Bizimle iletişime geçiniz

Genel

İlker Başbuğ: Gülen Cemaatini yok etme planını bizzat doğruladı

Kayseri ve Erzincan’daki davaları yıllar önce “adli olaylar” olarak savunuluyordu, İlker Başbuğ artık bizzat bu davalardan Gülen’e ulaşmak istediklerini söylüyor.

Gazeteci Adem Yavuz Arslan, İlker Başbuğ’un Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la söz dalaşı sırasında yaptığı açıklamalar, Başbuğ’un Kayseri davasıyla TBMM’ye yapılan CMK değişikliğinin tarihlerini yanlış vererek yaptığı kurguyu, tarihi olaylar ışığında yazdı.

Adem Yavuz Arslan/ TR724

‘Başbuğ: CMK değişikliğiyle Gülen elimizden alındı’ 

Başlıktaki tırnak içi ifadeye bakıp eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bana röportaj verdiğini sanmayın. Kendisi ile röportaj yapmayı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı döneminden başlayarak görev süresi içindeki olayları enine boyuna konuşmayı isterim ama kendisi ‘güvenli alanlar’ dışına çıkmıyor. Çok sık röportaj vermesine rağmen can alıcı konulara dokunmadan kendi ajandasını takip ediyor. Programına çıktığı gazeteciler de Başbuğ’un canını sıkacak soruları, konuları sormuyor.

Peki başlıktaki ifade ne?

Malum olduğu üzere son günlerin popüler tartışma konusu 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un ‘Fetö’nün siyasi ayağı’ başlığında yaptığı açıklamalar ve iktidar partisinin bu açıklamalara verdiği tepki. Başbuğ bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada 2009’da askerlerin özel yetkili mahkemelerde yargılanması teklifini getirenlerin araştırılması gerektiğini söyleyerek ‘Fetö’nün siyasi ayağının AKP olduğunu’ iddia etmişti.

Erdoğan “Bu iş boru göstermeye benzemez” diye çok sert tepki gösterip AKP’li vekillerden Başbuğ’a dava açmalarını istedi.

Nitekim takip eden günlerde bazı AKP’li isimler Başbuğ hakkında suç duyurusunda bulundu. Böylece Erdoğan ile Ergenekon arasında 17 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonu sonrası kurulan ittifakın bitip bitmediği tartışması da alevlendi.

İttifak bitti mi, bundan sonra neler olabilir konusunu başka bir yazıya bırakıp bu noktada 2009 dönemine geri gitmekte fayda var. Çünkü bugün yaşanan olayların anlaşılabilmesi için o döneme yakından bakmak gerekiyor.

BAŞBUĞ BUNU YENİ SÖYLEMİYOR

Öncelikle bir noktanın altını çizelim. Erdoğan başta olmak üzere AKP’lilerin Başbuğ’un açıklamalarına tepkisi tuhaf.

Çünkü Başbuğ bunu ilk defa söylemiyor.

Mesela başlığa aldığım ifade İlker Başbuğ tarafından 15 Temmuz 2017 tarihinde FOX TV’de kullanıldı. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin birinci yıl dönümü gerekçesiyle yapılan ve yaklaşık 7.5 saat süren özel yayına katılan İlker Başbuğ ‘Cemaatle olan mücadelesini’ anlatırken bu ifadeyi kullandı.

7.5 saatlik kaydın tamamı Youtube’da var. Ben size kolaylık olsun diye ifadelerin geçtiği yerin nokta adresini vereyim: 03.50.48. Vaktiniz varsa Başbuğ’un diğer açıklamalarına ve gazetecilerin ‘soru’larına bakabilirsiniz tabi ama bu bölümü izlerseniz son günlerin tartışma konusunun Başbuğ tarafından yıllardır ifade edildiğini görebilirsiniz.

BAŞBUĞ’DAN TARİHİ İTİRAF

Başbuğ muhtemelen 15 Temmuz sonrası kendini ‘zafer kazanmış komutan’ rahatlığında görüyordu ve FOX TV yayınında ‘çok rahat’ konuşmuş. Sık sık Erdoğan’a iltifatlar yapmış. Ancak bir yer geliyor ki orada ağzındaki baklayı kaçırıyor.

Başbuğ aynen şunları söylüyor: “2009’da üç tane önemli olay var. Bir tanesi Kayseri’de Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın yürüttüğü soruşturma. Üç astsubay var tutuklanan. O astsubayların Gülen’le bağlantısı var. Biz buradan Fethullah Gülen’e gidiyorduk.

Aynen onunla birlikte Erzincan’da İlhan Cihaner yürüttüğü bir soruşturma ile Gülen’e gidiyordu. Bu ikisi tepe noktada iken tam Haziran ayında karşımıza Islak İmza Davası çıktı. Bakın bu çok önemli. 26 Haziran 2009’da gece yarısı CMK 250’de bir değişiklik yapıldı. Ben Cumhurbaşkanımıza da söylüyorum. Acaba bu madde değişikliğini kim önerdi, kim yaptı ? Kayseri’de bizim Gülen’e ulaşmamız elimizden alındı.”

FOX TV rejisi Başbuğ’un “CMK değişikliği ile Gülen elimizden alındı” sözlerini hemen alt yazı olarak ekrana getiriyor.

Uzunca bir süre bu ifade ekranda kalırken Başbuğ anlatmaya devam ediyor “ Bu bir kırılma noktasıdır ve yanlış olmuştur. Genelkurmay’ın görüşü de alınmamıştır”

Başbuğ’un anlatımlarından sözkonusu soruşturmalardan eş zamanlı hatta önceden haberi olduğu hatta yargılama sonucunda verilecek olan karardan dahi haberi olduğu anlaşılıyor.

Eğer Başbuğ ile röportaj yapan ben olsaydım “Yasalara göre hazırlık soruşturmaları gizlidir üstelik siz sivil bir savcının yürüttüğü soruşturmayı nereden biliyordunuz? Askeri savcıların da sadece ‘askeri amiri’siniz, yasalara göre soruşturmalara dair emir veremezsiniz. Gülen elimizden alındı ne demek ?” diye sorardım.

Bu yazının konusu değil ama Başbuğ’un kendi açıklamalarını baz alarak bile ‘içinde asker ve sivil kişilerin bulduğu yasadışı bir örgütlenmeyi sevk ve idare ettiği’ sonucuna varmak mümkün.

BAŞBUĞ TARİHLERİ YANLIŞ HATIRLIYOR!

Şimdi aşama aşama gidip Başbuğ’un açıklamasında yer alan olayları ele alalım. Öncelikle Başbuğ bazı olayları yanlış hatırlıyor ya da yanlış aktarıyor.

O dönemde Bugün Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi’ydim ve bu süreci yerinde takip etmiştim.

Yasanın detaylarına geçmeden bütün tartışmanın seyrini değiştirecek önemli bir hatırlatma yapayım. Başbuğ diyor ki ‘biz Kayseri’de ve Erzincan’da önemli bir soruşturma yapıyorduk, AKP-Cemaat ele ele verip 26 Haziran’da geceyarısı yasa değişikliği yaptı ve Gülen’i elimizden aldı”

Başbuğ ya olayları yanlış hatırlıyor ya da yanlış anlatıyor. Çünkü söz konusu yasanın TBMM’ye sunulma tarihi 15 Ocak 2009. Söz konusu tasarı 16 Nisan 2009’da Adalet Komisyonu’ndan geçti.

Teklif sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmaları nedeniyle AIHM’den gelen ihlal kararlarının önüne geçmek için hazırlanmıştı. İktidar bu durumun Türkiye’yi AİHM nezdinde sıkıntıya soktuğunu savunuyordu ve bu amaçla muhalefetin kapısını çaldı.

Bugün aksini söyleselerde muhalefet yasaya o dönem destek verdi ve TBMM görüşmeleri 25 Haziran 2009’da başladı. Genel kurul görüşmeleri devam ederken iktidar partisi tarafından verilen önerge ile CMK 250. Maddesinde ‘hali dahil’ ibaresi yerine ‘halinde’ sözü eklendi.

Muhalefet partileri ise önergeye itiraz etmedi.

Yasa mevcut haliyle geçti ancak ertesi sabah Genelkurmay’dan bir heyet TBMM’ye çıkarma yaptı. Askerin sert tepkisi nedeniyle yapılan değişikliğin farkına varan muhalefet düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. CHP’nin başvurusu üzerine konuyu gündemine alan AYM, 21 Ocak 2010’da düzenlemeyi iptal etti.

BAŞBUĞ TARİHİ YANLIŞ SÖYLÜYOR

Burada çok önemli bir ayrıntı var. Başbuğ’un iddiasına göre Kayseri ve Erzincan soruşturmalarını haber alan Cemaat, AKP ile işbirliği yapıp bir gece yarısı bu düzenlemeyi yaptı ve soruşturmaların önüne geçti. Başbuğ’un tabiriyle “Gülen’i ellerinden aldı”.

Ancak realite böyle değil. Çünkü bu yasanın TBMM’ye sunulduğu tarih 15 Ocak 2009. Başbuğ’un bahsettiği Kayseri soruşturması henüz başlamış bile değil.

Peki Kayseri soruşturması neydi? Soruşturma dosyasına göre 2009 Mart ayında Kayseri Hava Meydan Komutanlığı’nda görevli bir astsubayın üzerinde flaş bellek bulunuyor. İddiaya göre astsubaylar Ali Balta, Orhan Güleç ve Uğur Altun Gülen Cemaati mensubuydu.

Dönemin askeri savcısı Zeki Üçok devreye girdi, bizzat Kayseri’ye giderek soruşturmaya dahil oldu. Astsubaylar tutuklandı ve kamuoyu uzun süre bu astsubaylara yönelik işkence ve hipnoz iddialarını tartıştı.

Yani Başbuğ’un iddia ettiği gibi Kayseri soruşturması başladıktan sonra yasa taslağı gündeme gelmiyor. Yasa taslağı önerisi 15 Ocak’ta TBMM’ye sunuluyor. Soruşturmanın başladığı tarih ise 3 ay sonra, mart ayına denk geliyor.

Bütün kurguyu değiştirecek bu önemli ayrıntıyı Başbuğ’un unutması pek akla yatkın değil.

Devam edelim.

Savcı Zeki Üçok 26 Eylül 2009’da başka bir soruşturma kapsamında, suç örgütü üyeliği ve yağmaya azmettirmekten tutuklandı.

Üçok’un Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait üzerinde şerh bulunan bir arsanın satışına yardım ettiği ve komisyon aldığı iddia edilmişti. Üçok hakkında sahte çürük raporu vermekten, evrakta sahteciliğe kadar bir dizi suçlama yapıldı. Üçok’un ayrıca Karargah Evleri soruşturması olarak bilinen soruşturmayı üç yıl kadar sümenaltı ettiği de iddia edilmişti.

Kayseri Soruşturması işkence iddiaları ile uzun süre gündemde kaldı. Ancak 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında değişen atmosferin bir sonucu olarak Üçok lehine bozuldu.

ERZİNCAN’DAN BAŞBAKAN’A UZANAN GİZLİ SORUŞTURMA

Başbuğ’un bahsettiği ‘Erzincan Soruşturması’ ise dönemin başsavcısı İlhan Cihaner tarafından yürütüldü.

İsmailağa Cemaatini hedef alan bir soruşturma başlatan Cihaner bu amaçla telefon dinleme kararları aldı. İddiaya göre Cihaner’in dinlemeye aldığı isimler arasında AKP’li bakanlar milletvekilleri ve belediye başkanlarıyla işadamları vardı. Cihaner’in soruşturması iktidar cephesinden Dursun Çiçek imzalı meşhur İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın Erzincan’da uygulanmaya konması olarak görüldü.

Nitekim 20 Temmuz 2009 tarihli Yeni Şafak’ın manşeti bu konuya ayrılmıştı.

Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner başta İsmailağa Cemaati lideri Mahmut Ustaosmanoğlu ile dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da aralarında olduğu 235 kişi hakkında şüpheliler listesi hazırladı. Cihaner dönemin başbakanı Erdoğan ve bakanları dinlettiği ortaya çıkınca kıyamet koptu.

Daha sonra CHP’den milletvekili olan Cihaner söz konusu dinleme kararlarını inkar etmedi. Hatta bu iddia sorulduğunda “Eğer benim iddia ettikleri gibi herhangi bir partiyi ya da cemaati bitirme gibi bir fikrim olsaydı, ben bunları basına verirdim. Hâlâ sızmış değil. Yürüttüğüm soruşturmalarla ilgili iletişim tespit tutanaklarını basına vermedim. Başbakan’ın da içinde olduğu bu konuşmaları vermiş olsaydım, Türkiye’de siyasi kompozisyon değişir, yer yerinden oynardı.”

Cihaner bugüne kadar telefon dinlemelerinden elde ettiği ve Türkiye’de siyasi kompozisyonu değiştirecek kadar önemli verileri açıklamadı. O telefon tapeleri nerede o da bilinmiyor.

Bu arada hatırlatalım; Cihaner’in yürüttüğü bu soruşturma kapsamında 23 Şubat 2009’da Erzincan’da 29 kişi göz altına alındı, 9 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında ikiz çocuklarına hamile bir kadın vardı ve kötü muamele sonrası ikiz bebekler anne karnında hayatını kaybetti.

Soruşturma daha sonra Erzurum ile Erzincan arasında ‘yetki’ tartışmasına sahne oldu ve Cihaner’in makamında gözaltına alınmasına kadar uzadı.

Cihaner’in serüveni aslında ayrı bir yazı konusu çünkü Türkiye tarihinde bir çok ilke sahne olmuştu o yargılama. (O dönem internete düşen bir ses kaydına göre Yargıtay 8. Daire Üyesi Hamdi Yaver Aktan’a ait olduğu iddia edilen görüşmede Cihaner’in kanunlara aykırı bir şekilde fotokopi evrak üzerinden tahliye edileceği anlatılıyordu. Takip eden günlerde ses kaydı gerçeğe dönüştü ve Türkiye tarihinde ilk kez mevzuata ve hukuka aykırı bir şekilde davanın aslı olmadan CD üzerinden tahliye kararı verildi. Cihaner tahliye edildikten sonra 12 Haziran seçimlerinde CHP’den milletvekili aday adayı oldu. Ancak ismi aday listesinde yoktu. Bu kez enteresan bir gelişme oldu ve YSK CHP’nin Denizli listesini iptal etti. Hem de iki kez. Bu sefer Cihaner hala nasıl olduğu tartışmalı bir şekilde aday yapıldı ve meclise girdi)

Başbuğ’un açıklamasına geri dönersek.

Cihaner’in Erzincan’dan başlattığı İsmailağa Cemaati ve Gülen Cemaati soruşturmalarından Adalet Bakanlığı’nın haberi yoktu ama Başbuğ dosyaların içeriğinden ve yargılamanın seyrinden çok emindi. Televizyon ekranlarından rahatlıkla “Buradan Gülen’e gidilecekti” diyebiliyor. Başbuğ’un açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla söz konusu düzenleme yapılmasa Erzincan’da açılan bu soruşturma ile Fethullah Gülen cemaatine yönelik bir terör örgütü operasyonu yapılacak, sivil kişiler askeri mahkemelerde yargılanacaktı.

Sonuç olarak;

Başbuğ AKP iktidarını ‘FETÖ’ ile vurmak için 2009 Haziran’ındaki hukuki düzenleme ile vurmak için bu açıklamaları yaptı ama bilerek ya da bilmeyerek çok önemli ifşaatlarda bulunmuş oldu. Öncelikle Başbuğ’un verdiği bilgi doğru değil çünkü söz konusu yasanın TBMM’ye sunulma tarihi 15 Ocak 2009. Başbuğ’un bahsettiği Erzincan ve Kayseri soruşturmalarının başlama tarihleri Şubat ve Mart 2009. Yani kanun teklifi daha soruşturmalar başlamadan verilmiş.

Ayrıca Başbuğ “CMK düzenlemesi ile Gülen elimizden alındı” diyerek Gülen Cemaati’ne yönelik kurdukları komployu itiraf etmiş oldu.

Çünkü o tarihte soruşturma yeni açılmış. Yasalara göre hazırlık soruşturmaları gizlidir. Başbuğ askeri savcıların sadece ‘askeri amiri’dir ve soruşturmaların içeriğini bilemez. Erzincan boyutu ayrı bir skandal çünkü orası sivil bir savcılık. Ancak nasıl oluyorsa Başbuğ her iki soruşturmadan -daha başlamadan-haberdar, içeriğini biliyor ve nasıl sonuçlanacağını da görebiliyor. Kayseri’deki üç astsubay ve Erzincan’daki soruşturmadan Gülen’e ulaşma hesapları yapıyorlar.

Eğer söz konusu düzenleme çıkmamış olsa bu iki soruşturma bahanesiyle Gülen Cemaati terör örgütü ilan edilerek askeri mahkemelerde yargılanacaktı. Başbuğ kendi ağzıyla komployu itiraf etmiş oldu. Dahası bir nevi zafer sarhoşluğu kafasıyla liderliğini-üyeliğini yaptığı Ergenekon ile müktesabatını orta yere dökmüş oldu.

Bu arada Başbuğ hazır konuşmaya başlamışken, AKP’nin kapatılması yönünde açılan davaya olan ‘müdahaleleri’ni de anlatsa. Ya da onunla röportaj yapan gazeteciler Başbuğ’a ‘Kapatma davasının neresinde olduğunu da sorsa!

Cevabı ben biliyorum. Erdoğan da biliyor!

Genel

Hasta tutuklu annesi: Oğlumu serbest bırakın

Karabük T Tipi Kapalı Cezaevi’ne bulunan hasta tutuklu Fuat Bor’un annesi Muhtemer Bor, Adalet Bakanlığı’na çağrı yaparak, tüm hasta tutukluların bir an önce bırakılmasını istedi.

BOLD – Koronavirüs (Kovid-19) tehdidine rağmen cezaevlerinde tutulmaya devam edilen yüzlerce hasta tutukludan biri olan 44 yaşındaki Fuat Bor’un annesi Muhtemer Bor, oğlunun ve tüm hasta tutukluların bir an önce serbest bırakılmasını istedi. Karabük T Tipi Kapalı Cezaevi’ne bulunan ve gözlerinden rahatsız olan Bor’un hijyenik bir ortamda kalması gerektiğine işaret eden anne Bor, Adalet Bakanlığı’na çağrı yaptı.

‘OĞLUMU GÖRMEK İSTİYORUM’

Ömrünün 27 yılını oğlunun tutulduğu Van, Antep, Diyarbakır, Siirt, Mardin, Giresun ve Bayburt cezaevlerinin kapısında geçiren anne Bor, salgının cezaevlerine sıçraması durumunda telafisi olmayan sonuçlar yaratacağını söyledi. Adalet Bakanlığı’na seslen Bor, “Oğlum 27 yıldır cezaevinde. Gözlerinde sorun var. Birçok sağlık sorunu var; ama biz üzülmeyelim diye söylemiyor. Salgın var ve görüşemiyoruz. Telefondan görüşüyoruz ama çözüm bu değil. Oğlumu görmek istiyorum. Biz annelere bunu yapmayın” dedi.

‘ÇOCUKLARIMIZI BIRAKIN’

Oğlunun “Bize temizlik malzemesi verilmiyor” mesajını paylaşan anne Bor, 3. Yargı Paketi’nde siyasi tutukluların kapsam dışı bırakılmasının insani hiçbir yanının olmadığını vurguladı. Anne Bor, “Neden siyasi tutuklulara yok. Buradan Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum. Siyasi tutukluları bırakın. En başta da hasta tutukluları bırakın. Onlar cezaevinde tek başlarına idare edemez. Bırakın onlara aileleri yardımcı olsun. Çocuklarımızı bırakmanızı istiyoruz. Adalet istiyoruz. Çocuklarımız sahipsiz değildir” diye konuştu.

Human Rights Foundation: Tüm vicdan mahkûmları serbest bırakılsın!

Okumaya devam et

Genel

Tutsak gazetecilerin çocuklarından infaz yasasına tepki: Babalarımızı bize geri verin!

Yeni infaz yasası kapsamına alınmayacağı iddia edilen tutuklu gazetecilerin çocukları, bu adaletsizliğe sosyal medya hesaplarından tepki gösterdi. “Babalarımızı serbest bırakın” dedi.

BOLD – Koronavirüsü nedeniyle tekrar gündeme gündeme yeni infaz yasası TBMM’den geçmek üzere. Katilleri, cinsel istismar suçlularını, adi suçlardan yargılananları kapsayacağı belirtilen yasada, siyasi tutukluların yararlanamayacağı iddia ediliyor.

Dört yıldır babalarından uzak olan gazetecilerin çocukları sosyal medya hesaplarından bu duruma tepki gösterdi. TRT Haber Eski Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Böken, Mümtazer Türköne, Zaman Gazetesi Reklam Müdürü Yakup Şimşek ve ekonomi yazarı Zafer Özcan’ın kızı, korona tehdidi cezaevlerini sarmadan babalarının tahliye edilmesi için çağrıda bulundu.

“SADECE SESİNİ DUYMAKLA YETİNMEK ZORUNDAYIZ”

Sıla Türköne (Mümtazer Türköne’nin kızı): Mümtaz’er Türköne 64 yaşında, 3 yıl 7 aydır tutuklu. 7 ay önce kalp rahatsızlığı sebebiyle damarlarından birine stent takıldı, diğer damarı ise hala tamamen tıkalı. Bu süreçte bizler de yalnızca haftada bir sesini duymakla yetinmek zorundayız.

“BABAM UYUŞTURUCU BARONU OLSAYDI ÇIKACAKTI!”

Esma Böken (Ahmet Böken’in kızı): Babam bir uyuşturucu baronu veya tecavüzcü olsaydı cezaevinden çıkacaktı. Ama yöneticiliğini yaptığı dönemde TRT Haber Avrupa’nın en iyi haber kanalı seçildiği için, kanalın yıllık harcamaları 4’te 1’e indirği için cezaevinde kalmaya devam edecek.

“DİLERİM, ALIN BABALARINIZI GÖTÜRÜN DERLER”

Büşra Şimşek: (Yakup Şimşek’in kızı): Cezaevlerine avukat görüş yasağı gelmeden Silivri 9 noluya bir gidelim. Dilerim alın babalarınızı götürün derler 🙂 Cezaevinde önlemler yeni alınmaya başlandı. Tutukluların hiçbir güvencesi yok. Cezaevinde kaç hastaya yapıldı test? İnsanlar hasta olduktan sonra hangi malzeme onları kurtarır? Memurlar maskesiz koğuşlara girip çıkıyor. Tedbirsizliği yüzünden uyarılan infaz memuru “Sen de çok titizsin” diye cevap veriyor mahpusa. Artık insanları serbest bırakın.

“BELKİ BİZİ DE EVLERİMİZE HAPSEDECEK BİRİLERİ ÇIKAR”

Ebrar Beyza Özcan (Zafer Özcan’ın kızı): “Dar mekanda burun buruna bir yaşam alanı burası. 10 kişilik koğuşa 26 kişi sığışmaya çalışıyoruz. Bizim alışveriş sepetimizde kolonyaların, ıslak mendillerin, dezenfektanların yeri yok. En vefalı dostumuz sabunlarımız. Bol bol ellerimizi yıkayıp birilerinin bizi de korumasını ve hayatlarımız hakkında karar vermesini bekliyoruz. Yine de içimiz kıpır kıpır bu aralar. Belki bizi de evlerimize hapsedecek birileri çıkar. Umutla bekliyoruz, hep yaptığımız gibi…”

Babam son mektubunda bunları yazmış. Evde kalmak birilerinin zahmet olarak gördüğü, şikayet ettiği bir durumken babam ve babamın durumunda olan binlerce insan için rahmet. Evinizde kalabildiğiniz, kapınızı kapatıp perdelerinizi çektiğiniz, “aile”olabildiğiniz için çok şanslısınız.

Hayata dair tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği her şeyi kaybettiğinde bile babam bizimle olduğu için şükrederdi. Tüm bu kazanımlarından geriye içinde bizim bulunduğumuz bir ev kalmıştı sadece elinde. Ne mesleği, ne başarıları… Sadece bir ev. Babamdan bunu nasıl aldınız?

İçerdeyken de haftada bir kez kirli camların ardından yüzümüzü görmek, ayda bir kez bize sarılabilmek onu ayakta tutuyordu. Şimdi bu da gitti elimizden. Babamı bize geri verin, çık git deseniz de o bizi bırakmaz zaten. O evinden ayrılmaz.

Babam 1 seneyi aşkın bir süredir özgürlüğünden mahrum. Şimdi de sağlığı tehdit altında. İstediğimiz tek şey evinde olması. Bu insanın evinde durması kime ne gibi bir zarar verebilir? Hayat cezaevine sığmaz!

19 gazetecinin yargılaması bitmeden aldıkları cezanın infazı bitti

 

Okumaya devam et

Genel

Almanya’da iyileşen hasta sayısında rekora gidiliyor

Almanya’da korona vaka sayısı 30 bini aşarken, hastanede tedavi görmesine karar verilen kişi sayısı 5 bin, iyileştirilen hasta sayısı ise 3 bin 532.

BOLD – Almanya koronavirüsle mücadelede en hazırlıklı ülkelerden biri olarak dikkati çekiyor. 84 milyonluk nüfusa rağmen, koronanın yayılım hızı ve iyileştirilen hasta sayısındaki oran dikkat çekiyor.

Güncel rakamlara göre 25 Mart Çarşamba itibariyle Almanya’da korona testi pozitif çıkan vaka sayısı 34.009.

Hastanede tedavi gören kişi sayısı ise; 4.000

Yoğun bakımda tedavi gören 1.000 hastaya karşılık iyileştirilen hasta sayısı  da oldukça yüksek.

Şuana dek tedavi görüp iyileştirilen hasta sayısı 3 bin 532 oldu.  Ölüm sayısı ise 172.

Almanya’da haftasonu ulaşması beklenen vaka sayısı 70.000 olarak öngörülüyor.

Almanya şu an büyük bir hızla solunum cihazı ve hastaneye dönüştürülebilir binalar için harakete geçmiş durumda. Binlerce yeni solunum cihazı üretilirken, yoğun bakım yatak kapasitesi de yükseltiliyor.

Almanya’da yaşı genç olanlar evlerinde karantinaya alınarak hastalığı atlatmaları sağlanıyor.

Fahrettin Koca, KHK’lı Doktor Ulaşlı ile ilgili soruya böyle cevap verdi: Bizimle tecrübelerini paylaşmasını bekliyoruz

Okumaya devam et

Popular