Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Alparslan Kuytul: Herkesin konuşması lazım yoksa bu zulüm bitmez

Alparslan Kuytul Hoca, KHK’lılara yapılan zulme karşı sessiz kalınmaması çağrısında bulundu. Kuytul, önce zulme uğrayanların konuşması yaşadıklarını anlatması gerektiğini söyledi: “Yoksa bu zülüm bitmez”

BOLD – 2 yıla yakın tutukluluğunun ardından tahliye olduktan sonra sohbetlerine devam eden Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nın Kurucu Başkanı Alparslan Kuytul, KHK’lar konusunda çarpıcı açıklamalar yaptı.

Kuytul bir KHK’lı polisin sorusu üzerine sert açıklamalar yaptı ve şöyle dedi: “Bir korku imparatorluğu meydana getirdiler. Ama böyle Müslümanlara da müstahak. Kimse konuşmuyor. Konuşmayanlara müstahak. Sadece başkaları değil bu zulme uğrayanlar da konuşmuyor. Sadece onu bunu suçluyorlar. Neden bizi kimse savunmuyor? Neden cemaatler bize sahip çıkmadı? Kardeşim, sen kendi kendine sahip çıksana. Evvela sen başına gelenleri anlatsana. Sen başına geleni bile anlatmıyorsun, korkuyorsun belki mahkememi etkiler daha da bana ağır cezalar verirler filan diyorsun. Sen böyle düşünürsen başkaları niye seni savunsun. O da demez mi ben de konuşursam beni de hapse atarlar. O zaman o da haklı. Niye o zaman sitem ediyorsunuz? Herkesin konuşması lazım. Bu zulüm yoksa bitmez.”

POLİS MEMURUYDUM ATILDIM SORUSU

Furkan Haber’in haberine göre Kuytul, gerçekleştirdiği tefsir dersinin ardından “Ben 8 aylık polisken KHK ile ihraç edildim, 1 yıl yatıp tahliye oldum. Şu anda dosyam Yargıtay’da. Toplumdan dışlanıyorum, kimse iş vermiyor, kızıyla evlenmemi istemiyor, ne yapacağımı bilemiyorum. Bu konuda ne tavsiye edersiniz?” sorusuna cevap verdi.

KHK FACİA DEĞİL DE NEDİR?

Alparslan Kuytul’un konuşmasından satır başları şöyle: “Ben bu hususta çok defalar konuştum. Bülent Arınç KHK facia dedi. Adamın üzerine gittiler. Facia tabi. İçinden bir kısmı hak etmiş olabilir ama çok büyük bir ekseriyeti böyle bir cezayı hak etmedi, bu insanlar aç kaldılar ve rezil oldular. Toplumdan dışlandılar. Eğer onlara selam veren, bankalarına para koyan, dershanelerinde görev yapmış, öğretmenlik yapmış olan hademelik yapmış olan vs. Bu gibi şeyler yapmış olan insanları hatta bazen akrabası olan nice insanları işten kovuldular, aç bırakıldılar. Bu facia değil de nedir?

ŞÜPHE VARSA CEZA VERİLMEZ

Aman hükümet kızmasın, aman hükümetle karşı karşıya gelmeyelim diye kimse doğruları konuşmuyor. Bu insanlar neler çektiler. Bakın işte bu soru da diyor ki bana kız bile vermiyorlar. Bu nasıl insanlık? Bir kere İslamda ceza sisteminde kaidelerden birisi şudur, ‘Şüphe varsa cezalar durdurulur’ diyor Peygamberimiz (s.a.v). Şüphelerle hadleri durdurunuz buyurmuş. Bugün ki modern dünyada da modern hukuk sisteminde de geçerli. Şimdi ki ifadesiyle deniyor ki şüpheden sanık yararlanır. Aslında Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediğini başka şekilde ifade etmişler. Yani şüphe varsa ceza verilmez. Sanığın lehine hüküm verilir. Çünkü ispatlanamamıştır. Delil yetersizliğinden, şüphe olduğundan dolayı. Şimdi bu bütün dünyada geçerli. İslam’da da böyle, dünyada da böyle. Zaten dünya bunu aslında İslam’dan aldı. İslam Peygamberi (s.a.v) bunları yerleştirdiğinde dünya hukukun ‘h’ sini bilmezdi. Efendimiz (s.a.v) ümmi bir insan olduğu halde öyle mükemmel sistemler, kaideler, esaslar yerleştirdiki bu normal bir insanın yapabileceği bir şey değil ancak Allah’ın (c.c) yönlendirmesiyle bunu peygamber yapar. Her konuda çünkü her konuda ümmi bir insanın bunu yapması mümkün mü? Ve bunu yerleştirdi, tüm dünya da bunu İslam’dan aldı.

ZULME KARŞI GELDİM DİYE BENİ DE HAPSE ATTILAR

Fakat 15 Temmuz bahanesiyle tüm bu esaslar terkedilmeye başlandı. Küçücük bir şüpheyle ağır cezalar veriliyor insanlara. Bu insan neler çekiyor. Hiçbir şey kesin bir delil olmadığı halde hele yatsın iki üç sene diyorlar sanki öyle kolaymış gibi. Böyle diyenlerin hepsini atmak lazım. O zaman anlar hapis neymiş. Kolay zannediyor. Biraz aklı başına gelsin gibi. Bir insanın özgürlüğünü elinden almak, onu lekelemek oyuncak mı? Bu insan sana hakkını helal eder mi zannediyorsun? Zulmetmek çok kolaylaştı. En küçük bir şüphe hatta vehim şüpheden de daha düşük. Vehim ile kararlar veriliyor. Yıllarca hapis veriliyor.
Bankaya para koydu, yok onların dershanesinde okudu, yok onların evlerinde kaldı, yok onların dershanesinde öğretmenlik yaptı. Eğer bu suçsa AKP’nin milletvekilleri bu suçu işledi. Eğer bu suçsa bunun en büyüğünü en tepedekiler işledi. O zaman onlara niye ceza vermiyorsunuz? Ben bunu söyledim diye bu zulme karşı geldim diye sebeplerden biri bu. Beni de hapse attılar. Sebeplerden birisi bu tabi tamamı değil.

15 TEMMUZ’UN DERİN AYAĞI DA ORTAYA ÇIKARILSIN

Herkesi susturmak istiyorlar kimse konuşmasın. Neden? Çünkü bazı güçler var hükümetin öfkesinden istifade ediyor, hükümeti daha da kışkırtıyor ve hükümet vurun diyor onlar öldürüyor. İslam düşmanı güçler var. Bunların eline fırsat geçti. Belki de bunlar bu fırsatı kendileri oluşturdu. 15 Temmuz’un perde arkasında bence onlar da var. Sürekli söylenen şey FETÖ’nün siyasi ayağı. Ben yeni bir şey söylüyorum. FETÖ’nün siyasi ayağını bin defa konuştular televizyonlarda onu söylemeye gerek yok. FETÖ’nün siyasi ayağı da ortaya çıkarılabilir. Ama ben başka bir şey söylüyorum. 15 Temmuz’un derin ayağı var bir de. 15 Temmuz’un derin ayağı da ortaya çıkarılsın. O zaman göreceksiniz 15 Temmuz’un perde arkasında bence din düşmanı güçler var. Onlar da yardım ettiler. Onlar tuzağı hazırladılar. Ve o bahaneyle şimdi her türlü zulmü yapıyorlar.

BEN MAZLUMLARI SAVUNUYORUM, MAĞDURLARI SAVUNUYORUM

Alnı secdeye giden her Müslümana bir soruşturma açıyorlar ellerinden geldiği kadar. Tabi hepsini birden yapamıyorlar kademe kademe yapıyorlar. Hep aynı bahaneyle istediklerini yapıyorlar. Adamı susturmak için ‘Bak FETÖ deriz ha sana’ diyorlar adamı susturuyorlar. Dediklerini ona yaptırıyorlar. Ya da hapse atmak istediklerini FETÖ diyerek bilmem ne diyerek hapse atıyorlar. Bunların eline fırsat geçti. Benim bu tür konuşmalarımdan da nefret ediyorlar. Neden? Çünkü onlar büyük bir proje yapmışlar. Türkiye’de ki İslami faaliyetlerin kökünü kurutma projesi. Yalnızca FETÖ bilmem şu bu cemaat değil. Tamamının hatta diyanetin bile faaliyetlerini küçültme projesi. Kuran kurslarını bile azaltma projesi. İmam hatipleri de ilahiyatları da azaltma projesi. Tüm İslami faaliyetleri azaltma, mümkünse bitirme, mümkün olmazsa küçültme projesi. Bunu yapabilmeleri için herkesin susması lazımdı. O korku ortamını meydana getirdiler. Herkes susuyor ve bunlar projeyi rahat rahat yürütüyor. Bu tür konuşmalarla projeyi rahat yürütmeleri kısmen de olsa engelleniyor. O yüzden nefret ediyorlar benden. Sen yani biz istediğimiz kadar vuracağız senin gibilerin bu gibi konuşmaları yüzünden. İstediğimiz kadar darbe vuramıyoruz diyorlar. Yani sen onları mı savunuyorsun? Ben kimi savunuyorum? Mazlumları savunuyorum, ben mağdurları savunuyorum. Darbe elbette ki suçtur. Darbecilere elbette cezası verilmeli. Ben onlardan bahsetmiyorum. Selam veren adama ceza kesiyorsunuz. Eğer şu insanlar suçlu ise AKP’nin içindeki milyonlarca insan suçlu. Niye onlara dokunmuyorsunuz?

DARBEYE KARIŞAN SUÇLUDUR DENİLECEKTİ BAŞKASINA DOKUNULMAYACAKTI

Böyle bir mantık olamaz. Selam veren suçlu gibi bir noktaya getirdiler işi. 500 bin kişi hakkında işlem yapılır mı ya? 530 bin civarında. Şimdi de her gün devam ediyor. Belki de 550 bin olmuştur. Bu kadar insan hakkında işlem yapıldı. Kimi emniyetten bırakıldı ama operasyon yapıldı adama. Çevresinde rezil ettiler, mahallesinde, konu komşusuna karşı. Operasyon yapıldı ve suçlu gibi alınıp götürüldü. Ondan sonra bir kısmı işten çıkartıldı, aç bırakıldı. Bir kısmı hapse atıldı. Bu adam darbeci mi? Böyle bir iddia da yok. Darbeye katıldı diye bir iddia yok, iddianamede böyle bir şey yazmıyor. Bu onlardandı diyor. Bu onlardansa selam veren herkesi onlardan sayabilirsin. Eğer bunu böyle kabul edeceksek yani darbeye karışmayan kimseyi de suçlu gibi göreceksek o zaman milyonlarca insanı daha hapse atmak lazım. Öyle değil mi? Onlara milyonlarca insan selam vermedi mi? Yıllardan beri niceleri onlarla beraber yemek yedi, onlarla oturdu, kalktı, gitti, geldi, çocuğunu okula gönderdi. Böyle olmadı mı? Dershanelerine gönderdi. Bu işin başlangıcı yanlış. Darbeye karışan suçludur denilecekti başkasına dokunulmayacaktı. Darbeye karışan, darbecileri bir şekilde destekleyen, o işlerin içinde yer alan bunlar suçlu denilecekti. Gerisine karışılmayacaktı. Şimdi iş bu noktaya geldi. Kız bile vermiyorlar.
Çok sayıda insana haksızlık yapılıyor. Ama milletin ödü kopuyor, konuşmuyor. Bugün birisi bir şey anlattı. Ne kadar doğru bilemiyorum tabi. Hakim diyor ki birine ya sen ya ben diyor. Seni affetsem bana ceza verecekler. Şimdi seni mi seçeyim, kendimi mi seçeyim? Bu noktaya gelen hakimler olduğunu söyledi birisi. Şahit olanlar var. Bizim de bildiğimiz bazı şeyler var. İşlerin talimatla yürüdüğü açıkça meydanda.

BYLOCK’UN İÇERİĞİNİN TESPİT EDİLMESİ GEREKİR

Şimdi mesela Bylock çıkanları kesin FETÖ üyesi olarak kabul edip ceza veriyorlar 6-7 sene. Halbuki her akıllı insan bunu bilmek için ne alim olmaya gerek var, ne avukat olmaya gerek var, ne hakim olmaya gerek var. Bylock var da, Bylock da ne konuşmuş, ne yazmış, ne çizmiş. Bylockun içeriğinin tespit edilmesi gerekir. Bunu bilmek için alim olmaya gerek yok. Kaldı ki kendinin haberi olmadan telefonuna yüklenenlerin olduğunu devletin savcısı açıkladı ve 11.480 kişi beraat etti sonra. Böyleleri olduğu gibi birde Bylock belki var ama hiç kullanmamış bile. 594 bin kişinin Bylock kullandığı tespit edilmişti ilk zamanlar da. Sonra bunların bir kısmı elendi. Bazı kriterler koydular 204 bine civarına indirdiler. Sonra bir kriter daha koydular. Mesela bir mesaj atmış olsun hiç olmazsa. Yoksa Bylock kullanmış kabul etmeyelim gibi. 100 bine falan düştü. Bir kriter koyuyorsun 400 bin birden azalıyor. Şimdi onun gibi madem 2 kriterle 600 binden düştü 100 bine. O kriterleri de koymasalar 600 bin kişi hakkında işlem yapacaklar. Pes yani. Sırf Bylocktan. 1-2 kriter koydular 100 binlere düştü. Birde şimdi içeriğine bakılsa inanın çoğu beraat edecek yani. Bunun içeriğine niye bakmıyor hakimler. Çok mu zor yani Bylockun içinde ne yazıyor. Bu adam ne yapmış Bylockta. Bunun tespiti bu zamanın imkanlarıyla 3 seneden beri tespit edemedin mi? Sen istersen milyon kişiyi dinlemeyi biliyorsun. Sen bunu tespit edemiyor musun gerçekten Bylockta ne konuşmuş. Kasten tespit etmiyorlar.

İSLAMİ FAALİYETLERİ BİTİRMEK VE DE BÜYÜK BİR KORKU MEYDANA GETİRMEK

Bu dönem ilerde lanetle hatırlanacak. Lanetle hatırlanacak. Hiç alakası olmayan insanlar işten kovuluyor. Bunun hepsini hükümet mi yaptırıyor? Bence hükümetin de üstünde bir güç var. Bu bahaneyle tüm İslami faaliyetleri bitirmek ve de büyük bir korku meydana getirmek. Bu korku ortamında kimse kımıldayamasın ve İslami hizmetler 30-40 yıl gerilemiş oldu. Hanginiz şimdiki Türkiye’nin 5 sene evvelki Türkiye olduğunu söyleyebilirsiniz? Hanginiz 2013’ün Türkiye’si gibi diyebilir şimdiki Türkiye için. Bir korku imparatorluğu meydana getirdiler. Ama böyle Müslümanlara da müstahak. Kimse konuşmuyor. Konuşmayanlara müstahak. Sadece başkaları değil bu zulme uğrayanlar da konuşmuyor. Sadece onu bunu suçluyorlar. Neden bizi kimse savunmuyor? Neden cemaatler bize sahip çıkmadı? Kardeşim, sen kendi kendine sahip çıksana. Evvela sen başına gelenleri anlatsana. Sen başına geleni bile anlatmıyorsun, korkuyorsun belki mahkememi etkiler daha da bana ağır cezalar verirler filan diyorsun. Sen böyle düşünürsen başkaları niye seni savunsun. O da demez mi ben de konuşursam beni de hapse atarlar. O zaman o da haklı. Niye o zaman sitem ediyorsunuz? Herkesin konuşması lazım. Bu zulüm yoksa bitmez.

Süleyman Soylu, Kadir İnanır’ı hedef aldı sanat dünyası sessiz

Gündem

İstanbul için risk oranları katlanıyor!

Anadolu’da, Ankara, Gaziantep ve Diyarbakır korona salgınının hızını artırdığı iller olarak alarm verirken İstanbul’dan da endişeleri tetikleyen bilgiler geldi. İstanbul Tabip Odası Başkanı Pınar Saip, hastanelere ulaşımda güçlük yaşandığını, yeni açılan hastanelerin tam kapasite çalışamadığını ve vaka sayılarının hızla yükseldiğini vurguladı.

BOLD – Türkiye geneli koronavirüs vaka sayıları hızla artarken bilhassa Ankara, Diyarbakır ve Gaziantep’teki hastanelerde hareketlilik yaşanıyor. Üstelik alarm veren iller arasına İstanbul da katıldı. Hasta sayısının yükseldiğine dikkat çeken İstanbul Tabip Odası Başkanı Pınar Saip, “Hastaların, hastanelere ulaşımında güçlük yaşadıklarını görüyoruz. Yeni açılan hastaneler personel ve altyapı eksikliğinden tam kapasite çalışmıyor” dedi.

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MOTİVASYONU DÜŞÜYOR

Duvar’dan Hacı Bişkin’in haberine göre uzmanlar, İstanbul’daki vaka sayılarının önümüzdeki günlerde artış göstereceğini belirtti. Bir sağlık görevlisi çalıştığı hastanedeki tabloyu şöyle aktardı: “Ne yazık ki hasta sayıları yine artış gösterdi. Özellikle acilde yoğunluk başladı. Bayram tatilinin sonuçlarını önümüzdeki haftalarda göreceğiz. Şu an bizlere düzenli test yapılıyor. Bu konuda şu ana kadar herhangi bir sorun yaşamadık. Ama konuştuğum bütün arkadaşlarım yine tedirgin. Bizim de motivasyonumuz düşmeye başladı. Aynı hastanede çalıştığımız bir arkadaşımızın test sonuçları birkaç gün önce pozitif çıktı. Bunu öğrendikten sonra tedirginliğimiz ne yazık ki artmaya başladı.”

TAM KAPASİTE ÇALIŞMADIKLARI İÇİN PROBLEM VAR

İstanbul Tabip Odası Başkanı Pınar Saip ise pandemi sonrası özel hastanelerin Kovid-19 hastalarını kabul etmediği bilgisini verdi: “Özel hastaneler, SGK’nın Kovid-19 geri ödeme paketini iptal etmesi nedeniyle koronalı hastaları kabul etmek istemiyor. Bu nedenle hastalar, yeni yapılan hastanelere yönlendiriliyor. Yeni hastaneler de tam kapasite çalışamadıkları için sıkıntılar yaşanıyor.”

HÜKUMETİN KONUNUN CİDDİ OLDUĞUNU HİSSETTİRMESİ LAZIM

Şehirdeki durumu ‘sıkıntılı’ diye tanımlayan Saip, “İnsanların normalleşme yanılgısına kapılmamaları lazım. Kontrollü yeniden açılma dönemi olması gerekirdi. Ne yazık ki böyle olmadı. Denetimsiz bir normalleşme havası verildi. Kontrolsüz turizm, alışveriş merkezlerinin erkenden açılması, Ayasofya Camii açılışına on binlerce kişinin katılımının teşvik edilmesi gibi durumlar yaşandı. Ne yazık ki toplum bu örneklere bakınca durumun ciddiyetini algılayamıyor. Herkesin gidişatın ciddi olduğunu bilerek davranması, hükumetin de konunun ciddi olduğunu hissettirmesi gerekiyor” değerlendirmesini yaptı.

TBMM Başkanı Şentop: 9 vekil ve 35 personelde Kovid-19 tespit edildi

Okumaya devam et

Gündem

KHK’lı öğretmenler tutuklandı, üç kardeş annesiz ve babasız kaldı

KHK’lı öğretmenler Murat Özonur 4 yıl, eşi Dilek Özonur ise 2 ay önce tutuklanınca 3 küçük çocukları anneanneye kaldı.

BOLD – Manisa Turgutlu’da yaşayan KHK’lı öğretmen Murat Özonur, 15 Temmuz’dan sonra tutuklanıp Manisa T Tipi Cezaevine gönderildi. 4 yıldır eşinden ve çocuklarından ayrı olan Özonur, 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Matematik öğretmeni eşi Dilek Özonur 2 ay önce tutuklanıp Manisa E Tipi Cezaevine gönderildi. Ona da 6 yıl 3 ay ceza verildi. Cemaat soruşturmaları kapsamında yargılanan çiftin dosyaları da Yargıtay tarafından onaylandı.

Dört yıldır babalarından, iki aydır da annelerinden ayrı olan Enes (5), Mesut (7) ve Tarık’a (10) artık 70 yaşındaki anneanneleri bakıyor.

“BU ZULME SESSİZ KALMAMAK GEREKİYOR”

Türkiye’de Özonur ailesinin çocukları gibi öksüz ve yetim kalmış binlerce çocuk olduğunu söyleyen HDP milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Bu üç masuma 70 yaşındaki anneanne bakıyor. Artık anneleri gelmeli bu zulme sessiz kalmamak gerekiyor.” dedi.

Enes (5), Mesut (7) ve Tarık (10).

Okumaya devam et

Gündem

Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılışının üzerinden 1 yıl geçti

KHK’lı Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılışının üzerinden 1 yıl geçti. Ailesi ve çocukları ayakta durmaya çalışırken savcılık etkin soruşturma yapmamak için direniyor.

BOLD – KHK’lı Yusuf Bilge Tunç, 6 Ağustos 2019 günü Siyah Transporter’la zorla kaybedildi. Tunç’un kaçırılışının üzerinden 1 yıl geçti.

KHK ile ihraç edildikten sonra karton bardak ve ambalaj malzemesi satarak geçimini sağlayan Tunç’un ailesi kaçırıldıktan sonra yaptıkları başvurlarda diğer kaçırılma vakalarındaki durumlarla karşılaştı. Savcılık, kamera kayıtlarını toplatmadı, cep telefonu sinyal bilgilerini inceletmedi. Ailenin kendi çabalarıyla topladıkları deliller ise emniyet ve savcılık arasında gidip geldi. Tunç’un 45 gün sonra terkedilmiş halde bulunan aracında, ailenin defalarca başvuru yapmasına rağmen delil incelemesi yapılmadı. Aile, parmak izi ve olası delillerin korunabilmesi için araca aylarca dokunmadı. Savcılığın inceleme yaptırmayacağı anlaşıldıktan sonra aile aracı temizletip satışa çıkarınca, savcılık aniden delil incelemesi kararı aldı.

Baba Mustafa Tunç, savcılıkla verdiği mücadeleyi anlatıyor:

“Arabasını kaçırıldıktan 45 gün sonra GİMAT’ın ıssız bir yerinde bulundu. Polis çağırdık, tutanak tutuldu ama olay yeri incelmesi yapılmadı. Savcılığa başvurduk. Arabayı 35 gün orada tuttuk. Savcı olay yeri incelemesi yaptırmayacağını bizzat avukata söyledi. İtiraz ettik, yine yaptırmadı. 35 gün sonra çektik arabayı. Savcı değişti. İkinci savcı olay yeri incelemesi talep etti. 6 ay sonra inceleme yapıldı. Biz arabayı o zaman satışa çıkartmak için temizledik ve tamirini yaptırmıştık ve arabayı şu anda sattık.”

MOBESE KAMERALARININ NUMARALARI VERİLMESİNE RAĞMEN GÖRÜNTÜLER TOPLANMADI

Oğlunun bulunması için hiçbir insani hassasiyet gösterilmediğini ifade eden Tunç, “Ailesine kızıp evden kaçan bir insan gibi aradılar oğlumu. HTS kayıtlarının incelenmesini istedik. 11. ay bitiyor, HTS kaydı incelemesi daha sonuçlanmadı. Olaydan hemen sonra gelinimle birlikte güzergahtaki MOBESE kayıtlarının numaralarını aldık, savcılığa bildirdik, incelenmesini istedik, bu konuda da hiçbir inceleme yapılmadı.  Olay yeri inceleme 6 ay sonra, HTS kayıtları 10 ay sonra istendi, hala sonuçlanmadı, MOBESE kaydı ile ilgili herhangi bir araştırma yok. Dosyada bol bol yazışma var. O ona bu buna yazmış. Arayıp bulma konusunda ciddi bir araştırma yapılmadığını görüyoruz.” dedi.

ULUSLARARASI HUKUKA BAŞVURU

Yerel hukuktan sonuç alınamayınca Tunç ailesi uluslararası kurumlara başvurdu. Birleşmiş Milletler’e ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de başvuru yapıldı. Yusuf Bilge Tunç’un akıbetini Türkiye’ye soran BM’ye ulusal makamlar “O kişiyi biz de arıyoruz.” cevabını verdi. AİHM ise Yusuf Bilge Tunç’un bulunması için Ekim 2020’ye kadar süre tanıdı. AİHM’si 2019 yılında kaçırılan 6 kişi için de Eylül 2019’a kadar süre vermişti. Süre dolmak üzereyken 6 isim, Ankara Emniyet Müdürlüğünde ortaya çıkmıştı.

“DEVLETTE OLDUĞUNA EMİNİZ”

Aile, Tunç’un devlet tarafından kaçırıldığına emin. Kaçırılma olayından sonra devlet görevlilerinin delilleri toplamamaktaki direnişi bunun en önemli göstergesi. Kamera görüntülerinin belli bir noktanın ötesinde bulunamayışı, Tunç’un aracının daha önce ailenin aradığı bölgeye içi boşaltılmış olarak sonradan getirilip bırakılması, savcının tüm ısrarlara rağmen araçta delil arama talimatını vermeyişi bunun en önemli göstergeleri.

ÜÇ ÇOCUĞU VAR

Zorla kaybedilen Yusuf Bilge Tunç, “Mülkiye” olarak bilinen Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olduktan sonra kamuda Mali Hizmetler Uzmanı olarak görev yapmaya başlamıştı. OHAL döneminde “iltisak ve irtibat” gerekçesiyle önce açığa alınan Tunç, ardından KHK’yla ihraç edildi. 10, 7 ve 3 yaşlarında üç çocuğu bulunan Tunç, ailesinin geçindirmek için ambalaj malzemeleri alım satımıyla uğraşıyordu.

İŞKENCE ÇİFTLİĞİ

Bugüne kadar kaçırılanların verdiği bilgilere göre, siyah Transporter’la kaçırılanlar MİT’in Çiftlik olarak tabir edilen Ankara’daki Anadolu Bulvarı ile Marşandiz’in kesiştiği noktadaki merkezine götürülüyorlar. 2016 ve 2017’de kaçırılanlardan bir kısmı, “Çiftlik”e götürülmeden önce birkaç ay Ankara Yenimahalle’deki MİT’in merkez karargahında tutuldular ve ardından Çiftlik’e götürüldüler. Burası MİT’in Özel Operasyonlar Merkezi olarak biliniyor. Bu merkez 80’li yıllarda solcuların götürüldüğü işkence merkeziydi. 15 Temmuz’dan önce yenilenen merkezde Gülen Hareketi üyelerinin yanı sıra Suriye’den getirilen bazı Kürtlerin de işkence gördüğü belirtiliyor.

Ayten Öztürk ve Zabit Kişi ise yurt dışından kaçırıldıkları için MİT’in Yurt Dışı Operasyonlar Birimi tarafından farklı bir yere götürüldüler. Ankara Esenboğa Havalimanı yolunda Saray Tesisleri olarak bilinen yerdeki MİT’in yerleşkesinde bulunan merkezde Zabit Kişi ve Ayten Öztürk ağır işkence gördü.

Kaçırılanlardan, Zabit Kişi, Ayten Öztürk, Gökhan Türkmen, Yasin Ugan, Mesut Geçer, Önder Asan ve Ümit Horzum yaşadıklarını aylarca süren sistematik işkenceyi mahkeme huzurunda anlattılar. Anlatımlar resmi mahkeme tutanaklarına geçti.

KAÇIRILANLAR

Kaçırılan kişilerin çoğundan aylarca haber alınamazken, bazıları aylar sonra Emniyet’e yasa dışı biçimde teslim edildi. Tamamı aylarca ağır işkence gördüklerini beyan ettiler. Kaçırılan kişilerden bazılarından ise bir daha haber alınamadı. Sunay Elmas, Ayhan Oran ve Yusuf Bilge Tunç halen kayıp.

Sunay Elmas(27 Ocak 2016), Ayhan Oran (1 Kasım 2016). Mustafa Özgür Gültekin (21 Aralık 2016), Durmuş Ali Çetin(17 Mayıs 2017), Hüseyin Kötüce (28 Şubat 2017), Mesut Geçer (26 Mart 2017), Turgut Çapan (31 Mart 2017), Önder Asan(1 Nisan 2017) Cengiz Usta(4 Nisan 2017), Mustafa Özben(9 Mayıs 2017), Fatih Kılıç(14 Mayıs 2017), Cemil Koçak (5 Haziran 2017), Murat Okumuş(16 Haziran 2017), Enver Kılıç (30 Eylül 2017),  Zabit Kişi (30 Eylül 2017), Hıdır Çelik (6 Aralık 2017), Ümit Horzum (6 Aralık 2017), Ayten Öztürk (13 Mart 2018), Orcun Şenyücel (21 Nisan 2018), Hasan Kala(20 Temmuz 2018), Fahri Mert(12 Ağustos 2018), Ahmet Ertürk(16 Kasım 2018), Gökhan Türkmen (7 Şubat 2019), Yasin Ugan(12 Şubat 2019), Özgür Kaya(12 Şubat 2019), Erkan Irmak(16 Şubat 2019), Mustafa Yılmaz(18 Şubat 2019), Salim Zeybek(20 Şubat 2019), Yusuf Bilge Tunç (6 Ağustos 2019)

Okumaya devam et

Popular