Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

“Karnımda ölü bebekle cezaevinde 3 hafta yaşadım”

Cezaevinde düşük yapan hamile tutuklu Gülden Aşık, üç hafta karnında ölü bebeğiyle yaşamak zorunda bırakıldı. Ev hanımı Aşık, yaşadıklarını Bold’a anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Gülden Aşık, Mayıs 2019’da tutuklu bulunduğu Bandırma Cezaevinde 10 haftalık çocuğunu düşürmüş, sonra da eşine mektup yazarak yaşadıklarını anlatmıştı. Aşık’ın 19 sayfalık mektubunun sonunda yer alan “Benim yavrum canım kanım, onlar için çöptü” cümlesi ise akıllara kazınmıştı.

10 Temmuz 2019’da tahliye edilen Gülden Aşık’a, serbest kalmasından hemen sonra tiroid kanseri teşhisi konuldu. Cezaevinde yaşadığı ağır travmanın etkisi henüz geçmemişken, şimdi kanserle mücadele ediyor. 26 Şubat’ta karar mahkemesi görülecek olan Gülden Aşık ile bebeğini kaybetme sürecini ve hastanede yaşadıklarını konuştuk.

Geçmiş olsun. Teşhis ne zaman konuldu?

İlk biyopsi cezaevindeyken yapıldı. Tahliyemden 4 gün önce. Cezaevindeyken beni rutin hamilelik kontrolüne götürmüşlerdi. Bebeğin alındığı dönemdi. Hipotiroid bende zaten vardı. Onun için dahiliyeye sevk etmişlerdi. Doktor miyom var dedi, Bandırma’da endokrinoloji olmadığı için beni Balıkesir’e sevk ettiler. O zaman şüphelenmişlerdi ama ikinci bir biyopsi yapma ihtiyacı hasıl oldu. O zaman da zaten özgürdüm. Ağustos 2019’da teşhis kondu. Birçok yere gittim, tek bir yerle yetinmedim. Lenflere sirayet etmiş, lenflerin de alınmasını gerektiren bir ameliyat olmam lazım. Lenflere sıçradığı için ağrı sızı biraz oluyor. Ama diğer kanser türleri gibi değil çok şükür.

Ne zaman çıkmış hastalığınız, doktor herhangi bir şey söyledi mi? 

Son hamileliğimde nodül çıkmıştı bende ama kanser şüphesi yoktu. Doktor, 4 kadından 2’sinde rastlanabiliyor demişti. Ama tabi ki stres, sıkıntı tetikliyor. Kansere dönüşebiliyor. Cezaevinde olmamın etkisi olmuştur. Çok büyük travmalar yaşadık. Son 3-4 yıldır. Daha öncesinde de. Oradan buraya bakınca nasıl görünüyoruz bilmiyorum ama çok sağlıklı değiliz açıkçası.

Cezaevindeyken düşük yaptınız, dediğiniz gibi büyük travmalar yaşadınız. Baştan beri yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz?

Eşim 15 Temmuz’dan sonra tutuklanmıştı. 17 ay cezaevinde kaldı. Bir yıl sonra ben tutuklandım. 2019 yılının nisan ayıydı. Korkunç günlerdi. Aleyhimde ifadeler varmış, sigorta geçmişi vs. Alındığımda hamile olduğumu bilmiyordum. 2 günlük gözaltı süreci oldu. O süreçte doktora götürüyorlar ama sadece darp raporu alıp çıkartıyorlar hastaneden. Bana hiçbir şekilde tahlil yapılmadı. Doktor yüzünüze bakıyor, darp var mı diye soruyor. Hayır deyince, raporu imzalayıp sizi gönderiyor. Cezaevine girerken çıplak muayenede gösterilen hassasiyeti sağlık raporunda göstermediler. Hamile olduğumu tahmin ediyordum ama o anda kimseye söyleyemedim.

Rahatsızlıklarınız ne zaman başladı?

Cezaevine girdikten 10 gün sonra. Baygınlık geçiriyordum. Tansiyonum, şekerim düşüyordu. Sonra ani yükselmeler oluyordu. Hemşire koğuşun kapısına, mazgala gelip tansiyonumu ölçüp gidiyordu. Şunu yap, bunu yap yat deniyordu. Ramazan’dı. Oruçla birlikte rahatsızlığım arttı. Kanama vardı bu arada. Bir gün namaz kılarken bayılmışım. Durup dururken baygınlık geçiriyordum. Ben bu süreçte hamile olabilirim diye şüphelenmeye başladım.

Bayılınca hastaneye gitmediniz mi?

İlk başta çok kötüydüm hastaneye gidemedim. Sonrasında dilekçeler yazdım, cevap gelmedi. En son ‘gebelik şüphesi’ diye yazdım. Yine de 4-5 gün sonra gidebildim kurum revirine. Oraya gidince doktor ile gardiyanlar arasında tartışma oldu.

Nasıl bir tartışma?

Dilekçelerimiz hep revire gidiyor ama dönüş alamıyoruz, gardiyanların inisiyatifine kalmış. Doktor, “Bunca zamandır dilekçeler geliyor, neden getirmediniz bu kadını, gebelik şüphesi var, yaşı ortada, yaşadığı sağlık problemleri var, riskli bir gebelik.” dedi. “Biz ne yapabiliriz, idari” diye gardiyan kendini savunuyor. Sonra yetkili gardiyan geldi. Bu sefer jandarmada problem biz ne yapabiliriz, o götürmezse biz ne yapabiliriz mantığı. Kurum içindeki revire çıkamıyorum, jandarmalık bir durum yoktu. Sonra doktor “Hemen acil sevk yazıyorum, hastaneye götüreceksiniz” dedi. Gittim hastaneye. Hamileyim.

Gülden Aşık, cezaevinde yaşadığı hak ihlallerine dair Adalet Bakanlığı’na gönderdiği şikayet dilekçesine de henüz cevap verilmediğini söylüyor.

Hamile olduğunu duyunca ilk ne hissettiniz, tutsak bir anne olarak?

Bir sevinç yaşıyorsunuz tabi ama garip bir sevinç. Burada hamileliği nasıl geçiririm. Bu bebek burada sağlıklı nasıl doğar. Daha dosya yok, iddianame yok. Endişeler yaşıyorum. Halbuki bebek ölüymüş. Doktor 10 haftalık hamile olduğum söyledi. Fakat şöyle bir şey var. Bebeğin otopsi sonucu geldi. Bebek 7 hafta 5 günlükken kalbi durmuş. Küçülmüş de mi 7 haftalık olmuş, o zaman mı ölmüş de 10. haftada fark edilmiş belli değil.

Yani karnınızda ölü bebekle 3 hafta cezaevinde mi yaşadınız?

Evet…

Bu mümkün mü? Bebek anneyi zehirlemiyor mu?

Yani yaşamışım. Doktor siz 10 haftalık hamilesiniz demişti. Öldüğünde 7 haftalık. Gelişimi 7 haftalık 5 günlükken durmuş sanırım. Kalbinin durma tarihini ona göre veriyorlar. Üç hafta ölü bebekle cezaevinde yaşama hadisem var. Büyük bir şey atlattık. Verilmiş sadakamız varmış. Sevineyim mi üzüleyim mi onu da bilmiyorum, farklı bir hadise.

Hastaneye gittiğiniz ilk gün mü size kürtaj yapıldı?

Hayır ertesi gün. 30 Mayıs 2019’da beni revire çıkardılar. 31 Mayıs’ta sevk yapıldı. Bebeğin ölü olduğu o gün yapılan ultrason sonuçlarında ortaya çıktı. Yatış yaptılar ve 1 Haziran’da bebek alındı.

Bebek karnınızda cezaevindeyken mi öldü, yoksa öncesinde mi?

Öncesinde öldüğünü düşünmüyorum. Çok büyük bir bebek değil. Çünkü bebek 2,5 aylık. 11 Nisan 2019’da cezaevine girdim. 1 Haziran 2019’da 10 haftalıktı. O süreçte öldüğü gözüküyor. 2 Haziran 2019’da da hastaneden taburcu oldum.

Dilekçelerinize zamanınızda cevap verilse, kontrole gitseniz bebeğin yaşama ihtimali var yani?

Yaşayabilir. Yaşamasa bile ben o sıkıntıları yaşamazdım.

Peki hastanede neler yaşadınız? Mahkum koğuşunda kalmak bildiğim kadarıyla çok zor.

Ameliyattan önce mahkum koğuşuna koymak istediler. Fakat doktorun ısrarıyla normal odada yatabildim. Onlara kalsa benimle hiç kimse ilgilenmeyecekti. Mahkum koğuşu denilen yere bir Allah’ın kulu uğramıyor, sizinle kimse ilgilenmiyor. Kimse size bir yardımda bulunmuyor. Kapı kilitli. Ve jandarma gelip size pencereden bakıp gidiyor, her 15-20 dakikada bir. Kaçmış mı bu diye. Kadınsınız, yaralısınız yatıyorsunuz öyle bir ortamda. Doktor benim ısrarla normal odada yatmamı istedi ameliyat süresince. O noktada yardımlarını gördüm doktorun. Ameliyattan sonra mahkum odasına götürdüler tabi.

Bebeğinizi ihmal sonucu kaybettiğinize dair bir rapor istediniz mi doktordan? 

Ben orada doktora dedim ki, bakın ben mağdur edildim, siz de farkındasınız, ihmale maruz kaldım, bana bebeğimin hakkını arayabileceğim bir rapor verin. “Ben avukat da değilim, hakim de değilim” dedi. Hakim, avukat aramıyorum, mesleğinizle alakalı yapmanız gerekeni istiyorum, dedim. “Karışamam” dedi. Raporu kürtaj yapılmıştır, şeklinde verdi. İhmal sebebiyle bebeğini kaybetmiştir demedi. Bandırma Devlet Hastanesinde oluyor bunlar.

Gardiyanlara kızdı, “Akarı kokarı getiriyorsunuz bu kadını neden getirmediniz” dedi. Doktor da benim fetöden yargılandığım için bu muameleyi gördüğümün farkında. Onlara sitem ediyor, tartışıyor ama sizin lehinize bir karar da vermiyor.

Erzurum Atatürk Üniversitesinde ilahiyat okuyan Gülden Aşık’ın Tarık (11), Zafer (10) ve Nilgün (7) adında üç çocuğu bulunuyor.

Refakatçi izni alabildiniz mi? 

Normalde kanserli, yoğun bakımda yatan hastalara bile refakatçi verilmiyor. Fakat benim hadisem kurum ihmalinden kaynaklı olduğu için savcı eşime refakatçi izni verdi. Ve ameliyat olduğum günün gecesi eşim yanımda kaldı. Sabahında zaten onu gönderdiler. Ve benim çıkış işlemlerimi yapıyorlar. Kolumda serum, iğneler var. Onların çıkarılması için hasta bakıcının gelmesi lazım. Biraz uzadı gelmesi.

Evet, gardiyanlarla ilgili bir sorun yaşamıştınız hastanede. 

Tabi gardiyanlar da ilk defa hastanede nöbet tutuyorlar. Çok da hoşlarına gitmiyor bu durum. Çok iyi insanlar da vardı ama bu gardiyan sabırsız, tahammülsüz, bir an önce evine gitmek istiyor. “Evde bebeğim beni bekliyor” diyor. Hasta bakıcı gelmeyince iğneyi kendi çıkarmaya kalktı. Hatta iğneyi damarda iken kırdı. Canım acıyor yapmayın dedim. Hasta bakıcıyı bekliyoruz, gidiyor geliyor, sinirleniyor. Sonra nöbet değişimi oldu. Jandarma komutanı geldi. Komutan “Bu bayan bebeğini kaybetmiş, öyle mi” diye sordu. “Ya abi işte ne olacak, 7-8 haftalık, çöp işte ya” şeklinde argo tabirlerle durumumu komutana izah ediyor. Ben de uzaktan dinliyorum. Moraliniz bozuluyor, tepki veremiyorsunuz, esaret böyle bir şey. Gıkınızı çıkaramıyorsunuz. Onları dinledim öyle. Sonra beni ring aracına bindirdiler, hiçbir şey olmamış gibi cezaevine attılar. Yaşadığım hadiseyle ilgili idareden herhangi bir açıklama, yorum, geçmiş olsun, nabzımı bile yoklamadılar.

Cezaevinde kendinizi nasıl toparladınız?

Eşim telefonda, avukatımın idari mahkemeye dilekçe verdiğini ve tahliyemi istediğini söyledi. Ben de eşime sorumluların yargılanmasını istiyorum dedim. Bu meselede hukuki yol aransın, bebeğimin hakkı sorulsun. Bütün sıralı amirlerden şikayetçiyim, ihmale kurban gitti bebeğim. Ben de ölebilirdim. Bunlar hakkında soruşturma açılmasını istiyorum diye avukattan talep etmesini söyledim. Orada emir komuta var. Bizim muhatap olduğumuz gardiyanlar mesul değil, onlar sadece emirleri yerine getiriyor ama revire gidip gitmeyeceğime karar verecek amirler var. Açık açık telefonda konuştum, görüşte de ifade ettim. Ondan sonra bir hareketlilik başladı, bana karşı daha pozitif davranıldı. Hastaneye götürmeye, daha yumuşak ve esnek davranmaya başladılar.

Daha sonra savcı ile görüşmek istediğime dair dilekçeler yazdım. Sormak istedim bir soruşturma açıldı mı diye. Çünkü siz sanki saçınızı kuaförde kestirip gelmişsiniz, hiçbir şey olmamış gibi hayat rutin devam ediyor gibi davranıldı. Zaten haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsunuz, bunun üstüne bir de travma yaşıyorsunuz. Ağlıyorum sürekli. Yemek yiyemiyorum. Kürtaj oldum, hamilelik sona erdi ama hamilelik sıkıntıları devam etti. Bulantı oluyor, kokulara karşı hassasiyet var. O psikoloji de düşünün. Üstüne vurdumduymazlık, hiç saymak… Çok kırıldım, psikolojim çok fazla etkilendi. O dönemde hızla çok fazla kilo verdim. Hiç uyumuyorum, ağlıyorum, sürekli kitap okuyorum, delirmemeye çalışıyorum. Öyle bir dönem geçirdim.

Gülden Aşık ve çocukları bir görüş gününde.

“Delirmemeye çalışmak” ağır ve taşıması zor bir kelime.

Kalkıyorsunuz sabah ve akli melekelerimi kaybetmemişim (ağlıyor), çok şükür bugün de böyle başladım diyorsunuz. Yatarken Allahım aklımı alma. Sağlık problemleri illaki yaşıyorsunuz, çünkü bedeni besleyen şey ruh. Ruhunuz yaralandı mı bedeniniz de isyan ediyor. Dinlerken başkalarına sıradan basit bir şeymiş gibi geliyor. Çünkü burada daire daire insanlarda duyarsızlık var. Kendisine dokunmadıktan sonra… Orada herkes sizin yaşadıklarınız biliyor, mağduriyetlere kulak tıkıyor. Kimse umursamıyor. Sen kurtulmuşsun şükret, arkasını arama diyorlar. Öyle bir mantık var. Her şeye kırılıyor, üzülüyorsunuz. Kendinizi sosyal bir kıyımın içinde hissediyorsunuz. Dışlanmışlık, her şey üst üste geliyor.

Mektubu yazmaya nasıl karar verdiniz?

Ben normalde de yaşadığım her şeyi günlük tutar gibi yazıyordum. Yaşadıklarımı telefonla eşime anlatamadım ama bilinmesini istedim. Eşimin paylaşacağını da tahmin etmiyordum. Canınız yandıkça bu orada dilinize de halinize de yanıyor. Canınız yandıkça vaveyla etmek istiyorsunuz, sesinizi herkes duysun istiyorsunuz. Allah da sesimi duyurdu. Bizden terörist çıkaramazsınız ama mücadele insanı çıkardınız.

Koğuş ortamı nasıldı?

Benim kaldığım koğuş eskiden revir olarak kullanılan bir yermiş. Biz 8 kişiydik. Tamamen demirlerin arasında yaşıyorsunuz. Ne kadar temizliğe dikkat ederseniz edin, hijyenik bir ortam değil. Bina çok eski, rögarın taştığı bir yer. Eskiden koğuşun içine taşıyormuş, benim gittiğim dönemde bahçeye taşıyordu. Bahçe zaten küçük bir alan. Havalandırma imkanı yok koğuşun. Tuvaletin, banyonun ve mutfağın tavanı ortak. Üst duvar yok. Bütün kokuların birbirine karıştığı bir yer düşünün. Tuvalete gitmek istediğinizde iki kişinin koridorda geçemediği, duvara yaslanmak zorunda olduğu bir ortam. Benim girdiğim dönemin iyi olduğunu söylüyordu arkadaşlar. Tavuk fabrikalarının olduğu bir bölge orası. Sinekten, kokudan durulmuyor. Yüzde 45 özürlü biri vardı, hala içeride. 3 yılına girmek üzere. Çocuk felci geçirmiş, kolunu kullanamıyordu. Böyle hayatını idame ettirmeye çalışan insanlar var içeride…

Bebeğini kaybeden tutuklu anne: “Benim yavrum, kanım, canım onlar için çöptü”

Gülden Aşık, yarın hakim karşısına çıkıyor

Cezaevinde bebeğini kaybeden Gülden Aşık tahliye oldu

BOLD ÖZEL

“Oğlum annesinin yanından ayrılınca bir hafta konuşmadı”

Tutuklu anaokulu öğretmeni Elif Yalçın’ın 22 aylık oğlu Salih Enes, 5 aydır annesiz. Eşi hapse girince çok zorlandıklarını söyleyen Ahmet Yalçın, “Oğlum annesinden ayrılınca eve gelene kadar yolda hiç konuşmuyordu. Bir hafta sonra kendine geliyordu. Etkilenmesin diye uğraşıyoruz ama anne gibi olmuyor.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Küçük bebekleri olduğu halde tutuklanan annelerin ve çocukların maruz kaldığı hak ihlalleri her gün artıyor. Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan anaokulu öğretmeni Elif Yalçın, cezası Yargıtay tarafından onaylandığı için 5 Mayıs 2021’de tutuklanıp Gebze Kadın Kapalı Cezaevine gönderildi. Bank Asya hesabı ve ByLock kullandığı iddiasıyla hapse konulan Elif Yalçın’ın 22 aylık oğlu Salih Enes, 5 aydır annesinden ayrı.

“ANNE SÜTÜ VE EK GIDAYLA BESLENİYOR”

Bold Medya’ya konuşan Ahmet Yalçın, “Eşimi almaya gelmeden önce aradılar. ‘Koronavirüs filyasyon ekibindeniz’ dediler. Oysa biz evdeydik, bir yere gittiğimiz yoktu. Oğlum anne sütü ve ek gıdayla besleniyor. İlk zamanlar oğlumu yanına götürdük. Bir ay yanında kaldı. Cezaevinin şartları çok zor. Eşim oğlumuzdan ayrılmaya dayanamadı ama kendi nefsim için bunu yapamam deyip mecburen bize verdi. Salih Enes normalde uysal bir çocuktu. Şimdi hırçınlaştı.” dedi.

İlk dönemler çok zorlandıklarını belirten Yalçın, “Enes’i annesinin yanından alıyorduk. Gebze’den eve gelene kadar yolda hiç konuşmuyordu. Bir hafta sonra kendine geliyordu. Etkilenmesin diye biz ilgileniyoruz ama anne gibi olmuyor, içimiz parçalanıyor.” ifadelerini kullandı.

10 KİŞİLİK KOĞUŞTA 23 KİŞİ KALIYOR

Elif Yalçın, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu‘na geçtiğimiz günlerde mektup yazarak cezaevi koşullarını ve tutuksuz yargılanma talebini dile getirmişti: “20 aylık bebekli emziren mahpusum. 10 kişilik yerde 23 kişi kalınca sürekli yanımda kalamıyor. Yanıma alınca da oyun alanı bulamıyor. Bebeğim yemekteyken bir köfte daha istedi. Yoktu. Birlikte ağladık. Ev hapsi bile olsa tutukluluğum bitmeli.” demişti.

“SUÇ İŞLEMESELERDİ DİYENLERİ ANLAMIYORUM”

Kendisi de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan ve dosyası Yargıtay’da bulunan Ahmet Yalçın, yetkililere ve kendilerine “terörist” muamelesi yapanlara seslendi: “Suç işlemeselerdi diyenleri anlamıyorum. Dosyalarda suç yok. Hırsızlık, gasp, adam öldürme, yolsuzluk, ihaleye fesat… Hiçbiri yok. Olan varsa yargılansın ama dosyalarda yok bunlar. Bunlar şucu, delil bu. O yüzden bunlar terörist deniliyor özetle. Hak mı bu?

“BİZE TERÖRİST DİYENLER GELSİN EVİMİZE MİSAFİR OLSUN”

Terörist olup olmadığını merak ettiğiniz insanlarla vakit geçirin, evine misafir olun, sohbet edin. Ettiğiniz laflardan utanacaksınız garanti veriyorum. Oğlum 1.5 yaşında annesiz kaldı. Eşim okul öncesi öğretmeni ve hiç devlet memuru olmadı benim gibi. Yazık günah değil mi bu çocuk 5 aydır annesiz? Elektronik kelepçe ile evde dursun çocuğuna baksın dedik onu da kabul etmediler.

“HER GÜN ANNESİNİN FOTOĞRAFINI ÖPÜYOR”

Ben yavruma her gün annesinin fotoğraflarını öptürüyorum unutmasın diye. İnsan insana bunu yapar mı? Merhametiniz varsa kendinizi sigaya çekip bir düşünün. Salih Enes gibi kaç çocuk çok daha kötülerini yaşıyor. Yetmedi mi bunlar?”

 

“20 aylık bebekli, emziren bir mahpusum”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Koronavirüs testi pozitif çıkan Serpil Can mahkemeye özel kıyafetle getirildi ve tutuklandı 

Koronavirüs testi pozitif çıkan ev hanımı Serpil Can 14 Ekim’de Bursa’da tutuklandı. Mahkemeye koronavirüs tulumu giydirilerek getirilen Can, şu anda Yenişehir Devlet Hastanesi’nin mahkum koğuşunda kalıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Bursa’daki evinde 13 Ekim 2021’de gözaltına alınan Serpil Can, kontrol için götürüldüğü hastanede koronavirüs testi pozitif çıkmasına rağmen mahkemeye beyaz renkli koronavirüs tulumu giydirilerek getirildi ve tutuklandı.

Bold Medya’nın ulaştığı video görüntülerinde Serpil Can, Bursa 1. Sulh Ceza Hakimliği’ne önünde ve arkasında tek sıra halinde iki görevli eşliğinde getiriliyor.

ŞEKER HASTASI

Bursa Yenişehir Cezaevine gönderilen Can’ı cezaevi yönetimi, hasta olduğu için kabul etmedi. 33 yaşındaki Serpil Can şu anda Yenişehir Devlet Hastanesi’nin mahkum koğuşunda kalıyor. Hastaneden ailesine verilen bilgiye göre sağlık durumu iyi.

Aynı zamanda şeker hastası olan Can’ın tutuklanmadan önce evinde grip şikayetiyle yattığı belirtildi. Bir tanığın ifadesine dayanılarak 14 Ekim’de tutuklanan Serpil Can, Bank Asya hesabı, ByLock ve kapatılan eğitim kurumlarında SSK kaydı olduğu iddiasıyla yargılanıyor.

İKİ ÇOCUĞU VAR

4 ve 7 yaşında iki çocuğu bulunan Serpil Can’ın eşi Mehmet Can Kasım 2016’da tutuklandı. O günlerde ikinci çocuğuna hamile olan Serpil Can doğum için gün sayıyordu, 45 günü kalmıştı. 18 ay hapis yattıktan sonra serbest bırakılan ve 8 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılan Mehmet Can da ev hapsinde bulunuyor.

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

İtalya İnsan Hakları Federasyonu’nun Bylock raporu AİHM’e sunuldu

İtalya İnsan Hakları Federasyonu, AİHM’nin önünde 21 aydır bekleyen G. Sağlam davasına özel bilirkişi raporu hazırladı. Türkiye’de yasaların muhalifleri susturulmak için kullandığına dikkat çekilen raporda, ByLock’un barışçıl kullanımının suç sayılmasına geniş yer verildi. Rapor AİHM’e sunuldu.

BOLD ÖZEL – İtalya İnsan Hakları Federasyonu, Türk makamları tarafından Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) suistimal edildiğine dair bir bilirkişi raporu hazırladı. Merkezi Belçika’da olan Tutuklu Avukatlar İnisiyatifi (The Arrested Lawyers Initiative) işbirliği ile hazırlanan raporda, ByLock adlı şifreli anlık mesajlaşma uygulamasının barışçıl kullanımının suç sayılmasına geniş yer verildi.

BYLOCK İDDİASIYLA HALEN TUTUKLU

İtalyan, İngiliz ve Türk hukukçular tarafından hazırlanan rapor, 21 aydır Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önünde bekleyen G. Sağlam davasına sunuldu. Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 23 Temmuz 2016’da gözaltına alınıp bir gün sonra tutuklanan G. Sağlam, Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ByLock  kullandığı iddiasıyla 7 yıl 6 ay cezasına çarptırıldı. Halen tutuklu olan Sağlam, 18 Şubat 2020’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne “suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin ve kişi hürriyeti hakkının ihlali” nedeniyle başvurdu.

RAPOR AİHM’E SUNULDU

İtalya İnsan Hakları Federasyonu, G. Sağlam davasının Türkiye’de çok fazla kişiyi ilgilendirdiğine ve olayın ayrıntılarına dair rapor hazırlamak istediğini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bildirdi. Sadece yetkin gördüğü kurumların bu tür başvurularını ve raporlarını kabul eden AİHM, Federasyon’un talebini uygun buldu ve raporu hazırlaması için 18 Ekim’e kadar süre verdi. İtalya İnsan Hakları Federasyonu, raporu bugün yüksek mahkemeye sundu.

MOGELLI: TERÖRDEN EN ÇOK HÜKÜM GİYEN İNSAN TÜRKİYE’DE

İtalyan İnsan Hakları Federasyonu (FIDU) Başkan Yardımcısı Eleonora Mongelli, rapora ilişkin yaptığı açıklamada “Türkiye, terörle bağlantılı suçlamalardan hüküm giymiş en fazla mahkûm nüfusuna sahip ülke durumundadır. Avrupa Konseyi’nin hazırladığı bir rapora göre, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde terörden hüküm giyen toplam 30.524 mahkûmdan 29.827’si Türk cezaevlerinde bulunuyor.” dedi.

TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ TESPİT İÇİN KULLANILAN KRİTERLER YASAL EYLEMLER

“Terörle mücadele yasaları, yoğun bir şekilde Türkiye insan hakları savunucularını ve aktivistlerini susturmak için kullanılıyor” diyen Mongelli, kişilerin silahlı terör örgütüne (Gülen Hareketi/ fetö-pyd davaları) üye olup olmadığının tespit edilmesi için kullanılan kriterler listesinin yasal eylemler olduğunu söyledi. Mongelli, bu kriterlerin yalnızca yasal faaliyet veya yasal olarak kurulmuş kuruluşlarla etkileşimlerden ya da Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanılmasından ibaret olduğunu söyledi.

İtalyan İnsan Hakları Federasyonu’nun hazırladığı, 12 sayfadan oluşan rapora bu linkten ulaşılabilir: https://fidu.it/wp-content/uploads/THIRD-PARTY-INTERVENTION-BY-FIDU-logo-12.10.2021.pdf

 

DP lideri Uysal’dan Erdoğan’a: Tıbben kontrolden geçirilmeli

Okumaya devam et

Popular

Shares