Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Kılıçdaroğlu: Öğretmenlere ekonomik azap yaşatılıyor

Öğretmenlere, ekonomik azap yaşatıldığını söyleyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, onlara ay başını nasıl getireceğini düşündürtmemek gerektiğini belirtti. Öğretmenlik Meslek Kanunu teklifinde bulundu.

BOLD – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, öğretmeni sadece sabah işe gidip akşam dönem kişi diye görmemek gerektiğini belirtti.

MESLEK KANUNU OLMALI, 3600 EK GÖSTERGE VERİLMELİ

“O, öğrencinin sorununu beyninde taşıyan kişidir. Öğretmenlere bir anlamda ekonomik olarak azap yaşatıyoruz. Öğretmenlik Meslek Kanunu olmalı. 3600 ek gösterge öğretmenlere derhal verilmeli” dedi.

MERAKLA BİLİMİ YANYA GETİRMEK GEREKİYOR

Partisinin düzenlediği Eğitim Çalıştayı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, kapsayıcı ve eşitlikçi eğitimden yana olduklarını kaydetti. Eğitimin temelinde merak bulunduğunu ifade ederek, “Eğitim sürecinde merakı bilimle yan yana getirebilirsek bir şeyleri başarabiliriz. Çocuk neyi nasıl sorgulayabileceğini, soru sorduğunda önünde engel olmayacağını bilmeli” diye konuştu.

ÇOCUKLAR DENEK GİBİ KULLANILIYOR

Eğitimi ‘partiler üstü’ diye tanımlayan CHP lideri, bakana, başbakana göre eğitim sistemi değişirse çocukların denek statüsünde kullanılmış olacağını vurguladı.

Farklı düşünen ve sorgulayan öğretmenlerin KHK’larla eğitim kurumlarından uzaklaştırılmasını da eleştiren Kemal Kılıçdaroğu, “Hangi demokrasiden bahsediyoruz” çıkışını yaptı.

AKP iktidarıyla kısa aralıklarla birkaç defa değişen eğitim sistemi, öğrencilerde gelecek kaygısına yol açıyor.

TOKİ BARINMA MESELESİNİN ÇÖZÜMÜNDE KULLANILMALI

Eğitimdeki barınma problemine de atıfta bulunarak, “Verirsiniz TOKİ’ye görev, her üniversite yanına yurtlar yaparsınız. Anneler babalar güvenle çocuklarını şehirlere gönderir. Bu bile yapılmıyor” ifadelerini kullandı.

24 KASIM’DA BİR MAAŞ İKRAMİYE VERİLMELİ TEKLİFİ

Öğretmenlerin, ‘ay sonunu nasıl getireceğim’ endişesi taşıdığına dikkat çeken CHP lideri, 24 Kasımlarda birer maaş ikramiye verilmesi tavsiyesinde bulundu.

Öğretmenlerin geçim problemi iş performanslarını olumsuz etkiliyor.

SORU SORARKEN ENGELLENMEMELİ

Kılıçdaroğlu ayrıca şunları dile getirdi, “Biz çocuklarımızın dünyayı sorgulamasını istiyoruz. Biz çocuklarımızın soru sorarken engellenmemesini istiyoruz. Biz çocuklarımızın sağlıklı beslenmesini, barınmasını istiyoruz ve biz öğretmenlerimizin ay başını nasıl getireceğini düşünmemesini istiyoruz.”

Hrant Dink, öldürülüşünün 13’üncü yılında ‘Utanmak için geç değil’ başlıklı etkinliklerle anılacak

 

Gündem

CİSST: Genel af kaçınılmaz

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Berivan Korkut, Van ve Batman cezaevlerinde patlak veren olaylarla ilgili son ilgileri paylaştı ve infaz konuyla ilgili konuştu.

BOLD – Türkiye’de hızla yayılan koronovirüs (Kovid-19) salgını en çok da cezaevinde bulunan yüz binlerce tutukluyu tehdit ediyor. Tutukluların serbest bırakılmasına dönük henüz somut bir adım atılmazken, AKP-MHP ortaklığıyla hazırlanan ve Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçen İnfaz Kanunu’nda değişikliği kapsayan kanun teklifinde siyasi tutukluların kapsam dışı bırakılması kamuoyunda ciddi bir tedirginliğe neden oldu.

Düzenlemenin Salı günü Meclis’te görüşülmesi planlanırken, cezaevlerinden de art arda isyan haberleri gelmeye başladı. 31 Mart’ta Van M Tipi Cezaevi’ndeki tutukluların ardından, önceki gün de Batman M Tipi Kapalı Cezaevi’nde düzenlemeye tepki amaçlı tutuklular isyan çıktı.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Yönetim Kurulu üyesi Berivan Korkut, komisyondan geçen düzenleme ve son günlerde cezaevlerinde yaşananlara ilişkin konuştu.

BEKLENTİLERİN UZAĞINDA

İnfaz yasasının daha önceki yıllarda da gündeme geldiğini hatırlatan Korkut, Meclis Adalet Komisyon’undan geçen infaz yasa düzenlemesinin beklentilerinin çok uzağında kaldığını söyledi. Korkut, “Kovid-19 salgını ve toplumsal beklentiler göz önünde bulundurulduğunda ayırım yapılmadan cezaevlerindeki doluluğu azaltacak eşitlikçi bir yasa talebi bekleniyordu. Maalesef yasa tasarısı bu beklentilerin çok uzağında kaldığı görülüyor” dedi.

Yasa tasarısının ayrıntılarına bakıldığında birçok muammanın olduğunu belirten Korkut, daha önce var olan infaz yasasının biraz değiştirilip gündeme taşındığına dikkati çekerek, “Daha önce gündem olan bu yasa tasarısı halkın tepkisine neden olacağı düşüncesiyle bir süreliğine askıya alındı. Salgın nedeniyle tekrardan gündeme geldi. Bu yasa düzenlemesi salgından kaynaklı bir yasa tasarısı değil, iki yıldır tartıştığımız yasa tasarısıdır” diye belirtti.

EŞİTLİK İLKESİNDEN YOKSUN

Yasa tasarısının denetimli serbestlik düzenlemesinde de eşitlik ilkesinden yoksun bir şekilde hazırlandığına dikkati çeken Korkut, mevcut tasarıyla hangi kesimlerin cezaevlerinden tahliye edileceğinin de tam olarak belirlenmediğine vurgu yaptı. Salgının çıktığı ilk günden beri genel af taleplerinin olduğunu dile getiren Korkut, defalarca bu taleplerinin yenilenmesine rağmen taleplerinin sonuçsuz kaldığının altını çizdi. Korkut, “Tasarı bizim talep ettiğimiz durumdan uzak olmasına rağmen 90 bin kişinin tahliyesinin önünü açması bizim için olumlu bir adımdır. Çünkü bizim için en önemli unsur tutukluların can güvenliğinin korunmasıdır” ifadelerini kullandı.

GENEL AF MECBURİ

Salgının hızla yayıldığı böylesi bir süreçte genel af taleplerinin yerine getirilmemesinin siyasi partiler arasındaki çekişmelere bağlayan Korkut, tüm siyasi partilere tutukluların can güvenliğini riske atmadan gerekli sorumluluğu gösterme çağrısında da bulundu. Salgından dolayı tutukluların can güvenliğinin risk altında olduğunu ve genel af taleplerinin bu süreçte acil bir mecburiyet olduğunu söyleyen Korkut, “Cezaevlerindeki sayı ciddi boyutta düşürülmediği sürece sosyal mesafenin bu kadar önemli olduğu bir hastalık karşısında alınacak olan her türlü önlem yetersiz kalacaktır. Bu nedenle genel af öncelikli olmalı, infaz yasası sonra düzenlenebilir diyoruz. Bir cezaevinde çıkacak olan isyanın salgının hızla tutuklular arasında yayılmasına neden olacaktır” diye konuştu.

CEZAEVLERİNE YANSIMASI İSYAN OLDU

Tasarının eşitlik ilkesinden yoksun bir şekilde düzenlemesinin cezaevlerine yansıması olduğunu vurgulayan Korkut, Van ve Batman cezaevlerinde yaşanan olayları işaret ederek, “Yaşanan olaylar, yasa tasarısının dışında kalan tutukluların koğuşlarında isyan çıktığı bilgisi mevcut. Bu gerilim daha da yükselecek. Çünkü tutuklular uzun zamandır bu yasa tasarısını bekliyorlardı. Şu ana kadar cezaevlerinde alınmayan önlemlerden dolayı tutuklular ‘tamam bekleyelim genel af olacak’ düşüncesindeydiler. Şimdi olmadıklarını gördüklerinde bu tarz olaylar yaşandı. Ve bu olayların daha da yaşanacağı endişesi bizlerde var” şeklinde konuştu.

‘İSYANLAR YAYILABİLİR’

Cezaevlerinde salgın nedeniyle isyanlar gibi olayların yaşanabilme ihtimalinin yüksek olduğu uyarısında bulunan Korkut, “Kapalı alanlarda kaygı dışarıdan daha da yükselecek. Özellikle cezaevlerinde salgın vakaların ya da salgından dolayı ölümlerin yaşanması tutukluları daha da tedirgin edecektir. Bu durumlar yaşandığı vakit maalesef ki cezaevlerinde isyan olayları ileri ki günlerde sıkça yaşanacaktır” dedi.

‘SORUNU ÇÖZMEYECEK’

Cezaevlerinin kapasitesinin üstünde bir doluluğa sahip olduğunu, çıkan yasa tasarısıyla kapasite fazlalığının cezaevinden çıkarılmayı planlandığına değinen Korkut, “Ama bu kapasite de sorunlar var. Çünkü hapishaneler kapasite dediğimiz bir şekilde doldurulmuş. 130 binlik kapasite 260 bine çıkarılmış durumda. Yani artırılmış kapasite bile kendi içinde salgın için büyük riskler taşıyor. Sayının azaltılması hapishanelerdeki sorunu çözmeyecek. Bu sorun çözülmediği sürece bu tarz olayları yaşamaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

HASTA TUTUKLULARIN DURUMU

Cezaevlerindeki hasta tutukluların durumuna da değinen Korkut, salgından dolayı hasta tutukluların hastaneye gitmek istemediğini ifade etti. Korkut, şöyle devam etti: “Hasta tutukluların zaten can güvenliği tehdit altındaydı. Hasta tutuklular kendi rahatsızlıkların dolayı hastanelere de çıkamaz durumda. Çünkü hastaneye çıktıklarında dönüşte 14 gün karantina koğuşlarında kalıyorlar. Hasta tutukluların birçoğu arkadaşlarından yardım alarak yaşamını idame ettirdiğinden dolayı hastaneye gitmiyor. Bu nedenle cezaevlerinde şu an hasta tutukluların tedavileri durmuş durumda. Bu nedenle tartışmasız bir şekilde hasta tutukluları bir an önce tahliye edilmelidir.”

Almanya’da yaşayan KHK’lı nükleer tıpçı, korona çalışması nedeniyle ABD’den davet aldı

Okumaya devam et

Gündem

PTT sitesi çöktü ücretsiz maske başvurusu e-devlet’ten yapılacak

Koronavirüs mücadele kapsamında 20-65 yaş arası için ücretsiz maske başvurularının alındığı, “PttAVM.com” adresinin yaşanan yoğunluğu kaldıramadığı ve başvuruların artık e-Devlet üzerinden yapılacağı açıklandı.

BOLD- Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın ‘maske satışlarına yakında başlayacağız’ sözleri tepkilere neden olmuştu. Muhalefetten, devletin zorunlu maskeyi vatandaşa ücretsiz vermesi gerektiği yönünde açıklamalar geldi. Aynı günlerde CHP’li belediyelerin ücretsiz maske dağıtımı yapması hükumete geri adım attırdı. Yapılan düzenleme ile maskelerin vatandaşa ücretsiz dağıtılması kararlaştırıldı.

SİTE ÇÖKTÜ

“PttAVM.com” adresi üzerinde maske dağıtımına başlanacağının açıklanmasının ardından PttAVM.com sitesi çöktü. Site, yoğun başvuruya dayanamayınca, başvuruların artık e-Devlet üzerinden alınacağı bildirildi.

Duyuruda, “Sizlere daha sağlıklı hizmet sunabilmek adına, ücretsiz maske taleplerinize ilişkin başvurularınızı en kısa sürede e-Devlet Kapısı üzerinden alacağımızı bildirmek isteriz. Anlayışınız için teşekkür ederiz” ifadelerine yer verildi. Maskelerin, 20-65 yaş arasındaki her yurttaşa ücretsiz olarak dağıtılacağı açıklanmıştı.

CHP’LİLER PTT’DEN DAĞITILMASINA KARŞI ÇIKMIŞTI

CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve Prof.Dr. Gaye Usluer, PTT üzerinden maske dağıtan AKP’yi siyasi rant elde etmeye çalışmakla suçlamıştı.

Prof Dr. Gaye Usluer: PTT ile maske dağıtmaya çalışan AKP siyasi rant peşinde

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Almanya’da yaşayan KHK’lı nükleer tıpçı, korona çalışması nedeniyle ABD’den davet aldı

KHK’lı Nükleer Tıp Uzmanı Murat Sadıç, korona tedavisiyle ilgili iki çalışmasıyla Amerika’dan hızlı kabul aldı. Harvard’a bağlı hastanede çalışmalarını sürdürecek.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Koronavirüsle mücadele hastanelerde sürerken, bilim dünyası da hem aşı bulmak hem de tedavi yöntemleri üzerine yoğun çalışmalarını sürdürüyor.

Onlardan biri de Nükleer Tıp Uzmanı Murat Sadıç. KHK’yla ihraç edilen, zorlu bir hapis sürecinden sonra Türkiye’yi kaçak yollarla terk etmek zorunda kalan Sadıç, şu an Almanya’da mülteci konumunda ancak akademisyen olarak da çalışmalarını sürdürüyor.

Alman Dışişleri Bakanlığı’na sunduğu projesi kabul edilen Sadıç, son iki yıldır aldığı fonla radyoaktif madde üretim alanında çalışıyor. Harvard Üniversitesi Brigham and Women’s Hospital’dan Misafir Profesör olarak kabul alan Sadıç, korona virüsü tedavisi nedeniyle yaptığı son iki çalışmayı sunması üzerine ailesiyle birlikte hızlıca Amerika’ya davet edildi.

Sadıç, 15 Temmuz sonrası Türkiye’de yaşadıklarını, korona salgını sürecinde Almanya’da çalıştığı hastanede sağlık çalışanları için alınan önlemleri ve korona tedavisi için üzerinde çalıştığı nükleer tıp alanındaki iki projeyi BOLD’a anlattı:

Murat Sadıç dönemin TÜBİTAK Başkanı’ndan ödülünü alırken.

“KORONA TEDAVİSİ ÜZERİNE İKİ ÇALIŞMAM VAR”

“Dünyada virüse özgü tedavi yöntemi henüz yok. Aşı ve ilaç tedavisi için bilim insanları çalışıyor. Virüsün yüzeyindeki reseptör ya da almaç dediğimiz şeyleri hedef alarak aşı geliştirmeye çalışılıyor. Ya da bazı çalışmalarda virüsü izole edip genetiğini sekanslamaya (dizilim) yönelik aşılar var. Genel itibariyle aşılar bu mantıkta üretilmeye çalışılıyor.

Benim bulduğum ve çalıştığım yöntem nükleer teknolojiyi kullanmak üzerine. Virüsün yüzeyinde bulunan bir reseptör veya proteini belirleyip, bunu radyoaktif bir madde ile birleştirip kodlayarak, bunu virüsün hem tanısında hem de tedavisinde kullanabilmek.

Nükleer tıp rutininde bazı kanserlerde buna benzer tanı ve tedavi yöntemini kullanıyoruz. Bu özellikle son 4-5 yıldır çok popüler bir konu ve pek çok kanser türünde çığır açtı. Buna teranostik deniyor. Terapi ve diyagnostiğin birleşimi.

Benim yöntemimde, virüse ait özel bir yapı belirlenip, virüs nerede olursa olsun gidip onu bulup hem görüntü elde edip hem de yok edeceğiz.

Diğer ikinci bir çalışmam ise antikorlar üzerine. Vücudumuzda antikor dediğimiz savunma hücrelerimiz var. Doğal bağışıklık hücrelerimiz bunlar. Covid-19’a karşı tedavide, savunma amaçlı olarak bu antikorları dışarıdan vücuda verme gibi yöntemler düşünülüyor. Ama çalışma aşamasında. Çünkü engelleyici faktörler var.

Benim yöntemimde ise, bu hastalığa karşı geliştirdiğimiz antikorları radyoaktif bir maddeyle birleştirilip direk virüsün olduğu noktaya yolluyoruz. Lenfomalarda kullandığımız çok efektif bir yöntemin benzeri bu. Güdümlü füze gibi doğrudan virüse gidecek bir mekanizma.

Murat Sadıç Amerika’da eğitim gördüğü günlerde.

ABD ELÇİLİĞİ TÜM İŞLEMLERİMİ ÇÖZDÜ

Şu an Almanya’dayım ve burada hekimlerin denklik işlemleri oldukça uzun ve zorlayıcı bir prosedür. Amerika’da alanında sıra dışı başarılara imza atmış kişilere oturum veren bir program var. Ben de başvurumu yaparak Amerika tarafından ‘Sıradışı Akademisyen’ olarak kabul edilmiştim. Fakat bürokratik işlemlerim devam ediyordu.

Korona nedeniyle ABD, dünya çapında doktorlara kapılarını açtığını duyurdu. Ben de korona tedavisiyle ilgili önerilerim konusunda elçiliği bilgilendirdim. Bana hemen döndüler ve kısa özet istediler. Ben de projemi paylaştım. Benimle ilgili araştırma sürecini kaldırdıklarını, Türkiye’deki davanın kriminal değil siyasi olduğunu kabul ettiklerini belirtip, konsolosluğa davet ederek hemen vize vereceklerini söylediler. 

HARVARD’TAN KABULÜM VAR

Harvard Üniversitesi Brigham and Women’s Hospital’da da misafir profesör statüsünde kabulüm vardı zaten, işlemlerimi bekliyordum. İşlemlerimin ardından ABD’ye gidip korona ile ilgili çalışmalarımı orada sürdüreceğim.”

Murat Sadıç, Japonya’da çalışmalarını sürdürürken.

 ALMANYA’DA SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MARKET ALIŞVERİŞİNİ DEVLET YAPIYOR

“Çalışmalarımı ülkemde gerçekleştirip Türkiye’nin ismini öne çıkarmak isterdim.” diyen Sadıç, Almanya ile Türkiye arasındaki yaklaşım farklarına da dikkat çekiyor:

“Türkiye’den konuştuğum hekim arkadaşlarım, salgınla ilgili büyük yönetimsel hatalardan söz ediyorlar. Bine yakın sağlık çalışanı enfekte olmuş durumda. Hayatını kaybedenler var. Almanya’da ise hekime verilen değeri anlatma açısından çok basit örnek vereyim. Hastaneler, sağlık çalışanlarının motivasyonu bozulmasın, başka hiçbir şey düşünmesinler diye market açtılar. Piyasada tükenen şeyler dahil her şey mevcut. Benim şu an bulunduğum hastanenin içinde de market açıldı. Sağlık çalışanları istediği siparişi verebiliyor ve hatta eve kadar götürme opsiyonu da sunuyorlar. Bu, sağlık çalışanına salgın esnasında nasıl değer verilmesi gerektiğinin göstergesidir.

Amerika, dünyanın her yerinden korona ile ilgili ufacık da olsun bilgisi olan herkesi hızlı vize için konsolosluklarıyla irtibata geçmeye çağırdı. Dönüp Türkiye’ye bakın, elinizde korona çalışması yapmış bilim insanları, akademisyen veya enfeksiyon uzmanı, genetikçi birçok uzman var siz bunları kullanmıyorsunuz, ihraç ediyorsunuz ya da hapse atıyorsunuz. Bu ülkeyi tahrip eden koronadan daha büyük virüs.”

 GELECEK VADEDEN BİLİM İNSANLIĞINDAN HÜCREYE

Murat Sadıç, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’yi terk etmeye kendisini iten süreci, ihraç, hapis ve sonrasını ise şöyle anlatıyor:

“Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra uzmanlık sürecimde, nükleer tıp biliminin kurucusu olarak gösterilen Prof. Abbas Alavi ile temasa geçtim. Benimle çalışmayı kabul etti ve Sağlık Bakanlığı görevlisi olarak Amerika’ya gittim. Amerika’da dünyaca ünlü profesörlerle UPENN-Harvard gibi üniversitelerde ciddi bilimsel çalışmalar yapma ve ayrıca dünyada nadir bulunan PET-MR yöntemiyle ilgili eğitim alma fırsatım oldu.

Türkiye’de TÜBİTAK’la birlikte bazı projeler yürütüyordum. Son olarak Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi’nde Nükleer Tıp alanında çalışıyordum. Sonra 15 Temmuz oldu ve önce Dışişleri Bakanlığında çalışan eşim 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Sonrasında Bankasya hesabı nedeniyle tutuklandı. Bebeğimiz 1,5 yaşındaydı ve hem annesinden hem de anne sütünden mahrum oldu. Ardından ben “eşimin ihraç edilmesi” gerekçesiyle açığa alındım. Sonra ben de benzer gerekçelerle tutuklandım. Cezaevinde çok kötü günler geçirdim.

Türkiye’de çalıştığı son klinik..

LABORATUVARDAN ÇUKURA ATILDIM

Laboratuvarda çalışmalarımı sürdürürken bir anda tutuklanıp hapse girdim. Savcı bana “Senin gibi bir bilim insanının tutuklatmak istemiyorum ama Ankara’dan gelen talimat böyle.” dedi. Hala kulağımda bu sözler.

Sincan Cezaevi’nde çok kalabalık bir koğuşta üç hafta tutuldum, sonra bir gece yarısı jandarmaların darba varan davranışlarıyla 7-8 saatlik yemek ve lavabo molası olmadan yolculuk yaptık ve Amasya Cezaevi’ne götürüldüm. Kasti olarak yapılan bu nakil ile evimden ve ailemden kilometrelerce uzağa sürgün edildim. Burada insanlık suçu sayılan birçok muameleye tabi tutuldum.

8-9 metrelik bir çukur gibi hücreye konuldum. Bu hapishane odasında güneş yüzü görmeden günlerimi geçirdim. Avukatlarımla görüştürülmedim, eşimle görüştürülmediğim dönemler oldu. Cezaevi yönetiminin sürekli hakaret, yıldırma çabaları vardı.

GÜNLÜK 15 DAKİKA SU

Yaz çok sıcaktı. Günlük sadece 15 dakika su veriliyordu. Gece 4.00 ile 4.15 arasında. Suyu depolamama da izin vermiyorlardı. Yeme içmeniz ve kantin alışverişi kısıtlı. Ortamdaki böcek ve farelerden hiç bahsetmeyeyim.

Ayağımda bu ortamdan kaynaklı tümör çıktı. Ben doktorum ve ne olduğunun farkındayım. 10 dilekçe yazdım ama hastaneye götürülmedim. Yürüyemez hale geldim. Artık kapıları vurmaya başladım. Ağrı kesici de vermiyorlar. Sonra cezaevi hekimiyle görüşebildim. Hastaneye sevk etti beni ve ayağımdaki tümörü cerrahi olarak temizletmek zorunda kaldım.

BAŞARILARIM SUÇ OLDU

Mahkeme sırasında da birçok hukuksuzlukla karşılaştım. Hak etmediğim adaletsizlik ve davranışları gördüm. Savunma yapmama dahi izin verilmedi. Yargılamam çok kısa sürdü. Savcı mütaalasında, “29 yaşında Türkiye’nin en genç doçenti olması, Amerika’da eğitim görmesi, Amerika’daki sınavları geçmesi” gibi şeyleri suç sayarak vurgular yaptı ve sonrasında beni ceza vererek serbest bıraktılar.

Tahliye olduktan sonra iş bulamadım. KHK’lı olduğum için başvurularıma cevap dahi vermediler. Etrafımızda öcü muamelesi gördük. Sosyal ölüme terk edilmiştik. Pasaportuma el konulduğu için yurt dışına da çıkamıyordum. Sonrasında eşim ve küçük çocuğumla mecburen zor şartlarda, tehlikeli bir yolculuğu göze alıp ülkemizi terk etmek zorunda kaldık.

Uluslararası dergilerde yayınlanmış 100’e yakın bilimsel makalelerim, bildirilerim, ödüllerim var. Ülkeme hizmet etmek, insanlığa Türkiye’den yararlı olmak isterdim ama hayatımı kurtarmak durumuna düşürüldüm. Benim amacım insanlığa yararlı işler yapabilmek. Ama Türkiye’de ne çalışmama ne de yaşamama izin verilmedi. Ama dünya sadece Türkiye’den ibaret değil. Çok üzgünüm ülkem adına.

Eğitim aldığım hocaların onlarcası KHK’yla atıldılar. Bizi yetiştiren hocalardı, çoğu beraat etti ama yine meslekleri yaptırılmıyor. Yani beraat etmek bile Türkiye’de çözüm değil maalesef. Hukukun olmadığı bir yerden adalet aramak faydasız. Hayatımızın en verimli dönemlerini hayata yeniden tutunmak ve kaybettiklerimizi yeniden kazanmak için çabalayarak geçirmek durumunda bıraktılar bizi. Bu insanların heba edilmemesi ve bilim ışığında kullanılması lazım.”

Okumaya devam et

Popular