Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Erdoğan’ın aklında ne var?

Siyasi olarak içeride ve dışarıda zor günler geçiren Tayyip Erdoğan, ulusalcı cenahı tahrik ederek TSK içerisinde hamle yapmaya zorlayacak. 15 Temmuz’daki gibi kitlesini diri tutmaya çalışacak.

FATİH YURTSEVEN

BOLD ANALİZ – 2020 yılı dünyada ve Türkiye’de süratli başladı. Birkaç sene öncesine kadar alternatifi olmadığı varsayımıyla dış aktörlerin kendisine mecbur olduğunu düşünen Erdoğan için hem içeride hem de dışarıda siyasi hava değişmeye başladı. ABD’li düşünce kuruluşu RAND Corporation tarafından ABD Ordusu için hazırlanan raporda da Türkiye için öngörülen gelecek senaryoları içerisinde orta kademe subayların darbe yapabileceğine dair bir seçenekten bahsedilmesi ve alternatif siyasi oluşumların ortaya çıkması Erdoğan’ın planlarını değiştirdi.

ASKERLER ÖNCÜ ROL OYNAYACAK

Gazeteci Cansu Çamlıbel ABD’nin Avrupa Ordusu’nun komutanlığını yürüten emekli Korgeneral Ben Hodges ile bir röportaj yaptı. Hodges şu değerlendirmeleri yaptı:

“ABD ile Türkiye arasındaki ilişkinin çerçevesini güncellememiz gerektiğine hiç şüphe yok. Mevcut çerçeve on yıllarca iyi işledi ancak bu çerçeve Soğuk Savaş döneminin çerçevesidir ve bugün artık güncellenmesi şart. Güncellenirken de Türkiye’nin maruz kaldığı güvenlik ve stratejik sınamalar göz önünde bulundurulmalı. Sadece Rusya’dan kaynaklı sınamalardan bahsetmiyorum. Genelde askerler siyasetin önündedir çünkü iki tarafta da benzer sorumluluklara sahip profesyonel askerler görev yapar ve rutin olarak yapılması gerekenler konusunda birbirlerini anlarlar. İki ülke ordusunun birlikte çalışmaya devam etmesinin iki ülke ilişkilerinde güvenin yeniden tesisi için bir köprü vazifesi görebileceğine inanıyorum.”

Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere Türk-Amerikan ilişkileri yeni bir döneme girecek ve özellikle bu dönemde Türkiye’de askerler belirleyici rol oynayacak.

OYUNUN KURALLARINI DEĞİŞTİRMEK ZORUNDA

Erdoğan’ın siyasi gidişatı okuma ve bu yönde koalisyon kurma becerisi ortada. 15 Temmuz sonrasında oluşan toplumsal havanın da etkisiyle kendince TSK’da bir tasfiye yaptı. Ancak; Erdoğan şu anda TSK üzerinde kontrolün tamamen kendi elinde olmadığını, ulusalcı ve milliyetçi kadrolarının önemli noktaları işgal ettiğini biliyor. Hal böyle iken kendisinden sonrasına yönelik planlarının yüksek sesle konuşuluyor olması Erdoğan’ı yeni bir hamle yapmaya ve oyunun kurallarını değiştirmeye zorluyor.

İLK HAMLE UKRAYNA ZİYARETİ

Erdoğan 3 Şubat’ta Ukrayna’ya günü birlik resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Ukrayna Doğu Avrupa ve Karadeniz’in kontrol için sahip olduğu coğrafi konum ve Rusya ile olan ilişkileri nedeniyle AB ve ABD açısından son derece önemli. Erdoğan daha önceki ziyaretlerinde Rusya ile olan ilişkisini de dikkate alarak kullandığı temkinli dilin aksine, bu ziyaretinde Ukrayna’ya askeri yardım yapılması, Hazar gazının TANAP üzerinden Ukrayna’ya taşınması gibi Rusya’yı rahatsız edebilecek konulara girdi. Özellikle Erdoğan’ın Ukrayna askerini selamlarken kullandığı “Slava Ukraine-Yaşasın Ukrayna” ifadesi ciddi rahatsızlığa neden oldu. Zira, bu ifade İkinci Dünya Savaşı’nda Ukrayna’daki Nazi işbirlikçileri tarafından kullanılan bir slogan. Ziyaret sonrasında Rus basınında çıkan haberler de bu rahatsızlığı doğruladı.

Erdoğan kritik zamanlarda kendisine alan açmak için yapacağı hamleleri çok iyi hesaplayan bir lider. Daha önceki hamlelerinden de alışık olduğumuz üzere pazarlığı yüksekten açmayı, kendi düşmanını seçmeyi ve pazarlık masasına eli güçlü bir şekilde oturmayı tercih ediyor. TürkAkım, Akkuyu Nükleer Santrali, S-400 tedariki ve Montrö Boğazlar Sözleşmesinin bazı hükümlerinin Rusya lehine yorumlanması gibi konularda, Putin için kendisinin ne kadar değerli olduğunu biliyor. Siyasi olarak varlığının Suriye’deki krizinin devam etmesine, bunun yolunun da İdlib’de bulunan cihatçıların kontrolünün elinde olmasına bağlı olduğunun farkında. Putin şimdiye kadar İdlib konusunda Erdoğan’ı yanında tutacak şekilde bir politika izlemesine rağmen, son birkaç günde sahada dengeler değişti. Rejim ordusu Rusların hava desteğinde İdlib’e ilerlemeye başladı. Erdoğan TSK unsurlarını rejim güçlerinin ilerleyişini durduracak şekilde Rusya ile koordine edilmeden sahada konuşlandırılınca, fiili çatışma ve can kaybı yaşandı. Putin-Erdoğan ilişkisi yeni bir boyut kazandı.

PUTİN’İN SİNİR UÇLARI

Peki Erdoğan bu durumda ne yapacak? Öncelikle Erdoğan planladığı şekilde ABD ve AB’ye göz kırparak ve Putin’in sinir uçlarına dokunacağını bilerek Ukrayna üzerinden ilk hamlesini yaptı. Putin ve Rusya’nın buna cevabı El Nusra ve İblib üzerinden Libya’ya gönderilen cihatçılara dair ellerinde bulunan bilgilerin bir kısmını basın üzerinden gündeme getirmek oldu. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo; “NATO müttefikimiz olan Türkiye’nin yanında duruyoruz. Türkiye’nin kendinin savunmak için yaptığı misilleme eylemlerini destekliyoruz” açıklaması yaptı. Erdoğan akşam saatlerinde Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde Suriye’de meşru müdafaa hakkının en sert şekilde kullanılmaya devam edeceğini belirtti. (Yabancı bir ülkenin topraklarında o ülkenin silahlı gücüne karşı nasıl meşru müdafaa hakkı kullanılabilir, bu ayrı bir tartışma konusu).

Erdoğan şu anda ABD’nin desteğini arkasına aldığı için daha güçlü bir pozisyonda yeni bir oyun için Putin ile pazarlık yapmayı deneyecektir. Yakın gelecekte yeni bir Putin-Erdoğan zirvesi olacağını söyleyebiliriz. Putin bu zirve öncesinde daha önce uçak düşürülmesi ve büyükelçinin öldürülmesi hadiselerinde olduğu gibi stratejik davranarak ne kazanabileceğine odaklanacaktır. Elindeki kozların büyüklüğüne göre Erdoğan’ı Kırım’ı ziyaretine ikna edebilir, Esad ile masaya oturmasını sağlayabilir.

DENGE KURMASI GEREKTİĞİNİ BİLİYOR

Ancak her ne olursa olsun Erdoğan bir şekilde Rusya ve Batı arasında denge kurması gerektiğinin farkında ve Rusya ile olan ilişkilerinin verebilecekleri ile sınırlı olduğunu da çok iyi biliyor. İç politikada koalisyon yaptığı ulusalcı cenahın varlığının, cemaat mensuplarının tasfiyesinden sonra kendisine ayak bağı olmaya başladığının da farkında. Putin’in Suriye’de cihatçılara silah sevkiyatı konusunda elinde bulunan dosyalar da çok fazla gündeme gelmişken, Erdoğan daha önce Ergenekon ile mücadelesinde kullandığı polis ve yargı mensuplarına yaptığı şeyi bu defa Ulusalcı ekibe yaparak veya onları hamle yapmaya zorlayarak üzerlerine gitmesi gerektiğinin farkında.

Nitekim temmuz ayında Ukrayna’da yakalanan sığınma talebinde bulunan Hablemitoğlu cinayetinin zanlısı olarak lanse edilecek IŞİD’e silah tedarikini koordine eden eski Özel Kuvvetler mensubu Nuri Gökhan Bozkır’ın bizzat Erdoğan tarafından iadesinin talep edilmesi, Erdoğan’ın aklında kirli işleri ihale etmeye yönelik bir planın olduğunu gösteriyor. Ulusalcı cenahı tahrik ederek ve şeytanlaştırarak TSK içerisinde hamle yapmaya zorlayacak ve 15 Temmuz öncesinde yaptığı gibi kendi kitlesini diri tutmaya çalışacaktır. TSK içerisinde tam kontrolü sağladıktan sonra ABD ile masaya oturacaktır. Ancak bu planın uygulamaya koyulma zamanını da Putin ile yapacağı pazarlığın kapsamı ve koşulları tayin edecektir.

Analiz

Avukat Çiğdem Koç’tan Kavala için ah vah edenlere: Hepiniz sahtesiniz

Osman Kavala’nın tekrar tutuklanmasının ardından tepki gösterenlere arkadaşı Çiğdem Koç, Türkiye’deki hukuksuzlukları sıralayarak yanıt verdi: İki yüzlülüğünüz sayesinde bu haldeyiz.

Avukat Çiğdem Koç’un Facebook hesabından yayınladığı yazısının tamamı:

“HEPİNİZ SAHTESİNİZ”

Osman Kavala’yı çok severim, her hafta oturur sohbet ederiz, elimden ancak bu kadarı gelir destek olmak adına. Ona yapılan bu ağır hukuksuzluk ve haksızlık sadece hukukçu olarak değil, insani olarak da çok canımı yaktı.

Ama ona yapılanların bir öncesi var; bir de sebebi var; iki yüzlülük.

Hep söyledim bir daha söyleyeceğim; insanları ayırarak hak mücadelesi yapamazsınız; sahici olmaz ve bir değeri de olmaz.

Ahmet Altan, dehşet verici bir hukuksuzluk yaşadı. Tek bir yazıdan 16 yıl ceza aldı toplamda; sadece yazdığı için, fikrini söylediği için ve duruşmalarda da boyun eğmediği, aman dilemediği için. Hükümle tahliye edildi, sonra “harici davranışları” nedeniyle aynı derece mahkemesi tarafından yeniden tutuklandı.

Bugün “adalet” diye bağıranların hiç biri ses çıkarmadı, hatta alkışlayanlar oldu, “oh olsun” diye açık ya da gizli zevkten beş köşe hallerde intikam şarkılarına eşlik ettiler; açıkça ya da fısıltıyla. Sözcü yazarları için dağı taşı inletenler, nöbet nöbet adalet isteyenler konu Ahmet Altan olunca bu hukuksuzluğa ortak olmakta beis görmediler. Yalanın, iftiranın kol gezdiği bir lince salyalar akıtarak katılanlar “adalet” dedikçe midem bulanıyor benim.Hangi adalet?

Selçuk Kozağaçlı ve HHB avukatları 2 yılı aşkın bir süredir hapiste ve 18 gündür açlık grevinde; korkunç bir hukuksuzluk yaşadılar, cılız sesler bile kesildi, avukatlar böyle bir şey yokmuş gibi yapıyor. Avukat onlar ya, avukat! Peki ya, FETÖ’cü diye tutuklanan avukatların dosyalarını merak edip inceleyen oldu mu hiç? Barolar bile”aman konu FETÖ ise biz bulaşmayalım” dediler. “Herkes adil yargılansın” demek bu kadar mı zor?

Selahattin Demirtaş, HDP’li siyasetçiler, belediye başkanları sadece HDP’li oldukları için hapisteler, Kürt siyasi hareketine nefes aldırmıyorlar bu topraklarda. Kaç kişi hukuk adına söz söyledi, kaç kişi “ırkçılık” telaşından sıyrılabildi?

Grup Yorum ölümün eşiğinde, gören duyan var mı?
Mustafa Koçak ve itirafçı tanık mağduru insanlar ölüm oruçlarında, dokunmaya korkuyor herkes; adil yargılanma hakkı kimin için?

Alparslan Kuytul, Mümtazer Türköne, Mehmet Baransu ve daha bir sürü isim; her koşulda adil yargılanmasın mı?

“Ergenekon-Balyoz kumpası” diye sızlanıp duranlar ( Balyoz ses kayıtlarını dinlediniz mi bu arada, Ergenekon’dan kimler beraat etti biliyor musunuz?) Komutanları tarafından açıkça tuzağa düşürülen askerlerin, öğrencilerin 15 Temmuz sonrası yargılamalarda yaşadıklarına sırtlarını döndüler. E hani şanlı ordu? Eski genelkurmay başkanının tek derdi de “aman bizi nasıl sivil mahkemelerde yargılarsınız?” oldu.

Kanunilik ilkesi yerle bir edildi, bebekler bile hapiste; kaç kişi ağzını açıyor?KHK’lılar, eşleri tutuklu diye SGK kayıtlarına şerh düşülenler, aç bırakılanlar. Kanser olmuş bir çocuk ya, Ahmet; annesine pasaport verilmiyor, kim umursuyor?

Say say bitmez, utan utan yetmez…

Bu ülke, müslüman olduğunu iddia ettiği için ahlaklı olmaya, Atatürkçü olduğunu iddia ettiği için demokrat olmaya ihtiyaç duymayanların ortaklaşa cehenneme çevirdikleri bir yer haline geldi bu iki yüzlülük sayesinde.

“Artık yeter!” diyen de kendisine yapılınca yettiğini anlıyor…Çünkü herkes kendisinin en doğru, en haklı olduğundan o kadar emin ki, bu kibir kör ediyor gözleri. Senin gibi düşünmeyeni düşman ve ona yapılan her şeyi hak ve helal saydıkça “adalet” diye bağırman kulak tırmalıyor canım, kusura da bak istersen.

Oksana’yı anıyorum her gün; “Hepiniz sahtesiniz” demişti, utanıyorum ben herkes adına…

Okumaya devam et

Analiz

Türk medyasının öldürdüğü iki çocuk: Atakan ve Ahmet

Türk medyası zekasıyla gündemde olan Atakan’ı medya maymununa çevirerek, kemik kanseri Ahmet’i ise görmezden gelerek ‘öldürüyor.’

BOLD- Geçtiğimiz günlerde düzenlenen CNR’da bir kişisel gelişim uzmanı tarafından keşfedilen ve sosyal medyaya videosu düşen Atakan, gerçekten herkesin çok ilgisini çekti. Atakan daha 10 yaşındaydı. 5 ayda 250 kitap okumuştu. Kitaplar daha çok felsefe ağırlıklıydı. Konuşmalarında Nihilizmden, felsefeden, evrimden bahsediyordu.

Atakan gazete röportajları ve televizyon yayınlarla ilgi odağı olmaya devam ediyor. Ailesiyle birlikte kanal kanal dolaşıyor. Bir günde Twitter’da 80 bin takipçiye ulaştı. Basın toplantısı bile düzenledi. Kullanışlı medya malzemesine dönüşme/dönüştürülme yolunda adım adım ilerliyor.

ÖĞRETMENLERİMİN ÖĞRETEBİLECEKLERİ ÇOĞU ŞEYİ BİLİYORUM

Bugün düzenlenen basın toplantısında eğitim sistemini değiştirmek istediğini söyleyen Atakan, insanların okul öncesinde ahlak, saygı ve terbiye eğitimi alması gerektiğini söylerken şaşırtıyor. Öğrencilere kendilerini eğitmeyi öğrenmelerini tavsiye ediyor. Daha sonra almak istediği eğitime dair düşüncelerini açıklıyor:

“İstediğim eğitim şekli tek. Sınıfta benden başka kimse bulunmayacak. Öğretmenin bana bilgiyi en uygun en doğru şekilde aktarması böyle oluyor. Mustafa Kemal Paşa Ortakulunda okuyorum. Okulumu değiştirmek istiyorum. Gerçekten iyi bir eğitim görmek istiyorum. Onların öğretebilecekleri çoğu şeyi neredeyse biliyorum.”

TAKİPÇİLERİ İKİYE BÖLÜNDÜ

Atakan’ı takip edenler ikiye bölünmüş durumda. Kimi öğretmenlerini aşağıladığını, yaşıtlarıyla aynı ortamda olmak istemediğini, bunun normal olmadığını belirterek aileyi eleştiriyor. Birçok sosyal medya kullanıcısı ise bu sözlerini destekliyor. Kimine göre itici, kimine göre haklı. Kimi de bu ölçüsüzlüğün onu yalnızlaştırıp geleceğini etkileyeceğini savunuyor.

ATAKAN’IN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ

Atakan’ın bu önlenemez yükselişi devam ederken hasta bir çocuğun ve ailesinin yaşadıkları, dünyanın neresine giderseniz gidin haber değeri taşıyacak ölçüde olmasına rağmen görmezden geliniyor. O çocuk kanser hastası Ahmet Burhan. İki yıldır kemik kanseriyle mücadele ediyor. Hastalığı kritik aşamada. Almanya’da tedavi imkanı doğdu, çok yüksek bir tedavi masrafı istenmesine rağmen kampanya yapılarak 50 Euro toplandı ama Ahmet buna rağmen bu imkandan yararlanamıyor. Babası hapiste. Annesinin yurt dışı yasağını bir mahkeme kaldırıyor, öteki tekrar yasak koyuyor. Anne ve baba Cemaat soruşturması geçirdiği için Ahmet’e canı pahasına bir ‘bedel’ ödeteliliyor.

Atakan’ın başına üşüşen medya, Ahmet’in yaşadığı haksızlık, vicdansızlık karşında sus pus. Asında iki çocuk da herhalükarda öldürülüyor. Biri kontrolsüz yüceltilerek, diğeri görmezden gelinerek.

Kanser hastası Ahmet tedavi olmak için annesiyle Almanya’ya gidemiyor

Okumaya devam et

Analiz

Erdoğan Ergenekon’u erken hamleye mi zorluyor?

Erdoğan rakiplerine saldırmadan önce onları köşeye sıkıştırmayı, seçeneksiz bırakmayı, harekete geçmezlerse kaybedeceklerine inandırmayı, çatışmayı kendi istediği zamanda yapmayı tercih ediyor.

BOLD ANALİZ

FATİH YURTSEVER 

Darbe Tartışmalarının Arkasında Ne Var?

Havuz medyası ve hükumete yakın odaklar tarafından yeni darbe olacağına dair haberler yoğun bir şekilde gündemi işgal etmeye devam ediyor. En son Pakistan ziyareti dönüşü Cumhurbaşkanı Erdoğan da yaptığı açıklamalar ile darbe tartışmalarına dahil oldu. Peki ne oldu da askeri ve yargı vesayetini tarihinin çöplüğüne gönderdiğini iddia eden bir lider ve onun savunucuları yeni bir darbe tartışmalarını gündeme tutmaya çalışıyorlar?

Olaylara tarafsız bakabilen herkesin açıkça görebileceği üzere 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra Türkiye’de rejim ve devlet yerle bir edildi. Ancak yerine yeni bir rejim ve düzen kurulamadı. Devlet mafyatik bir anlayışla Erdoğan ve çevresinin iktidar ve menfaatini korumak için hem içte hem de dışta kullanılan bir aparat haline geldi. Eski rejimini kurucu unsurları daha önce kendilerine ait olan ancak Turgut Özal döneminden itibaren yavaş yavaş ellerinden çıkan devlet kurumlarının onların tabiriyle Kara Türklerden temizlenmesi için bu çöküşe hem ortak hem de payanda olmayı tercih etti. Onlara göre devlette bu büyüklükte bir tasfiyeyi ancak arkasında halk desteği olan Erdoğan gibi bir lider yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu. Ancak kimse çöküşün bu kadar büyük olacağını ve Erdoğan’ın 20 yılda devleti çok iyi tanımanın verdiği özgüvenle kendisini ve iktidarını emniyete alacak mekanizmaları inşa edebileceğini hesaba katmamıştı.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bir zümrenin devlet ve ekonomideki varlığını diğer tüm unsurlara karşı korumak için kurulan, zaman zaman da dünyada yaşanan değişim ve dönüşüme göre kendisini yeniden konumlandıran Ergenekon yapılanması, 2000’lerden sonra dünyadaki değişimi doğru okuyamadığı için kendisini yenileyemedi. Davalar nedeniyle yaşadığı şoktan sonra yeniden hayat bulmak için İran ve Rusya üzerinden kendisini yeniden organize etme yolunu seçti. Erdoğan ve Ergenekon’un yolları bu noktadan sonra kesişti. Ergenekon ortak düşmana karşı Erdoğan’a hem içeride hem de dışarıda iş birliği yapmayı teklif etti. Erdoğan’da içerisinde bulunduğu açmaz nedeniyle bunu seve seve kabul etti. Birbirinden hazzetmeyen iki ortak zaman zaman düşük yoğunluklu bir çatışma içinde olsalar da bugüne kadar gelebilmeyi başardılar.

Ancak hem Suriye’de yaşanan tıkanma hem de dünya dengelerinde yaşanan değişim ve Türkiye’de sistemin çökmek üzere oluşu bu ortaklığın devamını imkânsız kılıyor. ABD Türkiye ile ilişkilerini daha önce olduğu gibi asker üzerinden sağlam bir zeminde götürmek istiyor. Son NATO Savunma Bakanları Toplantısında görüldüğü üzere Hulusi Akar hem NATO hem de ABD için Türkiye’deki en saygın kişi. Ergenekon cenahının Hulusi Akar’a bakışı malum.

Zaten darbe tartışmalarını ateşleyen RAND raporunda sözü edilen orta seviye subayların rahatsızlığı başta Hulusi Akar üzerinden komutanların etki altına alınması ve siyasi irade ile kurulan yakın ilişki. 2019 YAŞ kararlarında Hulusi Akar bu konumu kullanarak Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan askerlerin bir bölümünü sistem dışına çıkarmıştı. Gidişat bu şekilde devam ederse kalan diğer kişilerinde 2020 YAŞ Toplantısında sistem dışına çıkarılacağını söylenebilir. Erdoğan da Hulusi Akar üzerinden yapılan bu tasfiye işlemine şimdiye karar ses çıkarmadı. Hulusi Akar şu anda Erdoğan için Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıklarını kontrol altında tutmak için elverişli bir aparat. Ergenekon hamle yapmadığı takdirde kan kaybedeceğini biliyor.

Bu noktada “Fetö”nün siyasi ayağı tartışmaları gündeme geliyor. Ergenekon için Erdoğan’ın etki altına alınmasını sağlayacak en etkili yol siyasi ayak tartışmaları. Bu tartışmanın bir diğer yönü de Abdullah Gül desteğindeki Ali Babacan hareketinin siyasi ayak üzerinden engellenmesinin hedeflenmesi. Devlet Bahçeli tarafından başlatılan siyasi ayak tartışmasının aslında hedefi Ali Babacan hareketiydi. Abdullah Gül’ün Karar Gazetesine verdiği röportajda ifade ettiği gibi, Türkiye’nin Parlamenter sisteme geri dönmesi şu anda Başkanlık Sistemi üzerinden iktidar ortağı olan MHP’nin sonu demek. Üstelik dünyada daha açık ve gelişmeleri daha yakından takip eden ve Devletin çökeceğini gören enkaz altında kalmak istemeyen daha ılımlı eski rejim yanlıları için tek kurtuluş yolu; bir koalisyon halinde parlamenter sistemin geri getirilmesi, devletin restore edilmesi. Bu hem Erdoğan hem de Ergenekon’un radikal kanadı diyebileceğimiz kanadı için en kötü senaryo.

Bu çerçevede Erdoğan darbe tartışmalarını gündeme tutarak şunları hedefliyor. İlker Başbuğ gibi muhafazakâr tabanda karşılığı olmayan, halk nezdinde askeri vesayetin temsilcisi olarak tanınan bir asker ile CHP’nin birlikte hareket etmesi ve siyasi ayak tartışmasını başlatması CHP’yi daha ulusalcı bir çizgiye çekerek Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ali Babacan ve Abdullah Gül ile aynı zeminde koalisyon yapmasını zorlaştıracaktır.

Erdoğan’ın en büyük siyasi yeteneği kendi rakiplerini kendisi seçmesi ve oyunu buna göre kurması. Dünya finans piyasalarının güvenini kazanmış dünyada ucuz para bolluğu yaşanan bir dönemde Ali Babacan gibi bir rakip yerine, Kemalist cepheye karşı mücadele vermek ve kendi kitlesini buna göre motive etmek ve darbe tehlikesini sıcak tutmak için bir askeri vitrine koymak Erdoğan için daha kolay bir hal tarzı.

Erdoğan rakiplerine saldırmadan önce onları köşeye sıkıştırmayı, seçeneksiz bırakmayı, harekete geçmezlerse kaybedeceklerine inandırmayı ve bu sayede çatışmayı kendi istediği yer zamanda yapmayı tercih ediyor. Darbe tartışmalarını gündeme tutarak Ergenekon ekibini zamanın aleyhlerine işlediğine, Ordu’da tasfiye yapacağına ve büyük güç unsurlarını kaybedeceklerine inandırmaya çalışıyor. Dershane tartışmalarında cemaate yaptığını, darbe tartışmaları ile Ergenekon’a yapmaya çalışıyor.

17-25 Aralık soruşturmalarını Erdoğan kendisine darbe yapıldığını söyleyerek savuşturmayı başarmıştı. Erdoğan 15 Temmuz da Ergenekon’un operasyonel gücünü ve neler yapabileceğini yakından gördü. Kendisine karşı yapılacak herhangi bir faaliyeti darbe olarak nitelendirebilmesi için darbe söylemini sıcak tutması gerekiyor.

Suriye’den şehit haberleri geldikçe “bizim Suriye ne işimiz var” sorusu daha çok sorulmaya başladı. Ancak bu sorunun askerler tarafından sorulması Erdoğan için istenilen bir durum değil. TSK’yı felç etmenin yolu darbe tartışmalarını gündemde tutmaya bağlı. Erdoğan askerden gelecek çatlak sesleri bu yola kesmeyi hedefliyor.

Sonuç olarak Erdoğan ve Ergenekon koalisyonu elbirliğiyle devletin içini boşaltılar. Enkaz çöktü çökecek. Altına kalmak istemeyenler suçu birbirine atıp olaydan sıyrılmaya çalışacak. Çatışma bu yönüyle kaçınılmaz. Çatışmanın galibini taraflara kimin dışarıdan destek vereceği belirleyecek. Erdoğan şartlara uyum sağlama konusunda Ergenekon’dan daha iyi. Ergenekon Rus ve İran istihbaratının desteğiyle sahada çok farklı faaliyetler yapabilecek kadro ve tecrübeye sahip. Bakalım sarkaç bu sefer nerede duracak.

RAND Raporu üzerinden Türkiye’ye bakmak

Okumaya devam et

Popular