Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

26 yıl önce yol kontrolünde kaybedilen Ahmet Tekin için…

Adalet arayışının 574’üncüsünü gerçekleştiren kayıp yakınları, 26 yıl önce yol kontrolünde kaybedilen Ahmet Tekin’in akıbetini sordu. Kayıp yakınları, kayıpların bulunmasını ve faillerin yargılanmasını istedi.

BOLD İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından “Kayıplar Bulunsun Failler yargılansın” sloganıyla gerçekleştirilen oturma eylemlerinin 574’üncüsü gerçekleştirildi. Eylemde, 1994’te Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yol kontrolünde gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Ahmet Tekin’in akıbeti soruldu.

75 HAFTADIR YASAK SÜRÜYOR

İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlenen oturma eylemlerinin 574’üncüsü, Valiliğin kayıp eylemlerini 75 haftadır yasaklayan kararı nedeniyle İHD Diyarbakır Şube binası önünde gerçekleştirildi. Eylemde, 1994 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yol kontrolünde kaybedilen Ahmet Tekin’in akıbeti soruldu.

CEZASIZLIK SİSTEMİ DEVAM ETMEKTE

Eylemde konuşma yapan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Zeytun, 90’lı yıllarda kaybetme olaylarından suç işleyen kamu görevlilerinden hesap sorulması gerektiğini söyledi. Zeytun, “Geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlallerine karşı etkin bir cezasızlık sistemi devam etmektedir. Kayıplar bulunsun ve failler yargılansın ve ihlallerin etkin bir şekilde giderilmesi talebimize karşılık, sistemli ve pek çok kategorik konuda ihlallerin devam etmekte olduğunu görüyoruz” dedi.

‘HAK İHLALLERİ SİSTEMATİK DEVAM EDİYOR’

İHD Diyarbakır Şubesi tarafından dün bir basın toplantısı ile kamuoyuna açıklanan “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2019 Yılı İnsan Hakları İhlalleri Raporu”na değinen Zeytun devam eden çatışmalar nedeniyle 381 insanın hayatını kaybettiğini kaydetti. Bu insanların Kürt sorununda barışçıl, demokratik bir politikanın yürütülmemesinden kaynaklı öldüklerini belirten Zeytun, yeniden barışçıl politikalara dönülmesi gerektiğini ifade etti.

AHMET TEKİN’DEN 25 YILDIR HABER ALINAMIYOR

Zeytun’un konuşması ardından Kayıp Komisyonu Üyesi Fırat Akdeniz, 1994 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yol kontrolünde askerler tarafından gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Ahmet Tekin’in hikayesini anlattı. Konuşmaların ardından tüm kayıplar için oturma eylemi gerçekleştirildi.

Ekmek israfı 500 okul, 250 hastane ve 500 kilometre yola mal oluyor

Gündem

Saray rejimi hak ihlallerini artırdı: İşkence suçundan AYM’ye rekor sayıda başvuru

Anayasa Mahkemesine işkence iddiasıyla yapılan hak ihlali başvurularında rekor artış yaşandı. AYM’ye 2012 yılında işkence iddiasıyla yalnızca 4 başvuru yapılırken, 2019 yılında bu sayı 4 bin 181’e çıktı.

BOLD – AYM’ye 2012’den bu yana yapılan hak ihlali başvurularının yüzde 51’i Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlükte olduğu son iki yılda gerçekleşti.

Cumhuriyet’in haberine göre 2012- 2019 yılları arasında Anayasa Mahkemesi’ne toplam 478 bin 407 başvuru yapılırken, söz konusu başvuruların yüzde 51’i yeni sistemin kabul edildiği ve devreye alındığı 2017-2019 yılları arasında yapıldı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, ikinci yılını dolduran Cumhurbaşkanlığı hükumet sisteminde yaşanan hak ihlalleriyle ilgili “Tek Adam Rejiminin Hak ve Özgürlükler Karnesi” başlıklı bir rapor hazırladı.

İlgezdi, yaşanan tablonun hukuk devletinin her gün erozyona uğratıldığını gösterdiğini kaydetti. İlgezdi, “Bu veriler aynı zamanda temsili hükumet, temel haklar; denge ve denetleme; kamu idaresinin tarafsızlığı ve katılım üzerinden şekillenen kapsamlı demokrasinin yerini Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemiyle birlikte otoriter rejime bıraktığını göstermektedir” ifadesini kullandı.

HAFTADA BİN 573 HAK İHLALİ BAŞVURUSU

2017-2019 yılları arasında Türkiye’de hak ihlaline uğradığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuru sayısı 245 bin 350 oldu. Resmi verilere göre 2017-2019 yılları arasında saatte ortalama 9, haftada ise bin 573 kişi hak ihlaline uğradığı gerekçesiyle Yüksek Mahkeme’ye başvurdu.

EN FAZLA ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLALİ

2012-2019 yılları arasında Yüksek Mahkeme’ye yapılan bireysel başvuruların 222 bin 637’sini adil yargılama hakkının ihlali iddiası oluşturdu. Buna göre 2012 yılında adil yargılama hakkının ihlali konusuyla yapılan başvuru sayısı bin 144 olurken, 2019 yılında bu sayı 26 bin 719’a oluşturdu. Adil yargılama hakkının ihlali iddiasıyla yapılan başvuruların yüzde 45’i yeni sistemde yaşandı. 2017-2019 yılları arasında adil yargılama hakkının ihlali iddiasıyla 99 bin 994 başvuru yapıldı.

İŞKENCE BAŞVURULARINDA REKOR ARTIŞ

İşkence iddiasıyla yapılan başvurularda rekor artış yaşandı. 2012 yılında yalnızca 4 başvuru işkence iddiasıyla yapılırken, 2019 yılında bu sayı 4 bin 181’e çıktı. 2019 yılında işkence iddiasıyla yapılan başvurular aynı zamanda son 8 yılda bu konuda yapılan başvuruların da yarısını oluşturdu. Yaşam hakkı ihlali gerekçesiyle yapılan başvurularda da rekor oranda artış yaşandı. 2012 yılında bu konuda 18 başvuru yapılırken, 2019 yılında bu konuda yapılan başvuru sayısı 2 bin 352’ye ulaştı. Yaşam hakkı ihlali başvurusu yapanların yüzde 57’sini oluşturan 6 bin 676 başvuru yeni sistemde yapıldı.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İHLALİ

İfade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle yapılan başvuru sayısı 2012-2019 yılları arasında 12 bin 301 olurken; söz konusu başvuruların yüzde 81’i yeni sistemde gerçekleştirildi. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yapılan başvuruların yüzde 77’si yeni sistemde yaşandı.

Cumhurbaşkanlığının Danıştay savunması: Ayasofya müze kalsın

Okumaya devam et

Gündem

Seyha Moza’nın Kanal İstanbul çevresindeki tarlalarına piyango vurdu

Katar Emiri’nin annesinin, İstanbul’da 2018 yılında kurduğu şirket üzerinden aldığı Baklalı’daki 44 dönüm tarlada, otel ve AVM yapımına izin veren imar planı hazır.

BOLD- AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘Çılgın Proje’si Kanal İstanbul çevresinde kurulacak yeni şehir için imar çalışmaları devam ediyor.

Bölgenin en tartışmalı konularından biri de Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed el-Sani’nin annesi Şeyha Moza bint Nasır el-Missned’in bölgedeki 44 dönümlük arazisi. Moza’nın, imar planında tarla olduğu belirtilen arazileri, 2 yıl önce 100 bin lira sermayeyle kurduğu Triple M Gayrimenkul Turizm Ticaret Anonim Şirketi aracılığıyla aldığı ortaya çıkmıştı.

Başakşehir merkezli şirketin hisselerinin yüzde 45.45’ini Şeyha Moza’ya, yüzde 31.82’sini Katar eski Başbakan Yardımcısı Abdullah bin Hamad el-Attiyah’ın eşi olan Munira bint Nasır el-Misnad’a, yüzde 22.73’ünü ise Shanna Nasır el-Misned’a pay edilmişti.

TARLALARI İMARA AÇILDI

Çevre ve Şehirlik Bakanlığı’nın hazırladığı yeni planlarda Katar Emiri’nin annesinin şirketinin satın aldığı arazi yapılaşmaya açıldı.

22 BİN METREKARESİNDE İNŞAATA İZİN VERİLDİ

Katar emirinin annesi Şeyha Moza’nın ortağı olduğu şirketinin arazi satın aldığı bölge, yeni şehir planlarında sağlık turizmi için ayrıldı. Katarlıların kısa süre önce satın aldığı turizm ve ticaret alanı olarak belirlenen 44 dönüm arazilerinde 22 bin metrekare inşaat yapılabilecek. Yüksekliği en çok zemin artı iki kat ile sınırlandırılan arazinin tamamında turistik yapılar inşa edilirse, iki bodrum katı iskan edilebilecek. Toplam emsal inşaat alanının en çok yüzde 30’u ticaret alanı olarak ayrılabilecek.

KATARLILAR ŞİMDİDEN 2 KAT KAZANDI

Gayrimenkul değerleme uzmanları, Triple M Gayrimenkul’ün alım yaptığı tarihte bölgede metrekare birim fiyatının 300 lira seviyesinde olduğuna dikkat çekerek arazinin 12-13 milyon lira bedelle satın alınmış olabileceğini ifade etti.

İMAR PLANIYLA DEĞERİ 5 KAT ARTABİLİR

Arazinin şu anki değerinin 20-25 milyon lira civarında olduğunu kaydeden uzmanlar, yeni imar planlarının yürürlüğe girmesinin ardından arazinin değerinin minimum 5 kat artabileceğine, bölgenin gelişimine göre bu miktarının daha da yükselebileceğini söyledi.

SAĞLIK TURİZMİ İÇİN PLANLANDI

İmar planına göre bölge, ulusal ve uluslararası ölçekte hizmet verecek ve tüm ihtisas dallarını bünyesinde barındıracak hastane, fakülte ve yüksekokullar, araştırma ve geliştirme birimleri, sağlıklı yaşam ve rehabilitasyon merkezi, uzmanlaşmış sağlık köyleri (alzheimer-fizik tedavi vb.) yaşlı bakım evi gibi tesislere ev sahipliği yapacak.

OTEL VE AVM YAPILMASININ ÖNÜ DE AÇILDI

Bu alanların çevresinde ise İstanbul’a sağlık sorunları nedeniyle gelen hasta ve hasta yakınlarının konaklamasını ve ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri oteller ve alışveriş alanları yer alacak. Katar Emiri’nin arazisi de işte bu bölgenin içerisinde yer alıyor

İTİRAZ İÇİN ASKIYA ÇIKARILDI

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yedi etaptan oluşan 1/5000’lik Nazım ve 1/1000 Uygulama İmar Planı hazırlıyor. Plana göre, turizm + ticaret alanlarında iş, alışveriş ve yönetim merkezi, otel, motel, ofis, büro, lokanta, çarşı, çok katlı mağazalar, banka ve finans kurumları inşa edilebilecek. Bu işlevler bir arada olabileceği gibi ayrı bloklar şeklinde de projelendirilebilecek.

Projenin ilk üç etabından oluşan ve Arnavutköy ile Başakşehir ilçelerini kapsayan planlar bakanlık tarafından 2 Temmuz’da itiraz süreci için askıya çıkarıldı.

Erdoğan bir yılda ‘bu oyuna gelecek kadar’ istikametini nasıl kaybetti?

 

Okumaya devam et

Gündem

Cumhurbaşkanlığının Danıştay savunması: Ayasofya müze kalsın

Cumhurbaşkanlığının Ayasofya’nın camiye çevrilmesiyle ilgili Danıştay 10. Dairesinde görülen davanın reddini istediği ortaya çıktı.

BOLD – Cumhurbaşkanlığı Hukuk Müşaviri Zeynep Gökçe Zengin, Ayasofya’nın müze olarak kalması yönünde savunma yaptı. Avukat Zengin, savunmasında 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının, Cumhurbaşkanlığınca iptal edilebileceğini belirtti.

Sözcü’nün haberine göre Sürekli Vakıflar, Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesiyle ilgili 2016’da Başbakanlığa başvurdu. Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü bu başvuruyu reddetti. Bunun üzerine dernek, Danıştay’a dava açtı. Derneğin dava dilekçesinde, “Dava konusu Bakanlar Kurulu Kararındaki imzaların gerçekliği incelenmeli. Tapuda ‘müze’ değil, ‘cami’ ifadesi yer alıyor. Vakıf malı olan Ayasofya’nın cami olarak kullanılması gerektiğinden Bakanlar Kurulu kararı iptal edilmeli” denildi.

Danıştay 10. Dairesi ile Danıştay Dava Daireler Kurulu, dava ile ilgili ilk kararında Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesinin yargının değil, idarenin yetkisinde olduğuna karar verdi. Derneğin yeniden açtığı davada 10. Daire, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesine hükmetti.

DAVANIN REDDİ GEREKİR

Davayla ilgili Cumhurbaşkanlığını temsilen savunma veren Hukuk Müşaviri Zeynep Gökçe Zengin’in Ayasofya’nın müze olarak kalması yönünde görüş bildirdiği belirlendi. Bakanlar Kurulu Kararının iptali yönünde geçmişte de davalar açıldığını, davacının daha önce açtığı davanın reddedildiği ve bunun kesinleştiğini belirten Avukat Zengin, Ayasofya’nın tapuya “Ayasofya’yı Kebir Camii Şerifi” olarak kayıtlı olduğunu, Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare edildiği hatırlattı. Avukat Gökçe savunmasında, “Bakanlar Kurulu’nca bu konuda her zaman karar alınabilir. Bakanlar Kurulu kararında yer alan imzaların sahte olduğu iddiası gerçeği yansıtmadığından davanın reddi gerekir” dedi.

Tehlikeli gelişme: Hazine SGK’ya ödemesi gereken parayı ödemedi

Okumaya devam et

Popular