Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Alparslan Kuytul: Herkesin konuşması lazım yoksa bu zulüm bitmez

Alparslan Kuytul Hoca, KHK’lılara yapılan zulme karşı sessiz kalınmaması çağrısında bulundu. Kuytul, önce zulme uğrayanların konuşması yaşadıklarını anlatması gerektiğini söyledi: “Yoksa bu zülüm bitmez”

BOLD – 2 yıla yakın tutukluluğunun ardından tahliye olduktan sonra sohbetlerine devam eden Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nın Kurucu Başkanı Alparslan Kuytul, KHK’lar konusunda çarpıcı açıklamalar yaptı.

Kuytul bir KHK’lı polisin sorusu üzerine sert açıklamalar yaptı ve şöyle dedi: “Bir korku imparatorluğu meydana getirdiler. Ama böyle Müslümanlara da müstahak. Kimse konuşmuyor. Konuşmayanlara müstahak. Sadece başkaları değil bu zulme uğrayanlar da konuşmuyor. Sadece onu bunu suçluyorlar. Neden bizi kimse savunmuyor? Neden cemaatler bize sahip çıkmadı? Kardeşim, sen kendi kendine sahip çıksana. Evvela sen başına gelenleri anlatsana. Sen başına geleni bile anlatmıyorsun, korkuyorsun belki mahkememi etkiler daha da bana ağır cezalar verirler filan diyorsun. Sen böyle düşünürsen başkaları niye seni savunsun. O da demez mi ben de konuşursam beni de hapse atarlar. O zaman o da haklı. Niye o zaman sitem ediyorsunuz? Herkesin konuşması lazım. Bu zulüm yoksa bitmez.”

POLİS MEMURUYDUM ATILDIM SORUSU

Furkan Haber’in haberine göre Kuytul, gerçekleştirdiği tefsir dersinin ardından “Ben 8 aylık polisken KHK ile ihraç edildim, 1 yıl yatıp tahliye oldum. Şu anda dosyam Yargıtay’da. Toplumdan dışlanıyorum, kimse iş vermiyor, kızıyla evlenmemi istemiyor, ne yapacağımı bilemiyorum. Bu konuda ne tavsiye edersiniz?” sorusuna cevap verdi.

KHK FACİA DEĞİL DE NEDİR?

Alparslan Kuytul’un konuşmasından satır başları şöyle: “Ben bu hususta çok defalar konuştum. Bülent Arınç KHK facia dedi. Adamın üzerine gittiler. Facia tabi. İçinden bir kısmı hak etmiş olabilir ama çok büyük bir ekseriyeti böyle bir cezayı hak etmedi, bu insanlar aç kaldılar ve rezil oldular. Toplumdan dışlandılar. Eğer onlara selam veren, bankalarına para koyan, dershanelerinde görev yapmış, öğretmenlik yapmış olan hademelik yapmış olan vs. Bu gibi şeyler yapmış olan insanları hatta bazen akrabası olan nice insanları işten kovuldular, aç bırakıldılar. Bu facia değil de nedir?

ŞÜPHE VARSA CEZA VERİLMEZ

Aman hükümet kızmasın, aman hükümetle karşı karşıya gelmeyelim diye kimse doğruları konuşmuyor. Bu insanlar neler çektiler. Bakın işte bu soru da diyor ki bana kız bile vermiyorlar. Bu nasıl insanlık? Bir kere İslamda ceza sisteminde kaidelerden birisi şudur, ‘Şüphe varsa cezalar durdurulur’ diyor Peygamberimiz (s.a.v). Şüphelerle hadleri durdurunuz buyurmuş. Bugün ki modern dünyada da modern hukuk sisteminde de geçerli. Şimdi ki ifadesiyle deniyor ki şüpheden sanık yararlanır. Aslında Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediğini başka şekilde ifade etmişler. Yani şüphe varsa ceza verilmez. Sanığın lehine hüküm verilir. Çünkü ispatlanamamıştır. Delil yetersizliğinden, şüphe olduğundan dolayı. Şimdi bu bütün dünyada geçerli. İslam’da da böyle, dünyada da böyle. Zaten dünya bunu aslında İslam’dan aldı. İslam Peygamberi (s.a.v) bunları yerleştirdiğinde dünya hukukun ‘h’ sini bilmezdi. Efendimiz (s.a.v) ümmi bir insan olduğu halde öyle mükemmel sistemler, kaideler, esaslar yerleştirdiki bu normal bir insanın yapabileceği bir şey değil ancak Allah’ın (c.c) yönlendirmesiyle bunu peygamber yapar. Her konuda çünkü her konuda ümmi bir insanın bunu yapması mümkün mü? Ve bunu yerleştirdi, tüm dünya da bunu İslam’dan aldı.

ZULME KARŞI GELDİM DİYE BENİ DE HAPSE ATTILAR

Fakat 15 Temmuz bahanesiyle tüm bu esaslar terkedilmeye başlandı. Küçücük bir şüpheyle ağır cezalar veriliyor insanlara. Bu insan neler çekiyor. Hiçbir şey kesin bir delil olmadığı halde hele yatsın iki üç sene diyorlar sanki öyle kolaymış gibi. Böyle diyenlerin hepsini atmak lazım. O zaman anlar hapis neymiş. Kolay zannediyor. Biraz aklı başına gelsin gibi. Bir insanın özgürlüğünü elinden almak, onu lekelemek oyuncak mı? Bu insan sana hakkını helal eder mi zannediyorsun? Zulmetmek çok kolaylaştı. En küçük bir şüphe hatta vehim şüpheden de daha düşük. Vehim ile kararlar veriliyor. Yıllarca hapis veriliyor.
Bankaya para koydu, yok onların dershanesinde okudu, yok onların evlerinde kaldı, yok onların dershanesinde öğretmenlik yaptı. Eğer bu suçsa AKP’nin milletvekilleri bu suçu işledi. Eğer bu suçsa bunun en büyüğünü en tepedekiler işledi. O zaman onlara niye ceza vermiyorsunuz? Ben bunu söyledim diye bu zulme karşı geldim diye sebeplerden biri bu. Beni de hapse attılar. Sebeplerden birisi bu tabi tamamı değil.

15 TEMMUZ’UN DERİN AYAĞI DA ORTAYA ÇIKARILSIN

Herkesi susturmak istiyorlar kimse konuşmasın. Neden? Çünkü bazı güçler var hükümetin öfkesinden istifade ediyor, hükümeti daha da kışkırtıyor ve hükümet vurun diyor onlar öldürüyor. İslam düşmanı güçler var. Bunların eline fırsat geçti. Belki de bunlar bu fırsatı kendileri oluşturdu. 15 Temmuz’un perde arkasında bence onlar da var. Sürekli söylenen şey FETÖ’nün siyasi ayağı. Ben yeni bir şey söylüyorum. FETÖ’nün siyasi ayağını bin defa konuştular televizyonlarda onu söylemeye gerek yok. FETÖ’nün siyasi ayağı da ortaya çıkarılabilir. Ama ben başka bir şey söylüyorum. 15 Temmuz’un derin ayağı var bir de. 15 Temmuz’un derin ayağı da ortaya çıkarılsın. O zaman göreceksiniz 15 Temmuz’un perde arkasında bence din düşmanı güçler var. Onlar da yardım ettiler. Onlar tuzağı hazırladılar. Ve o bahaneyle şimdi her türlü zulmü yapıyorlar.

BEN MAZLUMLARI SAVUNUYORUM, MAĞDURLARI SAVUNUYORUM

Alnı secdeye giden her Müslümana bir soruşturma açıyorlar ellerinden geldiği kadar. Tabi hepsini birden yapamıyorlar kademe kademe yapıyorlar. Hep aynı bahaneyle istediklerini yapıyorlar. Adamı susturmak için ‘Bak FETÖ deriz ha sana’ diyorlar adamı susturuyorlar. Dediklerini ona yaptırıyorlar. Ya da hapse atmak istediklerini FETÖ diyerek bilmem ne diyerek hapse atıyorlar. Bunların eline fırsat geçti. Benim bu tür konuşmalarımdan da nefret ediyorlar. Neden? Çünkü onlar büyük bir proje yapmışlar. Türkiye’de ki İslami faaliyetlerin kökünü kurutma projesi. Yalnızca FETÖ bilmem şu bu cemaat değil. Tamamının hatta diyanetin bile faaliyetlerini küçültme projesi. Kuran kurslarını bile azaltma projesi. İmam hatipleri de ilahiyatları da azaltma projesi. Tüm İslami faaliyetleri azaltma, mümkünse bitirme, mümkün olmazsa küçültme projesi. Bunu yapabilmeleri için herkesin susması lazımdı. O korku ortamını meydana getirdiler. Herkes susuyor ve bunlar projeyi rahat rahat yürütüyor. Bu tür konuşmalarla projeyi rahat yürütmeleri kısmen de olsa engelleniyor. O yüzden nefret ediyorlar benden. Sen yani biz istediğimiz kadar vuracağız senin gibilerin bu gibi konuşmaları yüzünden. İstediğimiz kadar darbe vuramıyoruz diyorlar. Yani sen onları mı savunuyorsun? Ben kimi savunuyorum? Mazlumları savunuyorum, ben mağdurları savunuyorum. Darbe elbette ki suçtur. Darbecilere elbette cezası verilmeli. Ben onlardan bahsetmiyorum. Selam veren adama ceza kesiyorsunuz. Eğer şu insanlar suçlu ise AKP’nin içindeki milyonlarca insan suçlu. Niye onlara dokunmuyorsunuz?

DARBEYE KARIŞAN SUÇLUDUR DENİLECEKTİ BAŞKASINA DOKUNULMAYACAKTI

Böyle bir mantık olamaz. Selam veren suçlu gibi bir noktaya getirdiler işi. 500 bin kişi hakkında işlem yapılır mı ya? 530 bin civarında. Şimdi de her gün devam ediyor. Belki de 550 bin olmuştur. Bu kadar insan hakkında işlem yapıldı. Kimi emniyetten bırakıldı ama operasyon yapıldı adama. Çevresinde rezil ettiler, mahallesinde, konu komşusuna karşı. Operasyon yapıldı ve suçlu gibi alınıp götürüldü. Ondan sonra bir kısmı işten çıkartıldı, aç bırakıldı. Bir kısmı hapse atıldı. Bu adam darbeci mi? Böyle bir iddia da yok. Darbeye katıldı diye bir iddia yok, iddianamede böyle bir şey yazmıyor. Bu onlardandı diyor. Bu onlardansa selam veren herkesi onlardan sayabilirsin. Eğer bunu böyle kabul edeceksek yani darbeye karışmayan kimseyi de suçlu gibi göreceksek o zaman milyonlarca insanı daha hapse atmak lazım. Öyle değil mi? Onlara milyonlarca insan selam vermedi mi? Yıllardan beri niceleri onlarla beraber yemek yedi, onlarla oturdu, kalktı, gitti, geldi, çocuğunu okula gönderdi. Böyle olmadı mı? Dershanelerine gönderdi. Bu işin başlangıcı yanlış. Darbeye karışan suçludur denilecekti başkasına dokunulmayacaktı. Darbeye karışan, darbecileri bir şekilde destekleyen, o işlerin içinde yer alan bunlar suçlu denilecekti. Gerisine karışılmayacaktı. Şimdi iş bu noktaya geldi. Kız bile vermiyorlar.
Çok sayıda insana haksızlık yapılıyor. Ama milletin ödü kopuyor, konuşmuyor. Bugün birisi bir şey anlattı. Ne kadar doğru bilemiyorum tabi. Hakim diyor ki birine ya sen ya ben diyor. Seni affetsem bana ceza verecekler. Şimdi seni mi seçeyim, kendimi mi seçeyim? Bu noktaya gelen hakimler olduğunu söyledi birisi. Şahit olanlar var. Bizim de bildiğimiz bazı şeyler var. İşlerin talimatla yürüdüğü açıkça meydanda.

BYLOCK’UN İÇERİĞİNİN TESPİT EDİLMESİ GEREKİR

Şimdi mesela Bylock çıkanları kesin FETÖ üyesi olarak kabul edip ceza veriyorlar 6-7 sene. Halbuki her akıllı insan bunu bilmek için ne alim olmaya gerek var, ne avukat olmaya gerek var, ne hakim olmaya gerek var. Bylock var da, Bylock da ne konuşmuş, ne yazmış, ne çizmiş. Bylockun içeriğinin tespit edilmesi gerekir. Bunu bilmek için alim olmaya gerek yok. Kaldı ki kendinin haberi olmadan telefonuna yüklenenlerin olduğunu devletin savcısı açıkladı ve 11.480 kişi beraat etti sonra. Böyleleri olduğu gibi birde Bylock belki var ama hiç kullanmamış bile. 594 bin kişinin Bylock kullandığı tespit edilmişti ilk zamanlar da. Sonra bunların bir kısmı elendi. Bazı kriterler koydular 204 bine civarına indirdiler. Sonra bir kriter daha koydular. Mesela bir mesaj atmış olsun hiç olmazsa. Yoksa Bylock kullanmış kabul etmeyelim gibi. 100 bine falan düştü. Bir kriter koyuyorsun 400 bin birden azalıyor. Şimdi onun gibi madem 2 kriterle 600 binden düştü 100 bine. O kriterleri de koymasalar 600 bin kişi hakkında işlem yapacaklar. Pes yani. Sırf Bylocktan. 1-2 kriter koydular 100 binlere düştü. Birde şimdi içeriğine bakılsa inanın çoğu beraat edecek yani. Bunun içeriğine niye bakmıyor hakimler. Çok mu zor yani Bylockun içinde ne yazıyor. Bu adam ne yapmış Bylockta. Bunun tespiti bu zamanın imkanlarıyla 3 seneden beri tespit edemedin mi? Sen istersen milyon kişiyi dinlemeyi biliyorsun. Sen bunu tespit edemiyor musun gerçekten Bylockta ne konuşmuş. Kasten tespit etmiyorlar.

İSLAMİ FAALİYETLERİ BİTİRMEK VE DE BÜYÜK BİR KORKU MEYDANA GETİRMEK

Bu dönem ilerde lanetle hatırlanacak. Lanetle hatırlanacak. Hiç alakası olmayan insanlar işten kovuluyor. Bunun hepsini hükümet mi yaptırıyor? Bence hükümetin de üstünde bir güç var. Bu bahaneyle tüm İslami faaliyetleri bitirmek ve de büyük bir korku meydana getirmek. Bu korku ortamında kimse kımıldayamasın ve İslami hizmetler 30-40 yıl gerilemiş oldu. Hanginiz şimdiki Türkiye’nin 5 sene evvelki Türkiye olduğunu söyleyebilirsiniz? Hanginiz 2013’ün Türkiye’si gibi diyebilir şimdiki Türkiye için. Bir korku imparatorluğu meydana getirdiler. Ama böyle Müslümanlara da müstahak. Kimse konuşmuyor. Konuşmayanlara müstahak. Sadece başkaları değil bu zulme uğrayanlar da konuşmuyor. Sadece onu bunu suçluyorlar. Neden bizi kimse savunmuyor? Neden cemaatler bize sahip çıkmadı? Kardeşim, sen kendi kendine sahip çıksana. Evvela sen başına gelenleri anlatsana. Sen başına geleni bile anlatmıyorsun, korkuyorsun belki mahkememi etkiler daha da bana ağır cezalar verirler filan diyorsun. Sen böyle düşünürsen başkaları niye seni savunsun. O da demez mi ben de konuşursam beni de hapse atarlar. O zaman o da haklı. Niye o zaman sitem ediyorsunuz? Herkesin konuşması lazım. Bu zulüm yoksa bitmez.

Süleyman Soylu, Kadir İnanır’ı hedef aldı sanat dünyası sessiz

Gündem

Aksaray’da koronavirüsü şüphesiyle 9 Çinli 12 kişi hastaneye kaldırıldı

Dünyayı tehdit eden Çin’den yayılmaya başlayan Koronavirüs’ü şüphesiyle Aksaray’da 9’u Çinli işçi 3’ü Türk 12 kişi tedbir amaçlı müşahede altına alındı.

BOLD-Aksaray’ın Sultanhanı ilçesindeki Tuz Gölü’nde doğalgaz depolama tesisinde çalışan Çin uyruklu 2 işçi de baş dönmesi, bulantı ve kusma şikâyeti görüldü. Rahatsızlanan 2 işçiyle birlikte toplam 9 işçinin yaklaşık 5 gün önce ülkelerinden geldiği belirlendi.

Bu bilgi İl Sağlık Müdürlüğü’ne bildirildi. Sağlık Müdürlüğü de rahatsızlanan 2 işçinin yanı sıra diğer 7 Çinli işçi ile bu işçilerin tesislere ulaşımını sağlayan tur şirketindeki 3 kişi tedbir amaçlı Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.

12 kişi acil serviste tedbir amaçlı müşahede altına alındı. Hastane personeline hijyen maskesi dağıtıldı. Sağlık Müdürlüğü yetkileri gerekli tahlil ve incelemelerin yapıldığını belirtti.

41 milyon insan karantina altında, 100 bine yakın vaka var

Okumaya devam et

Gündem

Fethullah Gülen’den İsviçre ve Alman medyasına ortak röportaj: ‘’Kadınlar toplumun her alanında olmalı”

Fethullah Gülen’in İsviçre medyasından Le Matin Dimance’a verdiği röportaj Almanya’da yayınlandı. Gülen, Hizmet Hareketi’nin geleceği, dışpolitika ve kadın haklarındaki sorulara yanıt verdi..

BOLD – İsviçre pazar günü gazetesi ‘Le Matin Dimance ve partner kuruluşu Almanya’nın önemli gazetelerinden Welt, Fethullah Gülen’le röportaj yaptı. Allain Jourdain’in soruları daha çok Erdoğan’ın dış politikasıyla ilgiliydi.

Röportajın tam çevirisi şöyle:

‘’Erdoğan’ın sonu Hitler veya Stalin gibi olacak’

WELT: Erdoğan Sizden niçin bu kadar nefret ediyor? Siz bir zamanlar müttefiktiniz. 

Fethullah Gülen: Hizmet Hareketi hiç bir zaman kendisiyle yakın bir ilişki içerisinde olmadı. Erdoğan bizim demokrasi anlayışımızı paylaşıyor gibi görünmüştü. Hepsi bu kadar. Aynı şeyler için mücadele veriyordu. Ancak gücü eline alınca bambaşka bir yüzünü gösterdi. Bizim okullarımız eğitim alanında öyle bir vizyonu takip ediyor ki, kendisinin içerisine düştüğü otoriterlikle bağdaşamaz. Örneğin biz Kürt vatandaşların dillerini türkçe diliyle birlikte kullanma haklarınının korunmasını destekliyoruz. Kendisi beni düşmanı olarak görüyor, ben kendisini hiçbir zaman düşman olarak görmedim. 

Ben kendisinden sadece verdiği sözleri tutmasını rica ettim. Kendisinin temel düşmanı kendisidir. Kendisini dünyanın en akıllı insanı olarak görüyor, ancak gerçekte duygular, kıskançlık, nefret ve intikam ile yönlendirilmekte. Hükümeti paranoya içerisine batmış durumda. Ablam kaçak yaşamak zorunda, benimle aynı soyismi taşıyan kişiler tutuklanıyor. 

Welt: Eğer Sizi doğru anladıysak, görüş farklarınızın temeli Kürt meselesinde yatıyor.

Gülen: Erdoğan benimle aynı dünya görüşünü paylaşmıyor. Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal başbakan olduğu dönemle bu sorunu, hükümetine kürt, sosyal demokrat ve farklı siyasi kesimlerden bakanları dahil ederek, kısmen çözmüştü. Ben daha çok özgürlüklerin sağlanması gerektiğini ve kürtçenin okullarda serbest bırakılmasının doğru olduğunu düşünüyorum. Bunun için daha çok merkezden yönetilmeyen bir devlete ihtiyaç var. Eğer bir gün bir reform olacaksa olsa, vatandaşlara daha çok özgürlük sağlayan ABD Anayasası’nı baz almayı önerirdim. 

Welt: Sizin özgürlükle alakalı karşı konsept tasarınız nedir? Erdoğan, kadınların yerinin mutfak olduğunu düşünüyor. Bu da Sizin aranızın açılmasına sebep olan konulardan biri mi? 

Gülen: (Gülüyor.) Ben şahsen ataerkil bir modelden yana değilim, zira bu İslamiyet’in tarihteki başlangıçlarına göre bir geri adımdır. Kadınlar toplumun her yerinde dahil olabilmeleri lazımdır. Bir kadın hakime veya pilot olmak istiyorsa, kendisini hiç birşeyin tutmaması gerekir. 

Welt: Erdoğan uluslararası ve coğrafi sahnede de yer almayı arzuluyor. 2019 yılının sonunda Suriye’de gerçekleştirmiş olduğu askeri müdaheleyi nasıl yorumluyorsunuz? 

Gülen: O gündem değiştirme hareketiydi. İnsanların ilgilerini Türkiye’deki iç sorunlardan başka yöne çevirmek istedi. Ayrıca bu, kendisini müslüman dünyasında güçlü adam olarak lanse etmek için yeni bir fırsattı. Ancak Suriye’deki sonucu net şekilde görüyoruz. Gerçekci olmayan bir kalkışmayı destekleyerek katil oldu. Kendisinin tüm olanlarda büyük sorumluluğu var. Binlerce ölü, milyonlarca mülteci, tüm bu korkunç olaylarda. Eli büyük ölçüde kanlı. Eski bakanlarından biri Suriye krizindeki çıkış yolunun ne olduğunu bana sormuştu. Bende bir anlaşma sağlanması gerektiğini ve böylece adım adım demokrasiye ulaşmanın gerektiğini söylemiştim. 

Suriye’de adım adım demokrasiye doğru giden bir süreci desteklemek gerektiğini, hatta ihtiyaç duyulursa Esad’a da bir veya iki dönem Başkan olarak kalmasında destek sağlanabileceğini, ancak bu durumda her toplumsal kesimin, azınlık olsun, çoğunluk olsun, parlamentoda temsilcisinin olması gerektiğini söylemiştim. Ancak benim tavsiyemi duymazdan geldiler. 

Welt: Erdoğan’ın Libya’daki duruma müdahale etmesi de bir hata mı?

Gülen: Libya’da her zaman çeşitli bölgeler arasında gerilimler vardı. Burada da Erdoğan belirli gruplara destek vermesi hasebiyle olumsuz bir rol üstlenmiş durumda. Erdoğan dünya da islami topluluğun lideri olma teşebbüsünde, fakat sünniler arasında çatışmaya yol açan müdahalelerde bulunan bir kişi nasıl böyle bir konumu üstlenebilir ki? Gittikçe kendi çelişkilerinde daha da batıyor. Hitler ve Stalin örneklerinde olduğu gibi, tüm narsist tiranlar kötü bir son bulur. Hepsinin hükümdarlığı öfkede sonuçlanır. Onlarla aynı kaderi yaşayacak.

Welt: Yanı sıra Erdoğan batıya NATO’dan ayrılmak tehditi ile baskı kurmaya devam ediyor. Bunu gerçekten yapacağını tahmin ediyor musunuz?

Gülen: Erdoğan, Rusya ve Şangay organizasyonuna işbirliği için yaklaşıyor gibi. Ama bu bir blöf. Bir nevi şantaj denemesi esasında. Batıdan vazgeçemez. Kendi güvencesi için ona ihtiyacı var. Bu üslubu kendi takipçilerini ikna etmek için kullanıyor. Benim şahsi fikrim,  Türkiye’nin NATO ve Avrupa ile ilişkilerini ayakta tutması gerektiği yönünde. 

Welt: Ne var ki Türkiye’nin AB üyeliği gündeminin iyice ortadan kalktığı görülmekte. Bundan dolayı üzgün müsünüz?

Gülen: Şu an, böyle totaliter bir hükümet ile nasıl AB üyesi olunur, bunu pek mümkün görmüyorum. Kendini şiddet, nefret ve intikam ile iktidarda tutan birilerinden birşey beklenmez. Fransa ve Almanya gibi ülkeler zaviyesinde Türkiye tüm inandırıcılığını yitirdi. Bizim hareketimiz her zaman AB ile yakınlaşma yönünde mücadele gösterecektir, çünkü onlardan öğrenip istifade edebiliriz.

Welt: Erdoğan müslüman kardeşlere yakınlaşıyor gibi gözüküyor. Ne dersiniz?

Gülen: O bir makyavelist. Eğer müslüman kardeşlere yakınlık gösteriyorsa yalnızca bir hesaptan ötürüdür. Eğer onların etkisi azalırsa onları da terk edip bırakacaktır.

Welt: Hareketinizin ileriye yönelik rolünü nasıl görüyorsunuz? 

Gülen: Hizmet gelecekte de insani bir vakıf olmaya devam edecek. Çünkü bu bizim öncelikli gayemiz. Maalesef bu durum bu olumsuz bağlamda zorlaştırılıyor. Biz çok küçük bir hareketiz, ama buna rağmen sosyal harmoni, karşılıklı saygı, hoşgörü ve çeşitlilik konseptimizi savunmaya devam edeceğiz. Benim inancım, insani evrensel değerler birbirimizi dini ayrışmaların ötesinde bir araya getirebilir. Yakın zamanda bir hastanede tedavi oldum. Orada bir müslüman hastaya yüksek saygı ile muamele eden hıristiyan ve yahudi doktorlar ile karşılaştım. Allah insanlara amelleri üzere muamele eder, suretlerine göre değil.

Bu röportaj ‘Welt’in partner medyası olan ve fransızca yayın yapan İsviçre pazar günü gazetesi ‘Le Matin Dimance’ için yapılmıştır. 

Okumaya devam et

Gündem

Cezaevlerinde hak ihlalleri raporu: Tecrit, ringle sevk, ayakta sayım, kelepçeli muayene dayatması

İnsan Hakları Derneği, cezaevlerinde yaşanan ihlallere ilişkin rapor hazırladı. Raporda, cezaevi yetkilileri tarafından uluslararası sözleşme ve yasaların ihlal edildiği belirtildi. İşkence ve darp olaylarının sorumluları hakkında soruşturma başlatılması istendi

BOLD – İHD Ankara Şubesi Hapishaneler Komisyonu, İç Anadolu Bölgesi’ndeki cezaevlerinde Ekim, Kasım ve Aralık ayında yaşanan hak ihlallerine dair hazırladığı raporunu açıkladı. Dernek binasında düzenlenen toplantıda İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Nuray Çevirmen konuştu.

img

Çevirmen, raporu Bolu F Tipi, Kırıkkale F Tipi, Sincan Kadın, Sincan 2 Nolu F Tipi, Tokat T Tipi Kapalı cezaevlerinden gelen mektuplar, avukat ziyaretleri ve aileleri tarafından yapılan başvurular sonucunda hazırladıklarını söyledi.

Çevirmen, cezaevlerinde, yetkililer ve cezaevi müdürlerinin uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve Anayasa’dan alan yasal düzenlemelere aykırı işlemler ve uygulamalar yaptığını vurguladı. BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 10’uncu Maddesinde “Özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişiler insani muamele ve insanın doğuştan kazandığı insan onuruna saygılı davranış görme hakkına sahiptir” denildiğini hatırlatan Çevirmen, “Oysa ki; İç Anadolu Bölgesindeki cezaevlerinde insanlık onuruna yakışır muamele yapılmamakta ve mahpuslar şiddet, hakaret ve kötü muameleye ve hak ihlallerine maruz kalmakta, hasta olanların tedavileri aksatılmakta, iletişim ve bilgi edinme hakları engellenmektedir” dedi.

Çevirmen, taleplerini şöyle sıraladı:

“Cezaevlerinde son dönemlerde artış gösteren işkence ve darp vakalarına son verilmeli, sorumlu olan kişiler hakkında soruşturma açılmalı ve cezai yaptırımlar uygulanmalıdır.

Hastaların havasız, kışın soğuk, yazın sıcak ringler ile hastaneye sevk edilmesi, hastane önlerinde ringler içerisinde saatlerce bekletilmesi uygulamalarına son verilmelidir. Hastaların ring araçları ile değil, ambulanslar ile hastanelere sevkleri sağlanmalıdır. Hastaların revire çıkarılmaları, hastaneye sevkleri hızlandırılmalıdır. Teşhis, tedavi ve kontrollerinin uzman doktorlar tarafından yapılması sağlanmalıdır.

Kelepçeli muayene ve tedavi yöntemi uygulamasından vazgeçilmelidir. Bu uygulama nedeniyle birçok hasta mahpusun tedavisi yapılamamaktadır.

Yasaklama kararı olmayan kitap, gazete ve dergilerin mahpuslara verilmesinin önündeki engeller kaldırılmalı, haber alma hakkına saygı gösterilmelidir.

YAKIN CEZAEVİNE NAKİL TALEBİ

Ailelerinden uzakta olan mahpusların, maddi koşullar ve hastalıklar nedeniyle ziyarete gelemeyen ailelerine yakın cezaevlerine nakil talepleri kabul edilmelidir.

Hapishanelere bağımsız sağlık kurumlarının girmesine ve inceleme yapmasına izin verilmelidir. Hapishanelerin denetiminde başta meslek kuruluşları ve insan hakları örgütleri olmak üzere ilgili kuruluşların yer alacakları şekilde yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

İnfaz sistemi ve hukuk sistemi bir bütünlük içinde ele alınarak değerlendirilmeli, insan haklarına, evrensel hukuk ilkelerine uygun çözümler üretilmelidir.

Hapishanelerde yaşanan tüm hak ihlallerine ve sağlığa erişim engellerine karşı Adalet Bakanlığını, İç İşleri Bakanlığını, Sağlık Bakanlığını, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu, Kamu Denetçiliği Kurumlarını ve ilgili tüm kurum ve kuruluşları göreve davet ediyoruz.”

HAK İHLALLERİ

İç Anadolu Bölgesi’ndeki cezaevlerinde 134 hasta tutuklu bulunduğunu ve bunların 31’ninin ağır hasta tutuklu olduğunu vurgulayan Çevirmen, 73 kişinin kendilerine başvuruda bulunduğunu belirterek, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini de şöyle sıraladı:

“-Hastane sevklerinin sık sık ertelenmesi, iptal edilmesi ve genel olarak geç yapılıyor

-Hastalandıklarında hapishane revirine geç çıkarılmakta

-Hastanelerde yapılan tahlil sonuçlarının ve çekilen filmlerin cezaevi görevlerince alınıp doktora götürdüğü, bu nedenle doktorun öneri, uyarı ve kararlarından haberleri olmuyor

-Sağlık raporları tutuklulara verilmiyor

-Tecrit, izolasyon ve baskı amaçlı olarak devreye sokulduğunu iddia ettikleri ve astım gibi rahatsızlıkları da olumsuz etkilediğini belirttikleri tek hücreli ring araçlarıyla hastane sevkleri yapılıyor

-Hem hastaneye götürülmeleri sırasında hem hastane önünde gün boyu ring aracı hücresinde kelepçeli olarak tutuluyor ve tuvalet, yemek, su gibi zorunlu temel ihtiyaçlarını karşılarken dahi kelepçeleri çıkarılmıyor

-Hastanelerde kelepçeli olarak muayenenin ve tedavinin dayatılıyor. İl dışı hastane sevklerinde cezaevi idaresinin günlük su ve yiyecek ihtiyaçlarını yeterince karşılamıyor.

-Tutukluların il dışı sevklerde ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yasal olarak kendi hesaplarından 100 liraya kadar para verilmesi gerekirken, talep etmelerine rağmen verilmiyor.

-Yasak olmamasına rağmen Yeni Yaşam gazetesi mahpuslara verilmemektedir.

-Hapishanelerde kitap sayısının sınırlandırılması uygulaması devam etmekte, süreli yayınlar düzensiz verilmekte, mektuplar engellenmekte, radyolar geri verilmemekte; kantinde satılan ürünler çeşitlendirilmemekte, pahalı satılmakta; yemekler özensiz ve yağlı yapılmakta, az miktarda verilmektedir.

AYAKTA SAYIMI KABUL ETMEYENE HÜCRE CEZASI

-Tokat T Tipi Cezaevinde askeri nizam şeklinde ayakta sayım uygulaması getirilmiş, bu uygulamayı kabul etmeyen mahpuslara 13 gün hücre cezası, 54 kişiye de iletişim, haberleşme ve görüş yasağı cezası verilmiştir.

-Mahpuslar gerek hücrelerinde yapılan aramaların gerek hapishane içinde ve dışında üzerlerinin aranmasının provakatif biçimde yapıldığını, aramaların amacı dışına çıkılarak taciz boyutuna vardığını, giysi ve diğer eşyalarının tahrip edildiğini ifade etmektedirler.

-Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum mahpusların en çok yakındıkları konu ise, hasta dahi olsalar, havalandırmaya çıkarılma süresinin bir saat olarak uygulanmasıdır; bu mahpusların ‘en az bir saat havalandırmaya çıkarılmalarına’ dair yasal düzenleme, genel olarak ‘en az’ süre üzerinden yani bir saat olarak uygulanmaktadır

-Gene bu dönemde mahpusların hapishanelerde hakarete uğradıklarına, tehdit ve darp edildiklerine, işkence gördüklerine dair başvurularında artış mevcuttur. Mahpusların darp edildiklerine ve işkence gördüklerine dair şikayetleri maalesef hemen her zaman sonuçsuz kalmakta; etkili ve etkin soruşturma yapılmamaktadır

-Ağırlaştırılmış hükmü olmadığı halde bazı mahpuslar tek başlarına tutulmaktadır. Bu konu ile ilgili olarak yapılan başvurular cevapsız kalmaktadır”

Çevirmen, genel hak ihlallerini sıraladıktan sonra cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini de başlık başlık şöyle sıraladı:

BOLU F TİPİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

-Sağlık sorunları çözülmemekte, hastalar revire çıkarılmamakta, çıkarıldıklarında da tanı konulmadan verilen ilaçlarla geçiştirilmeye çalışılmakta ve sağlık sorunları kronik bir hale gelmektedir.

-10 saat olması gereken sohbet hakları 3 saatle sınırlandırılmış, sohbet gurupları 6 ay-1 yıla kadar değiştirilmeyerek yeni bir tecrit yöntemine dönüştürülmüştür.

-Daha önce haftada bir olan spor faaliyeti, ayda iki kez ile sınırlandırılmıştır ve grupları sohbet gurubuyla aynı olup, sohbet süresi boyunca değiştirilmemektedir. Kütüphaneye çıkarılmamaktadırlar ve daha önce az da olsa yararlanabildikleri saz, bilgisayar ve resim atölye faaliyetleri tamamen ortadan kaldırılmıştır.

-Odalar değiştirilmemekte; dört beş yıldır oda değiştirmemiş mahpusların oda değişim talebi dahi ‘niçin oda değiştirmek istiyorsun’ biçiminde sorgulamalara tabi tutulmaktadır. Cezaevindeki odaların yarısı hiç güneş görmemektedir. Sinüzit vb. rahatsızlıkları olanlar böylesi odalarda çok zorlanmakta ancak bu sağlık gerekçeleri bile dikkate alınmamaktadır.

MEKTUPLAR ENGELLENİYOR

-Aramalarda yazılarına el konulmakta, mektupları engellenmekte, dilekçelerine zamanında cevap verilmemektedir. Mahpuslar, yazdıkları dilekçelerinin yanıtını almak için yeni dilekçeler yazmak zorunda kalmaktadır.

İŞKENCE İDDİASI

-5 Kasım 2019 tarihinde Bolu F Tipi Cezaevi’nde kalan Mehmet Manas Doğanay ve Ayberk Demirdöğen’in koğuşlarına girilerek ağır işkencenin yapıldığı, mahpusların kafalarının duvarlara vurulup, yüzlerine tekmeler atılarak dövüldüklerini ve sonrasında tekli hücrelere konulmuşlar.

-Bolu F Tipi Kapalı Cezaevinden kalan Nurullah Semo aylardır tek tutulduğunu, üç kişilik bir odaya geçmek için bugüne kadar gösterdiği tüm çabalara, girişimlere rağmen sonuç alamadığını yazmış.

KIRIKKALE F TİPİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

-Doktorlar kelepçeli muayene dayatıyor, Astım gibi rahatsızlıkları olumsuz etkileyen tek hücreli ring araçlarıyla hastane sevklerinin yapılması ve hastane sevklerinin sık sık ertelenmesi, iptal edilmesi ve genel olarak geç yapılıyor.

-Hastane girişi, muayene işlemleri, randevu gibi işlemlerinin yapılması için cezaevi idaresi tarafından ‘sağlıkçı gardiyan’ görevlendirilmesi yapılmadığından, askerin ‘bizim işimiz değil’ gerekçesiyle hastane giriş işlemlerini yapmadığını ve tedavileri yapılmadan cezaevine getirildiklerini belirtmektedir.

-İl dışı hastane sevklerinde cezaevi idaresinin günlük su ve yiyecek ihtiyaçlarını yeterince karşılamadığını, hijyene özen gösterilmeksizin yalnızca iki domates, biber, reçel ve bir ekmekle geçiştirildiğini, normal günlük yiyecek içeceklerinin karşılanmadığı gibi il dışı sevklerde ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için yasal olarak kendi hesaplarından 100 liraya kadar para verilmesi gerekirken, talep etmelerine rağmen verilmediğini aktarmıştır.

-Kelepçeli muayenenin dayatıldığını, kelepçeyi açtıran doktora rastladıkları istisnai durumlarda da jandarmanın kelepçeyi açtırmamak için doktora yönelik gözdağı, üstü kapalı tehdidiyle kelepçelerin açtırılmayarak muayene ve tedavilerinin engellendiğini, Kırıkkale Üniversite Hastanesi, Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi, Kırıkkale Diş hastanesine yapılan sevklerinde bu sorunları yaşadıkları için muayene ve tedavinin imkansız hale geldiğini, özellikle de Diş Hastanesi’nde kelepçeli muayene ve tedavi dayatması nedeniyle diş tedavilerini yaptıramadıklarını, aylardır diş ağrısı çeken ve her defasında kelepçeli tedavi dayatması yapıldığı için tedavi olmayan arkadaşlarının olduğunu, Diş Hastanesindeki bu uygulamaya son verilmesi için yaptıkları bütün girişimlerin sonuçsuz kaldığını ifade etmiştir.

-Kitap sayısı sınırlanmakta, yayınlar düzensiz verilmekte, mektupların engellenmektedir.

-Ziyaret günlerinde ziyaret yerine koğuşlardan yiyecek içecek götürme yasaklanmaktadır.

SİS BAHANESİYLE HAVALANDIRMA AÇILMIYOR

-Havalandırmalarda kamera bulundurulmakta, her yanı kameralar ile çevrili olmasına rağmen sisli havalarda sis bahane edilerek havalandırma kapıları açılmamaktadır.

-Kantinde satılan ürünlerin çeşitlendirilmemekte, bulunan ürünler pahalı satılmakta, yemekler özensiz ve yağlı yapılmakta, az miktarda verilmektedir.

SİNCAN KADIN KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

– Son olarak, gerek başvurucunun koğuşunda gerekse diğer koğuşlarda sevk talebinde bulunanların dilekçelerinin Adalet Bakanlığı’na gönderilmemesinden şikayet ediliyor. Çünkü sevk isteyenlere Adalet Bakanlığından gelen herhangi bir cevap tebliğ edilmiyor; bunun yerine idarenin el yazısıyla ret cevapları veriliyor.

TOKAT T TİPİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

-Sohbet, resim, atölye, bilgisayar gibi faaliyetlerin olmadığını, sadece haftada 45 dakika spor olduğunu, aynı davadan kişilerin ‘oda boyanacak’ denilerek ayrı ayrı bloklara verildiğini, tüm haberleşme araçlarının ellerinden alındığını, bir radyo için 13 gün hücre cezası verildiğini

AYAKTA TEKMİL CEZASI

-Ayakta tekmil için dayatmanın olduğunu, ayakta tekmil vermedikleri için 54 kişiye iletişim, haberleşme ve görüş cezası verildiğini, 4 ayrı dosyadan 4 ay iletişim ve haberleşme cezaları verildiği aktarmıştır.”

 

Okumaya devam et

Popular