Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

RAND Raporu üzerinden Türkiye’ye bakmak

RAND Corporation, ABD Ordusu için Türkiye’nin geleceğine ilişkin bir rapor hazırladı. Rapora göre ABD-Türkiye ilişkileri şekillenecek. İşte raporun analizi.

Fatih Yurtsever

BOLD ANALİZ 

ABD’nin önemli düşünce kuruluşlarından RAND Corporation tarafından çoğunluğu ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nda Türkiye uzmanı olarak çalışan akademisyenlerce ABD Ordusu için “Türkiye’nin Milliyetçi Rotası: ABD-Türkiye Stratejik İlişkileri ve ABD Ordusu açısından sonuçları” konulu bir rapor yayımlandı. Raporu talep kurumunun ABD Ordusu olması, önümüzdeki dönemde ABD’nin Türkiye ile ikili ilişkileri hangi alanlarda, ne şekilde devam ettirmek istediğine dair önemli veriler ortaya koyuyor.

Türkiye’nin özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, Rusya ile Suriye özelinde geliştirdiği ikili ilişkiler ve S-400 alımı nedeniyle Türk-Amerikan ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde ilerlemediği bir gerçek. Son NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’nin Doğu Avrupa ve Baltık Ülkeleri’nin savunmasını öngören NATO planını veto edebileceğine yönelik açıklamaları da Başkan Trump dışında, ABD’de Türkiye’ye karşı oluşan olumsuz havanın pekişmesine neden oldu. Son yıllarda Türk-Amerikan ilişkileri ciddi yaralar alırken, mahiyeti konusunda kimsenin çok fazla bilgi sahibi olmadığı Erdoğan-Trump ikili ilişkileri gündemi belirlemeye devam etti.

Böyle bir ortamda Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğine yönelik hazırlanan bu rapor yakından incelenmeyi hak ediyor. Rapordan sıralayarak ilerleyelim:

Türkiye İçin Gelecek Senaryoları Neler?

1. Zorlu Müttefik: Türkiye-ABD ilişkileri mevcut seyrinde devam eder. Türkiye kendi kolektif güvenliği açısından NATO harekatlarına katılmaya devam eder. Zaman zaman gerginlikler yaşansa da Türkiye, ABD ve Avrupa ile ilişkilerini farklılıklara ve büyük krizlere neden olmadan karşılıklı “al-ver”e dayalı olarak sürdürmeye devam eder.

2. Yeniden Demokrasinin Hayat Bulması: Güçlü ve toplumsal tabanı sağlam bir muhalif hareketin ortaya çıkması durumunda (bu hareket bir koalisyon hareketi de olabilir) 2023 yılında Erdoğan iktidardan iner, 2017 yılında yapılan Anayasa değişikliği iptal edilir, Türkiye parlamenter sisteme geri döner, Türk dış politikasının yönü tekrar Batı olur.

3. Stratejik Denge: Türkiye daha belirgin bir biçimde Batı’dan uzaklaşmaya, Rusya, İran ve Çin ile ilişkilerini geliştirerek ABD ve NATO’ya karşı denge kurmaya yönelir.

4. Avrasya gücü: Türkiye bir Avrasya gücü olmak için NATO’dan çıkar yeni ittifaklar sistemine yönelir. Bu durum daha büyük kırılmalara neden olacağı için askeri olarak karşı karşıya gelme riskini de yükseltir.
ABD için Türkiye’nin alternatifi Yunanistan ve Romanya olabilir.

Rapor, yukarıda bahsedilen senaryoların olasılık ihtimalleri arasında bir derecelendirme yapmasa da genele hâkim olan dil ve anlatımdan en olası senaryonun birinci senaryo olduğu söylenebilir. Erdoğan’ın NATO Zirvesi öncesinde yaptığı kararlı açıklamalara rağmen Baltık Planı’nı onaylaması, NATO harekatlarına tam destek sağlanması ve bunun her fırsatta Savunma Bakanlığı tarafından gündeme getirilmesi de halen NATO’nun Türkiye’nin güvenliğindeki en makul seçenek olduğunu gösteriyor. Ancak, raporda Türkiye’nin zaman zaman Rusya ile çalışmayı tercih edebileceği, bu nedenle de ikili ilişkilerdeki öngörülemezliğin devam edeceği, İncirlik Üssü ve Kürecik Radarının geçici veya sürekli olarak kapatılmasına karşı mutlaka önlem alınması gerektiği de vurgulanıyor. Erdoğan’ın ABD ile ilişkiler ne zaman gerilse İncirlik ve Kürecik Radarı’nın kapatılmasını gündeme getirmesi de bu değerlendirmeyi doğruluyor. ABD’nin Yunanistan ve Romanya ile ilişkileri geliştirmesi Türkiye’deki üs ve tesisler için alternatif seçenekler arayışında olduğunu gösteriyor.

Erdoğan ABD’nin alternatif siyasi oluşumlara destek vermesinden korkuyor

Raporda yer alan “Türkiye’de umut vaat eden bir muhalefet lideri ya da koalisyonunun ortaya çıkması durumunda Erdoğan ve AKP 2023’te iktidardan indirilebilir. Bu durumda Türkiye’den daha uzlaşmacı bir yaklaşım beklenebilir. Zira, 2018’te parlamentoya seçilen üç muhalefet partisi de NATO ve AB ile ilişkilerin canlandırılmasına yönelik çağrılarda bulunuyorlar. Yine de kamuoyunda var olan ABD ve AB’ye yönelik derin şüpheler gelecekte Türkiye ile varılacak olası bir uzlaşmanın hızını ve kapsamını sınırlayabilir.”

Değerlendirmeden de açıkça anlaşılacağı üzere ABD, umut vaat eden, Türkiye’yi tekrar Batı rotasına sokacak, parlamenter demokrasiyi tekrar hayata geçirebilecek bir siyasi oluşuma destek verebilir. Henüz Ali Babacan kuracağı siyasi partiye ilişkin süreci tamamlamamış olsa da uluslararası finans kuruluşları nezdindeki yüksek kredisi yanında ABD’nin desteğini alabilecek olması, Erdoğan’ı fazlasıyla rahatsız ediyor. Son dönemde CHP üzerinden yürütülen “FETÖ’nin siyasi ayağı” tartışmalarının aslında Ali Babacan liderliğindeki siyasi oluşumu hedef aldığını söyleyebiliriz.

Ergenekon için Hulusi Akar halen bir tehlike unsuru

“ABD ordusu ile TSK arasındaki ilişkiler Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın artan önemi dikkate alınarak- derinleştirilmeli ve ABD-Türkiye Üst Düzey Savunma Grubu yeniden canlandırılmalı” ABD halen Türkiye’de ilişki kurulabilecek en uygun kişinin Savunma Bakanı Hulusi Akar olduğunu düşünüyor. Erdoğan İncirlik Üssü’nün kapatılabileceğini söylediğinde ABD Savunma Bakanı Esper bu konuda yapılan açıklamanın ne kadar ciddi olduğunu anlayabilmeleri için Hulusi Akar ile görüşmesi gerektiğini söylemişti. Türkiye ve NATO ilişkileri gerildiğinde yine Hulusi Akar yaptığı açıklamalar ve yazdığı makalelerle Türkiye’nin NATO üyeliğine olan bağlılığını vurgulayarak ortamı sakinleştiren kişi olmuştu.

Son günlerde Hulusi Akar, kamuoyunda Libya ile yapılan anlaşmanın mimarı olarak gösterilen Amiral Cihat Yaycı üzerinden bir tartışmanın içine çekiliyor. Nedim Şener ve Müyesser Yıldız yazdıkları yazılarda başarılarına rağmen Cihat Yaycı’nın Hulusi Akar tarafından emekli olmaya ve istifa etmeye zorlandığını yazdılar. Cihat Yaycı ve Erdoğan arasında TSK tarihinde hiçbir tümamirale nasip olmayacak derecede bir yakınlık var. Hatta Piri Reis denizaltısının denize indiriliş töreninde Erdoğan bizzat Cihat Yaycı’nın ismini anarak kendisine yaptıklarından dolayı teşekkür etmişti.

Anlaşılan Ergenekon ekibi Cihat Yaycı’yı gündemde tutarak hedef haline getiriyor, Hulusi Akar’ı hamleye zorlayarak Erdoğan ile aralarını açmaya çalışıyor. ABD’nin Hulusi Akar’ı iş birliği yapılabilecek bir aktör olarak görmesi ve Hulusi Akar’ın Ali Babacan ve siyasi oluşumuna yeşil ışık yakma ihtimali, Ergenekon’u Hulusi Akar’ı oyun dışına çıkarmak için daha fazla güç harcamaya zorlayacaktır.

Erdoğan tehlikenin farkında

RAND raporunda TSK’da orta seviye subayların, komuta kademesi ve siyasiler ile kurdukları ilişkiden rahatsız oldukları, tasfiyeler nedeniyle sıranın mutlaka kendilerine geleceğini düşündükleri, bu nedenle endişeli oldukları ve bu rahatsızlığın bir noktada başka bir darbe girişimine neden olabileceğine de yer verilmiş. Hatta Erdoğan’ın bu durumdan haberdar olduğu ve tehlikeyi ciddiye aldığı da ifade edilmiş.

Erdoğan bu raporu ciddiye alırsa önümüzdeki günlerde TSK’nın orta kademe subaylarına yönelik tasfiye operasyonlarının hız kazanacağı söylenebilir. Erdoğan’ın diğer politik hedeflerinin yanında devamlı Türk askerini ülke toprakları dışında tutacak şekilde bir dış politika izlemesi de TSK’yı devamlı meşgul etmeye çalıştığının işareti olarak algılanabilir.

Sonuç olarak ABD Türkiye ile olan ilişkilerini TSK üzerinden sürdürmeye karar verirse bu durumun hem iç hem de dış politikaya yansıyacak önemli sonuçları olacaktır.

Arap Entelektüeli Erdoğan’a nasıl bakıyor: Çarpıcı bir İhvan yazısı

Analiz

Diktatörleri karşısında kör olmayı tercih edenler yaşatır

AİHM’in resmi internet sitesine girdiğinizde, mahkemenin tanıtım filmiyle karşılaşıyorsunuz. Erdoğan’a karşı davranışlarında AİHM üyeleri oturup bu tanıtım filmini tekrar izlemeli.

BOLD ANALİZ

FATİH YURTSEVER

Diktatörleri karşısında kör olmayı tercih edenler yaşatır

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin resmi internet sitesine girdiğinizde, mahkemenin tanıtım filmini izleyebilirsiniz. İnsanlık en çirkin yüzünü II. Dünya Savaşı’nda gösterdi. Milyonlarca insan öldürüldü, soykırıma uğradı. İşte bu tanıtım videosunda AİHM’nin insanlığın bir daha aynı vahşeti tekrar işlememesi için kurulduğu anlatılıyor. Temel hak ve özgürlüklerin korunması görevi insanlık adına AİHM’e veriliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasal olarak AİHM’nin yargı yetkisini tanıyor ve mahkemenin kararlarının yerel mahkemelerce dikkate alınacağını teminat altına alıyor. Buraya kadar her şey çok güzel. Ancak Türkiye için durum fiiliyatta çok farklı. 15 Temmuz Erdoğan Darbesiyle Türkiye’de anayasal düzen askıya alındı. 20 Temmuz Yenikapı mitingi ile de Türkiye’de muhalefet ve sivil toplumun desteğiyle Erdoğan Diktatörlüğü ilan edildi.

Maalesef Batı Hitler’de yaptığı aynı hatayı, Erdoğan vakasında da tekrarlıyor. Hitler Çekoslavakya’yı işgal ettiğinde üç maymunu oynanan Batı, daha sonra yapacakları konusunda Hitlere bilerek veya bilemeyerek en büyük desteği verdi. Tarih tekerrür etti ve Erdoğan rejimi ülkede kitlesel kıyıma başladığında en büyük onayı, KHK’lar konusunda iç hukuk yollarının tüketilmediğine karar veren AİHM verdi. AİHM bu kararı nasıl verdi? İşkenceden ağzı, yüzü dağılmış askerlerin görüntüleri havuz medyasında 24 saat gösterilirken, bir gecede 2500 hâkim- savcı tutuklanırken, yüksek yargı mensupları tekme tokat gözaltına alınırken, verdi.

Şimdi sormak lazım AIHM yargıçlarına; acaba bir kere olsun tanıtım videonuzu izlerken, aklınıza bilerek ve bilmeyerek meşruluğuna en büyük katkıyı yaptığınız Erdoğan Diktatörlüğü’nün yaptığı zulümler geliyor mu?

Şu anda TBMM af tasarısı görüşülüyor. Ahmet Altan gibi, tek yaptığı fikrin namusunu korumak olan bir entelektüel içeride KORONA çaresizliğine terk edilirken, Gladio artığı mafya bozuntuları dışarı çıkacak ve siz halen hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam edeceksiniz. Tarih sizi, Hitleri destekleyenleri nasıl anıyorsa öyle anacak.

Colorado Üniversitesi psikoloji profesörü Fred Coolidge göre ”Diktatörler kendi kişilikleri etrafında yaratılmış bir kültün reklamını yapmak için milyonlarca dolar harcamaktan çekinmezler ve başkaları ile empati kurmayı başaramazlar, onlar için kayda değer tek şey kendi ihtiyaçlarıdır’. Kendi ülkesinde ekonomik koşullar nedeniyle sokağa çıkma yasağı ilan edemeyen, halkından para dilenen Erdoğan rejimi, insani yüzünü Cumhurbaşkanlığı amblemiyle İtalya ve Fransa’ya yardım malzemesi göndererek göstermeye çalışıyor. Bu riyakâr ve amacı Fred Coolidge tarafından gayet açık ifade edilen bu ucuz harekete alkış kimden geliyor? NATO Genel Sekreteri’nden.

Şimdi NATO Genel Sekterine sormak lazım. NATO, bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasını, liberal demokrasinin ve serbest piyasa ekonomisinin teminat altına alınmasını garanti etmiyor mu? Erdoğan gibi diktatörlerin yaptıklarını alkışlayarak mı koruyacaksınız demokrasiyi. Nasıl olsa Erdoğan istediğiniz kadar gemi, istediğiniz kadar asker veriyor, size sorun çıkarmıyor. Bu mu demokrasi anlayışınız?
Evet, dünya bir salgın hastalıkla karşı karşıya. Bir insanlık trajedisi yaşanıyor. 21.yy tarihi, koronadan önce ve koronadan sonra diye, yazılacak. İnsanlık bir kere daha kurtuluşun, evrensel ahlaki-insani değerlerde olduğunu görecek. Acılar bir kere daha insanlığı vicdan rotasına sokacak. Yeni kurumlar inşa edilecek ve orada yaşanan acılar bir daha yaşanmasın diye, geçmiş hatalar insanlığın zihnine kazınacak. Batı’nın demokratik kurumları AIHM, AB Konseyi ve NATO! Son bir şansınız var. Artık diktatörlerin odununa ateş taşımayın. Binlerce masumun Erdoğan Diktatörlüğünde hapishanelerde ölmesine izin vermeyin. 21.yy. Türk hapishanelerinin Aushwitz Kampları olmasına müsaade etmeyin. Unutmayın diktatörler kadar onların yaptıklarına sessiz kalanlar da suçludur. Bugün sessiz kalarak aynı suça ortak olmayın.

Okumaya devam et

Analiz

Prof. Ferhat Kentel korona sonrası dünya sisteminin değişeceğini düşünüyor

Korona sonrası toplumsal ilişkilerin de devlet sisteminin de değişebileceği yönünde analizler var. Prof. Kentel’e göre bu otoriterleşme yönünde olacak.

BOLD – Salgın küresel ekonomik sisteme de büyük darbe vurmuş durumda. Borsalarda sert düşüşler yaşanırken, Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya gibi birçok ülke faizleri indirme yoluna gidip, açıkladıkları ekonomik paketlerle ekonomilerindeki yangını söndürme telaşında. Salgından en çok etkilenen ülkelerde, sağlık sistemi çökme tehlikesi ile karşı karşıya.

Prof. Dr. Ferhat Kentel, her geçen gün yıkıcı etkilileri artan salgınla birlikte krize giren kapitalist sistem ile toplum-birey ilişkisini MA’ya değerlendirdi.

Kapitalizmin “krizleri fırsata çevirme alışkanlığı” olduğunu vurgulayan Kentel, şunları söyledi: “Tüm dünyada belirsizlik, korku ve güvensizlik karşısında serpilmiş olan otoriter popülist, milliyetçi ve ırkçı akımlar, tam da bu kapitalizmin yeniden üretilebilmesi için mükemmel bir altyapı oluşturmuştu. Bugünkü salgın ve korkusu vasıtasıyla muhteşem bir totaliter kontrolün sağlanmasının da önü açılmış oldu. Kapitalizmin, sınıflar arasındaki farkın can yakıcı hale geldiği bir zamanda, sistemin sorgulanması da beklenebilir bir şeydi. Bu sorgulama ihtimal ve imkânlarına karşılık, koronavirüs vesilesiyle kapitalizm yeni bir yapılanmaya girecek gibi görünüyor. Totaliter rejimler ya da kapitalizmin totaliter yollarla yeniden üretilmesi için mükemmel bir fırsat veriyor.”

DÜNYA DAHA OTORİTER OLABİLİR

Prof. Dr. Kentel, salgının iktidarlara yurttaşları üzerinde hiç olmadığı kadar bir kontrol sağlama imkanı sunduğunun altını çizerek, küresel korkularla üreyen, ancak ulusal ölçeklerde sağlanan totaliter kontrolün küresel bir kontrolü de beraberinde getirdiğini kaydetti. Kentel, “Başka bir ifadeyle küresel bir sorun, ulusal önlemler vasıtasıyla sadece salgına dair olmayan bir küresel korku ikliminin, güvensizliğin yerleşmesini sağladı. Bu güvensizlik çok daha büyük totaliter kontrol ve manipülasyon imkân ve tekniklerinin de düşünülmesine, harekete geçirilmesine zemin hazırlıyor. Yani sistemin çöküşü değil ama sistemin var olmak için, içine aldığı yeni bir iktidar teknolojisinden ‘taktiklerden’ bahsedebiliriz. Artık ‘genelleşmiş’ korkular ve tehditler konusunda bırakın itiraz etmeyi, soru sormak bile çok cesaret isteyecek” diye belirtti.

Bu tehlike nedeniyle geleceğe dönük öngörülerin ihtiyatlı olduğuna dikkat çeken Kentel, birbirine taban tabana zıt ve hiç umulmayan sonuçların ortaya çıkabileceğini ifade etti. Kentel, “Önümüzdeki dönem; kapitalizmin daha totaliter versiyonları ve onun yaratacağı felaketler ile özgürlük ve adalet talep eden toplumsal hareketlerin sağlayacakları göreli olarak dengeli bir toplumsal yapı arasındaki bir yelpazede şekillenecek” dedi.

YENİ TOPLUMSAL RİTÜELLER ORTAYA ÇIKABİLİR

Kentel, bununla birlikte haftalar boyunca evlerine kapanmış insanların, özellikle çocukların edinmiş oldukları yeni sosyalizasyon, başkalarıyla yakınlaşma teknikleri ve ritüelleriyle birlikte başka tür toplumsallıkların ortaya çıkabileceğini de kaydetti. Yine hayatımızda zaten çok önemli bir yere sahip olmuş olan dijital medyanın her şeyin bir simülasyonuna dönüşebileceğini belirten Kentel, diğer taraftan büyük çoğunluklar evlerinde “yalnız bireyler” olmuşken, onların boş bıraktıkları kamusal alanlar, sokaklar ve iktidar alanların bazı muktedirlerin çok daha rahat at oynattıkları yerler haline gelebileceğini kaydetti.

Sıradan insanların bu yeni durumlarda bile, bin yılların birikiminden gelen tecrübelerine, yapma yollarına, var olma tekniklerine bağlı olarak, üretecekleri yeni toplumsal ilişkiler söz konusu olabileceğini söyleyen Kentel, son olarak “Hannah Arendt’ten aktararak söyleyecek olursam evet, insanlar çok şiddet ürettiler, savaşlar yaptılar, öldürdüler ama bu öldürme çabası, yaşama arzusundan hiçbir zaman daha güçlü olmadı” sözlerini sarf etti.

Okumaya devam et

Analiz

Libya’ya silah ticareti ve Erdoğan ailesi

Viktor Baranets; Libya’da ölen Türk askerlerinin tam sayısının açıklanmasının Türkiye’deki bir askeri darbeye neden olabileceğini düşünüyor. Sırrı ise silah ticaretinde…

BOLD ANALİZ

FATİH YURTSEVER

Libya’da Erdoğan’ın Silah Ticareti Tehlikeye mi Giriyor?

Türkiye’de ve dünyada tüm insanların gündemi korona virüsü ile mücadeleyken, Erdoğan için hayat korunaklı sarayında, doktor gözetiminde kaldığı yerden devam ediyor. Ancak son günlerde Libya’da ve Akdeniz’de yaşanan gelişmeler Erdoğan’ın huzurunu bozacağa benziyor.

İlk gelişme BBC muhabiri Benjamin Strick tarafından açık kaynak bilgileri kullanılarak hazırlanan “hayalet gemiler” gemiler konulu haberin yayımlanması ile başladı. Haberin yayımlandığı gün AB ülkeleri büyükelçileri BM Güvenlik Konseyi Kararları doğrultusunda, Libya’ya uygulanan silah ambargosunun kontrolü için 31 Mart tarihinde IRINA adlı bir harekatın başlatılmasına karar verdi.

Rusya Federal Haber Ajansı’nda 27 Mart tarihinde “Erdoğan’ın Hırsları Libya’da Onlarca Türk Askerinin Hayatına Mal Oluyor” konulu bir haber analiz yayımlandı. Analize göre; Türk askerleri Libya topraklarında ölmeye devam ediyor. Erdoğan, olası iç politik sonuçlarından dolayı kamuoyundan can kayıplarını saklıyor. Pravda gazetesinin askeri danışmanı emekli Albay Viktor Baranets; ölen Türk askerlerinin tam sayısının açıklanması halinde bunun Türkiye’deki bir askeri darbeye neden olabileceğini düşünüyor.

Türkiye’nin bölgede 2000 civarında askeri bulunuyor. Türk askerleri Mitiga sivil hava limanını askeri bir üs olarak kullanıyor. Şubat ayı başından itibaren General Hafter güçlerince yapılan saldırılar sonucunda 16 Türk askeri ile İHA’ları kontrol eden 2 sivil mühendis hayatını kaybetti. Yerel kaynakların iddiasına göre 22 Mart tarihinde Ain Zara Bölgesi’nde yaşanan çatışmalarda 50’den fazla Suriyeli para asker ile Türk askeri öldürüldü. General Hafter’e yakın kaynaklar Erdoğan rejiminin öldürülen askerlerin cesetlerini, yapılan çağrılara rağmen teslim almadığını iddia ediyor. Viktor Baranets söz konusu iddianın doğru olabileceğini, cesetlerin Türkiye gönderilmesinin halk nezdinde infiale neden olacağını ve bunun da Türkiye’de bir askeri darbeyi tetikleyeceğini düşünüyor.

Bu gelişmeler yaşanırken 28 Mart tarihinde NATO Deniz Muhafızı Harekâtına katılan Fransız firkateyninin Libya’ya silah taşıdığı, içerisinde hava savunma silah sistemleri bulunduğu gerekçesiyle Haydarpaşa Limanı’ndan kalkan PS PRAY adlı yük gemisinin rotasını değiştirmeye zorladığına yönelik haberler, Rus, Bulgar ve Yunan basınına düştü. Peki gerçekten Libya’da askerimiz ne için ölüyor, yaşanan bunca gelişmenin arkasında ne yatıyor?

Kitabın ortasından konuşmak gerekirse; Erdoğan rejimi BM Güvenlik Konseyi Karaları doğrultusunda uygulanan silah ambargosuna rağmen, Libya Ulusal Mutabakat Hükumetine silah satışından ciddi paralar kazanıyor. Bu paranın devletin kasasına girmediği aşikâr. BBC’de yayımlanan görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla araç ve silahların bir bölümü Sakarya Tank ve Palet fabrikasında üretiliyor. Yakın zamanda bu fabrikanın mali sıkıntılar bahane edilerek özelleştirme kapsamında Katar ve Ethem Sancak ortaklığına satılmasının arkasında da yatan esas nedenlerden birisi, söz konusu silah ticaretinin daha kolay yapılması.

Erdoğan rejimi silah ticaretini perdelemek ve olası asker kayıpları konusunda halktan gelebilecek tepkileri bertaraf etmek için, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının sınırlandırılmasını anlaşmasını imzaladı. Milli bir mesele olarak Doğu Akdeniz’ deki hak ve menfaatlerimizin korunmasının bu anlaşmaya bağlı olduğu konusunda yapılan bilgi bombardımanı sayesinde, Sarraç Hükumetinin desteklenmesi, silah ve asker sevkiyatı kamuoyunda ciddi şekilde tartışılmadı.

Ancak 18 Şubat tarihinde Trablusgarp Limanı’nda bulunan bir ticari gemiye yapılan saldırı sonucunda silah ticaretini koordine etmek için bölgede bulunduğu anlaşılan asker kökenli Mit mensuplarının öldürülmesine yönelik haberlerin Odatv İnternet Sitesinde yayımlanasından sonra gazeteciler Barış Pehlivan, Barış Terkloğlu ve Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel tutuklandı. Gazetecilerin tutuklanması Erdoğan rejiminin Libya konusunda ne kadar çamura battığının bir işareti olarak görülebilir. Eğer gözdağı verilmese, gazeteciler sindirilmeseydi, bu konunu üzerine gidilecek belki silah ticaretinin kirli yüzü ile gerçek ölü sayısı da ortaya çıkacaktı. Bu saatten sonra hapse girmeyi göze almadan bu konularda haber yapılamayacağı ortada. Türk kamuoyu bu tür haberleri dış medyadan öğrenmeye devam edecek.

Tabi bu konulara yönelik Rus medyasında haberlerin çıkmasını da pek hayra yormamak gerekiyor. Daha önce yaşanan benzer hadiselerde bu tür dosyalar masaya geldiğinde veya basına yansıdığında, Erdoğan rejimini kendi bekası için ülkenin geleceğini ipotek eden tavizler vermişti.

Libya ve Suriye konularında bugüne kadar Suriyeli mültecileri Türkiye’de tutma karşılığında Erdoğan rejiminin yaptıklarına sessiz kalmayı yeğleyen Avrupa ülkeleri, Erdoğan’ın mültecileri Yunan sınırına yığması karşısında tutum değiştirmişe benziyor. Akdeniz’de Libya’ya yönelik silah ambargosunun denetlenmesine yönelik 31 Mart tarihinde başlatılacak IRINA harekâtı bu değişimin somut göstergesi. Üstelik daha harekât başlamadan Fransız firkateyni tarafından silah yüklü olduğu iddia edilen yük geminin rotasını değiştirmeye zorlanması da bundan sonra yaşanacakların işareti olarak düşünülebilir.

ABD’de bir televizyon kanalına verdiği röportajda Başkan Trump “Ben Kürtlere ve Erdoğan’a anlaşın dedim, önce kabul etmediler, sonra kabul ettiler” ifadesini kullandı. Buradan da anlaşılacağı üzere Erdoğan için tek kırmızı çizgi kendi bekası. Bunun için silah ve petrol ticaretinden kazanacağı para. Erdoğan daha önce nasıl IŞID petrollerini pazarlayarak nasıl para kazandı ise, bugün de aynı ticareti devam ettirmek için PYD ile masaya oturabilir.

Libya meselesine bu zaviyeden bakılmadığı takdirde olayları tam olarak anlayamayız. Erdoğan mültecileri sınıra yığarak Avrupa’nın canını yaktı, ancak elindeki en büyük kozu da kullanmış oldu. Şimdi sıra Avrupa ülkelerinde. Bakalım Libya’dan Erdoğan kasasına para akışını engelleyebilecekler mi? Ya da Erdoğan bu sefer Avrupalılara hangi konuda taviz vererek silah ticaretini devam ettirecek?

Okumaya devam et

Popular