Bizimle iletişime geçiniz

Kültür

‘Memleketteki kötülükleri yapan ben, Tarkan, Athena Gökhan’

Esprileri yüzünden sık sık hedef gösterildiğini belirten Cem Yılmaz, “Sosyal medyada üç kişi var memleketteki bütün kötülükleri yapan; ben, Tarkan, Athena Gökhan” dedi.

BOLD – Cem Yılmaz geçtiğimiz günlerde, İbrahim Selim’in Youtube’da yayınlanan ‘Bu Gece’ adlı programına katılmıştı. Programın görüntüleri sosyal medyada dolaşıma girdi. Sorulara verdiği cevaplarla sevenlerine keyifli anlar yaşatan Yılmaz, kendisini rahatsız eden bazı konulara da değindi. İzleyicileri kahkahaya boğan ünlü şovmenin esprilerinden sosyal medya trolleri de nasibini aldı.

BEN, TARKAN, ATHENA GÖKHAN

Sosyal medya paylaşımları nedeniyle çoğu zaman AKP’ye yakın hesapların hedefinde olan Cem Yılmaz, “Sosyal medyadan benim anladığım kadarıyla üç kişi var memleketteki bütün kötülükleri yapan; ben, Tarkan ve Athena Gökhan” ifadelerini kullandı.

GÖKHAN ÖZOĞUZ’DAN MESAJ

Sosyal medyada dolaşıma giren video kısa sürede gündeme oturdu. Yılmaz’ın sözlerine Gökhan Özoğuz kayıtsız kalmadı. Özoğuz sosyal medya hesabından videoyu “Ya mükemmel, Cem Yılmaz’a bak 100 yılda bir gelenlerden diyorum” notuyla paylaştı.

Hazine, İBB’nin 3 metro hattı projesine onay vermedi

Okumaya devam et
Reklamlar

Gündem

Erkan Oğur Müzik Okulu ağustos sonunda açılıyor

Facebook sayfasından müzik okulu açacağını duyuran Erkan Oğur, hazırlıkların devam ettiğini ve okulun bu ayın sonunda açılacağını söyledi.

BOLD – 22 yaşındayken perdesiz gitarı icat eden müzisyen Erkan Oğur, Bodrum Gümüşlük’te kendi adı verilen Erkan Oğur Müzik Okulu’nun ağustos sonunda açılacağını duyurdu.

Okulun Twiter’dan bugün yaptığı resmi açıklamada “Okulumuzda hazırlıklar sürüyor. Ağustos sonuna yetiştirmeye çalışıyoruz. Pandemi ile ilgili gelişmeleri de takipteyiz, dersleri aksatacak olumsuz bir durumun oluşmamasını umuyoruz. Dersler ve içerikle ilgili bilgileri paylaşacağız.” denildi.

Dört sınıfı bulunan Erkan Oğur Müzik Okulu’nda sanatçının makamsal müzikle evrensel armoninin harmanlandığı özgün müzikal yaklaşımı ve doğaçlama tekniklerine dair dersler verilecek.

Gümüşlük’teki bir okulun restore edilip sanat dünyasına kazandırılan Erkan Oğur Müzik Okulu’nun programında Türk müziği sazlarının yanı sıra kopuz, piyano, keman, klasik gitar gibi enstrümanlara dair atölye çalışmaları alacak.

Okumaya devam et

Kültür

Restorasyonun üzerinden 10 gün geçmedi: Sümela Manastırı bu halde!

Trabzon’un Maçka ilçesinde bulunan Sümela Manastırı’ndaki tahribat görenleri şaşkına çevirdi.

BOLD – UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Karadağ eteklerindeki tarihi Sümela Manastırı, 2015 yılında restorasyon çalışmaları nedeniyle ziyarete kapatıldı. Restorasyon ve güçlendirme çalışmalarının yapıldığı manastır, yaklaşık 5 yıl sonra 28 Temmuz günü yeniden ziyaretlere açıldı. Ziyarete gidenler ise insan boyunun yetişebildiği neredeyse bütün fresklerin suratlarının parçalandığını ve bazı fresklerin tamamen kazındığını, bazılarının da üzerine isimler yazıldığını gördü.

NE KADAR YENİ OLDUĞU BİLİNMİYOR

Yapılışı 13. yüzyıla uzanan manastırın ziyaret edenler, gördükleri tahribatı fotoğraflayarak sosyal medyada paylaştı. Türkiye’den ve dünyadan güncel arkeoloji haberleri veren Arkeofili sitesindeki haberde konuyla ilgili, ”Tarihi manastırda sadece tavandaki fresklerin suratlarının sağlam duruyor. Ancak yapılan tahribatın ne kadar yeni olduğu bilinmiyor. Manastırı gezen ziyaretçiler, birçok freskin tahrip edildiğini söylüyor” ifadeleri yer aldı.

Trabzon’daki Karadağ eteklerinde, 1204 tarihinde kurulduğu bilinen manastır, denizden bin 150, vadiden 300 metre yüksekte bulunuyor.

Talibancılar bu sefer Ayasofya’da ortaya çıktı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Sürgün akademisyen Şadi Aydın: “Üniversiteye atanan kayyum 5 bin kitabıma el koydu”

Mevlana ve Mevlevilik alanında Türkiye’deki sayılı uzmanlardan biri olan sürgün akademisyen Şadi Aydın, kayyumun el koyduğu 5 bin kitabını geri alabilmenin yollarını arıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Sürgün akademisyen Doç. Dr. Şadi Aydın, Türkiye’de sayıları çok az olan Mevlana ve Mevlevilik uzmanı akademisyenlerden biri.

KHK ile kapatılan Mevlana Üniversitesi çatısı altında birçok kitap hazırladı ve makaleler yazdı. Farsça’dan çevirdiği çok kıymetli eserler var. Mevleviliğin kurucusu, Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in Divânı ve yine sürgünde tamamladığı Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled’in Mâarif adlı meşhur eseri bunlardan bazıları.

26 Temmuz 2016’da Türkiye’den ayrılmaya karar veren ve artık akademik hayatını Almanya’da sürdüren Aydın, tüm bu çalışmalarını, 1000’i nadide olmak üzere 5 bin kitabın bulunduğu şahsi kütüphanesinde yaptı. Üniversitede yöneticiliğini yaptığı Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında yer alan kütüphanesindeki kitaplar ise artık yok. Üniversite KHK ile kapatılınca Aydın’ın kitaplarına el kondu ve daha sonra Mevlana Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Şu anda kitaplarının akıbetini bilmiyor, böyle değerli eserlerin sahaflara satıldığına dair rivayetler var.

İki yıldır kütüphanesine ulaşmak için Selçuk Üniversitesi‘ne dilekçe gönderdiğini söyleyen Şadi Aydın, “Kütüphanemi geri almak için Selçuk Üniversitesi yöneticilerine iki defa dilekçe yazmama rağmen bir cevap alamadım. Ülke Moğollardan bugüne böyle bir zulme maruz kalmadı. Kütüphanemi geri istiyorum” diyor.

Kütüphanesindeki her kitabın ayrı bir hikayesi olduğunu belirten Şadi Aydın, Türkiye’den ayrılırken nasıl bir kültür hazinesi bıraktığını ve kitaplarının başına ne geldiğini Bold’a anlattı.

Şadi Aydın, Konya Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında kızıyla birlikte.

15 Temmuz günü yine üniversitedeki odanızda mıydınız?

O gün haftanın son günüydü. Her zaman olduğu gibi yine Mevlana Üniversitesi’nde derse girmiş çıkmış, yorulmuş, öğleden sonra ise Bahaeddin Veled hazretlerinin Mâarif adlı eserinin tercümesiyle meşgul olmuş ve bitkin bir halde eve dönmüştüm ki bir süre sonra tiyatro canlı olarak televizyonlardan naklen verilmeye başlandı.

Sonrasında sizin için süreç nasıl işledi?

Sözde darbeden önce üniversitemize kayyım atanmıştı. 15 Temmuz’dan bir hafta sonra Mevlana Üniversitesi diğer 15 vakıf üniversitesiyle birlikte KHK ile kapatıldı. Dünya tarihinde bu olayın benzeri yoktur. Bu durum üniversite ve bilim tarihine kara bir yazı ile kaydedildi. Türkiye’de bırakın ilim ve bilimle ilgilenme imkanını yaşama imkanının dahi kalmadığını düşünerek yurt dışına çıktım. Çok kısıtlı imkanlarla bilime katkıda bulunmaya çalıştım. Yarım kalan bazı makale ve kitap çalışmalarımı bitirerek yayımladım. Mevlana Üniversitesi’nde çalışma odamda kalan şahsi kütüphanemin yokluğu beni kaynaklara ulaşma noktasında epey zorladı.

Üniversiteden ayrıldığınızda kitaplarınızı niye almadınız ki?

23 Temmuz 2016 tarihinde üniversitemiz KHK ile kapatılınca üniversiteye gittim lakin içeri girmek mümkün olmadı. Bütün odalar mühürlenmiş ve girişler yasaklanmıştı. Birkaç gün sonra da yurt dışına çıktığımdan dolayı kütüphanemin akıbetini öğrenemedim.

Değerli bir kitaplık olduğunu her fırsatta söylüyorsunuz, ne tür kitaplar vardı?

Çok değerli bir kütüphanem vardı. Yaklaşık 5 bin kitabın içinde 1000 kadar nadir eser bulunuyordu. Türk Edebiyatı, Fars Edebiyatı ve tasavvuf ile ilgili eserler. Hepsinin ayrı ayrı satın alınma veya sahaflardan toplanma hikayesi vardı. Klasik Fars edebiyatı ve tasavvuf literatürünün hemen hemen bütün kaynakları mevcuttu. Ankara, İstanbul ve Tahran sahaflarından toplanmış nadide eserler.

Kütüphaneyi kurmaya ne zaman başlamıştınız?

90’lı yıllarda Ankara’da öğrenciyken kitaba karşı ilgim başlamıştı. Daha sonra akademiye adım atınca bu ilgi doğal olarak arttı. Kazancımın önemli bir kısmını kitaba harcadım. Bazı zamanlar cebimdeki son kuruşu kitaba verip eve ekmeksiz gittiğim olmuştur. Hiç unutmam, Molla Camî’nin Heft Evreng adlı eserini Tahran’da bir sahafta görmüştüm. Ancak kitabın ücreti biraz fazlaydı. Epey bir müddet sahafın önünden geçerken göz ucuyla kitabın yerinde durup durmadığına bakıyordum. Meblağı denkleştirince koşup eseri satın aldım. Birçok kitabı böyle topladım. Tahran‘da İnkılap ve Veli-i Asr caddesindeki kitapçı ve sahaflara sorun söylesin. Her kitabın bir hikayesi var.

Kitaplarınızın başına ne geldiğini hiç öğrenemediniz mi?

Ben 15 Temmuz’dan on gün sonra ayrıldım Türkiye’den. Orada nefes almak mümkün değildi. Karabasanlar çökmüştü ülkeye adeta. Mevlana Üniversitesi daha sonra Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Konya’da bulunan bazı arkadaşlara üniversitedeki şahsi eşyalarımızın akıbetini sorduğumda sağlıklı bir bilgiye ulaşamadım. Selçuk Üniversitesi yönetimine bir dilekçe yazarak kütüphanemin durumunu sordum. Maalesef bir cevap alamadım. Bir süre sonra ikinci bir dilekçe yazdım ve kitaplarımı istedim. Ona da cevap vermediler. Şu anda yurt dışında sahamla ilgili çalışmalar yapıyorum ve kütüphanemdeki kitaplara ihtiyaç duyuyorum. Bu kitaplar bana özeldi ve belirli bilimsel çalışmalar amacıyla biriktirmiştim. Piyasada bu kitapların çoğunu bulmak ve edinmek mümkün değil. Yeni baskısı yok.

Akademik çalışmalarınıza devam ediyorsunuz, kaynak olmayınca ne yapıyorsunuz?

Evet, bu doğru. Şimdilerde Mevlana ve Mevlevilik üzerine bazı araştırmalar yapıyorum. Ama kitap ve kaynak bakımından oldukça zorlanıyorum. Aradığım kitapların hepsi şahsi kitaplığımda vardı. Çiftçinin çifti çubuğu neyse bizim de her şeyimiz kitap ve kütüphane. Bu kütüphaneyi tabir yerindeyse çocuklarımın süt parasından keserek kurmuştum. Sadece benim değil onların da hakkı var. Fakat Moğolların bu asırdaki torunları kütüphanemi talan etti. Bazı kitaplarımın kitapçı ve sahaflarda satıldığını görüyorum. Umarım korktuğum olmamıştır.. Bir gün ülkeye hukuk ve adalet geri gelirse ben de kitaplarımın izini sürerim.

Türkiye’den sürgüne zorlanmış bir akademisyensiniz. Yerinizden, yurdunuzdan, kütüphanenizden oldunuz. Üreten biri için zor bir durum olsa gerek.

Kendi yazdığım onun üzerinde kitap var. Bugün elimde sadece bir tanesinin birkaç nüshası var. Kendi telifim olan kitaplarımdan dahi mahrumum, onları bile kütüphanemden alma imkanım olmadı. Bu menfur süreç dolayısıyla yarım kalan ve bende doğru dürüst kopyası bulunmayan çalışmalarım da ziyan oldu. El yazması eserler tarihiyle ilgili kıymetli bir kitabı Farsça’dan tercüme ediyordum. Çeviriye devam etmek için kitaba ihtiyacım var, bir yıldır kitabı arıyorum lakin bulamıyorum. Bütün akademik bilgi fişlerim odamda kaldı, çeyrek asırlık bilgi fişleri. İşte böyle bir şey Türkiye’de akademisyen olmak.

Mevlana’nın elinden düşürmediği kitabı sürgünde Türkçeye çevirdi

Okumaya devam et

Popular