Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Erdoğan’ın, evlilik yaşının 30’u aştığı iddiasını istatistikler doğrulamıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Gençlerimizin çoğu 30’u aşkın evleniyor veya çoğu evde kalıyor” iddiasını araştıran Doğruluk Payı ekibi, bunun kısmen doğru olduğunu kaydetti.

BOLD – AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, gençlerin çoğunun evde kaldığı veya 30 yaşı aşkın evlendiği iddiası istatistiki olarak kısmen doğrulandı.

Erdoğan, 9 Ocak’taki konuşmasında, evlilik dışı yaşamın medya aracılığıyla meşrulaştırılmaya çalışıldığını, belirterek, “Bu büyük tehlikeye hep beraber karşı koymalıyız” demişti.

TÜİK VERİLERİ İNCELENDİ

Doğruluk Payı bu iddia üzerine TÜİK’in kamuoyu ile paylaşmış olduğu verileri inceledi. Buna göre, Erdoğan’ın iddiasının ilk kısmı, evlilik yaşının sürekli yukarı çıktığı verilerle destekleniyor.

Demecin ikinci kısmında sarf edilen çoğunluğun 30’undan sonra evlendiği iddiasının ise doğru olmadığı kaydedildi.

YAŞ SINIRI 2012’DEN 2018’E YÜKSELDİ

Araştırmada her yıl artış trendi gösteren bu yaş sınırının, 2012’den 2018’e gelindiğinde kadınlar için 23.5’den 24.8’e, erkekler için 26.7’den 27.8’e çıktığı görüldü.

Evlenme oranının en yüksek olduğu yaş grubu 16-29 arasını kapsayan periyot olduğu belirtildi.

Son olarak, 30 yaş üstü insanlar arasında hiç evlenmemiş olanların ağırlığının oldukça düşük olduğu, bunun bir çoğunluğu oluşturduğunu iddia etmenin doğru olmayacağı ifade edildi.

100 yaşındaki Dev kaplumbağa Diego, memleketi Galapagos’a dönüyor

Gündem

3 bin 700 yıl öncesine döndük: Babasının oğlu olduğu için TSK’dan ihraç edildi

Astsubay Yavuz Çetin, TSK’dan ihraç nedenini açıkladı: “Babanı sevmezdik seni de sevmeyiz denilerek ihraç edildim.”

BOLD – Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ihraç edilen, Hava Astsubay Kıdemi Çavuş Yavuz Çetin’in ordudan atılma sebebi babasının rütbelerinin alınmış olması gösterildi. Yavuz Çetin’e tebliğ edilen ihraç yazısında, hakkında edinilen bilgi olarak, kendisi gibi astsubay olan babası Erdal Çetin’in rütbesinin bakanlık kararıyla geri alındığı ifadeleri yer alıyor.

Belgede, Yavuz Çetin hakkında herhangi başka bir suçlama yer almıyor. Çetin’in tebliğ kararını sosyal medya hesabından paylaşan, insan hakları aktivisti ve HDP’li Milletvekili Ömer Gergerlioğlu, 3 bin 700 yıl önce yaşayan Hititlere ait kanunlarını hatırlattı.

SOYKIRIM DEĞİL DE NEDİR?

Anadolu’da M.Ö 16 yüzyılda yaşayan Hititlerin kanunlarına göre, bir bireyin işlediği suç yüzünden ailesi de yargılanıyordu. Bu kanunlara atıfta bulunan Gergerlioğlu Mili Savunma Bakanlığını etiketleyerek, ”M.Ö 16 yy’da Hititlerde aileden biri cezalandırılırken diğer bireyler de cezalandırılıyordu. 21.yy Türkiye’de de aynı şey oluyor. soykırım değil de nedir? diye sordu.

“BABANI SEVMEZDİK, SENİ SEVMİYORUZ DENİLEREK İHRAÇ EDİLDİM”

Kendisiyle ilgili kararı sosyal medya hesabından paylaşan Çetin, ”İhraç edilme sebebim. Başka bir şey bulup da atsalar bu kadar gülünç olmazdı belki… Bildiğiniz hayvan çiftliği!” ifadelerini kullandı.

Çetin: “Dünyanın hiçbir köşesinde bir kişiyi bir yakını, akrabası, ailesi yüzünden cezalandıramazsınız. (Suçun Şahsiliği İlkesi) Ancak TSK hukuk tanımazlığını o kadar ileri bir boyuta taşıdı ki bununla alakalı yazılı bir savunma bile istedi. Babamın oğlu olduğum için yaptığım savunma kabul görülmeyip; babanı sevmezdik seni de sevmiyoruz denilerek ihraç edildim.

“BEKİR PAKDEMİRLİ’NİN KARDEŞİ DE İHRAÇ AMA O BAKAN”

Oysa ki savunmamda Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli’nin kardeşinin ihraç olduğunu ama onun bakan olabildiğini belirtmiştim. Lahey Büyükelçisi Şaban Dişli’nin kardeşinin 15 Temmuz’dan dolayı 141 kez ağırlaştırılmış müebbet aldığını yazmıştım. Astsubaylık, Bakanlıktan daha kritik bir görev olduğu için benim bu görevde bulunmam sakıncalı görüldü.”

 

Saray rejimi hak ihlallerini artırdı: İşkence suçundan AYM’ye rekor sayıda başvuru

Okumaya devam et

Gündem

Eski Yargıtay üyesine Keskin Cezaevinde işkence: Buradan cesedin çıkacak!

Eski Yargıtay Üyesi Hüsamettin Uğur’un kızı Nalan Dilara Uğur, babasının Keskin Cezaevinde gardiyanlar tarafından işkenceye uğradığını, kamerasız odada başgardiyan ve 4 gardiyan tarafından 1 saat boyunca dövülüp tehdit edildiğini belirtti.

BOLD – Keskin Cezaevindeki işkence olayını Hüsamettin Uğur’un kızı Nalan Dilara Uğur, sosyal medya hesabından duyurdu. Nalan Dilara Uğur, babasının kamerasız odada gardiyanlar tarafından dövülerek, “Buradan cesedin çıkacak. Kızın kendisine dikkat etsin” sözleriyle tehdit edildiğini öne sürdü.

Yargıtay eski üyesi Hüsamettin Uğur’un kızı Nalan Dilara Uğur, 28 Şubat 2019’ta Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından 10 yıl 6 ay hapis cezası verilen babasının yaşadığı işkence ve hukuksuzlukları duyurdu.

Kırıkkale’nin Keskin ilçesinde yaklaşık 4 yıldır tutuklu bulunan Yargıtay eski üyesi Uğur’un kızı Nalan Dilara Uğur, babasının durumu hakkında, “Eski Yüksek Yargıç olan babamın 4 yıldır hücrede tutulması yetmiyormuş gibi 5 gardiyan tarafından işkence gördüğünü duyurmama yardımcı olur musunuz? #HüsamettinUğur” ifadeleriyle işkenceyi duyurdu.

BABAMIN SAÇININ TELİNE ZARAR GELİRSE CEZAEVİ SORUMLUDUR

Uğur, cezaevinde yaşadığı hak ihlalleriyle ilgili cezaevi idaresi hakkında mahkemelere dilekçe veren babasının 17 Şubat tarihinde talebi olmamasına rağmen başmemur görüşmesine çağrıldığını, kamerasız odada başgardiyan ve isimleri mevcut 4 gardiyan tarafından 1 saat boyunca dövülüp tehdit edildiğini belirtti.

Yere düşerek hali kalmayan babasının başgardiyan tarafından, “Buradan cesedin çıkacak” diyerek tehdit edildiğini, cezaevi doktorunun da darp izi olmadığı iddiasıyla rapor vermediğini ifade etti. Darp olayına karışan gardiyanların babasıyla ilgili ‘gardiyana saldırdı, kafa attı’ iddia ettiklerini belirten Nalan Dilara Uğur, işkence olayının cezaevi idaresince soruşturulmayarak üstünün kapatıldığını kaydetti.

Uğur, “Ülkede hukuk kalmadığı, babam can tehdidi altında esir tutulduğu, şikayet dilekçeleri sümenaltı edildiği için buradan anlatma yoluna başvuruyorum. Babamın saçının teline zarar gelirse, isimleri mevcut gardiyanlar, kurum müdürleri, infaz hakimleri ve cezaevi savcısı sorumludur” ifadelerini kullandı.

BÜTÜN MEKTUPLARA EL KONULDU

Yargıtay eski üyesi Hüsamettin Uğur’un kızı Nalan Dilara Uğur’un sosyal medyadan şunları paylaştı:

“Babam 4 yıldır keskin cezaevinde tutuklu. Cezaevi yönetiminin “keyfi ve hukuksuz” uygulamalarından, yapılan işkencelerden zaman zaman burada bahsediyordum. Hukuk devletinde yaşıyoruz sanarak hak arayışımızın dikkate alınmayıp, felaketler zincirine yol açacağını tahmin etmezdim.

Her şey attığım tweetlerden rahatsız olan cezaevi yönetiminin babamın bana yazdığı BÜTÜN mektuplara sudan sebeplerle el koymasıyla başladı. Mektuplar “kısmen sakıncalı” bulunmasına rağmen kanunun gereği yapılmadı sakıncalı kısımlar karalanarak babama teslim edilmedi.

Babam bunların üzerine başvurması gereken her yere dilekçeler yazarak gerekli başvurularda bulundu. Dilekçeleri cezaevi tarafından ilgili yerlere iletilmediği için, mektup şeklinde kendisi iletmek zorunda kalsa da yapılan bu zorbalığa susmadı, hakkını aramaya devam etti.

HAKKINI ARAYINCA İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE GÖRDÜ

Bi laf vardı “Bu ülkede hakkını ararsan cezaevine, cezaevinde hakkını ararsan hücreye atılırsın” Babam zaten dört yıldır hücrede olduğundan hücrede de hakkını arayınca işkence görüldüğünü yaşayarak görmüş olduk. Babam hakkını aramaya devam ettikçe kötü muameleler başladı.

CEZAEVİ MÜDÜRÜ: SANA SAVAŞ AÇTIK

Genel arama sırasında gardiyanların babamın eşyalarını dağıtıp tekmelemesi, hakaretler… Müdür görüşmesinde bizzat babamın yüzüne “sana savaş açtık” denilmesi… Tweetlerimden rahatsız oldukları için benim üzerimden babamı tehdit etmeye varan cüretkar eylemleri oldu.

İlk mektupda üstü kapalı bir şekilde cezaevinde işkence olduğunu söylemiş, neler olduğunu yazsam bu mektup size teslim edilmez demişti. Neler olduğunu yazmasa da bize teslim edilmedi. Okundu damgası vurulduktan ve ptt’de barkodlandıktan sonra “gizli bir el” mektubu geri çevirdi.

12 EYLÜL SONRASI DİYARBAKIR CEZAEVİ

12 Eylül sonrası Diyarbakır cezaevi” ve “zamanaşımına uğramayan suçlar” diyerek işkenceyi ima ettiği bu mektubu detaylıca okumak isteyen olursa buradan okuyabilir: https://nalandilara.blogspot.com/2020/07/el-konulmus-bir-mektup.html?m=1

Ocakta 4 sayfalık bir mektup yazıyor el konuluyor. Dilekçeleri de iletilmeyince 15 Şubat’ta mektup görünümlü bir dilekçe yazıyor ki en azından el konulursa idare ve gözlem kurulu üyeleri ile infaz hakimine ulaşmış olsun istiyor. Bu mektuba da el konuyor. Bu sefer bununla bitmiyor.

Yine el konulan ve infaz hakimine çıkmasına rağmen iddiaları ciddiye alınmayan mektup görünümlü dilekçesine de buradan ulaşabilirsiniz: https://nalandilara.blogspot.com/2020/07/mektup-gorunumlu-dilekce.html?m=1

BURADAN CESEDİN ÇIKACAK

17 Şubat tarihinde talebi olmamasına rağmen başmemur görüşmesine çağrılıyor. Kamerasız odada başgardiyan ve isimleri mevcut 4 gardiyan tarafından 1 saat boyunca dövülüyor tehdit ediliyor. Yere yıkılan hali kalmayan babamı bıraktıklarında başgardiyan “buradan cesedin çıkacak” diyor

Asılsız iddialarla bir tutanak tutuyorlar. Babamın gardiyanlara “ben burda, kızım da dışarda size savaş açtık” diyerek gardiyana saldırdığını, kafa attığını iddia ediyorlar. Bir gardiyanın başına şişeyle vurarak telefon açıp “Emre’yi gönderiyoruz darp raporu ayarlayın” diyorlar.

İŞKENCEYİ ÖRTBAS ETMEYE ÇALIŞIYORLAR

Böylece babamın işlemediği suçun sahte delilini oluşturup, işkencelerini örtbas etmeye çalışıyorlar. Birbirlerine darp esnasında “yüzüne vurmayın” ikazları yapmış olmalarına rağmen babamın ağzının kanadığını görüyorlar. Doktora görünmek isteyen babamın ağzındaki kan siliniyor.

Doktor(!) babama darp izi görmediğini darp raporu veremeyeceğini söylüyor. Babam iddialarımı rapora geçirmek zorundasınız dese de “biz burda ifade almıyoruz” diyerek babamı gönderiyor. Bahçe saati olan babam odasından montunu alıp bahçeye çıkartılıyor.

DİĞER MAHKUMLAR BABAMIN DARP EDİLDİĞİNİ ANLIYOR

Bahçeye beraber çıktığı diğer mahkumlar da, penceresi bahçeye bakan mahkumlar da babamın darp edildiğini görür görmez anlıyor. Darp izi görünmüyor diyen doktora rağmen babam odasına geçince yüzündeki morlukları kendisi de görüyor. Tekrar doktora sevkini talep ediyor.

Babam şubat ayından beri Keskin C. Başsavcılığına hitaben DEFALARCA şikayet dilekçesi yazıyor. Kamera kayıtları incelenirse gardiyanların tutanakta iddia ettiği gibi odada 3 kişi olmadıklarını dahi görebileceklerini, 5 kişinin sabit olduğunu söylüyor. Tanıklarım var diyor.

KAMERA KAYITLARINDA MEVCUT

Babam odaya alındığında odanın önünde (odanın önünde kamera var) başka mahkumların beklemekte olduğunu, babamın çığlıklarını duymuş olabileceklerini, olay esnasında duymasınlar diye oradan uzaklaştırıldılarsa da bunun kamera kayıtlarında mevcut olduğunu söylüyor.

Babamın defalarca yazmış olduğu cezaevi savcısı ile görüşme talebi neden karşılanmıyor? Bu kadar ciddi iddialar mevcutken etkili bir soruşturma neden yürütülmüyor? Bu cüretkar işkenceleri meşrulaştırmak değil midir? Savcısından hakimine hepsini sorumlu hale getirmez mi?

KIZIN KENDİNE DİKKAT ETSİN

Önce kendi içimizde disiplin soruşturması yürüteceğiz diyen, işkence bilgisi ve emri dahilinde olan, “sana savaş açtık” diyen, “kızın kendisine dikkat etsin” tehditlerinde bulunan kurum amirinin eline bu olay nasıl bırakılıyor? Ülkenin hukukunu cezaevinin kurum amiri mi sağlıyor?

İddia ettikleri gibi babam gardiyana kafa atmış ve “size savaş açtık” demiş olsa DAHİ cezaevi yönetimi ile ters düşen mahkumun nakli zorunluyken babamın nakil talebi neden karşılanmıyor? Babam Keskin Cezaevinde aldığı cezanın infazını görmekte değildir, ESİR TUTULMAKTADIR.

HUKUK KALMADIĞI İÇİN BURADAN ANLATIYORUM

25 yıllık hukukçu babam bizim kişilerle işimiz yok demeseydi ben isimleri ve bulabildiğim fotoğrafları ile ifşa etme yoluna başvururdum. Yine aynı şekilde 25 yıllık hukukçu babam hukukçu kafasıyla hukuki yolla halletmeye çalışalım demeseydi ben çok daha önceden duyururdum.

Ülkede hukuk kalmadığı, babam can tehdidi altında esir tutulduğu, şikayet dilekçeleri sümenaltı edildiği için buradan anlatma yoluna başvuruyorum. Babamın saçının teline zarar gelirse, isimleri mevcut gardiyanlar, kurum müdürleri, infaz hakimleri ve cezaevi savcısı sorumludur.”

Saray rejimi hak ihlallerini artırdı: İşkence suçundan AYM’ye rekor sayıda başvuru

Okumaya devam et

Gündem

Saray rejimi hak ihlallerini artırdı: İşkence suçundan AYM’ye rekor sayıda başvuru

Anayasa Mahkemesine işkence iddiasıyla yapılan hak ihlali başvurularında rekor artış yaşandı. AYM’ye 2012 yılında işkence iddiasıyla yalnızca 4 başvuru yapılırken, 2019 yılında bu sayı 4 bin 181’e çıktı.

BOLD – AYM’ye 2012’den bu yana yapılan hak ihlali başvurularının yüzde 51’i Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlükte olduğu son iki yılda gerçekleşti.

Cumhuriyet’in haberine göre 2012- 2019 yılları arasında Anayasa Mahkemesi’ne toplam 478 bin 407 başvuru yapılırken, söz konusu başvuruların yüzde 51’i yeni sistemin kabul edildiği ve devreye alındığı 2017-2019 yılları arasında yapıldı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, ikinci yılını dolduran Cumhurbaşkanlığı hükumet sisteminde yaşanan hak ihlalleriyle ilgili “Tek Adam Rejiminin Hak ve Özgürlükler Karnesi” başlıklı bir rapor hazırladı.

İlgezdi, yaşanan tablonun hukuk devletinin her gün erozyona uğratıldığını gösterdiğini kaydetti. İlgezdi, “Bu veriler aynı zamanda temsili hükumet, temel haklar; denge ve denetleme; kamu idaresinin tarafsızlığı ve katılım üzerinden şekillenen kapsamlı demokrasinin yerini Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemiyle birlikte otoriter rejime bıraktığını göstermektedir” ifadesini kullandı.

HAFTADA BİN 573 HAK İHLALİ BAŞVURUSU

2017-2019 yılları arasında Türkiye’de hak ihlaline uğradığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuru sayısı 245 bin 350 oldu. Resmi verilere göre 2017-2019 yılları arasında saatte ortalama 9, haftada ise bin 573 kişi hak ihlaline uğradığı gerekçesiyle Yüksek Mahkeme’ye başvurdu.

EN FAZLA ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLALİ

2012-2019 yılları arasında Yüksek Mahkeme’ye yapılan bireysel başvuruların 222 bin 637’sini adil yargılama hakkının ihlali iddiası oluşturdu. Buna göre 2012 yılında adil yargılama hakkının ihlali konusuyla yapılan başvuru sayısı bin 144 olurken, 2019 yılında bu sayı 26 bin 719’a oluşturdu. Adil yargılama hakkının ihlali iddiasıyla yapılan başvuruların yüzde 45’i yeni sistemde yaşandı. 2017-2019 yılları arasında adil yargılama hakkının ihlali iddiasıyla 99 bin 994 başvuru yapıldı.

İŞKENCE BAŞVURULARINDA REKOR ARTIŞ

İşkence iddiasıyla yapılan başvurularda rekor artış yaşandı. 2012 yılında yalnızca 4 başvuru işkence iddiasıyla yapılırken, 2019 yılında bu sayı 4 bin 181’e çıktı. 2019 yılında işkence iddiasıyla yapılan başvurular aynı zamanda son 8 yılda bu konuda yapılan başvuruların da yarısını oluşturdu. Yaşam hakkı ihlali gerekçesiyle yapılan başvurularda da rekor oranda artış yaşandı. 2012 yılında bu konuda 18 başvuru yapılırken, 2019 yılında bu konuda yapılan başvuru sayısı 2 bin 352’ye ulaştı. Yaşam hakkı ihlali başvurusu yapanların yüzde 57’sini oluşturan 6 bin 676 başvuru yeni sistemde yapıldı.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İHLALİ

İfade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle yapılan başvuru sayısı 2012-2019 yılları arasında 12 bin 301 olurken; söz konusu başvuruların yüzde 81’i yeni sistemde gerçekleştirildi. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yapılan başvuruların yüzde 77’si yeni sistemde yaşandı.

Cumhurbaşkanlığının Danıştay savunması: Ayasofya müze kalsın

Okumaya devam et

Popular