Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Türkiye, makalelerine 1500 atıf yapılan akademisyeni nasıl harcadı?

Hasalettin Deligöz’ün makalelerine yaklaşık 1500 kez uluslararası atıf yapıldı. Ardından KHK’yla ihraç edildi, terörist diye tutuklandı, 21 ay yattı, beraat etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Geçen ay Türkiye’deki rektörlerin ve akademisyenlerin ‘uluslararası yayın ve atıf sayılarını’ içeren bir araştırma yayınlandı. Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Kardağ’ın yaptığı çalışmaya göre, halen görevi başında olan 68 rektörün uluslararası yayını yoktu, 71 rektörün ise uluslararası atıf sayısı sıfırdı.

Uluslararası makaleleri derleyen Scopus ve Web of Science (WoS) adlı şirketlerin veri tabanlarına dayanarak yapılan bu araştırma günlerce tartışıldı, konuşuldu, sonra da unutulup gitti. Üç yıldır akademisyenlere yapılanlar düşünülünce ortaya çıkan sonuç sürpriz değil. Türkiye başarılı akademisyenlerinin birçoğunu KHK ile ihraç etti, kimini ‘terörist’ diye damgalayarak hapsetti.

21 ay hapis yatan Pamukkale Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölüm Başkanlığı yapan Doç Dr. Hasalettin Deligöz’ün uluslararası alanda makalelerine yapılan atıf sayısı 1478. Üniversitenin kuruluşunda bulunmuş, 19 yıl hizmet etmiş bir isim. Pamukkale Üniverstesinin en başarılı akademisyenleri arasında 8. sıradaydı. Üç yıl (2012-2015) müdürlüğünü yaptığı Pamukkale Teknokent de o yıllarda Ege Bölgesinde ar-ge çalışmalarında birinciydi. Hasalettin Deligöz bütün bu çalışmalarının sonucunda ödül olarak hapsi boyladı!

Cemaat soruşturmaları kapsamında, 2 Ağustos 2016’da Pamukkale Üniversitesinden 44 akademisyen ile birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi. 21 ay sonra, 15 Nisan 2018’de tahliye oldu. Mayıs 2018’de ise hakkındaki iddiaların hepsinden beraat etti. Emeklilik günlerini “Bir Delinin Hayat Serencamesi” adlı kitabını yazarak geçiren Deligöz, yaşadıklarını ve akademik camianın içinde bulunduğu durumu BOLD Medya’ya anlattı:

Hasalettin Deligöz, annesi ve babasıyla birlikte, 20 Ocak 2020, Denizli.

YAZIN ÇALIŞIP KIŞIN OKUDUM

Anadolu çocuğuyum. Denizli’de köyde doğdum büyüdüm. İlkokulu, ortaokulu Denizli’de köyde, liseyi ilçemde, üniversiteyi Konya’da okudum. Bu arada köylü bir çocuk ne yapabilir. Yazın çalışır, kışın okur. Ailemin gelir düzeyi oldukça düşük. Babam ilkokul mezunu, annem cahil. Dört erkek kardeşiz. 1987’de Selçuk Üniversitesinden Kimya Mühendisi olarak mezun oldum.

Daha sonra akademik hayata girmek istedim. Yüksek lisansı kazandım ama asistanlığım olmadı. 2 yıl sonra Selçuk Üniversitesi Kimya Bölümüne araştırma görevlisi olarak girdim. Bir danışman hoca tayin edildi. Gördüm ki hocada ilim var. O da benim gibi bir Anadolu çocuğuydu. Kars’tan gelmişti, bazı sıkıntılar çekmişti. Onunla yola çıktık. Yüksek lisansımı kömür üzerine yaptım. Doktora da hocamla Türkiye’de o zamanlar bilinmeyen polimer kimyası üzerine çalışmaya başladık.

ÜNİVERSİTENİN KURULUŞUNDA BULUNDUM

1995’te doktoramı bitirdikten sonra Denizli’ye geldim. Pamukkale Üniversitesi yeni kurulmuştu. Köyüm, memleketim dedim, buraya hizmet ederim dedi. Tabi yokluklar Konya’da da vardı ama burada hiçbir şey yoktu. Üniversitenin kuruluşunda bulundum. 19 sene hizmet ettim. Oldukça çok çalışma çıkardık. Bilimsellikten hiçbir zaman taviz vermedim. Benimle çalışanlar bunu bilir. Yaklaşık 27 senelik devlet hayatımdan sonra 3-4 yıldır emekliyim. Son olaylardan dolayı da şu anda boştayım.

FAYANS DA DİZDİK, SINIF DA YAPTIK

Her yerde aşağı yukarı kurucu oldum. Çünkü farklı bir yapım var. Kendim organik kimyacıyım. Herkes kimyacıları bomba patlatan, dağıtan, yıkan insanlar olarak bilir ama bizim temel karakterimiz analiz ve sentezdir. Birleştiren, oluşturan, yeni şeyler çıkaran bulan, çıkaranı ortaya koyan… Dolayısıyla bu benim hayatıma da sirayet etti. Evimde , ailemde, bulunduğum iş ortamında hep yenilikçi, hep yapıcı oldum. Dolayısıyla 1995’te geldiğimizde bir hocamız vardı, onunla beraber bölümü kurduk. Yeri geldi laboratuvar yapmak için fayans dizdik. Yeri geldi, sınıf yaptık.

DOKTORA SINAVIMDA ŞAŞIRIP KALDILAR

Doktora savunma sınavım Hacettepe Üniversitesinde olmuştu. Jüri üyeleri dediler ki, “Siz bunu Konya’dan nasıl çıkardınız, nasıl imkanlarınız var?” Yurt dışında yayınlanmış makalelerimin olmasına çok şaşırmışlardı. Bilim alanında bir şey yapıyorsanız dünyanın sizi tanıması lazım. Savunma sınavında 7 makale ortaya koyduğumda hocaların ağzı açıldı. “Biz ODTÜ’de, Hacettepe’de bunu yapamıyoruz, siz nasıl yaptınız?” dediler.

2002 yılında Hollanda’dan uluslararası Journal of Inclusion Phenomena and Macrocyclic Chemistry dergisi mail gönderdi. “25 civarında makaleniz var. Bunları bir başyazı olarak yazar mısınız?” dedi. Böyle bir teklif gelince şaşırdım, korktum da açıkçası. Yardımcı doçentim, dil problemi var ama hiç geri durmuyorum, yazmaya, okumaya çalışıyorum. Hocama durumu anlattım, yol gösterdi, oturdum İngilizce makale yazdım, gönderdim ve yayınlandı. Dolayısıyla benim çalışmaları hep referans göstermeye başladılar ve derken bir popülerite kazandı.

KURU FASULYE MAKALELER!

Yıllarca hocalarımızdan duyduğumuz ‘kuru fasulye’ denen şeyler vardır. Bir makale yazarsınız ama kimsenin işine yaramaz. Bazen de öyle bir şey ortaya koyarsınız ki, Japonya’dan Amerika’ya insanların dikkatini çeker. Şu anda akademik camiada, bilimsel hayatta yaşanan sıkıntılar 70’li, 80’li yıllara benziyor. Bir fabrikaya Ahmet’i, Mehmet’i, Hasan’ı doldur şeklinde. Bir yumurtayı 20 kişi taşıyor. Bilimsellik yok. İnsanlar yaptıkları çalışmaları uluslararası arenada paylaşmıyorlar.

Makale yazmak da yetmiyor. Bir de Review dediğimiz bir olay var. Yazılan makaleleri toplamalısınız ki, o konuda Author olabilesiniz. Böylece dünya sizi belli bir noktaya oturtuyor ve artık sizden referans almaya başlıyor. Hollanda’daki dergi için 70 civarında uluslararası makaleyi karşılaştırdım. 30 civarında kendi makalemi de ekledim. Bu çalışmadan sonra bu konuyla ilgilenen uluslararası tüm akademisyenler o konuyu bu makale üzerinden konuşmaya başladı. Benim üzerime dikkat çekti. Benim çalışmalarımı hep referans göstermeye başladılar.

 

HASALETTİN DELİGÖZ’ÜN ATIF SAYISI VE MAKALELERİ BU LİNKTE GÖRÜLEBİLİR

64 MAKALE,  1478 ATIF

Konu Polimer kimyasıydı. Polimer kimyasının bilimsel alanlarda kullanımlarını ortaya koydum ve şu anda o konu üzerine hep bana atıf alıyor. Hindex dediğimiz yayın atıf oranı vardır. Asıl bilimsel kriter odur. Bilim dünyasında sizin değerinizi ona göre ölçerler. Benim h-index sayısı 22’dir. Web of Science ve Scopus baktığınızda vardır.

Yayınlanmış ortalama 64 civarında makalem var. İhraç edilmeden önce 10 tanesi de incelemedeydi. Onların akıbetlerini bilemiyorum, çünkü mail adreslerim değiştiği için. Bu 64 makaleme, sanırım 3-4 tanesi 100’ün üzerinde, diğerleri de 100’ün hemen altında olmak üzere 1800 civarında atıf olması lazım. Türkiye’de insanlar başarılı oldukları zaman merhum Menderes’ten başlayalım bir şekilde cezalandırılıyorlar diye düşünüyorum.

TEKNOKENT EGE BÖLGESİNDE 1 NUMARA OLDU

2012 yılında önüme Pamukkale Teknokent Müdürlüğü çıktı. Orası üniversiteden farklı bir konumdu. Amerika 1956’da silikon vadisini kurmuş, Türkiye bu konuda biraz geri kalmıştı. Teknokent’in yapılmasından içindeki firmalara kadar pek çok ar-ge insanını, yenilikçi şirketi oraya topladım. Yaklaşık 100 civarında firma toplayınca bakanlığın dikkatini çekti, Ege Bölgesinde bir numara oldu. O zamanki Bilim Sanayi Teknoloji Bakanı “Hasalettin bey siz artık Aydın, Denizli ve Muğla Bölgesini de tarayarak oradaki insanların ar- ge yapmasını sağlayacaksınız” dedi. Üç sene bunlarla uğraştım ama çok yorucuydu.

BENDEN SONRA KOLTUĞA REKTÖR OTURDU, ASTRONOMİK MAAŞLAR VERİLDİ

Müdürlük yaparken zannettiler ki ben astronomik rakamlarla maaş alıyorum. 1500 TL maaş alıyordum oysa, yönetim kurulu öyle takdir buyurmuştu. Benden sonra Teknokent’in koltuğuna rektör oturdu. Teknokentler direkt bakanlığa bağlıdır. Buralara böyle idareci kişilerin oturmasını istemiyorlar. Akademisyen bile istemiyorlar. Özellikle ticari mantığı olan, fikirleri pazarlayabilecek insanlar istiyorlardı. Benden sonra rektör oturmuştu ve 9 bin 500 TL maaş alıyordu. Arada çok büyük bir uçurum var.

BAŞARILI ÖĞRETİM ÜYELERİ ARASINDA 8. SIRADAYDIM

15 Temmuz günü ben köydeydi. Kayınpederimin bağı var, oradaydık. Olaydan bir hafta sonra cuma günü sarı zarf ile görevden uzaklaştırıldım. 15 gün sonra ise gözaltına alındım. 21 ay Denizli Kocabaş Cezaevinde kaldım. İlk mahkemem bir sene sonra görüldü. O günlerde Denizli’nin yerel bir gazetesinde “Pamukkale Üniversitesinin başarılı öğretim üyeleri” diye bir haber çıkmıştı. Savunmamı yaparken o gazeteyi gösterdim.

900 öğretim üyesinden 60 başarılı öğretim üyesini uluslararası kriterlere göre listelemişlerdi. Ben 8. sıradaydım. Ve bu 60 kişiden 34’ü o anda tutukluydu. Hakkımdaki iddianame bomboştu. Ali Aydın isimli biriyle yemek yediğim için yargılanıyordum. Tamamen bir tiyatro, senaryoydu. Savcı bir sene sonra ‘yapılan alan araştırmasında böyle bir şahıs yoktur’ dedi. Buna rağmen yine 9 ay daha hapiste kaldım. Sonra da beraat ettim.

Hayatımda hiçbir zaman hiçbir örgütle ilişkim olmadı. Üniversiteyi babamın kazancıyla okudum, kendim ev tutarak kaldım. Ne yurtta ne öğrenci evinde. Üniversitede okurken garsonluk yaptım, 2002’de üç ay İngiltere’de İngilizce kursuna katıldım. Devlet bana bir kuruş destek vermedi. Orada da çalıştım, pizza yaptım. Öyle çalışarak kazandım bugünleri.

KOĞUŞTA KİŞİ BAŞINA 2.1 METREKARE ALAN DÜŞÜYORDU

Cezaevi ortamı oldukça sıkıntılıydı. 4 kişilik koğuşta 11 kişiydik. İnşaatçı arkadaşlar vardı. Yaptıkları hesaplamaya göre kişi başına 2.1 metrekare alan düşüyordu, küp olarak da 2.3 metreküp hava almanız gerekiyor. Tabi orada birbirinize dayanmanız gerekiyor. Kokoreççisi, beyaz eşyacısı, tapucusu, imamı derken değişik değişik insanlar var.

Üç koğuş yan yanaydı. Her hafta 33 kitap okunuyor ve insanlar okuduklarını birbirleriyle paylaşıyorlardı. Tekrar bir eğitim hayatı oldu benim için. Onun dışında büyük sıkıntılar oldu. Ama bizim gibi insanlar ne hikmetse bu sıkıntıları devlet, millet zarar görmesin diye söylemezler. 21 ayı orada çoluk çocuk, aile özlemiyle geçirmiş olduk. 15 Nisan 2018’de tahliye oldum.

Pamukkale Üniversitesi dosyasında 115 kişi yargılanıyordu. Mayıs 2018’de bizim dosyada 48 kişi beraat etti. Zaten çoğunluğun da hep boş iddialar vardı. Mahkeme başkanı ilk duruşmalarda dillendirdi, bu ağır cezalık değil, idari birkaç kişinin problemi diye. Ama 115 kişi orada değişik iftiralarla, karalamalarla yargılandı, ülke boşuna zaman harcadı.

Üç yıldır hücrede tutulan bir akademisyen…

Erdoğan’ın uçağında yüzünü gizleyen Ahmet Hakan sosyal medyanın dilinde

BOLD ÖZEL

Erzurum’daki koronavirüs karantinasından ilk görüntüler

Koronavirüs nedeniyle karantinaya alınan Erzurum’daki hastanelerden ilk görüntülere Bold ulaştı. Özel kıyafetli hastane görevlileri alarmda, hastalar ise panik içinde…

BOLD – İran ve Afganistan’da hızla yayılan hastalığın göçmenlerle birlikte Türkiye’ye gelmesinden endişe ediliyordu. Erzurum’da bulunan bazı hastaneler, koronavirüs nedeniyle karantina altına alındı.

Şehirdeki farklı hastanelerde çekilen bu görüntülerin Türkiye’de ortaya çıkan ilk koronavirüs vakaları olmasından korkuluyor. Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çekildiği belirtilen görüntülerde karantina uygulamasına ilişkin ayrıntılar yer alıyor. Hastanede özel kıyafetli görevlilerin hastaları servislere naklettiği görülüyor.

Erzurum Mareşal Fevzi Çakmak Hastanesinde ise 12 tır şoföründen 7’sinde koronavirüs tespit edildiği ve hastaların karantinaya alındığı bilgisi bulunuyor.

Koronavirüs taşığından şüphelenilen İran’dan gelen bazı hastaların şu an karantina altındaki Şehir Hastanesinde oldukları bildirildi. SSK Hastanesinin ise boşaltıldığı öne sürüldü.
Palandöken Hastanesinde de sadece acil servisin çalıştığı ve diğer servislerin boşaltıldığı kaydedildi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Üniversite sınavında derece yaptı ancak ‘terörist’ iftirasıyla eğitim hakkını elinden aldılar

Hukuk fakültesini derece yaparak kazanan tutuklu öğrenci Emine Altın’ın sınavlara girmesine izin verilmiyor. CİMER’in gerekçesi: “Toplumun güvenliğini tehlikeye düşürebilir!”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – İzmir Şakran Cezaevinde 14 Şubat 2018’den bu yana tutuklu bulunan Emine Altın, 2019 üniversiteye giriş sınavında derece yaptığı halde okumasına izin verilmiyor. Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Altın İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi sınavlarına giremiyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi ile (CİMER) 4-5 kez yazışma yapan aileye 7 Ocak 2020’de gelen en son cevaba göre Altın ‘toplum güvenliğini tehlikeye atabilir’ diye sınavlara alınmıyor.

Cevapta şöyle deniliyor: “Ceza infaz kurumu düzeni ile toplum güvenliğini tehlikeye düşürebileceği, terör örgütü veya diğer suç örgütü üyelerinin örgütsel amaçlı faaliyet ve haberleşmelerine imkân sağlayabileceği, yol, kalınacak ceza infaz kurumu ya da sınav merkezi veya okulda güvenlik açısından sakınca bulunabileceği değerlendirildiği takdirde Cumhuriyet Başsavcılığınca sınırlama…”

BEBEĞİNİ KAYBETTİ, TUTUKLANDI, EŞİ İLE GÖRÜŞTÜRMÜYORLAR

Anayasa’nın 42. maddesinde yer alan “Kimse eğitim öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” hükmü hiçe sayılarak eğitim hakkı elinden alınan Emine Altın’ın annesi Fadime Mersin, yaşanan hukuksuzluğa tepki gösterdi.

Mersin, “Tutuklu olanların okumasına müsaade eden okullar arasında İstanbul Üniversitesi olduğu için bu hukuk fakültesine kayıt yaptırdık. Şimdi sınavlara girmesine izin vermiyorlar. Kızınız terörle yargılanıyor, öğrencilere zarar verir. Mesuliyet alamayız. Burada okutamayız diyorlar. İlk başta devlet izin verirse, masrafları da siz karşılarsınız sınavlara girebilir demişlerdi. Şimdi devlet evlet izin vermiyor diyorlar. Madem okumasına izin verilmeyecekti neden sınava girmesine izin verildi. Hem sevindik hem de sevincimiz kursağımızda kaldı” dedi.

Kayıt sürecinde de çok uğraştıklarını belirten Mersin, “Vekalet için cezaevi ile noter arasında gidip geldik. İki ay son dakikaya kadar uğraştırdılar. Onu halledince bu sefer okul ile sorumuz başladı. Okul ilk önce önce sınavı kazanıp sonra içeri girseydiniz sizi kabul edebiliriz ama içerideyken kazandığınız için kaydınızı alamıyoruz dediler. Derslerine girmediğiniz için sınavlara kabul edemiyoruz dediler. Türkiye’de sadece 5 üniversitede dışarıdan eğitim almak özgürlüğüne sahipsiniz. Bunlardan biri de İstanbul Üniversitesi. O zaman bu ibareyi kullanmasınlar.” ifadelerini kullandı.

Kızının Manisa Turgutlu Rabia Hatun Lisesinden mezun olduğunu ifade eden Mersin, “İlk bine girdi kızım ve böyle şartlar altında okuyan bir çocuk. Görüşe gittiğimde, derece yapan senin kızın mı, o senin kızın mı diye soruyorlar bana. O kadar üzdüler ki bizi anlatamam. Çok mağduriyetler yaşadı” diye konuştu.

Emine Altın cezaevinde açılan kursa devam edip saz çalmayı da öğrenmiş, İzmir Şakran Cezaevi.

İKİNCİ ÜNİVERSİTESİ

Emine Altın aslında matematik öğretmeni. İzmir 9 Eylül Üniversitesi Matematik Öğretmenliği bölümünden mezun. İkinci üniversitesini Türkiye derecesi yaparak kazandı. Okulu bitirdikten bir yıl sonra evlenen Altın’ın maden mühendisi eşi Armağan Altın da Kasım 2017’den beri aynı cezaevinde tutuklu. Eşi tutuklandığında hamile olan Altın, 1,5 aylık bebeğini o süreçte kaybetti. Dört ay sonra da kendisi tutuklandı. Evlilik aşamasındayken de gözaltına alınan Emine Altın, o dönemde serbest bırakılmıştı.

İÇ GÖRÜŞ YAPTIRMIYORLAR

Yeni evli çifte, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandıkları için 2 yıl içinde sadece iki kere kapalı görüş hakkı tanındı. Cezaevinde sağlık sorunları başlayan Armağan Altın’ın aile yakınları “Kan tahlili vermesi gerekiyor ama bir türlü almadılar. 3-4 defa dilekçe yazıp talep etmiş, ama ilgilenilmemiş. Normalde kalp kapakçığından dolayı ameliyat olmuştu. Onun için de kontrol istedik. Uzun süre sonra kontrole götürdüler.” dedi.

Emine-Armağan Altın, 2016.

Tutuklu anne: Kızım intihara teşebbüs etti, oğlum manik depresif oldu

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tutuklu anne: Kızım intihara teşebbüs etti, oğlum manik depresif oldu

İki yıldır tutuklu Nesibe Nur Akkaş, intihara kalkışan kızını, manik depresif teşhisi konulan oğlunu ve tutukluluk sürecinde ailece yaşadıklarını yazdı…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 3 Temmuz 2018’den bu yana Manisa E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan 3 çocuk annesi Nesibe Nur Akkaş, intihara kalkışan kızını, manik depresif teşhisi konulan oğlunu ve ailece yaşadıkları sıkıntıları anlattı.

KIZIM İNTİHARA TEŞEBBÜS ETTİ

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na 6 sayfalık mektup yazan Akkaş, büyük kızının aşırı dozda anti-depresan aldığını ve ölümden döndüğünü söyledi. Akkaş, “Büyük kızım 12 yaşında. 42 ay önce babasının tutuklanmasının ardından geçirdiği travmayla aşırı derece kilo almaya başladı. Ben kızımı Celal Bayar Üniversitesi Hastanesine tedaviye götürüyordum. Zaten 7 yaşından beri ‘Dikkat Eksikliği-Dürtüsellik’ hastalığından dolayı kırmızı reçete ile tedavi gören kızım, 10 yaşında antidepresan kullanmaya başladı. Maruz kaldığı sıkıntılar ve yaşadığı travmalar yüzünden 2018 Kasım ayında tedavisi için doktorun verdiği depresan ilaçları aşırı derece içerek İNTİHAR teşebbüsünde bulundu.” dedi.

NEFESİM DARALMAYA BAŞLIYOR ANNE

Akkaş, kızının Mart 2019’da kendisine gönderdiği ilk ve son mektubunun bir bölümüne de kendi mektubunda yer verdi:

“Anne var ya senin bana verdiğin kolye şu an elimde olan kolye ben onu okula takınca sanki böyle siz beni evde bekliyormuşsunuz gibi bir cesaret doluyordum. Ama önceki hafta okulda kolye, bileklik vs takılması yasaklandı. Bir anda içimi dolduran şey çıkıp gitti. Sanki birisi gücümü almaya çalışıyormuş gibi sanki sizin cezaevleriniz her bir saniyede daha da uzaklaşıyor gibi, sanki açık görüşler hiç gelmeyecek gibi, yüzünüzü, o güzel tebessümle bakan yüzünüzü çok az görecekmişim gibi sanki biri kalbimi sıkıştırıyor ama bırakmıyor anne, size o kadar çok ihtiyacım var ki… Anne biliyor musun ben geceleri kolyeyi alıp seninle konuşa konuşa ağlıyorum. Anne hani ben zehirlendim ya boru soktukları yer böyle üzülünce ama çok üzülünce sanki boğazımda bir şey var da nefes almama izin vermeyecekmiş gibi oluyor ondan sonra gerçekten nefesim daralmaya başlıyor ve nefes alamamaya başlıyorum… Ve artık bu çok sık oluyor.”

İki kızı, bir oğlu bulunan Nesibe Nur Akkaş çocuklarıyla bir görüş gününde.

OĞLUMA MANİK DEPRESİF TEŞHİSİ KONULDU

Tutuklandığından bu yana 16 yaşındaki oğlunun İzmir’de şizofren anneannesi ile kaldığını belirten Nesibe Nur Akkaş, “15 tatilde çok ısrar etmemin üzerine doktora götürülen oğluma doktor manik depresif teşhisi koymuş, düzenli muayeneye çağırmış. Şu an doktora götürebilecek kimse yok maalesef. Çünkü doktoru Turgutlu’da, okulu İzmir Çiğli’de, annemin evi İzmir’in Evka 4’ünde. Hepsi çok ters yerlerde. Devamsızlık ve derslere odaklanma, katılım problemi yaşayan oğlum çoğu zaman öz bakımını yapmakta bile zorluk çekiyor.”

Nesibe Aktaş, sadece çocuklarının değil kendisinin sağlık sorunları yaşadığını da ifade ediyor. Gözaltına alındıktan bir gün sonra hastalıkları nedeniyle İzmir Kadın Doğum Hastanesi ve Turgutlu Devlet Hastanesinde operasyon göreceğini söyleyen Akkaş, “Gözaltına alındığım günün ertesi kadın hastalıklarından operasyon geçirecektim. Cezaevi şartlarından dolayı hastalıklarım ilerledi, bazıları tedavi edilmiyor. Damar ameliyatı olmam gerekiyordu, bu şartlarda çok riskli olduğu için olamadım. Kalp-damar, kadın hastalıkları, üroloji, KBB, fizik tedavi (bel fıtığı oluştu, sağ bacağım uyuşuyor) beyin cerrahisi, Nüroloji gibi bölümlerle ilgili tedaviler görüyorum. Doktorlar tarafından şartlar değişmedikten sonra iyileşmemin çok mümkün olmadığı ifade edilmekte.” diye yazdı.

OĞLUMU 6 AY HİÇ GÖRMEDİM

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Nesibe Nur Akkaş’ın eşi de 42 aydır tutuklu. Dosyası Yargıtay’da bulunan Akkaş, mektubunu çocuklarının ruhen kan kaybettiğini, dayanma gücünün kalmadığını söyleyerek bitiriyor ve “Ne olur sesimi duyun” diyor.

“Kızlarımı sadece ayda 1 veya 2 ayda bir görüşüme gelince görebiliyorum. Oğlumu ise 6 ay hiç görmedim. Çocuklarımdan sağlıklı bilgi ve haber alamıyorum. Ciddi manada ruh ve beden sağlıkları ile eğitim hayatları adına endişe etmekteyim. Çocuklarım aile kavramını yitirmiş durumdalar. Bir daha bir araya gelemeyeceğimizi sanıyorlar. Psikolojileri çok kötü durumda. Aile Birlik ve Bütünlüğümüz Parçalanmış durumda. Bu yaşadığım durumları anlatabilecek kimsem olmadığı için sesimi sizin aracılığınızla vicdan sahiplerine sesleniyorum. Çocuklarım ruhen kan kaybediyorlar. Yaşları belki çok küçük gibi gelmiyordur belki size ama emin olun kundaktaki bebekten daha kötü ve annelerine ihtiyaçları olan aciz bir durumdalar. Anlatmaya çalıştığım mağduriyetler artık dayanma gücünün tükenmesine sebep oluyor. Ne olur sesimi duyun.”

NESİBE NUR AKKAŞ’IN ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ MEKTUBUN ORİJİNALİ

Tutuklu anne Elif Güven: 40 ay önce dağılan yuvamın hüznünü yaşıyorum

 

Okumaya devam et

Popular