Bizimle iletişime geçiniz

Medya

Tutuklu gazeteci Mustafa Ünal’dan mektup: Doğmamış torunuma…

Kapatılan Zaman Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal, Silivri Cezaevi’nden “Doğmamış torunuma mektuplar” başlığıyla bir mektup kaleme aldı. Ünal’ın mektubunu oğlu yayınladı.

BOLD- 17 Ocak 2020 Cuma tarihli mektubu tutuklu gazeteci Mustafa Ünal’ın oğlu Enes Ünal sosyal medya hesabından “Babam Mustafa Ünal’dan mektup var. “Bu satırları hayalen sadece 6 yaşındaki torunuma değil 60 yaşındaki çocuklar için de yazıyorum” dediği için paylaşıyorum. Sanırım seri halinde olacak ve devamı gelecek.” notuyla paylaştı.

Doğmamış torunuma mektuplar…

Sevgili Can torunum!

Bu mektubu sana soğuk bir gecesi Silivri hapishanesinden yazıyorum. Yeni yılın ilk günleri… Bugün 17 Ocak Cuma. Yıl 2020… Yazılışı da söylenişi de şiirsel. İki tane 20 bir araya geldi. Adalet ve özgürlük yılı olmasını diledim. Temenni benden, cevap O’ndan. Birkaç gün öncesiydi. Zihnime düştün. 10 yıl sonrasına gittim Hayallere daldım… İçimden bir ses “Ona mektup yazmalısın…” dedi.’’ Nasıl yani, garip olmaz mı? O daha doğmadı. Başka alemde…’’ diye cevap verdim. Ama aslında bana da mantıklı geldi. İtirazımızı o yüzden dilimin ucuyla yaptım. “Doğacak…” dedi zarif bir sesle. Müjde verir gibi. Kalbim genişledi. Gözlerim parladı. Az kalsın bağıracaktım avazım çıktığı kadar. “İnşaallah, inşallah…” dedim. “Aman nazar değmesin…” diye de ekledim. Heyecandan yerimde duramadım. Gözüme uyku girmedi. Ve mesajı aldım. Kararımı verdim. Sen daha doğmadan mektuplar postalamalıyım sana. Kalbimi pul diye yapıştırarak…

Ve başlıyorum işte… Sana neler anlatacağım neler? Günlerimin nasıl geçtiğinden söz edeceğim. Hapishanede güneşin nasıl doğduğundan, sabahın nasıl olduğundan bahsedeceğim. Gecelerin nasıl uzadığından, her gecenin Şeb-i Yeldaya döndüğünden dem vuracağım. Zamanın kitaplarla nasıl zenginleştiğini, daracık hücrenin nasıl genişlediğini, saraya dönüştüğünü anlatacağım. Ama peyderpey ve yavaş yavaş.

Önce hoş gelişler dilemeliyim. Hissedebiliyorum muhakkak varsın. Bedene, ete kemiğe bürünmeyen mukadder inşallah. Sen de bir dünyalı olacaksın. Gelişin güzel ola… Yüzün gül ola… Sesin bülbül ola… Saçın gür ola… Gözün kara, bahtın ak ola… Yolun nur ola…

Şu an sana mektup yazıyor olmanın keyfini yaşıyorum. Neden mahpusta olduğumu merak ediyorsun biliyorum. Hikayesi uzun. Yeri geldikçe anlatacağım. Şu kadarını söyleyeyim… Ben bir suçun mahpusu değilim. Bir iddianın mahkumu da değilim. Bir dönemin kurbanıyım. Her şeyin ters yüz edildiği bir konjektürün mağduru ve mazlumuyum. Büyüyünce daha iyi anlayacaksın. Sen bu satırları okurken o dönem tarih olacak. Enkazı kalacak geriye.

Sana bunları heyecanla, aşkla yazıyorum. Kalem ve kafama aşinayım. Lakin benden Necip Fazıl’ın oğlu Mehmed’e zindandan yazdığı mektup gibi edebi metin bekleme. Dostoyevsky’nin Sibirya Cehenneminden yazdığı harika üslup ve muhtevalı notlar da bekleme. Benim kalemim gazeteci kalemi. Üslubum haber üslubu. Deyişim halk ağzı. Kelimelerim sokağın kelimeleri… Kalemim kıvraktır. İyi gözlem yaparım. Tespitlerim fena değildir. Detayları yakalarım. Kapalı kapıların ardına nüfuz edebilirim. Gözlerim keskindir. Ve sade, yalın, akıcı, yer yer dokunaklı üslupla anlatabilirim meramım. Senin için biriktiririm o kadar çok kelimelerim var ki… Gözlerimin önünde rengarenk kelebekler gibi uçuşup duruyorlar. Hangisini kağıda düşürmeliyim karar veremiyorum. Hepsini boca edemem ya… Bir süredir kalem elimden uzaktı. Biraz tutukluluğu, kekremsi tadı o yüzden. Yıllarca söyleyeceklerimi klavyenin tuşları ve ekranla ifade ederken ifade ederken, eskiye kaleme dönmek kolay mı? Zorlandığımı itiraf etmeliyim. Merak etme birkaç mektup sonra daha akıcı ve renkli metinler okuyacaksın.

Hangi ortamda yazdığımı da belirtmeliyim. Hücre iki kat, küçük avludan ibaret bir mekan. Asma katta ranza yataklar var. Alt kat televizyon, mutfak, yemek mekanı. Ben ofis gibi kullandığım yatağımdayım.

Kantinden aldığım kesme tahtasını, yazı altlığına dönüştürdüm. Üzerine kağıtla topladım, çizgili kağıt yapıştırdım, bu beyan kağıda orada yazıyorum. İlk başlarda soğan kokusu geliyordu ama artık hepsi buhar oldu. Dar mekanda 3 kişiyiz. Şişenin içinde vızıldayan 3 arı gibiyiz. Ben ofisimde sana bunları yazarken diğer iki arkadaş televizyonda dizi izliyorlar. Sesleri yukarıya kadar geliyor. O iki kişi kim mi? Biraz sabır… Seninle tanıştıracağım onlarla. Şimdi değil. Seveceksin. Benim sevdiklerimi sen de seversin zaten. Başlarken bu kadar uzatmamalıydım. Neylersin kendimi tutamıyorum bazen. Nasıl olduğumu söylemedim… Cenaze ile düğün arası bir ruh ikilemindeyim. İki önemli haberin ortasındayım. 15 gün önce senin büyük ninen, benim kayınvalidem vefat etti. Cenazesine gidemedim. 3 gün sonra duydum. O bir melekti. Cennete uçtu. Üzerimde halen onun mahzunluğu var. Göğümde hüzün bulutları… Yağmurlarını üstüme boşaltıyor. Bir de güzel haber. Oğluum düğün tarihi belli olmuş: 11 Nisan. Gelincik’ten öğrendim. İçimi bir sürur kapladı. Coşku ile doldum. Az kalsın kollarımı kaldırıp oynayacaktım. Ankara havası değil, zeybek… Ege işi. Kim bilir belki annen ve baban olacaklar. Arkam cenaze, önüm düğün… Hayatın özeti gibi.

(Sevgili torunum, ilk mektup burada bitsin. İkinci mektubumu bekle…)

Mustafa Ünal

17 OCAK 2020

Medya

Koronavirüs korkusundan mahkemeye gelemeyen Gülben Ergen’e zorla getirilme uyarısı

Yaptığı bir paylaşım yüzünden eski eşi Erhan Çelik ile mahkemelik olan Gülben Ergen, koronavirüs korkusu nedeniyle uçağa binmediği için mahkemeye gitmedi.

BOLD – Sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda kullandığı ‘namussuz’ ifadesi yüzünden eski eşi tarafından mahkemeye verilen Gülben Ergen, Ankara’da olduğu için bugünkü duruşmaya katılamadı. Erhan Çelik’e ‘alenen hakaret’ ettiği iddiasıyla 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılanan şarkıcıyı ve davacı Çelik’i avukatları temsil etti.

DURUŞMAYA GELMEK İSTEDİ

İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmada söz alan sanık Gülben Ergen’in avukatı Emek Emre, müvekkilinin Ankara’da bulunduğunu, koronavirüsü tehlikesi sebebiyle uçağa binemediğini ve İstanbul’a gelmediğini belirterek, “Müvekkilim de esasen yargıcın huzurunda beyanda bulunmak istemektedir. Bir sonraki celse hazır olacaktır” dedi. Müvekkilinin şikayete konu tek bir paylaşımının olduğunu aktaran avukat, soruşturma savcılığınca istemesine rağmen kolluk güçlerinin, şikayet üzerine emniyette ifade veren Gülben Ergen’e “Namussuz’ ifadesini kime yönelik kullandığı’ sorusunu yöneltmediklerini ve müvekkilinin savunma hakkına halel geldiğini söyledi.

‘NAMUSSUZ’ İFADESİ GENELE YÖNELİK

Gülben Ergen’in kendisine isnat edilen olguyu bilmeden ifadesinde, “kesici aletle saatlerce bekleme” ifadesini müştekiye hitaben söylediğini belirttiğini anlatan avukat, “Bu husus doğru olmakla beraber herhangi bir hakaret içermemektedir. ‘Namussuz’ ifadesi, namus adı altında kadına el kaldıran genele yönelik bir ifadedir. Kesinlikle müştekinin şahsına ithafen söylenmemiştir. Zaten bu husus sorulmuş olsaydı müvekkil de bunun cevabını verecekti” diye konuştu. Avukat Emek Emre, soruşturma aşamasında müvekkilimin savunma hakkına halel getirilmesi nedeniyle müvekkilinin sorgusunun yapılmadan beraatine karar verilmesini talep etti.

ÇELİK DE KATILMADI

Diyecekleri sorulan müşteki Erhan Çelik’in avukatı ise, müvekkilinin babası rahmetli olduğu için duruşmaya katılamadığını ve şikayetlerinin devam ettiğini belirterek, davaya katılma talebinde bulundu.

ZORLA GETİRİLME UYARISI

Gülben Ergen’in emniyette verdiği ifade konusunda bilgi sahibi olduğunu belirten müşteki avukatı, “Gülben Ergen, beyanlarında açık açık geçmişte yaşadığı ve karalama kampanyası haline getirerek kimi suçlamalara muhatap ettiği müvekkilimi kast ederek, ‘Başından geçen bir olayı kendisini sevenlerle paylaşmak ihtiyacı hissettiğini’ açıkça ifade ederek suçu ikrar etmiştir. Bu nedenle sanığın ifadesinin alınmadan beraat kararı verilmesi talebinin reddine ve ayrıca zorla getirilmesine karar verilsin” dedi. Ara kararını açıklayan mahkeme, sanığın cep telefonuna duruşma gününü mesaj gönderilmesine ve gelmemesi durumunda hakkında zorla getirilme kararı verileceği uyarısının da yapılmasına hükmetti. Sanık Ergen dinlenildikten sonra müşteki Çelik’in dinlenilip dinlenilmeyeceğine karar verileceğini vurgulayan mahkeme, duruşmayı erteledi.

ŞARKICININ ARACINI ÇİZEN ÇELİK MAHKUM EDİLMİŞTİ

Müşteki Erhan Çelik’in, 23 Eylül 2017’de şüpheli Gülben Ergen’in ikametine giderek, şarkıcıya ait araca zarar vermiş ve Gülben Ergen’in şikayeti üzerine açılan davada mahkum edilmişti.

NAMUSUZ İFADESİNE ALINDI

Emine Bulut cinayeti sonrası Gülben Ergen’in 23 Ağustos 2019 günü konuyla ilgili paylaşımı, kendisini kastettiği gerekçesiyle Erhan Çelik tarafından dava edilmişti. Ergen paylaşımında, “Konut dokunulmazlığını ihlal’ hafif gelir, ‘ne var canım arabasını çizmişse’ derler. Ama o kesici aletle saatlerce neden beklediğinin bir önemi yoktur. Gevşek gevşek gülümseyerek..Namus namus diye dilinden düşürmeyen namussuzlar” ifadelerini kullanmıştı.

Dava ile ilgili hazırlanan iddianamede Ergen’in müştekiye söylediği sözlerin müştekinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olduğu ve “hakaret” suçunun yasal unsurlarının oluştuğu dile getirilerek, Gülben Ergen’in “alenen hakaret” suçundan 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Can Ataklı’ya Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma

 

Okumaya devam et

Medya

Can Ataklı’ya Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma

Van’ı vuran deprem sonrası deprem vergileri üzerinden AKP Hükumeti ve Erdoğan’ı eleştiren gazeteci Can Ataklı hakkında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan soruşturma başlattı.

BOLD – İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Tele 1’deki programı sonrası gazeteci Can Ataklı hakkında soruşturma başlattı. ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan açılan soruşturma öncesi savcılık yapılan şikayet üzerine Ataklı’nın canlı yayında sarf ettiği ifadeleri incelediği öğrenildi. Söz konusu ifadelerde hakaret içerikli sözlerin yer aldığı iddiası üzerine Ataklı hakkında soruşturma açıldı.

‘BECEREMEDİNİZ GİTTİ’

Van’ı vuran deprem sonrası deprem vergileri üzerinden AKP Hükumeti ve Erdoğan’ı eleştiren gazeteci Can Ataklı, Tele 1’de sabah kuşağında yayınlanan ‘Güne Başlarken’ adlı programda, ”Şuraya bak ya, taş üstünde taş kalmıyor ya. İran’da deprem oluyor. Tamam aynı yer yani sınır o tarafta ama şuraya bak ya, ondan sonra da ben deprem için ‘biz onun kaç katını harcadık.’ Harcadın da ne oldu? Kime ne harcadınız? Benim param ya, ben paramı sormayacak mıyım? Benim param kardeşim, eşek gibi çalışıyorum, kazanıyorum, vergimi ödüyorum. 40-50 yıldır bu böyle, yaptın mı? Hadi 40 yıldır yapmıyordu. Atatürk Cumhuriyetiydi onlar yapmaz… Sen ne yaptın lan…17 yıldır oradasın gene su basıyor, gene sel basıyor, gene depremde yıkılıyor. Beceremediniz gitti be..” ifadelerini kullanmıştı.

ERDOĞAN’IN DOĞUM GÜNÜNÜ BÖYLE KUTLADI

Öte yandan Ataklı programda, doğum günü olması dolayısıyla Erdoğan’ı kendi tarzıyla kutladı. ‘Happy Birthday’ şarkısının melodisini mırıldanan Ataklı sözleri ‘Ayıp kaçar’ diyerek söylemediğini belirtti. İşte o görüntüler;

Can Ataklı’dan Erdoğan’a deprem eleştirisi: “Sen ne yaptın lan!”

Okumaya devam et

Medya

Can Ataklı’dan Erdoğan’a deprem eleştirisi: “Sen ne yaptın lan!”

Van depremi sonrası Tele 1 televizyonunda yaptığı yayında, deprem vergileri üzerinden AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştiren Can Ataklı, oldukça sert bir dil kullandı.

BOLD – Gazeteci Can Ataklı Tele 1’de yayınlanan sabah programında, Van’da 9 cana mal olan depremi ele aldı.

Erdoğan ve AKP Hükumetini deprem vergileri üzerinden eleştiren Ataklı, “Kime ne harcadınız. Benim param. Paramı sormayayım mı? Hadi Atatürk Cumhuriyetiydi onlar yapmadı. Sen ne yaptın lan. 17 yıldır oradasın yine su basıyor, yine yangın, yine depremde yıkılıyor. Beceremediniz gitti” ifadelerini kullandı.

Videoyu sosyal medyada gündeme taşıyan AKP’ye yakın hesaplar Ataklı’ya tepki gösterdi. İşte o video:

Malatya’da 5.0 şiddetinde korkutan deprem! Halk geceyi sokakta geçirdi

Okumaya devam et

Popular