Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bir tutsak cinayeti: Eşinin anlatımıyla tutuklu hasta Medeni Arifoğlu’nun adım adım öldürülüşü

Cezaevinde kanser olan, tedavisi engellenen, ölüm döşeğinde tahliye edilen ödüllü iş insanı Medeni Arifoğlu’nun eşi Nuran Medeni ilk kez Bold’a konuştu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Medeni Arifoğlu, Bingöl’ün önemli iş adamlarından biriydi. Bingöl’ün ekonomisine yaptığı katkılardan dolayı 2012’de Erdoğan tarafından ödüllendirilmişti. Aynı zamanda mali müşavirdi.

15 Temmuz’dan sonra mallarına tedbir konuldu, hapsedildi. Cezaevinde, apandisiti patlayınca bile hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldı. 3 hafta doktora götürülmedi. Bir akşam demir kapılara vurup sürüne sürüne revire çıktığını, “Ölüyorum” diyerek yardım istediğini daha sonra eşine anlattı.

Cezaevine girdiğinde karaciğer nakli yapılmış bir hasta olan Medeni Arifoğlu’na, Temmuz 2018’de böbrek kanseri teşhisi konuldu ve bundan sonra da yaşadığı ihlaller artarak devam etti. HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Gergerlioğlu’nun ifadesine göre “Ona özel bir zulüm” yapılıyordu. Hastanelerde mahkum odası yok diye Malatya ile Adana Cezaevi arasında getirilip götürüldü. Bir gün artık çok kötü olduğunda “Beni rahat bırakın, ölmek istiyorum” diyerek bütün tedavileri reddetti.

Üç çocuk sahibi olan Medeni Arifoğlu, eşi ve Gergerlioğlu’nun çabaları sonucunda Mart 2019’da tahliye edildi ama artık yapılacak pek bir şey kalmamıştı. İşadamı Arifoğlu 25 Ocak 2020’de hayatını kaybetti. Bold’a özel röportaj veren eşi Nuran Arifoğlu, “Eşim tahliye edildi ama ölüme giden bir sürece soktular onu. Elimize bir cenaze verdiler. Eşim cezaevinde sürüne sürüne öldü” dedi.

Cemaat soruşturmaları kapsamında iki kere tutuklanan Medeni Arifoğlu örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis  cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf’ta bulunuyordu.

35 gün, 4 er, 1 komutan ve 1 gardiyan eşliğinde eşine bakmak zorunda kalan Nuran Arifoğlu’nun anlattıkları:

Medeni Arifoğlu, ölümünden 3 hafta önce. Nuran Arifoğlu: “Ben her gün onun daha kötüye gittiği bir süreci yaşadım, en zoru da son üç haftasıydı.”

2012’DE KARACİĞER NAKLİ OLMUŞTU

“Eşim 25 Temmuz 2016’da gözalatına alınıp 3 gün sonra tutuklandı ve Bingöl Cezaevine konuldu. 20 gün sonra Malatya Cezaevine gönderildi. O süreçten bu yana ağır bir şekilde geçti. Cezaevinde hayatını zehir ettiler. Hücreye attılar, hastaneye götürülmedi, defalarca ölümden döndü. Malatya Cezaevinde kaldığı süre zarfında bayağı sağlık sıkıntıları yaşadı. 2012’de karaciğer nakli olmuştu. Onun sıkıntılarını yaşamaya başladı. 2,5 ay sonra tahliye edildi. 3,5 ay sonra sonra tekrar tutuklandı. Sağlık sorunları daha da ağırlaştı. Havaleler geçirdi, aşırı kilo kaybı, bitkin düşme, halsizlik, görüşlere bile zor geliyordu. Rahat değildi, hep hastaydı.

DOKTOR ORGAN NAKLİ KAYBI YAŞAYABİLİR DEDİ

Onun bu durumundan dolayı birçok yerlere başvurmak zorunda kaldım. Çok yardım istedim. Çünkü eşimin içeride bu sağlık sorunlarıyla yaşayamayacağını biliyordum. Malatya Turgut Özal Merkezinde nakil olmuştu. Karaciğer naklini yapan doktor, içeride tutulmaya devam edilirse organ kaybı yaşayacağına dair rapor verdi.

Bir gün görüşe gittiğimizde hastaneye yattığını cezaevinde öğrendik. Oraya koştuk. Yanına gidemedik, göremedik. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun birkaç yazını gördüm. Ona yazdım. Çok kısa sürede bize dönüş yaptı. Durumunu Meclis’te dillendirdi. Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan da Meclis kürsüsünden durumunu anlattı.

GÜNDE 19 İLAÇ KULLANIYORDU

Eşim günde 19 ilaç kullanıyordu. Başta 17 ilaç kullanıyordu, daha sonra iki tane de antidepresan almaya başladı. Durumunun kötüye gittiğini söyledi. 21 günlük yoğun bakımdan sonra tekrar cezaevine götürüldü. Cezaevi artık onun için kabus oldu. Havalandırmaya çıkamamaya, görüşlere çok zor gelmeye başladı. Bu süreç uzunca bir süre böyle devam etti.

Temmuz 2018’de hastaneye götürülüyor ve böbreğinde 5 cm’lik bir tümör tespit ediliyor. Kendisine söylenmiyor bu. Her görüşe gittiğimde çok ağrım var, uyuyamıyorum, hastayım diyordu. Biz de çaresiz. Ömer hocadan başka arayacak kimsemiz yoktu. O da elinden geleni yaptı. Kasım 2018’de hastaneye götürüldüğünde tümörün 14 cm olduğu söylenildi.

TÜMÖR 5 AYDA 14 CM OLDU

Adana Balcalı Devlet Hastanesine gönderileceği ve orada böbrek ameliyatı olacağı söylendi. Oraya gitmesine gönlümüz razı olmadı ama ameliyat olacak, rahat edecek diye bir nevi umutlandık. Balcalı’daki doktor, mahkum koğuşumuz yok, ben bu ameliyatı yapamam diyor. O süreçte görüşlere Malatya’dan gidip geldim. Her gittiğimde daha kötüydü. Donuyordu, kaz tüyü bir şişme montu vardı. Onunla uyuyorum diyordu. Çok üşüdüğünü anlatıyordu. O şartlarda yaşayamayacağını kimseye anlatamadım. 50 gün böyle sürdü.

“ÖLMEK İSTİYORUM, BENİ RAHAT BIRAKIN”

Sonra tekrar cezaevine götürüldü. O süreçte eşim, “Ben artık ölmek istiyorum, beni rahat bırakın, tedavi olmak istemiyorum. Çünkü siz tedavide samimi değilsiniz. Beni gerçekten tedavi edecekseniz götürün” diyor. Onlar bu güvenceyi vermediği için ikinci bir hastanaye gidip boş dönmeyi göze alamıyor. Çünkü çok kötüydü. Adana’daki tedavileri reddettiği için bir cuma günü eşimin tekrar Malatya’ya getirildiğini duyduk.

KANSER BOYNUNDAKİ KEMİĞİ PATLATMIŞTI

Malatya’ya geldi diye sevindik. Çünkü bütün tedavilerinin yapıldığı Turgut Özal Tıp Merkezi bu ameliyatı yapacaktı. Ama 20 gün hastaneye götürülmedi. Günde birkaç defa acile götürülüp ağrı kesicilerle ağrısı dindirilmeye çalışıldı ama kanser metastaz yapmıştı. Boynundaki kemiği patlatmıştı, kolu iptaldi, yürüyemeyecek durumdaydı. Perperişandı yani. Görünce yüreklerin kaldıramayacağı bir görüntüye bürünmüştü.

Uzun bir uğraştan sonra hastaneye yatırıldı. Boynundaki tümör alındı ama böbreği için yapılacak bir şey yoktu. Ana arterlere kadar tümörün dağıldığı ve ameliyat masasında kalabileceği için üroloji bu ameliyatı yapmayacağını söyledi. Mesanesine de farklı organlara da sıçramıştı. Öyle bir aşamaya gelmişti 6-7 ay zarfında.

35 GÜN, 4 ER, 1 KOMUTAN, 1 İNFAZ MEMURU EŞLİĞİNDE EŞİME BAKTIM

Boyun ameliyatından sonra savcıya gittim. Refakat için izin istedim, rica ettim, ölebilir eşim dedim, bana bunu çok görmeyin, bırakın yanı başında olayım, eline bir bardak su vereyim dedim. İzin verdi. 35 gün, 4 er, bir komutan ve bir infaz memuruyla sabah hastaneye gidip akşama kadar ihtiyaçlarını görmeye çalışıyordum.

Daha önce defalarca kez başvurduğumuzda ‘cezaevinde yatabilir, herhangi bir engel yoktur’ diyen adli tıp, bu süreçte eşime 6 ay ceza ertelemesi verdi sözde ama artık iş işten geçmişti. Tahliyesinin bir anlamı kalmamıştı. Boynundaki tümör alındığında beynine attı, dolayısıyla bütün vücudunu sardı.

ÇOCUKLARIYLA SOHBET ETMEYE HASRET KALDI

Çıktıktan sonra yüzünde hiçbir gülümse yakalayamadık. Hasret kaldığı şey, çocuklarıyla bir masada oturup sohbet etmekti. Hiç yapamadı. Yarabbi bana 2-3 yıl daha ömür ver, çocuklarım için bir şeyler yapabileyim, öyle canımı al diye dua ediyordu. O da olmadı. Öleceğini biliyordu. Ukdeleri vardı, keşkeleri vardı. Ama artık bitmişti.

EŞİM İÇİN GECİKİLDİ, DİĞER HASTALAR İÇİN DÜZENLEME YAPILSIN

Bu mağduriyeti dile getirmemin sebebi, benim bildiğim kadarıyla cezaevlerinde 1334 hasta var. Hamile anneler var, bebekler var. O hastalar gerçekten o koşullarda yaşayamaz. Eşimden biliyorum. 3 yıla yakın bir süreçte eşimin nasıl bittiğini ben gözümle gördüm. Nasıl eridiğini, gözünün ferinin gittiğini, ölümün yaklaştığını her hafta seyrettim. Kanseri atlatan hasta sayısı çok nadir. Bu da büyük bir moral ve motivasyonla mümkün. Cezaevinde moral mümkün değil. Eşim için gecikildi, geç bir tahliye verildi, onun hesabı mahşere kaldı. Diğer hasta tutuklular için Allah rızası için bir düzenleme yapılsın, onlara bir çare bulunsun.”

Nuran Arifoğlu, telefonla yaptığımız ilk görüşmede eşinin cezaevinde apandisiti patladığı ilk dönemleri, eşinin taziyesini, çocuklarını ve son günlerini şöyle anlatmıştı:

“Apandisiti patladığı dönemde 3 hafta doktora götürülmüyor. Zehirleniyor eşim, antibiyotik kullandığı için bir şey olmuyor. Daha sonra anlatmıştı: “Nuran, kameralardan da görüyorlar, ben sürüne sürüne kapıya vurdum, kapıyı açtılar. Sürüne sürüne üst kata revire çıktım, ölüyorum dedim. Sen nasıl kapıya vurursun diye eşime demedikleri kalmıyor. Hastaneye götürdüklerinde direkt ameliyata, yoğun bakıma alınıyor. O yoğun bakım odasının kapısında bile beni bekletmediler, diğerlerine suç olmayan şeyler bana yasaktı.”

HAİN DİYE BAĞIRANLAR TAZİYEYE GELDİ

“Dört asker, bir komutan, bir infaz memuru ile hastane odasından akşam namazından hemen sonra çıkıyordum. En acısı yoğun bakımdı. O dönemde yine aynı askerlerle. Oturmuşum yatağının ucunda, o makinalara bağlı. O sabah gelen komutanın sesini duydum, taburcu ettiler, götüreceğiz dedi. Ben çıldırdım, kafayı yedim. Doktora gidip taburcu ettirmişler. Bağırdım, çağırdım, kafama sıksanız eşimi bırakmıyorum dedim. Ne halde götürdüklerine dair fotoğraflar var bende. Öyle öyle derken, bize bir cenaze verildi.

Sonrasında yapılan kemoterapiler işe yaramadı. Hacettepe’ye gittik, akıllı ilacı duymuştuk, bu ilaç Medeni bey karaciğer nakli olduğu için yapılmadı. Tekrar yeni bir kür kemoterapi verildi, gönderildik, kemoterapi seansları bitmeden vefat etti. Son 5 gün Elazığ’a Fırat Üniversitesine gittik. Orada oturduk, sadece başında dua ettik.

15 Temmuz’dan sonra yapılan demokrasi nöbetlerinde ‘Medeni Arifoğlu’na idam diye bağıranlar ölünce taziyesine geldi. Darbeyi eşimin yaptığını ilan ettiler. Bu şehrin kurbanı eşim seçildi. Camide, mezarlıkta izdiham oldu.

KIZIM DA KALP YETMEZLİĞİ OLUŞTU

Bu süreçte cezaevine gidip gelmekten kızımda kalp yetmezliği oluştu. Babası hukuk okumasını istedi, şimdi hukuk okuyor. 21 yaşında. Küçük oğlum 15 yaşında, o da fen lisesine gidiyor. Tek hayali yine aynı masada oturup çocuklarıyla sohbet etmekti. Ağrısız, sancısız gecesi olmadı.”

FOTOĞRAFLARLA MEDENİ ARİFOĞLU’NUN 3 YIL İÇİNDE YAŞADIKLARI…

Aynı zamanda mali müşavir olan Medeni Arifoğlu, Bingöl’deki bürosunda, 2016 kış ayları.

Burası Malatya Cezaevi. Babasının cezaevinde ilk yılı, 2016. Küçük oğlum 7. sınıfa gidiyordu. Oğluma onu çok sevdiğini ve güvendiğini söylemişti.

Üç yıl sonraki bu fotoğrafta yine üçümüz varız. Oğlum babasız büyüdüğü zamanda bir delikanlı olmuştu. 2019, sonbahar ayları.

Cezaevine girdikten bir yıl sonraki fotoğrafı. Malatya Cezaevi, 2017 yaz ayları.

Malatya Cezaevinden tahliye olduğu gün, Mart 2019

Nuran Arifoğlu: Sırtındaki tümörün alındığı bölgede kemik eti delip dışarı çıkmıştı. Onun ameliyatına gireceği zaman. O günü unutamam.

Kemoterapi ünitesinde kemoterapi ilacı verilirken.

Yine kemoterapi ünitesi, Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi.

Nuran Arifoğlu: Kanser hastası bir tutuklunun tahliye edildikten sonraki süreci. Tahliye verseler bir kayıpları yok, çünkü hasta zaten yatağa mahkum.

Nuran Arifoğlu: Tedavi için Hacettepe’ye gitmiştik. Akıllı ilacı duymuştuk, bu ilaç Medeni bey karaciğer nakli olduğu için yapılmadı. Tekrar yeni bir kür kemoterapi verildi, gönderildik. Malatya’ya dönerken Esenboğa Havaalanında çekmiştim bu kareyi.

Ölümünden iki hafta önce Malatya Turgut Özal Tıp Merkezinde yoğun bakımda odasında.

Fatih (26), Feyza Nur (21), Arif (15) adında üç evladı bulunan Medeni Arifoğlu’nun çocuklarına yazdığı şiirde yaşadığı süreci anlatıyor: Yatağa kelepçelenmesini, koğuşta nemli yataklarda uyumak zorunda kalmasını, jandarmalar kolunda, hastane yolunda geçen günlerini, yoğun bakımda ölüm ile nasıl burun buruna geldiğini ve daha nice haksızlıkları…

Erdoğan’ın önce ödül verdiği sonra da malına el koyup hapsettiği iş insanı yaşama veda etti

 

 

 

BOLD ÖZEL

Tutuklu anne Elif Güven: 40 ay önce dağılan yuvamın hüznünü yaşıyorum

17 aydır hapiste olan Elif Güven, darmadağın edilen yuvasını ve cezaevinde yaşadıklarını anlattı. Güven, “Bu satırlar ifade etmek istediklerimin binde biri bile olamaz.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Bandırma M Tipi Cezaevinde bulunan iki çocuk annesi Elif Güven, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup göndererek hem yaşadıklarını hem de cezaevinde tanık olduğu anne ve bebek manzaralarını yazdı.

25 Ocak 2020 tarihli mektubuna “40 ay önce eşimin tutuklanmasıyla birlikte dağılan yuvamın hüznümü yaşıyorum. 10 ay boyunca çocuklarımı göremeden geçirdiğim zamanlar ve sonrasının bütün kadınların ortak çığlığı olduğunu düşünerek bu mektubu yazıyorum” diyerek başlayan Güven, “Kadınların ve çocukların mağduriyetlere dur deyin” çağrısında bulundu.

10 AY ÇOCUKLARIMI GÖREMEDİM

Cemaat soruşturmaları kapsamında 24 Eylül 2018’de tutuklanan Elif Güven (35), Adana’da özel bir yurtta idarecilik yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyor. Aynı nedenlerle 10 yıl hapis cezasına çarptırılan eşi Selim Güven ise 3 yıldır tutuklu.

Halim (8), Nedim (6) adında iki erkek çocuğu bulunan Elif Güven’in çocuklarına Çanakkale’de yaşayan dede ve anneanne bakıyor. Adana’da oturdukları için tutuklandığında Tarsus Cezaevine gönderilen Güven, 10 ay çocuklarını göremediğini söylüyor. Daha sonra eşiyle birlikte Bandırma Cezaevine sevk edilen Güven çifti, şimdi sadece açık görüşlerde onlarla buluşabiliyor. Üzüntüden yüz felci geçiren anneanne ise hasta haliyle iki erkek çocuğunu büyütmeye çalışıyor. Annelerinden 1,5 yıldır uzak çocuklar ise psikolojik travma içinde.

Kastamonu Üniversitesi Bilgisayar Teknikerliği bölümünden mezun olan Elif Güven ve çocukları Halim (8) ile Nedim (6).

Mektubuna “Burada öyle hayatlara şahit oldum ve öyle hayatlar dinledim ki bu satırlarım ifade etmek istediklerimin binde biri bile olamaz. Yaşadıklarımıza gözler kör olmuş, kulaklar sağır olmuş gibi. Yine de bir umut sesimi duyurma çabasıyla tarihe not düşmek istiyorum” diye devam eden Güven’in bir annenin ve çocuklarının cezaevinde neler yaşadığına dair gözlemleri şöyle:

ÇOCUKLAR İLK ÖNCE MEMUR VE SAYIM KELİMESİNİ ÖĞRENİYOR

“Önceden çocuklarımızın ilk öğrendiği kelimeler anne ve baba iken, şimdi bu ortamdaki çocukların öncelikli kelimeleri memur ve sayım oldu. Cezaevindeki hayatı yurt dışı olarak algılayan çocuklarla birlikte tüketiliyoruz biz.

GECE UYANIP DUA EDEN ÇOCUKLARIN GÖZYAŞLARIYLA SABAHLADIK

Gecenin bir vakti uyandığında yine cezaevinde olduğunu anlayıp yatağında ellerini açarak dua eden çocukların gözyaşlarıyla sabahladık. Bir çocuğun annesi ve babasıyla birlikte evlerinde olmasını istemek en büyük lüksümüz oldu. Kantin alışveriş günümüzde mazgaldan verilen birkaç abur cubura kocaman gözlerle sevinen çocukların mutluluğuna gizledik hüznümüzü. İlk adımını gördüğümüz çocuklara sevinirken hiç hijyenik olmayan o soğuk zemin üzerine her düştüğünde bizim içimiz kanadı.

BURADAKİ TEYZELERİM EVLERİNİ ÇOK ÖZLEDİ ALLAHIM

Oyun oynayacak alanı olmadığı için evinin bahçesini ve arkadaşlarını özleyen çocuğun ‘Buradaki teyzelerim evlerini çok özledi ama en çok ben özledim Allahım’ diyen çocukların yakarışları bizi bu dört duvardan daha fazla sıktı. Çocuğu yanında olan anne ayrı hüzün yaşadı, uzak olan anne ayrı hüzün yaşadı. Hangisi daha acımasızdı bilemedik!

NENE DİYE SESLENDİKLERİNDE İÇİMİZ BURKULDU

Yıllardır çocuklarımıza bakan büyüklerimizi kendi anne babaları gibi gördü çocuklarımız. Görüşlerimize geldiklerinde annesinin yüzüne bakıp “Nene” diye seslendiklerinde içimiz burkuldu. “Ne zaman işin bitecek, eve geleceksin?” sorularına kaçamak cevaplar bulmaya çalışmak kelimeleri boğazımızda düğümledi. Okula giden çocuğumuzun her veli toplantısında annesinin babasının yanında olmamasından dolayı duyduğu yalnızlığın çığlığı km’ler ötede bizim kulaklarımızda yankılandı. Bunlar gibi bir sürü iç yakan hayat gördük buralarda.”

ELİF GÜVEN’İN GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ MEKTUBUN ORİJİNALİ

Yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti

Üçüncü evre böbrek hastası Ramazan Sarıkaya, yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti. Doktorların ifadesine göre artık nakil yapılması gerekiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL– Şubat 2019’dan bu yana Balıkesir Kepsüt Cezaeevinde tutuklu bulunan Ramazan Sarıkaya (50), böbrek nakli yapılacak hale geldi. Bir böbreği 1997’de askerdeyken alınan Sarıkaya’nın ikinci böbreği yüzde 50 çalışıyordu. Cezaevine girdikten sonra o böbreğin işlevi de birdenbire yüzde 30’a düştü. Bir ay önce kontrole götürülen Sarıkaya’ya doktorlar “Artık nakil yapılması lazım” dedi.

40 KİŞİLİK KOĞUŞTA KALIYOR

Sarıkaya’nın eşi Müzeyyen Sarıkaya, “Doktor, eğer ortamı sağlıklı olursa yüzde 30’luk böbrek onu uzun süre götürür demişti. Yemesi, içmesi, tuvalet ihtiyacı bunlar böbrek hastaları için önemli. 40 kişi kalıyorlar koğuşta. 2-3 tuvalet var. Sıra gelene kadar vakit geçiyor. Böbrekte ürenin durmaması lazım. Hijyenik bir ortam değil.” ifadelerini kullandı.

Ramaza Sarıkaya ve çocukları bir görüş gününde.

“ÖLÜNCE Mİ TEHLİKE VAR DİYECEKLER”

Eşinin, Kasım ve Aralık 2019’da Balıkesir Şehir Hastanesine iki kez götürüldüğünü söyleyen Müzeyyen Sarıkaya, “İlk götürdüklerinde doktor rapora ölüm tehlikesi yoktur yazmış. Bunun sınırı nedir? Ne kadar ömür biçtiler ki, ölüm tehlikesi yok deniliyor. Yüzde 50 çalışan böbrek nasıl yüzde 30’a düştü, şimdi nasıl nakillik hale geldi. Bir ay önce gittiği doktor artık nakil yapılması lazım dedi. Ölünce mi tehlike var diyecekler. Buradaki kasıt nedir? Ortada bir suç yok, suç varsa bir yıldır mahkemesi neden sonuçlanmıyor. Bunlar içimizde hep bir ukde. Bunların hesabını kim verecek? Geri dönüşü olan bir hastalık değil. Çırpınmamız bundan dolayı.” diye konuştu. Müzeyyen Sarıkaya, ev hapsi ve ceza ertelemesi gibi seçenekler varken neden bunların uygulanmadığını da sordu.

Özel bir yurtta idarecilik yaptığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Sarıkaya’nın davası, 5 kez mahkemeye çıkmasına rağmen henüz sonuçlanmadı.

GERGERLİOĞLU’NUN SORU ÖNERGESİ

Ramazan Sarıkaya ile ilgili 18 Ocak 2020’de TBMM’ye soru önergesi veren HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Anayasanın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 96. ve 99. maddeleri gereğince Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e cevaplaması için 14 soru sordu:

1- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın ağır hasta bir şekilde Balıkesir Kepsut L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olduğu iddiası doğru mudur?

2- Bu iddialar doğruysa Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın hastalığı ne durumdadır?

3- Bu iddialar doğruysa 5275 sayılı kanun çerçevesinde tahliye edilmeme gerekçeleri nelerdir?

4- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek hastası olduğu iddiaları doğru mudur?Eğer doğruysa tedavisi ne şekilde yürütülmektedir?

5- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın tutuklandıktan sonra % 50 olan böbrek işlevinin % 35’e düştüğü iddiaları doğru mudur? Eğer bu iddialar doğruysa Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek işlevi neden % 35’e düşmüştür?

6- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek hastası olduğu iddiası doğruysa diğer mahpuslardan farklı bir şekilde yemeği,içeceği ve hijyeni farklı mıdır?

7- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaş cezaevinde kaldığı için kalan böbreğini kaybetmesi halinde sorumlu ya da sorumlular kim ya da kimler olacaktır?

8- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşa diyet raporu hazırlandığı iddiaları doğru mudur?

9- Bakanlığınıza iletilmiş bu konuyla ilgili şikayet var mıdır?

10- Son 3 yılda ağır hasta tutuklular için yapılmış çalışmalar nelerdir?

11- Son 3 yıldır Cezaevleri’nde çalışan personellerle ilgili açılan soruşturma sayısı kaçtır ve bu soruşturmaların akıbeti ne durumdadır?

12- Son 5 yılda cezaevlerinden hastalık nedeniyle tahliye olan kişi sayısı kaçtır ?

13- Son 10 yılda cezaevlerinde böbrek hastası olup böbreğini kaybeden yurttaş sayısı kaçtır?

14 Son 10 yılda cezaevlerinde böbrek hastası olup tahliye olan yurttaş sayısı kaçtır?

GEREKLİ İŞLEMLER BAŞLATILDI

Gergerlioğlu, soru önergesinden sonra Balıkesir’deki yetkili makamların Sarıkaya’nın tahliyesi için gerekli işlemleri başlattığını da iki gün önce duyurdu.

Dört çocuk babası Ramazan Sarıkaya bir görüş gününde.

Üçüncü evre böbrek yetmezliği hastası cezaevinde ölümün eşiğinde!

Anne mezara, baba cezaevine… Çocuklar yine ortada kaldı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

15 dakikalık adalet!

Türkiye’de birçok mahkemede 15 dakikada bir duruşma yapılıyor. İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün 18 kişi hakim karşısına çıkıp kendisini savunmaya çalıştı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün sabah 09.00’dan 14.20’ye kadar 18 kişinin davası görülecek. 15 dakikada bir hakim karşısına çıkacak olan tutuklular kendilerini çok kısa bir sürede savunmak zorunda.

Aşağıda gördüğünüz liste, bugün İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinin kapısına asılan Duruşma Listesi. Saat 14.20’ye kadar 18 kişi hakim karşısına çıkıp kendisini savunacak. İlk duruşma 09.00’da başlıyor. İkinci duruşma 5 dakika sonra. Daha sonraki tutuklular ise 15 dakikada bir salona alınacak. Listedekilerin hepsi ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ iddiasıyla yargılanıyor. 18 kişinin adının yer aldığı listede 8 kadın, 10 erkek tutuklu bulunuyor.

353 CEZAEVİNİN KAPASİTESİ 218 BİN 950

Türkiye’de birçok mahkemenin duruşma listesi bu şekilde. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Yılmaz Çiftçi, Kasım 2019’da yaptığı açıklamada cezaevlerinde yaklaşık 286 bin hükümlü ve tutuklunun bulunduğunu, kadın hükümlü/tutuklu sayısının da yaklaşık 11 bin olduğunu söylemişti. Çocuk statüsünde bulunan yaklaşık 2 bin 500 kişinin cezaevlerinde bulunduğunu ifade eden Çiftçi ayrıca cezaevinde annesinin yanında 780 çocuğun kaldığı bilgisini vermişti. Temmuz 2019 itibariyle ise Türkiye’de 353 cezaevi bulunduğu ve bu cezaevlerinin kapasitesinin 218 bin 950 olduğu açıklanmıştı.

Şehit eşine ‘terörist’ cezası

Okumaya devam et

Popular