Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Ragıp Enes Katran’ın abisi Fevzi Katran: Kardeşimi canice öldürdüler

Boğaziçi Köprüsü’nde kesici aletlerle öldürülen Harbiyeli Ragıp Enes Katran’ın ailesi ilk kez BOLD’a konuştu. Asker abisi o geceyi ve sonrasını anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Ragıp Enes Katran, 15 Temmuz’da Hava Harp Okulu 3. sınıf öğrencisiydi. 20 yaşındaydı. O gün arkadaşları gibi komutanlarının emriyle Yalova’daki kamp yerinde otobüse bindirildi ve Boğaziçi Köprüsüne götürüldü. Köprüde delici ve kesici aletlerle öldürüldü. Otopsi raporunda ölüm nedenine beyin kanaması yazdılar. Vücudunda 8 yerde kesici delici alet yarası vardı. Boynunda ise, boyun organlarını ortaya çıkaran 6 cm uzunluğunda kesik mevcuttu.

Ragıp Enes ölümünden 10 gün sonra İstanbul Adli Tıp’ta bulundu ve defnedildi. Arkadaşları ise o geceden sonra tutuklanarak Silivri Cezaevine gönderildi. Geçtiğimiz hafta, 3 Ocak 2020 günü Ragıp’ın 70 arkadaşına daha müebbet hapis cezası verildi. 3,5 yılda ise tüm askeri okullardan 355 öğrenci darbeden sorumlu tutularak müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ragıp’ın, Murat’ın katilleri de KHK ile korunmaya alındı.

O gün Boğaziçi Köprüsünde hayatını kaybeden iki öğrenci bulunuyor. Murat Tekin’in annesi, babası ve ablası Murat’ın vahşi bir şekilde öldürüldüğünü birçok kez anlattı. Ragıp’ın ailesi ise sessizliğe gömülmüştü. Yaşadıkları şoku, acıyı atlatabilmiş değiller, atlatabilecek gibi de görünmüyorlar. Ablası Elif Katran ile görüşmek için birçok kez teklifte bulunmuştum ama maalesef konuşmak istememişti.

Ragıp Enes ablası Elif Katran ile.

Kendisi gibi asker olan deniz astsubayı abisi Fevzi Katran’ın (33) Almanya’da olduğu öğrenince ona ulaştım ve görüştüm. 677 sayılı KHK ile ihraç edilen Katran, eşi ve iki çocuğuyla birlikte 16 ay önce Almanya’ya yerleşmiş. Üç ay önce dünyaya gelen küçük oğluna amcasının hatırasını yaşatsın diye Enes Burak adını vermişler.

Benim için oldukça zor bir röportajdı. Kardeşi kan revan içinde kalıncaya kadar canice öldürülen bir insanın yarasını sorularımla kanatmaktan korktum. Fevzi Katran da ailesiyle bile konuşmadığı birçok ayrıntıyı ilk kez anlattığını söyledi. Ragıp Enes’i İstanbul Adli Tıp’ta nasıl bulduklarını, cansız bedenini gördüklerinde hissettiklerini, cenaze nakil ve defin işlemleri sırasında yaşadıklarını… Bunları anlatırken çoğu zaman boğazı düğümlendi, sessiz kaldı, ağlamamak için kendini çok zor tuttu.

“Kardeşimi canice öldürdüler. Orada bir grup var. Onlara halk diyemeyeceğim. Bizim halkımız bunları yapmaz.” diyen Fevzi Katran, 15 Temmuz’da şehit olan herkesin ailesine başladığı diledikten sonra ekliyor:

“İnsanımızın çoğunun şunu düşünmesi gerekir. Olaylar gösterildiği gibi değil. Birileri orada kurgu senaryo bir şey üretip onu dayatıyor. Tarihe not düşmek adına bunların konuşulması lazım. Bütün askeri öğrencilerin aileleri çıkıp konuşmalı.”

O BİZİM EN KÜÇÜĞÜMÜZDÜ

1986’da Gaziantep’te doğdum. Biz 7 kardeşiz. Bir abim 2013’te kanserden vefat etti. Kardeşim de Ragıp Enes Katran bu malum olaylarda vefat etti. Şu an 5 kişi kaldık. Bir abim ve üç ablam var. Ragıp Enes bizim en küçüğümüzdü. O hep bizim en kıymetlimizdi, en akıllımızdı. Beraber büyüdük. Onu büyüttük. Ablamla hep ona hediyeler alıp getirirdik o zamanlarda. Hep ona bir şeyler yapmaya çalışırdık. Bizim ailemiz böyle kendi halinde, Gaziantep’te yaşardık.

Ragıp Enes abileri Fevzi ve Adem Katran ile birlikte.

BANA  ÖZENİP ASKER OLMAK İSTEDİ

Babam fabrika işçisi, annem ev hanımı. Ben ilkokul ve liseyi Gaziantep’te okudum. Daha sonra Yalova’da deniz astsubay okulunda gidip deniz astsubayı olmuştum. Vefat eden abim sınıf öğretmeniydi. Diğer abim de devlet memuru. Ragıp Enes de herhalde bizden görüp birazcık askeri merakı oradan kaynaklanmış olabilir. İzinlere geldiğimizde üniformayla görürdü. O da hep istiyordu. Başarılı da bir öğrenciydi. Biz de biraz onu yönlendirmiş olduk.

HAYALİ PİLOT OLMAKTI

Ragıp hep pilot olmak isterdi. Okula girdiğinde de çok sevinmişti. Ben ona Deniz Harp Okuluna gel, bak burası da iyi. Bildiğimiz şeyler var, sana söyleriz, yönlendiririz diyordum. “Yok yok abi ben pilot olacağım” diyordu. O kazanma süreci de uzun. Önce sınava giriyor. Sonra Hava Harp Okuluna gidip spor mülakatlarına giriyor. Onun sonrasında 15 gün uçuş eğitimi alıyorlar ve ondan sonra kabul ediyorlar HHO’na. O uçuş eğitimden sonra aramıştı, çok mutluydu, çok sevinmişti. “Beni aldılar” demişti. Neşe dolu, disiplinli, çalışkan bir çocuktu Ragıp. Kimse sorsanız hep güler yüzlü der. Onu hiç asık suratlı hatırlamıyorum.

BÜTÜN ZORLUKLARINI ÇEKEREK HHO’NA GİRDİ

Ragıp Hava Harp Okuluna gitmek için ortaokuldan sonra askeri liseye başvurdu. Kazanamadı o zaman. 85’ti giriş puanı, 83’te kaldı. Eğer bir yerden olsa idi o zaman girerdi. Ben kendimden de biliyorum, kimseden soru almadım. ÖSS’nin yaptığı sınava girip yüksek bir puan alıp okula gittim, kendim zorluklarla kazandım. Kimse de bana hadi sen gel içeri gir otur, bak bu okulda oku, mezun ol demedi. Bütün zorluklarını çekerek o okula girdik, kardeşim de öyle ben de öyle ve bütün zorluklarını çekerek mezun olduk. Kardeşim gelirdi dizleri, dirsekleri hep yara bere içinde. Sürünmüşler, eğitim yapmışlar, yüzü gözü kızarmış, kararmış, beyaz tenliydi. Saatlerce güneşte bekletmişler. Bunlar mı torpilli çocuklar. Alındı, beslendi, hemen bir şey yapıldı. Yo hayır, öyle bir şey yok.

KARDEŞİMİZ AKLIMIZIN UCUNA GELMEDİ

15 Temmuz gecesi ben evimdeydim. Mustafa Tarık daha küçüktü. O zaman Ankara’da görev yapıyordum. Evde çocuğumu uyutuyordum. Saat 9-9.30 suları. Televizyon da açık değildi. Hiçbir şeyden haberim yok. 9.30-10 gibi bir arkadaşımın ısrarlı aramalarıyla öğrendim. “Ya bir şey oluyor, sen Ankara’dasın, haberin var mı” diye soruyordu. Böyle öğrendim yani 15 Temmuz’u. Sonra televizyonu açıp öğrendim.

Ailem Gaziantep’teydi. Sonra onları aradım, konuştuk. Tabi kardeşimiz hiç aklımızın ucuna gelmiyor. Çünkü o Yalova’da, kamp yerinde, güvende, herhangi bir şey olmaz diye düşünüyoruz. Cep telefonları da yok yanlarında. Arayıp soramıyoruz. Ta ertesi gün ben ona bir mesaj attım. ‘Telefonunu alırsan, açarsan, haber ver’ diye. Tabi herhangi bir cevap gelmedi.

TEDİRGİN OLDUK, NE YAPACAĞIMIZI BİLEMEDİK

Pazar günüydü yanlış hatırlamıyorsam, okulda kalan arkadaşlarından biri aradı. “Biz burada 700 küsur öğrenciydik. Bunların bir kısmını o gece dışarı çıkardılar ve çoğu da gözaltında. Sizin Ragıp Enes de gözaltında olma ihtimali yüksek, bilginiz olsun” dedi. Çocukların oradan çıkarıldığına dair ilk bilgimiz o şekilde oldu.

Ondan sonra tabi biz tedirgin olduk. Ne yapacağımızı bilemedik. Avukatlara sorduk. Çocuklar iyidir, merak etmeyin, ortaya çıkarlar dediler. O arada HHO öğrencilerinin aileleri Whatsup grubu kurmuştu. Benim çocuğum burada bulundu, benim çocuğum şurada bulundu gibi bilgiler alıyorduk. Biz de İstanbul Emniyeti arıyoruz. Sonra bize dediler ki İstanbul Barosunu arayın. Oradan çocuğunuz gözaltına alınınca avukat tayin ediliyor, neredeyse ortaya çıkar dediler.

Ben her bir saate 1, iki saate bir arıyorum, abim ayrı arıyor. Baroyu, emniyeti… Bir de diyorlar ki, İstanbul Emniyet’i olmayabilir, farklı farklı ilçelere götürüldü çocuklar, oralar olabilir, bütün ilçeleri arıyoruz. Tek tek karakolları, böyle isimde biri var mı yok mu.

10 GÜN BOYUNCA HER YERDE RAGIP’I ARADIK

Bu arayışımız 8-10 gün sürdü. Ayın 26’sına kadar. Hiçbir haber alamadık. O sırada da haber alınamayan 3 Harp Okulu öğrencisi kaldı. Biri Murat Tekin, Ragıp Enes, bir de hasta olan bir arkadaş vardı. En son o arkadaş da yanlış hatırlamıyorsam Haseki Hastanesinden çıktı. Oradan arayıp ailesine haber verdi ve son geriye iki aile kaldık.

Murat’ın babası İstanbul Adli Tıp’a kendisi gidip görmüş, orada tanımış oğlunu. Aslında biz daha önce Adli Tıp’ı aramıştık ama kimliği belirsiz askerler var gibi bir şey söylenmişti. Biz de orada olacağına ihtimal vermemiştik. 10 gün geçince mecburen abimle ben 27 Temmuz sabahı İstanbul Adli Tıp’a gittik. Ayağımız geri gide gide, dualar ede ede… Burada çıkmasın Allahım, başka bir yerde bulalım, bir hastanede dualarıyla gittik.

BEN DE ABİM DE YIKILDIK

Kardeşimiz için geldiğimizi söyledik. Beklettiler. Sonra içeriye çağırdılar. Ben kardeşimin bir fotoğrafını gösterdim. Görevlinin yüzü biraz düştü. Tanıdı muhtemelen. ‘Benzer biri var, gelin bakın’ dedi. Teşhis için içeriye girdik ve kardeşimi teşhis ettik. Tabi yıkıldık. Ben de yıkıldım, abim de yıkıldı. Yarım saat ne yaptığımızı hatırlamıyorum. Abime bir kimlik tespit tutanağı gibi bir kağıt imzalattılar.

VÜCUDUNDA MORLUKLAR,  KESİKLER VARDI

Vücudunda morluklar vardı, delik ve kesikler vardı. 7-8 kesik yazıyor otopsi raporunda. Yüzünü görünce kendimizden geçtiğimiz için o kadar detaylı bakamıyorsunuz. Otopsinin de izleri diye düşündüm o an. Bize beyin kanamasından öldüğünü söylediler. Daha sonra okuduğumuz gibi kesici, delici aletlerle her biri öldürmeye niyetli, öldürme kastı ile yapılmış, kesikler, delikler.. Yani canilik söz konusu. Kardeşimi, Murat’ı ve diğer öğrencileri canice öldürdüler. Orada bir grup var. Onlara halk diyemeyeceğim. Bizim halkımız bunları yapmaz diye düşünüyorum.

RAGIP ENES KATRAN’IN OTOPSİ RAPORU

O yıkımı öğreniyorsunuz ama bitmiyor orada. Görevlilerden biri dedi ki, biz size cenaze hizmeti veremeyeceğiz. Araba, herhangi bir şey… Kendiniz yapacaksınız. Yıkım üstüne yıkım yaşadık. Sonra araştırmaya başladık. İnternetten, oradan buradan bakıyoruz. Bu işler nasıl yapılır. Bir cenaze nasıl alınıp götürülür. İnternetten bu işi yapan bir adam buldum. Aradım telefonla. Yarım saat 45 dakika sonra geldi. Adamla konuştuk. Normalde parasını veriyorsunuz, devletin yapmadığı işlemi sizin için yapıyor. Tabut ayarlayacak, cenazeyi tabuta koyuyorlar, tabutu arabaya götürüyorlar. Tamam öyle yapalım dedik. Adam dedi ki “Olmaz… Beni içeriye almazlar.” Adam korkuyor, “Bir daha bana burada iş yaptırmazlar” dedi. Bize sadece bir tabut ayarladı. Nakliye için yoldan araba çevirdik, onlar da kabul etmedi. Bir tanıdığımız küçük bir araba, Doblo idi yanlış hatırlamıyorsam buldu. Kardeşimizi tabuta biz koyduk. Havaalanına öylece götürebildik. Uçağa verdik ve memlekete gönderdik.

Annem babam o zaman Gölcük’te abimin yanındaydı. Onları da alıp biz de arabayla memlekete yola çıktık, defnetmek üzere. Fakat telefonu açıp bizimkilere Ragıp Enes’i burada bulduk derken çok zorlanmıştım. Nasıl söyleyeceğim! Biz orada yıkıldık, onlar orada yıkıldı. Sonra biz onların yanına gidince tekrar yıkıldık.

GELİN, CENAZENİZİ BURADAN ALIN!

Cenazeyi memlekette akrabalar karşıladı. Mezarlık morguna koydular. Biz tabi o zaman da safiyane bir şekilde, mezarlıkta normal işlemleri yapılacak gibi düşünüyoruz. Öğlen namazına defnedeceğiz gibi planlıyoruz. Öğlen olmadan mezarlıktan aradılar. Mezarlık müdürü mü artık kimse. Dediler ki, ‘Cenazenize burada hizmet vermeyeceğiz. Gelin cenazenizi alın. Biz herhangi bir işlem yapmayacağız.’ O anda 3-5 kişi kardeşimi gidip oradan almak zorunda kaldık.

MEZARLIK ÖNÜNDE PROVAKASYON OLACAKTI

Orada sanki böyle bir provakasyon olacak gibiydi. Kalabalık toplanmış. Biz de belki kalabalık bir grupla gitsek belki bir şey olacakmış gibi. insanlar bekliyordu. Polisler vardı. Artık polisler neyi bekliyorsa…

Herkes bir şey söylüyordu. Bu çocuğa yer veremeyecekler. Oraya defnettirmezler. Biri köye defnedelim, diyor. Kimseye bir zarar gelmesin, ailemizde, tanıdıklarımıza ve cenazemizi sakin bir şekilde alıp gidelim diye ben, abim, iki de akrabamızdan 4 kişi gittik, aldık. Kardeşimi biz defnettik. Annem babam cenazeye gelemediler. Sessiz sedasız defnettik. Cenaze namazını biz kıldık. Bir imam cenaze namazı kıldırmadı. Gidip söylediler camiye, caminin imamı selasını okumadı.

DEFNEDERKEN SİVİL POLİSLER BİZİ TAKİP EDİYORDU

Antep’te şehir merkezinde aile mezarlığımız vardı. Babam eskiden almıştı, iyi ki de almış. Yoksa yer vermeyeceklerdi. Biz defnederken de polisler bizi takip ediyordu. Sivil polisler görünce anlıyordum. 2-3 araba toplanmışlar… Kendimiz kıldırdık cenaze namazını. İnternetten bakarak, yani nasıl oluyor bunlar, nasıl yapılıyor diye.

Defnettikten sonra annem babamı da aldık, mezarın başına getirip bir de onlarla cenaze namazı kıldığımızı hatırlıyorum tekrar. Babam, ablalarım son bir kez göreyim diye bakmak istediler ama izin vermedik. Daha fazla üzülmesinler diye uygun görmemiştik. Hep eski güzel günlerini, güzel gülüşünü hatırlasınlar diye. En sonunda abimin ‘Çok şükür cenazesini bulduk” dediğini hatırlıyorum. İnsanın buna sevinebileceğini düşünebiliyor musunuz… Çok şükür bir mezarımız var. Çok şükür.

ÖĞRENCİLERİ DARBENİN BİR PARÇASI YAPILMAK İSTENDİ

Birebir yanında olup onunla köprüye giden çocuklardan kimseye ulaşamadım. Aslında olayın canlı tanıkları onlar ve onlar da şu an cezaevindeler ve müebbet hapis cezası aldılar. Çocukları saat 10-11 gibi toplamışlar ve terör saldırısı var, Hava Harp Okuluna gidiyoruz diye arabalara bindirmişler. Hepsine de yetmemiş o otobüsler. Saat 12.00 gibi çıkmışlar yola. Bunun kamera kayıtları var. Olay olmuş. Köprü’yü tıkamışlar. Belli bir şey için oraya götürdükleri belli. Kimi Köprü’ye götürüyorlar, kimi Sultanbeyli’de kalmış, kimi Orhanlı’da kalmış, kimini Digiturk’e götürmüşler. Ve çocukların hiçbir şeyden haberi yok. Cep telefonları yok, herhangi ulaşabilecekleri bir şey yok. Onlar Hava Harp Okuluna gittiklerini düşünerek yola çıkıyorlar. Başlarında da bir komutan var ve ne derse onun sözüne uyup gidiyorlar.

Bu çocuklar darbenin bir parçası yapılmak istendi. Yoksa aklı olan, asker olmasa da az buçuk düşünebilen bir insan darbenin öğrenci ile yapılmayacağını bilir. Daha sonra bütün askeri okulları kapattılar. Bu bir sebep olabilir. O gece darbeye katılan yeterli sayıda insan yoktu, çocukları dahil ederek insan sayısını artırmış oldular. Artık bunu planlayanlar kim ise okulları kapatmak için bütün çocukları oradan tasfiye ettiler. Ve yerine yenilerini aldılar. Milli Savunma Üniversitesi diye bir kurum kurup. Oradaki çocukların hepsi mi suçlu idi?

YÜZÜ GÖZÜ KANLI GENCECİK BİRİNİ TAŞIYORLAR

Bir videoda kardeşimi benzettiğim biri var. Bire bir kardeşim diyemiyorum, çünkü yüzü gözü çok kanlı, karga tulumba gencecik birini taşıyorlar. Tabi bu videoların çoğunu da izleyemiyorum, bakamıyorum. Kaldırmıyor yüreğim. İnsanlar onu nasıl yapabilmiş hayretler içindeyim. Ellerinde G3 var bu çocukların. Öldürülme pahasına kimseyi öldürmemişler.

ELLERİNDE G3 VAR VE KİMSEYE ATEŞ ETMEMİŞLER

G3 ile birine bir mermi değse o kişi oradan sağ kurtulamaz. Eğer o çocuklar o gece G3 ile halka ateş etmiş olsa idi, kimse çocukların yanına yaklaşamazdı. Ama çocuklar kendilerine bir şey olma pahasına o silahlara dokunmamışlar. Balistik raporlarında da var. Çocukların silahlarından ateş edilmemiş. Ama ne hikmetse bizim çocuğumuzu hem öldürmüş hem de hain etmişler. Kim bunu neye göre yapmış, bilemiyorum. Hakim olmuşlar, savcı olmuşlar, yargılamışlar ve o gece bizi hain ilan etmişler. Neye göre yapmışlar bunu. Bütün olayları inceleyip bu haindir, vatanına ihanet etmiştir deyip nasıl bu kanıya varmışlar hayret ediyorum.

677 KHK İLE İHRAÇ EDİLDİM

Ben 15 Temmuz’dan sonra iki ay çalıştım. Daha sonra açığa alındım iki kere. 15 gün, 15 gün arayla. Daha sonra da 677 sayılı KHK ile ihraç ettiler. Ben bunlara üzülemedim bile. Beni açığa almışlar, sonra ihraç etmişler, emek verdiğim mesleğim elimden gitmiş, üzülemedim yani, yaşadığımız o kadar şeyden sonra… İnanın hiçbir şey hissetmedim. Çünkü gencecik bir çocuğun cenazesine neler yaptıklarını gördüm. Bunlar 2016 yılında yaşandı. 200 yıl önce yaşanmadı. Türkiye’de yaşandı. İnsanların bilmesi lazım. Masum değil o insanlar. Daha sonra o katillere KHK ile zırh çıkardılar, yargılanamaz bunlar diye. Neden? Kimi koruyorlar? Katilleri koruyorlar. Bunları görünce kendime üzülecek takatim kalmadı.

İlk başta açığa alırlarken herhangi bir şey söylememişlerdi, şundan bundan dolayı alıyoruz diye. Daha sonra bizi Bylock çukuruna bizi attıklarını öğrendim, öyle bir şey olmamasına rağmen o ara popüler olan Bylock’tu. İlk zamanlarda. Yani Bylock listelerine bizim de ismimizi yazmışlar. Oysa Bylock nedir, ne yapar, sonradan öğreniyorum. O listelerin altına da bu liste delil olarak kullanılamaz diye yazmışlar. Ondan sonra da bizi savcılığa bildirmişler. Yani bizi kendi kurumumuz savcılığa bildirmiş. Biz bu adamı attık siz de yakalayın!

Dikkat ediyorum, hep işini iyi yapan insanlara bir şekilde iftira, çamur atılmaya çalışılıyor. Bize terörist diyorlar ama herhangi bir şeyle suçlayamıyorlar. Suçladığı şey, işini iyi yapmak, İngilizce’den iyi not almak, o aldığı notlarla yurt dışına gitmek. Terörist tanımı bu olmuş. Daha fazla orada yaşam hakkı olmadığını gördük. KHK’lıyız, bir şekilde bizi arıyorlar, terörist diye damgalamışlar, bizden dolayı eşime, aileme zulüm ederler diye çekinerek yurt dışına çıkma kararı aldık.

Fevzi Katran ve ailesi hayatlarına artık Almanya’da devam ediyor. Röportajı bir pazar günü evlerinde gerçekleştirdik.

KATİLİ BULUNSUN DİYE ŞİKAYETTE BULUNDUK AMA…

Biz şikayette bulunmuştuk, katili bulunsun diye. Ama bir sonuç alamadık. Savcı takipsizlik kararı verdi. Daha sonra o gün orada sivil şahısların herhangi bir suç işledilerse onlardan muaf tutulacağı bir KHK ile korumaya alındı. Yani orada o katillere bir zırh uydurdular ve onların yargılanmasını engellediler. Ama er ya da geç bu değişecek, masumiyetleri ortaya çıkacak, bütün Harp Okulu öğrencilerinin. Kardeşim de dahil… Biz zaten şehit olduğuna inanıyoruz. Bunu resmi makamlar da er ya da geç tescil edecekler.

KÖPRÜDEKİ POLİS ARAÇLARI ZARAR GÖRDÜ DİYE TAZMİNAT DAVASI AÇTILAR

Emniyet Genel Müdürlüğü, o gece araçlarına, köprüye zarar geldi diye zararı tahsil etmek için askerlere tazminat davası dava açıyor. Toplamda 250 bin TL gibi bir rakam. Bütün ailelere pay etmişler. Kardeşim vefat ettiği için aileme gönderdiler belgesini. Hem kardeşimizin orada canını almışlar, hem de araçlara verilen zararı sizden alacağız diyorlar.

Yoldan geçen birine sorun Türkiye’de, böyle bir şey olmaz der. Bu ülke darbeleri yaşamış. Ben kendim görmedim. Az buçuk biliyorum ki darbe böyle olmaz. Hadi diyelim ki başarsız oldu. O en üstteki genelkurmay, kuvvet komutanları, başarısız oldu ise altındaki insanlar onlardan aykırı bir şey yaptı diye ceza alması lazım. Başarılı olsa zaten ceza alması lazım, darbeci olduğu için. Eğer birisi darbeye kalkıştı ise altındaki görevli kişiye sahip çıkamadığı için ceza alması lazım. Ama bizde ne oldu. Ödüllendirildiler. Milli savunma bakanı yapıldılar, taltif edildiler. Asıl ceza alması gereken kişiler ceza almadı, gencecik kişilere müebbet verildi. Ortada bir olay var, onun neticesi kime yaradıysa o yapmıştır o olayı.

OLAYLAR GÖSTERİLDİĞİ GİBİ DEĞİL

O gün şehit olan herkese ben Allah’tan rahmet diliyorum. İnsanımızın çoğunun şunu düşünmesi gerekir. Olaylar gösterildiği gibi değil. Birileri orada kurgu senaryo bir şey üretip onu dayatıyor. İnsanların düşünmesi lazım. Tarihe not düşmek adına bunların konuşulması lazım.

Ragıp Enes, hayatını kaybettiği Boğaziçi Köprüsü önünde…

Abisi Fevzi Katran ile.

Ablalarıyla.

Abileriyle.

 

Arkadaşlarıyla.

 

HAVA HARP OKULUNDA KULLANDIĞI PANO

 

AİLESİNİN ONUN İÇİN EVDE HAZIRLADIĞI KÖŞE

 

ÖLÜM BELGESİ

Darbecilikten müebbet alan 5 günlük er Ahmet Özdemir: Yeter artık 3 yıl oldu!

Ev hapsindeki emekli albay BOLD’a konuştu

Müebbet verilen erin annesi Fadime Akgül: “Ben anne değil miyim?”

 

Müebbet alan askeri öğrencilerden mektup var

Müebbet verilen 5 günlük erin babası: “Allah onlara da ciğer acısı versin. İnim inim inletsin”

Müebbet verilen erin annesi: Ben oğlumu askere gönderdim Silivri’ye değil!

BOLD ÖZEL

Hamile tutuklu koğuşta sinir krizi geçirdi

Avukatlık stajını yeni tamamlayan hamile tutuklu Esra Uymaz Saral, cezaevinde ilaçları verilmediği için sinir krizi geçirdi. 4,5 aylık hamileyken tutuklanan Saral, bir hafta içinde iki kez doktora götürüldü.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 9 Ocak 2020’de tutuklanıp İzmir Şakran Cezaevine gönderilen 4,5 aylık hamile Esra Uymaz Saral (27), ilk gece konulduğu geçici koğuşta sinir krizi geçirdi. Miyom olduğu için riskli bir hamilelik geçiren Esra Uymaz Saral, gözaltına alınmasından itibaren bir haftada iki kez doktora götürüldü, koğuşta sinir krizi geçirdiği gün ise cezaevi revirine çıkarıldı.

Esra Uymaz Saral’ın avukatı, “Geçtiğimiz cumadan bu yana kendisine kan ilaçları verilmemişti. Özel bir ilaç kullanıyor. Biraz pahalı. Devlet karşılamıyor. Cezaevi yönetimi o ilacı veremeyeceklerini ama başka bir ilaç vereceklerini söylemiş. Fakat o da henüz gelmemiş. Esra hanım 8 Ocak’ta bir gece gözaltında kalmıştı. O zaman da saat 21.00 civarı karın ağrısı şikayetiyle doktora götürülmüştü. Doktor idrar yolu iltihabı için ilaç vermişti. 17 TL imiş ilaç. Yanında para yok diye o ilacı da vermemişler.” dedi.

27 yaşındaki Esra Uymaz Saral, Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.

Tutuklandıktan sonra konulduğu geçici koğuşta ilaçlarını alamadığı için üzülen Saral’ın endişelenip ağlama krizine girdiğini belirten avukat şöyle devam etti: “Bunlara canı çok sıkılmıştı. Koğuşta da ışık bile yanmıyormuş. Tek başına. Zaman mevhumunu kaybetmiş. Dolayısıyla çok korkmuş. Kendisi biraz evhamlıdır. Ağlama krizine girmiş. Kapıları yumruklamış. 5 gardiyan ve revirden görevliler gelmiş. Müdüre çıkarmışlar. Müdür normal koğuşa geçirmiş. Böyle mi olacak hep diye korktuğunu ve bebeğime nasıl bakacağım diye endişelendiğini ifade etti.” dedi.

“BU ŞARTLARDA BURADA DOĞUM YAPMAN İMKANSIZ”

Avukat, dün tekrar hastaneye götürülen Saral’ın orada yaşadıklarını ise şöyle anlattı: “Cezaevine en yakın hastane Çiğli Devlet Hastanesine olduğu için dün tekrar oraya götürülmüş. Oradaki doktor da ‘Bu şartlarda senin burada doğum yapman imkansız. Miyomdan dolayı çok fazla kanaman olur, burada doğum yaptıramam’ diyor. Mahkemeye sunmak için dair bir belge istemiş. Doktor, cezaevinde kalmana engel bir durum yok. Ben öyle bir şey yazamam ama doğum sırasında Tepecik Hastanesine sevkini isteyeceğim’ demiş.”

Avukat, bugün yeni bir gelişme olduğunu ve Saral’ın mahkeme tarafından hastaneye sevkinin yapıldığını da sözlerine ekledi.

AVUKATLIK STAJINI YENİ BİTİRDİ

Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan Esra Uymaz Saral, İzmir Barosundaki avukatlık stajını yeni tamamlamıştı. Eylül 2016’da evlenen ve ilk hamileliğini yaşan Saral’da 10 cm büyüklüğünde bir miyom bulunduğu için riskli bir hamilelik geçiriyor.

“DİĞER HAMİLE TUTUKLULAR ÇOK ÜMİTSİZ”

İzmir Şakran Cezaevinde Esra Uymaz Saral dışında bilinen 3 hamile daha bulunuyor. Emine Büşra İbişoğlu 5 aylık, Serpil Özmermer 5 aylık, Elif Tuğral ise 8 aylık hamile. Esra Uymaz Saral dışında cezaevinde bulunan diğer hamile tutukluların çok ümitsiz olduğunu ifade eden avukat: “Dilekçelerine cevap verilmediği için hiçbiri artık dilekçe yazmıyor, hiçbir şey talep etmiyorlar. 8 aylık hamile Elif Tuğral’ın kan pıhtılaşma problemi var, her gün iğne oluyor cezaevinde. Ama iki aydır doktora götürmüyorlar. Tamamen bırakmışlar.” dedi.

ESRA UYMAZ SARAL’IN HASTANE RAPORLARI

Üçüncü evre böbrek yetmezliği hastası cezaevinde ölümün eşiğinde!

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“İnsaf edin hakim bey; kızımın, torunlarımın ne suçu var?”

Anne-baba tutukluluklar devam ediyor. Kızı, damadı ve 7 aylık torunu hapse giren, bir torununa da kendisi bakmak zorunda kalan Zahide Şen isyan etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Artvin’de özel bir okulda sınıf öğretmeni olarak çalışan Ayşegül Atalay ve eşi Mehmet Atalay 5 Aralık 2019’da tutuklandı. İki çocuk sahibi Ayşegül Atalay İzmir Şakran Cezaevine, eşi ise Artvin Cezaevine gönderildi.

Anne ve babanın birlikte tutuklanması geride kalan çocukları ve aile büyüklerini perişan etti. 7 aylık kızı Kardelen Betül’ü ile birlikte hapse gönderilen Ayşegül Atalay, 5 yaşındaki oğlu Mustafa Burak’ı annesine bırakmak zorunda kaldı.

Mustafa Burak ile tek başlarına kalan anneanne Zahide Şen (56), “Benim okumam yazmam yok. Samsun’daki evimi bırakıp İzmir’e geldim. Toruna yalnız bakıyorum. Kimim var başka. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bazen komşular yardımcı oluyor. Mustafa Burak okula gidiyor. Dava Artvin’den açıldığı için damadımı Artvin’e götürdüler. Kızımı bebek var diye burada bıraktılar. Damada daha hiç gidemedim” dedi.

Ayşegül Atalay ve çocukları.

“ANNEM BABAM GELECEK YİNE AİLE OLACAĞIZ DEĞİL Mİ?”

Mustafa Burak’ın sürekli anne ve babasını sorduğunu ifade eden anneanne, “Ne cevap vereceğimi bilemiyorum. Eriyorum olduğum yerde. Annem, babam, kardeşim gelecek ve biz yine aile olacağız değil mi diyor. Çocuğumun hiçbir suçu yok, melek gibi kızım. Çok zor geldi bu bana. Çok ağır bir imtihandayız. Mustafa Burak artık durmuyor. Annesini istiyor. Geçen hafta bir haftalığına yanına verdik. Annesi ikisine birden bakamadı, ancak bir hafta kalabildi, geri gönderdi. Bayağı zorlu süreçten geçiyoruz. İnsafa gelin hakim bey, evlatlarım, torunlarım perişan. Onların ne suçu var?” diye konuştu.

BEBEKLİ ANNELERİ BİR KOĞUŞA TOPLADILAR

Cezaevi şartları ve ortamının bebekli anneler için uygun olmadığı sürekli dile getiriliyor fakat bugüne kadar bu konuyla ilgili yasal bir düzenleme yapılmadı. Zahide Şen, Şakran Cezaevinde pilot bir uygulama başlatılarak bebekli annelerin aynı koğuşa toplandığını belirtti ve Kardelen Betül’ün 6 haftadır cezaevinde yaşadıklarını anlattı:

“Kardelen Betül orada iki diş çıkarttı. Cezaevi şartları zor. Banyo yaptırmakta zorlanıyorlar. Çocuk hiç uyumuyormuş, kızım saat 3-4 uyuyorum diyor. İnsanlar ne de sorun yapmasa bile rahatsız oluyorlar. Bir de yeni bir uygulama varmış. Bebekli bütün anneleri aynı koğuşa toplamışlar. Herkesin çocuğu olduğu için kimse birbirine yardımcı da olamıyor. Biri ağlayınca öbürü uyanıyor. Artık curcuna.”

Zahide Şen ve Mustafa Burak.

KARAR MAHKEMESİ 22 OCAK’TA

Hakkari ve Artvin’de olmak üzere toplamda 3 yıl öğretmenlik yapan Ayşegül Atalay ve eşi Mehmet Atalay, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandılar. 22 Ocak 2020’de Artvin’de karar mahkemeleri olacak. Zahide Teyze, “Kızım mahkemede hiçbir suçum yok, ekmek parası için çalıştım, dedi. 7 aylık kızı da kucağındaydı. Avukat ev hapsi vermelerini talep etti ama hakim ByLock var, yapacak bir şey yok dedi. Tutukladı. Avukat 3 haftalık süre istemişti. 22 Ocak’ta kızımı bırakmalarını istiyorum” ifadelerini kullandı.

Hamile bir kadın daha tutuklandı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

KHK’lı mühendis cezaevinde kanser oldu: 4. evrede olmasına rağmen tahliye yok!

KHK’lı Abdülazim Özdemir’e 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Eşi Emir Özdemir, “Defalarca doktora gitmesine rağmen bu evredeki bir hastalık nasıl anlaşılmadı” diye sordu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- 10 aydır Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan 49 yaşındaki Abdülazim Özdemir’e 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Yarın kemoterapiye başlanacak olan Özdemir’in bu noktaya gelmesinde cezaevinde yaşadığı ihlallerin etkili olduğu belirtiliyor.

EŞİM SAPASAĞLAMDI

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak eşinin durumunu anlatan Emir Özdemir, “Eşim cezaevine girdiğinde sapasağlamdı. Sonra rahatsızlandı. Böbrek taşı teşhisi kondu. İyileşmedi. Sararıp vücudu kabarınca acilen doktora götürüldü. Meğer böbrek taşı yokmuş. Rahatsızlığı sarılıkmış. Hemen ameliyat olması gerekti. Ama ameliyat olacağı alet bozulduğu için geri cezaevine getirildi.” dedi.

ÇAY BİLE İÇEMEDİ, İHTİYAÇLARINI GİDEREMEDİ

Doktor Bursa veya İzmir’e sevkini istediği halde araya Kurban Bayramı girdiği için eşinin ihmal edildiğini ifade eden Özdemir, “Eşim idareyle de konuştu ancak unutuldu. Sevk edilmedi, ameliyat edilmedi. Elden ayaktan düştü. Hiçbir şey yeyip içemedi (çay bile içemedi). İhtiyaçlarını arkadaşları karşıladı.” ifadelerini kullandı.

Abdülazim Özdemir, bu ihmaller sonucunda geçtiğimiz ağustos ayı sonunda acilen ameliyata alındı. Bozuk olan aletin birkaç günde tamir edildiğini belirten Emir Özdemir, “Meğer alet birkaç günde yapılmış. Daha önce de ameliyat olabilirmiş. Ameliyatta parça alındı ve Ankara’ya patolojiye gönderildi. Bu arada aşırı kilo kaybetti. Çünkü bu süreç 2-3 ay sürdü. Ameliyattan sonra toparladı. Kilo almaya başladı. Aralık ayında patoloji sonucu geldi. Tekrar ameliyat olabilirim dedi. İyi huylu mu kötü huylu mu bakılacak dedi. ” diye yazdı.

Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yapıyordu. 672 Sayılı KHK ile ihraç edildi.

İHMALLER VAR MI?

Eşiyle 6 Ocak 2020’de yaptığı 10 dakikalık telefon görüşmesinde yıkıldığını ifade eden Emir Özdemir şöyle devam etti: “Maalesef karaciğer kanseri olduğunu ve 4. evrede bulunduğunu öğrendim. Yıkıldım. Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı? Kafamda bir sürü soru.”

ZAMAN BİZİM İÇİN ÇOK KIYMETLİ

Emir Özdemir, eşinin geç olmadan tahliye edilmesini istedi: “Sizden ricam eşimin geç olmadan ve daha iyi şartlarda tedavi olabilmesi için tahliye edilmesi, cezanın ertelenmesi. Bunu eşim, çocuklarım, kendim, ailem için istiyorum. Zaman bizim için çok kıymetli, kemoterapi alması lazım.”

672 SAYILI KHK İLE İHRAÇ EDİLDİ

ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edilmişti. Dosyası 1,5 yıldır Yargıtay’da bekletiliyordu. Fakat Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine gönderildi.

3 KIZLARI VAR

20 yıllık matematik öğretmeni eşi Emir Özdemir de 10 aydır Keskin T Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu. Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Onun da dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 5, 9 ve 15 yaşlarında üç kız çocuğu sahibi olan Özdemir çiftinin çocuklarına 80 yaşlarındaki dede ve babaanneleri bakıyor.

ÇOCUKLARIMIZ GÖRÜŞE GELEMİYOR

Emir Özdemir mektubunda, çocuklarını görememekten yakınıyor ve sevk dilekçelerinin dikkate alınmadığını da ifade ediyor:

“Çocuklarımız, okulu ve büyüklerimiz yaşlı olmalarından dolayı kapalı görüşlerimize gelemiyorlar. Açık görüşlerimizi de bazen yapabiliyoruz. Baba uzakta olduğundan 2-3 ayda bir gidebiliyorlar. Haftalık 10 dakika telefon görüşümüzü ise bir hafta çocuklarla, bir hafta eşimle yapabiliyorum. Yani 15’de bir 10 dakika eşimle görüşebiliyorum. Aile paramparça. Çocuklar hem bana hem de eşime gitmekte maddi manevi çok zorlanıyorlar. Yazılıya denk gelince de gelemiyorlar. Maalesef hafta sonu da çocuk görüşü kaldığımız cezaevlerinde uygulanmıyor. Eşim defalarca sevk yazmasına rağmen sevki de çıkmıyor. Bu ay da yazdı. Bakalım kısmet. En azından aynı yerde olsak iç görüş yapardık, çocuklarla gidiş-gelişte daha kolaylık olurdu. Mesela bu salı (bugün), cumaya da bana gelecekler.”

DEVLET YAŞAMA HAKKINI KORUMAK ZORUNDADIR

BOLD Medya’ya konuşan Özdemir ailesinin avukatı:

“Abdülazim Özdemir’in durumunu geçen hafta bir dilekçe ile Yargıtaya sunduk. Ama bir gün daha beklemeye tahammül yok. Çünkü 15’inde (yarın) kemoterapi yapılacak. Belki özel bir tedavi uygulanır. Kemoterapi cezaevinin içinde ne kadar sağlıklı olur? Eski Genelkurmay Başkanı müebbet cezası kesinleştiği halde yaşlıdır diye tahliye edildi. Ciddi bir rahatsızlığı da yoktu. Demek ki CMK açısından cezanın ağırlığı ve hafifliği önemli değil tahliye için. Ama bu adam kanser. Durumu vahim.

BİR DAKİKA BİLE BEKLETİLMEMELİ

Üstelik henüz yargılaması bitmedi. Böyle bir adamın tahliye edilmesi insanlığın bir gereğidir. Yaşama hakkı diye bir hak var insan haklarında. Temel bir hak. Vazgeçilmez bir hak. Devletin de yaşama hakkını koruması gerektiğine göre müvekkilimin derhal serbest bırakılması gerekir. Hatta bir dakika dahi bekletilmemeli. Tüm hukuk sistemlerinde bu böyledir. Bu durumda hangi müvekkilim olursa olsun aynı şeyi talep ederim.

ADLİ TIP, TERSİNİ SÖYLERSE YİNE TUTUKLASINLAR!

Yargıtaya verdiğimiz dilekçede ‘doktor raporlarına rağmen tahliyeyi uygun görmezseniz Adli Tıp’a sevk edin’ dedim ama bunu demek bile lüzumsuz. Bu durumdaki bir hasta Adli Tıp’a sevk edilmeden tahliye edilir. Adli Tıp’ta tersi çıkarsa yine tutuklasınlar! Şu anda bir gün, bir dakika dahi önemlidir.”

EMİR ÖZDEMİR’iN MEKTUBUNUN TAMAMI

ABDÜLAZİM ÖZDEMİR’İN HASTANE RAPORLARI 

 

Okumaya devam et

Popular