Balbay: Mehmet Baransu tutuksuz yargılanmalı. Kaçabilirdi. Veya farklı bir yöntem izleyebilirdi. Usul usul ona geliyordu süreç. Adil yargılanmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

Ali Bayramoğlu da Baransu’nun tutuklanmasının hukuk devleti ve basın özgürlüğü ilkelerine aykırı bir durum olduğunu söyledi.

Baransu’nun elindeki belgeleri savcılıkla paylaştığını söyleyen Yasemin Çongar ise: “Bir gazeteci elindeki belgelerde “sahtecilik” yapsa ya da bu belgelerin “sahte” olabileceğini düşünse, bunları kendi eliyle devlete teslim eder mi? Bir gazetecinin amacı askeri sırları başka ülkelere satmak olsa, yani casusluk yapsa, bunu o sırlarla ilgili haberi gazetesinin manşetinden duyurarak, elindeki belgeleri de kendi devletine teslim ederek yapar mı?” diye sordu.

Baransu intihar eden Ergenekon sanıklarından Ali Tatar’ın da sorumlu tutuldu. Ergenekon sürecini yakından takip eden Baransu, Tatar ile ilgili hiç haber yapmadığını söyledi.

Cezaevinde kansere yenik düşen Kuddusi Okkır üzerinden yapılan saldırılara da Baransu, Okkır’ın ölümünden 4 ay sonra çalıştığı Taraf gazetesinin yayın hayatına girdiğini söyledi.

Baransu’nun cezaevine girmesine neden olduğu iddia edilen  Ahmet Şık, Baransu’nun gazetecilik faaliyeti yüzünden cezaevinde olduğu ve serbest bırakılması gerektiğini söylüyor.

Baransu ödülü haberlere imza attı. Baransu, 4 erin kışlada hayatını nasıl kaybettiğini anlattığı  ‘Pimini çekip bombayı verdi’ başlıklı haberi sayesinden Sedat Simavi ödülünün de sahibi oldu.

Erdoğan’ın ‘inadına’ dediği Kanal İstanbul’un getireceği felaketler

Okumaya devam et

Analiz

Erdoğan’ın partililerle toplu ‘Rabia’ seansı meşhur Nazi üçlemesini anımsattı

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında partilileri ayağa kaldırarak ‘Rabia’ işareti yaptırdı. Erdoğan’ın ‘tek millet, tek bayrak, tek devlet’ mottosu, Adolf Hitler’in Nazilere çektirdiği aynı anlamlara gelen ‘Ein Volk, ein Reich, ein Führer’ üçlemesini hatırlattı.

BOLD – AKP grup toplantısında konuşan Genel Başkan Tayyip Erdoğan konuşmasını sonunda partililere toplu halde ‘Rabia’ işareti yaptırdı. Toplantıya katılan partililere “Şöyle bir ayağa kalkalım bakalım” diyen Erdoğan: “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Ne yaparlarsa yapsınlar milletimizin birliğini beraberliğini kardeşliğini bozamayacaklar” dedi.

NAZİLERİ HATIRLATTI

Erdoğan’ın grup toplantısında bütün partilileri ayağa kaldırarak Rabia işareti yapması ve partililere tekrar ettirdiği ‘tek millet, tek bayrak, tek devlet’ sloganı, Adolf Hitler’in Nazilere çektirdiği hemen hemen aynı anlamlara gelen ‘Ein Volk, ein Reich, ein Führer’ üçlemesini hatırlattı.

EN KÖTÜ ŞÖHRETLİ LİDER

Almanya siyasi tarihine 1. Dünya Savaşı sonrası Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi damga vurdu. Polonya seferi ile milyonlarca insanın hayatını kaybettiği 2. Dünya Savaşını başlatan liderleri Adolf Hitler yirminci yüzyılın en güçlü ve kötü şöhretli diktatörlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Sadece 11 yıl süren fakat dünyanın kaderini değiştiren Naziler dönemi yüzlerce film ve kitaba konu oldu. Nazi selamlaması olarak bilinen “Ein Volk, ein Reich, ein Führer”, Türkçede “Tek Halk, tek İmparatorluk, tek Lider” anlamına geliyor. Bu ilke aynı zamanda dünyayı kana bulayan, Nazi Almanyasının dış politikasının temelini oluşturdu.

1933’te iktidara geldikten sonra bu amacı adım adım gerçekleştirmeye başlayan Adolf Hitler’in, 1934’te Almanya ile Avusturya’nın birleşmesi için yaptığı ilk girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Ama bunun ardından Versay Barış Antlaşması’na göre Saar Bölgesi’nde yapılan referandum sonucu, bölge Fransa’dan ayrılarak Almanya’ya katıldı.

NAZİLERİN DIŞ POLİTİKASININ ÖZETİYDİ

1938’deki ikinci Anschluss denemesi ise başarıyla sonuçlandı ve Mart 1938’de Avusturya Almanya’ya katıldı. Aynı yıl Hitler Çekoslovakya’nın Südetler bölgesinin Almanya’ya katılması için bu ülkeye baskı uygulamaya başladı. Eylül 1938’deki Münih Konferansı ile de önce Südetler Bölgesi, sonra da Çekoslovakya’nın geri kalanı Almanya tarafından ilhak edildi. Hitler Tek Halk, tek İmparatorluk, tek Lider ilkesini büyük ölçüde gerçekleştirdikten sonra dış politikasının ikinci aşaması olan Lebensraum (yaşam alanı) için çalışmaya başladı.

İLK OLARAK ABD’DE KULLANILDI

Orijinal adı ‘Bellamy Salute’ olan Nazi selamlaması, Francis Bellamy’nin ‘Pledge of Allegiance’ı yazdığı 1890’larda başladığı da iddia ediliyor. Odatv’de yer alan bir habere göre, Hristiyan sosyalist bir vaiz olan Bellamy, dönemin dergi kralı Daniel Sharp Ford’un, Güney – Kuzey iç savaşının son izlerini de kapatacak, bayrak etrafında bütünleşmeyi teşvik edecek bir ‘ant’ metni yazması talebini yerine getirerek ve Pledge of Allegiance’ı yazdı. Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinin 400’ncü yıldönümü kutlamaları sırasında kamu okullarında okuma geleneği başladı. Ant, hızla yaygınlaştı ve kısa sürede ABD genelindeki bütün okullarda ve resmi törenlerde benimsendi.

FAŞİSTLERİN YÜKSELİŞİNDEN SONRA VAZGEÇİLDİ

Ta ki 1920’lerde Avrupa’da faşizmin yükselişine kadar. Adolp Hitler’in ve Mussoli’nin destekçileri führerlerini ve liderlerini bu şekilde selamlamaya başladı. İtalyanlar selamlamanın kökeninin Roma imparatorluğu olduğunu, Naziler ise antik Alman selamlaması olduğunu iddia etseler de iki ülke için de ilham kaynağı ABD’deki bağlılık andı selamlamasıydı. Selamlama hızla faşizmle özdeşleşti ve 1936 Olimpiyat Oyunları, bu selamlamalar nedeniyle politik bir krize neden oldu.

Selamlamanın, totaliteryan geleneklerin sembolüne dönüştüğünü gören Amerikalılar, yarım yüzyıllık bu selamlamaya karşı sempatilerini yitirdiler. Ve 22 Aralık 1942’de kabul edilen Bayrak Yasası ile, bağlılık andı okunurken, sağ elin kalbin üstüne konması selamlaması getirildi.

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0