Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Hamileyken tutuklandı, 2 yaşındaki çocuğuyla birlikte hapse atıldı, HSK “Her şey normal” dedi

Hamileliğin zorlukları, diğer çocuğuna cezaevinde bakmak durumunda kalması ve Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun onun için verdiği hukuk mücadelesiyle Elif Aydın’ın hikayesi…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Elif Aydın (31), eğitim faaliyetlerinde bulunduğu için tutuklanan binlerce eğitimciden biri. Öğrenci yurdunda çalıştığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında 25 Mayıs 2018’de tutuklanarak Gebze Kadın Kapalı Cezaevine gönderildiğinde iki aylık hamileydi. Ayrıca iki çocuğu daha vardı. Şimdi 8 yaşında olan Kadir annesiz kalmış, Musab (3,5) annesiyle birlikte hapse girmişti. Yusuf Kaan ise annesinin karnındaydı. Üçü birlikte, 8 kişilik koğuşta, tek bir yatakta, cezaevi ortamında yaşamaya mecbur bırakılmıştı. Elif Aydın, cezaevi günlerini BOLD’a anlattı.

Aydın’ın sesini ilk duyurmaya çalışan ve hukuk mücadelesi başlatan isim ise HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ydu. Aydın’ın yaşadıklarını ve Gergerlioğlu’nun onun için verdiği mücadele sürecini sunuyoruz.

GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU İŞLEDİLER

HDP milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, kanuna rağmen Elif Aydın’ı tutuklayan Konya 6. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kadir Gezici, üyeler Gülpınar Duman, Senem Birdal ve tutukluluğun devamı yönünde mütaala veren savcı Yakup Şahin hakkında, görevi kötüye kullanma ve hürriyeti tahdit suçlarından HSK’ya şikayet başvurusunda bulunmuş ve cezai soruşturma yapılmasını talep ederek, mücadelenin fitilini ateşledi. 1 Temmuz 2018 tarihli başvuruya HSK, yeni cevap verdi ve başvurunun işleme konulmadığını açıkladı.

Bunun skandal olduğunu söyleyen Gergerlioğlu, HSK’nın suça ortak olduğunu belirtti. Gergerlioğlu, “1,5 sene sonra HSK geri dönüş yapmış ve 5275 sayılı kanunun 16/4 maddesini çiğneyerek tutukluluk kararı veren hakim ve savcıları korumuş, şikayet dilekçesini işleme bile almamış. Hakim ve Cumhuriyet savcılarının keyfi işlemlerini denetlemekle yükümlü olan HSK, verdiği bu kararla denetim görevini yapmaktan kaçınmış, hakim ve savcıların hamile bir kadını tutuklaması suçuna ortak olmuştur.” dedi.

HSK’nın kendisine muhalif gördüğü hakim ve savcılarla ilgili en basit iddiaları anında işleme koyarak soruşturma açtığını, dolayısıyla ayrımcılık da yaptığını belirten Gergerlioğlu, “Türk Ceza Kanununun bir maddesini veya Anayasanın bir hükmünü sosyal medyada paylaştığı için Zonguldak Hakimi Kemal Karanfil hakkında soruşturma açıldı. Savunma istendi.” ifadelerini kullandı.

HSK’nın Gergerlioğlu’na gönderdiği 13 Kasım 2019 tarihli karar.

HAMİLELER HAKKINDAKİ KANUN

Gergerlioğlu HSK’nın açıklamasına 30 Aralık 2019’da itirazda bulundu ama henüz buna da bir cevap verilmiş değil. Hamile kadınlar hakkında hala mahkemelerde tutukluluk kararı veriliyor. Oysa 5275 sayılı CİK 16/4 maddesinde “Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır. Çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa, doğumdan itibaren iki ay geçince ceza infaz olunur.” deniliyor. Bu hükümler tutuklular için de uygulanması gerekiyor.

ELİF AYDIN: İKİ KERE MERDİVENLERDEN YUVARLANDIM

8 aylık olana kadar cezaevinde kalan Elif Aydın, Kasım 2018’de 6 yıl 10 ay ceza verildikten sonra tahliye edildi. Dosyası Yargıtay’da. Tahliye olduktan bir ay sonra, 20 Aralık 2018’de oğlu Yusuf Kaan’ı dünyaya getiren Aydın dışarı çıktı ama hapiste hamile kadınlar bulunuyor. 5 aylıkken tutuklanan Elif Tuğral onlardan biri. Tuğral, Şakran Cezaevinde 8. ayına girdi. Doğumuna çok az kaldı.

Elif Aydın, cezaevinde geçirdiği 6 ayı, hamile ve bebekli bir anne olarak hapiste yaşadıklarını ve sonrasını BOLD’a anlattı:

“Biz Konya’da yaşıyorduk. Ilgın ilçesinde özel bir yurtta idarecilik yapıyordum. Olaylar olunca iş yerimiz kapatıldı. Biz de Kocaeli’ne ailemin yanına taşındık. Eşim 15 Temmuz’dan 2-3 sonra tutuklandı. Bir yıl hapiste kaldı. O çıktıktan 9 ay sonra ben tutuklandım. İçerideyken hamileliğim kötü geçmedi ama beni üzen çocuklarımdı. Dışarıda bir çocuğum kaldı, o zaman 2 yaşında olan Musab yanımdaydı, üçüncüsü karnımdaydı. Üçümüz aynı yatakta uyumaya çalıştık koğuşta.

CEZAEVİ ORTAMI ANNELER İÇİN ÇOK ZOR

Kontroller için her ay doktora götürüldüm, cezaevi yönetimiyle ilgili hiçbir şey diyemem ama suçsuz bir şekilde tutuklu olmak çok ağırdı. İki defa merdivenlerden yuvarlandım, hastaneye kaldırıldım. Pazar günüydü, doktor yoktu, hastane hastane gezdirildim.

Çocuğum da kaç merdivenlerden yuvarlandı. Yüzü gözü patladı. 8 kişilik bir koğuştu. Bazen 9 oluyordu. Cezaevi ortamı çocuklu bir anne için çok zor. Kesinlikle yaşanılmaz, psikolojik olarak da çok zor. Benim girdiğim dönem Allah’tan yaz dönemiydi. Vaktimizi hep avluda geçiriyorduk. Havalar soğumaya başlayınca içeri geçince psikolojik olarak ben de oğlum da yıprandık.

OĞLUM ENFEKSİYON KAPTI, GÖZÜ ŞİŞTİ

Koğuştaki diğer insanlar da kendilerince haklılar. Ses kaldırmıyor, bir sıkıntı duymak, görmek istemiyorlar. Çocukla in çık, oraya dokunma, buraya dokunma. Arkadaşlar her gün çamaşır suyuyla yıkıyorlardı. Buna rağmen ortam hijyen açısından iyi değildi. Musab enfeksiyon kaptı, gözü şişti, kafasını ranzalara vurdu kaç kere. Yuvarlandı, ağzı patladı, kafası şişti. Bunları görünce, bir de hamilesiniz daha çok sıkıntı oluyor haliyle.”

Elif Aydın bu fotoğrafı, tahliye olduktan 2-3 gün sonra çektirdiğini söylüyor.

Elif Aydın’ın eşi de bir yıl Gebze Cezaevinde tutuklu kalmış.

 

Harbiyeli ailelerinden videolu kampanya

BOLD ÖZEL

Üniversite sınavında derece yaptı ancak ‘terörist’ iftirasıyla eğitim hakkını elinden aldılar

Hukuk fakültesini derece yaparak kazanan tutuklu öğrenci Emine Altın’ın sınavlara girmesine izin verilmiyor. CİMER’in gerekçesi: “Toplumun güvenliğini tehlikeye düşürebilir!”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – İzmir Şakran Cezaevinde 14 Şubat 2018’den bu yana tutuklu bulunan Emine Altın, 2019 üniversiteye giriş sınavında derece yaptığı halde okumasına izin verilmiyor. Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Altın İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi sınavlarına giremiyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi ile (CİMER) 4-5 kez yazışma yapan aileye 7 Ocak 2020’de gelen en son cevaba göre Altın ‘toplum güvenliğini tehlikeye atabilir’ diye sınavlara alınmıyor.

Cevapta şöyle deniliyor: “Ceza infaz kurumu düzeni ile toplum güvenliğini tehlikeye düşürebileceği, terör örgütü veya diğer suç örgütü üyelerinin örgütsel amaçlı faaliyet ve haberleşmelerine imkân sağlayabileceği, yol, kalınacak ceza infaz kurumu ya da sınav merkezi veya okulda güvenlik açısından sakınca bulunabileceği değerlendirildiği takdirde Cumhuriyet Başsavcılığınca sınırlama…”

BEBEĞİNİ KAYBETTİ, TUTUKLANDI, EŞİ İLE GÖRÜŞTÜRMÜYORLAR

Anayasa’nın 42. maddesinde yer alan “Kimse eğitim öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” hükmü hiçe sayılarak eğitim hakkı elinden alınan Emine Altın’ın annesi Fadime Mersin, yaşanan hukuksuzluğa tepki gösterdi.

Mersin, “Tutuklu olanların okumasına müsaade eden okullar arasında İstanbul Üniversitesi olduğu için bu hukuk fakültesine kayıt yaptırdık. Şimdi sınavlara girmesine izin vermiyorlar. Kızınız terörle yargılanıyor, öğrencilere zarar verir. Mesuliyet alamayız. Burada okutamayız diyorlar. İlk başta devlet izin verirse, masrafları da siz karşılarsınız sınavlara girebilir demişlerdi. Şimdi devlet evlet izin vermiyor diyorlar. Madem okumasına izin verilmeyecekti neden sınava girmesine izin verildi. Hem sevindik hem de sevincimiz kursağımızda kaldı” dedi.

Kayıt sürecinde de çok uğraştıklarını belirten Mersin, “Vekalet için cezaevi ile noter arasında gidip geldik. İki ay son dakikaya kadar uğraştırdılar. Onu halledince bu sefer okul ile sorumuz başladı. Okul ilk önce önce sınavı kazanıp sonra içeri girseydiniz sizi kabul edebiliriz ama içerideyken kazandığınız için kaydınızı alamıyoruz dediler. Derslerine girmediğiniz için sınavlara kabul edemiyoruz dediler. Türkiye’de sadece 5 üniversitede dışarıdan eğitim almak özgürlüğüne sahipsiniz. Bunlardan biri de İstanbul Üniversitesi. O zaman bu ibareyi kullanmasınlar.” ifadelerini kullandı.

Kızının Manisa Turgutlu Rabia Hatun Lisesinden mezun olduğunu ifade eden Mersin, “İlk bine girdi kızım ve böyle şartlar altında okuyan bir çocuk. Görüşe gittiğimde, derece yapan senin kızın mı, o senin kızın mı diye soruyorlar bana. O kadar üzdüler ki bizi anlatamam. Çok mağduriyetler yaşadı” diye konuştu.

Emine Altın, İzmir Şakran Cezaevi

İKİNCİ ÜNİVERSİTESİ

Emine Altın aslında matematik öğretmeni. İzmir 9 Eylül Üniversitesi Matematik Öğretmenliği bölümünden mezun. İkinci üniversitesini Türkiye derecesi yaparak kazandı. Okulu bitirdikten bir yıl sonra evlenen Altın’ın maden mühendisi eşi Armağan Altın da Kasım 2017’den beri aynı cezaevinde tutuklu. Eşi tutuklandığında hamile olan Altın, 1,5 aylık bebeğini o süreçte kaybetti. Dört ay sonra da kendisi tutuklandı. Evlilik aşamasındayken de gözaltına alınan Emine Altın, o dönemde serbest bırakılmıştı.

İÇ GÖRÜŞ YAPTIRMIYORLAR

Yeni evli çifte, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandıkları için 2 yıl içinde sadece iki kere kapalı görüş hakkı tanındı. Cezaevinde sağlık sorunları başlayan Armağan Altın’ın aile yakınları “Kan tahlili vermesi gerekiyor ama bir türlü almadılar. 3-4 defa dilekçe yazıp talep etmiş, ama ilgilenilmemiş. Normalde kalp kapakçığından dolayı ameliyat olmuştu. Onun için de kontrol istedik. Uzun süre sonra kontrole götürdüler.” dedi.

Emine-Armağan Altın, 2016.

Tutuklu anne: Kızım intihara teşebbüs etti, oğlum manik depresif oldu

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tutuklu anne: Kızım intihara teşebbüs etti, oğlum manik depresif oldu

İki yıldır tutuklu Nesibe Nur Akkaş, intihara kalkışan kızını, manik depresif teşhisi konulan oğlunu ve tutukluluk sürecinde ailece yaşadıklarını yazdı…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 3 Temmuz 2018’den bu yana Manisa E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan 3 çocuk annesi Nesibe Nur Akkaş, intihara kalkışan kızını, manik depresif teşhisi konulan oğlunu ve ailece yaşadıkları sıkıntıları anlattı.

KIZIM İNTİHARA TEŞEBBÜS ETTİ

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na 6 sayfalık mektup yazan Akkaş, büyük kızının aşırı dozda anti-depresan aldığını ve ölümden döndüğünü söyledi. Akkaş, “Büyük kızım 12 yaşında. 42 ay önce babasının tutuklanmasının ardından geçirdiği travmayla aşırı derece kilo almaya başladı. Ben kızımı Celal Bayar Üniversitesi Hastanesine tedaviye götürüyordum. Zaten 7 yaşından beri ‘Dikkat Eksikliği-Dürtüsellik’ hastalığından dolayı kırmızı reçete ile tedavi gören kızım, 10 yaşında antidepresan kullanmaya başladı. Maruz kaldığı sıkıntılar ve yaşadığı travmalar yüzünden 2018 Kasım ayında tedavisi için doktorun verdiği depresan ilaçları aşırı derece içerek İNTİHAR teşebbüsünde bulundu.” dedi.

NEFESİM DARALMAYA BAŞLIYOR ANNE

Akkaş, kızının Mart 2019’da kendisine gönderdiği ilk ve son mektubunun bir bölümüne de kendi mektubunda yer verdi:

“Anne var ya senin bana verdiğin kolye şu an elimde olan kolye ben onu okula takınca sanki böyle siz beni evde bekliyormuşsunuz gibi bir cesaret doluyordum. Ama önceki hafta okulda kolye, bileklik vs takılması yasaklandı. Bir anda içimi dolduran şey çıkıp gitti. Sanki birisi gücümü almaya çalışıyormuş gibi sanki sizin cezaevleriniz her bir saniyede daha da uzaklaşıyor gibi, sanki açık görüşler hiç gelmeyecek gibi, yüzünüzü, o güzel tebessümle bakan yüzünüzü çok az görecekmişim gibi sanki biri kalbimi sıkıştırıyor ama bırakmıyor anne, size o kadar çok ihtiyacım var ki… Anne biliyor musun ben geceleri kolyeyi alıp seninle konuşa konuşa ağlıyorum. Anne hani ben zehirlendim ya boru soktukları yer böyle üzülünce ama çok üzülünce sanki boğazımda bir şey var da nefes almama izin vermeyecekmiş gibi oluyor ondan sonra gerçekten nefesim daralmaya başlıyor ve nefes alamamaya başlıyorum… Ve artık bu çok sık oluyor.”

İki kızı, bir oğlu bulunan Nesibe Nur Akkaş çocuklarıyla bir görüş gününde.

OĞLUMA MANİK DEPRESİF TEŞHİSİ KONULDU

Tutuklandığından bu yana 16 yaşındaki oğlunun İzmir’de şizofren anneannesi ile kaldığını belirten Nesibe Nur Akkaş, “15 tatilde çok ısrar etmemin üzerine doktora götürülen oğluma doktor manik depresif teşhisi koymuş, düzenli muayeneye çağırmış. Şu an doktora götürebilecek kimse yok maalesef. Çünkü doktoru Turgutlu’da, okulu İzmir Çiğli’de, annemin evi İzmir’in Evka 4’ünde. Hepsi çok ters yerlerde. Devamsızlık ve derslere odaklanma, katılım problemi yaşayan oğlum çoğu zaman öz bakımını yapmakta bile zorluk çekiyor.”

Nesibe Aktaş, sadece çocuklarının değil kendisinin sağlık sorunları yaşadığını da ifade ediyor. Gözaltına alındıktan bir gün sonra hastalıkları nedeniyle İzmir Kadın Doğum Hastanesi ve Turgutlu Devlet Hastanesinde operasyon göreceğini söyleyen Akkaş, “Gözaltına alındığım günün ertesi kadın hastalıklarından operasyon geçirecektim. Cezaevi şartlarından dolayı hastalıklarım ilerledi, bazıları tedavi edilmiyor. Damar ameliyatı olmam gerekiyordu, bu şartlarda çok riskli olduğu için olamadım. Kalp-damar, kadın hastalıkları, üroloji, KBB, fizik tedavi (bel fıtığı oluştu, sağ bacağım uyuşuyor) beyin cerrahisi, Nüroloji gibi bölümlerle ilgili tedaviler görüyorum. Doktorlar tarafından şartlar değişmedikten sonra iyileşmemin çok mümkün olmadığı ifade edilmekte.” diye yazdı.

OĞLUMU 6 AY HİÇ GÖRMEDİM

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Nesibe Nur Akkaş’ın eşi de 42 aydır tutuklu. Dosyası Yargıtay’da bulunan Akkaş, mektubunu çocuklarının ruhen kan kaybettiğini, dayanma gücünün kalmadığını söyleyerek bitiriyor ve “Ne olur sesimi duyun” diyor.

“Kızlarımı sadece ayda 1 veya 2 ayda bir görüşüme gelince görebiliyorum. Oğlumu ise 6 ay hiç görmedim. Çocuklarımdan sağlıklı bilgi ve haber alamıyorum. Ciddi manada ruh ve beden sağlıkları ile eğitim hayatları adına endişe etmekteyim. Çocuklarım aile kavramını yitirmiş durumdalar. Bir daha bir araya gelemeyeceğimizi sanıyorlar. Psikolojileri çok kötü durumda. Aile Birlik ve Bütünlüğümüz Parçalanmış durumda. Bu yaşadığım durumları anlatabilecek kimsem olmadığı için sesimi sizin aracılığınızla vicdan sahiplerine sesleniyorum. Çocuklarım ruhen kan kaybediyorlar. Yaşları belki çok küçük gibi gelmiyordur belki size ama emin olun kundaktaki bebekten daha kötü ve annelerine ihtiyaçları olan aciz bir durumdalar. Anlatmaya çalıştığım mağduriyetler artık dayanma gücünün tükenmesine sebep oluyor. Ne olur sesimi duyun.”

NESİBE NUR AKKAŞ’IN ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ MEKTUBUN ORİJİNALİ

Tutuklu anne Elif Güven: 40 ay önce dağılan yuvamın hüznünü yaşıyorum

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

15 Temmuz Ahırı’nda tutulan askerlerden biri ilk kez konuştu

15 Temmuz’un sembol fotoğraflarından biri ahırda çıplak halde kelepçelenmiş askerlerdi. Çok tartışılan fotoğraftaki askerlerden biri ilk kez konuştu, yaşananları anlattı…

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Mutlu Gülerce, Kara Harp Okulu mezunu kursiyer bir teğmendi. 15 Temmuz sonrası gözaltına alındı, tutuklandı ve mesleğinden ihraç edildi. 15 Temmuz’un sembol fotoğraflarından biri olan “ahırdaki çıplak askerler” fotoğrafındaki ters kelepçeli askerlerden biriydi.

ORADA NELER YAŞANDI

O fotoğrafın nerede çekildiği, orada neler yaşandığı ilk kez ortaya çıkıyor.

15 Temmuz sonrası tutuklanan kursiyer jandarma teğmen Mutlu Gülerce, uzun süren sessizliğinin ardından konuşmaya karar verdi. Saadet Partili Avukat Ali Aktaş’ın fotoğrafı paylaşıp “Darbeci eşekleri ahıra kapatmışlar” tweetinin çok konuşulması üzerine Mutlu Gülerce ilk kez konuştu.

Eski asker Mutlu Gülerce’nin anlatımıyla o ahırda yaşananlar:

KESİNLİKLE SİLAH KULLANMADIK

“Kara Harp Okulu 2015 mezunuyum. Sınıfım Jandarma 15 Temmuz’da Ankara Beytepe’deki Jandarma Sınıf Okulundaydık. Eğitim görürken 15 Temmuz gecesinde, gece eğitimi şeklinde başlayıp, daha sonra terör saldırısı şeklinde ilerleyen bir durum oldu bizde de. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde pek çok yerde olduğu gibi.

Jandarma Okullar Komutanlığı davasında yargılanıyorum ben. Bu davada yargılanan herhangi bir subay ya da rütbeli kesinlikle birlik dışına çıkmamış ve kesinlikle silah kullanmamış insanlar.
O gecenin sabahında Veli Tire albay isimli asker ya da asker görünümlü şahıs, yanında bir ekip, bizim eğitim gördüğümüz yerin bir amfisi vardı bizi oraya emirle toparladılar. Gece okulda olan ve olmayan komutanlarımız var. Bizim kursiyer olduğumuzu ifademizi alıp bırakacaklarını söylüyorlardı.

TOKAT YEDİLER HAKARETE UĞRADILAR

Yaklaşık 250 civarı kursiyer var belki 10 tane de rütbeli. Ankara Belediyesinin araçlarına, bir iki de askeri servise bindirilerek Ankara’da bulunan Gaffar Okkan Atlı Spor Tesisleri’ne götürüldük. Plastik kelepçe, koli bandı, ip artık ne buldularsa ellerimizi arkadan kelepçelediler.

Atlı Spor Tesisi’ne gelince artık meselenin bizim düşündüğümüz boyutun çok ötesinde olduğunu gördük. Çünkü kapıdan girer girmez bariz küfürler hakaretler başladı. Otobüsümüzü bir yerde durdurdular, bakıyoruz bizden önceki gelen otobüsteki rütbelilerin rütbelerini söküyorlar kamuflajlarını söküyorlar, sadece iç çamaşırlarıyla kalıyorlar.

Ne yazık ki sadece rütbeli olduğu için komutanlarımızdan tokat yiyeni, hakarete uğrayanları gördük. Kendi servisimde bir arkadaşım, hiçbir şey yapmamasına rağmen bir polis dışarıdan ona küfrediyordu. O da sadece o küfre tepki gösterdi, servisimize gelinip arkadaşımıza tokat atıldı, küfür edildi.

İÇ ÇAMAŞIRIMIZ KALANA KADAR SOYULDUK

Daha sonra biz de iç çamaşırlarımız kalana kadar soyundurulduk. Özel eşyalarımız, cüzdanlar, telefonlar herhangi biçimde resmi kayıtla alınmadı. Hepsi bir çöp poşetine toplandı. Hakaretler eşliğinde, zor kullanarak, o resmin çekildiği yere geldik.

Orası atların koşturulduğu alan. Oraya biz gelmeden önce yaklaşık 200’e yakın asker getirilmişti. Biz de 250’ye yakın kişi geldik. 400’ü aşkın kalabalık oldu sonlara doğru.
Girdiğimizde insanlar dizüstü çöktürülmüş, duvarlara bakacak şekilde ters kelepçeli. Küfür edeni mi ararsınız, başka kötü muamele edeni mi. Gelene hakaret ediliyor aşağılanıyor.

36 SAAT AÇ TUTULDUK HORTUMLA SULANDIK

Orada 36 saat kaldık. Tüm bu süre boyunca herhangi biçimde yiyecek verilmedi. Sadece bir hortum getirilmişti. Oradan su ihtiyacı karşılanıyor. Sıraya geçiyorsun. Onun için de belli süre lazım. Polisin biri elinde hortum tutmuş, su sürekli akıyor, içiyorsun, kafasına göre, tamam, diyor polis. Kızıyor kendine göre, su yok deyip vermiyor, götürüyor hortumu. Orada hem açlık hem de susuzluktan bayılanlar oldu.

Ortam çok gergin. Askerlere küfür ediliyor, polisler resimlerini çekiyorlar. Bugün o ahırdaki resim denilen resmin ortaya çıkma sebebi de oradaki polislerden biri aracılığıyla medyaya düşmüştür. Daha sonrasında Ali Aktaş gibi insanlar da kayıt altına almış.

BAYILANLARA HİÇBİR MÜDAHALE YAPILMADI

Ayağa kalkmak yasak, konuşmak yasak, sürekli sıraya geçirip sayıyorlar. Hem psikolojik hem fizyolojik baskı var. Ara ara gelip tokat atıyorlar. Gerilimi sürekli en üst seviyeye çıkarmaya çalışıyorlar. Birkaç kişinin orada o an için psikolojik eşiği aşıldı ve sinir krizi geçirenler, bayılanlar oldu arkadaşlarımdan. Ama hiçbir ilk yardım ya da herhangi bir sağlık müdahalesi yapılmasını bırakın, neyin var bile denmedi. Bayılan orada kendine gelene kadar durdu.

TUVALETİ ORADAKİ DUVARA YAPTIRDILAR

Tuvalet ihtiyacını, bulunduğumuz yerin bir köşesine gönderiyorlardı, gidin oraya yapın diye. Bazen bulunduğumuz alanın dışına çıkartıp oranın duvarına yaptırıyorlardı aceleyle. Büyük tuvaletleri, orada birkaç tuvaletin bulunduğu yere çıplak ayakla kelepçeli götürüp getiriyorlardı.

RÜTBELİLERİ TEKLİ AT BARINAKLARINA ALMIŞLAR

Biz atların koşturulduğu alanda tutuluyorduk. Diğer rütbeli olanlardan mesela, bir tane atın girdiği alana sokmuşlar adamı, ne yapıyorlar, nasıl muamele ediyorlar onları düşünün artık. Küfür dayak, işkence ediliyor. O şekilde vardı. Bulunduğumuz alanda en yüksek binbaşı ve albay vardı. 15 Temmuz’daki en trajik yer değildi ama saydığım hak ihlalleri oldu.

İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ TOPLAMA ALANLARI

Sonra bizi otobüslere alıp Polis Akademisinin spor salonuna götürdüler. 4 gün de Polis Akademisinin spor salonunda kaldık. Küçük ekmek ve küçük reçelden oluşan öğünler veriliyordu. Sonra da Sincan Cezaevinin içinde toplanma alanı yapmışlar oraya götürüldük. Bir hafta boyunca çıplak sadece iç çamaşırımızla tutulduk.

YARALI KOMUTANA TEDAVİ YAPILMADI

Sincan’daki toplama alanı da etrafı muşambalarla çevrilmiş, üstü açık bir yer. Çok geniş bir alandı. En kötü polisleri getirmişler. Sürekli hakaret, “gelsin sizi peygamberiniz kurtarsın” gibi şeyler söylüyorlardı. Sıra sıra bizi tutuyorlardı.

Orada birkaç yerinden kurşun yarası almış bir komutanımız vardı. Sadece yaraları sarılmış, orada hiçbir tedavi yapılmadan Allah’a emanet duruyordu.

Sürekli çıplak haldeydik ve çok soğuktu. Rahatsızlanan arkadaşlar oldu. Böbrek rahatsızlığı olan bir komutanımız vardı, çok kötü oldu. Hem ahırda hem Sincan’da çok üşüdük. 10’lu halkalar yapıyorduk Sincan’da ki soğuktan korunabilelim. Ahır, Polis Akademisi ve Sincan toplama yerinde hep ters kelepçeliydik.

HAKİM SUÇSUZ OLDUĞUNUZU BİLİYORUM DEDİ

Sonrasında mahkemeye çıkartıldık. Kursiyer olarak bizim derdimizi daha rahat anlatmamız gerekiyor. Emir komuta zinciri içerisinde olarak. Bizim gibi birlik dışına çıkmayan arkadaşlardan ilk 20 kişiyi saldı hakim. Ama sonra tutuklama sayısı düşük olacağı için herhalde baskı geldi. Sonra biz girdik mahkemeye, hakim ‘herkesin tutuklanmasına kara verdim’ dedi. Hakim 50 yaşlarında biriydi, hafif arkasını döndü, ‘suçsuz olduğunuzu biliyorum ama yapacak bir şey yok şu an’ dedi.

Daha sonra tutuklanınca da Sincan Cezaevi’ne gönderildik. 9 ay 10 gün kaldım cezaevinde.

NE DARBECİYİM NE DE EŞEK!

Oraya götürülen kursiyer teğmenler olarak biz birlik dışına çıkmadık, hiçbir biçimde kimseye karşı silah kullanmadık. O resimdeki askerlerden biriyim ama Ali Aktaş’ın söylediği şekilde ne darbeciyim ne de eşeğim. Ben ve arkadaşlarımın çok hakkı ihlal edildi, hepimiz masumuz.

Okumaya devam et

Popular