Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

15 dakikalık adalet!

Türkiye’de birçok mahkemede 15 dakikada bir duruşma yapılıyor. İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün 18 kişi hakim karşısına çıkıp kendisini savunmaya çalıştı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün sabah 09.00’dan 14.20’ye kadar 18 kişinin davası görülecek. 15 dakikada bir hakim karşısına çıkacak olan tutuklular kendilerini çok kısa bir sürede savunmak zorunda.

Aşağıda gördüğünüz liste, bugün İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinin kapısına asılan Duruşma Listesi. Saat 14.20’ye kadar 18 kişi hakim karşısına çıkıp kendisini savunacak. İlk duruşma 09.00’da başlıyor. İkinci duruşma 5 dakika sonra. Daha sonraki tutuklular ise 15 dakikada bir salona alınacak. Listedekilerin hepsi ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ iddiasıyla yargılanıyor. 18 kişinin adının yer aldığı listede 8 kadın, 10 erkek tutuklu bulunuyor.

353 CEZAEVİNİN KAPASİTESİ 218 BİN 950

Türkiye’de birçok mahkemenin duruşma listesi bu şekilde. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Yılmaz Çiftçi, Kasım 2019’da yaptığı açıklamada cezaevlerinde yaklaşık 286 bin hükümlü ve tutuklunun bulunduğunu, kadın hükümlü/tutuklu sayısının da yaklaşık 11 bin olduğunu söylemişti. Çocuk statüsünde bulunan yaklaşık 2 bin 500 kişinin cezaevlerinde bulunduğunu ifade eden Çiftçi ayrıca cezaevinde annesinin yanında 780 çocuğun kaldığı bilgisini vermişti. Temmuz 2019 itibariyle ise Türkiye’de 353 cezaevi bulunduğu ve bu cezaevlerinin kapasitesinin 218 bin 950 olduğu açıklanmıştı.

Şehit eşine ‘terörist’ cezası

Okumaya devam et
Reklamlar

BOLD ÖZEL

Tutuklu anne Elif Güven: 40 ay önce dağılan yuvamın hüznünü yaşıyorum

17 aydır hapiste olan Elif Güven, darmadağın edilen yuvasını ve cezaevinde yaşadıklarını anlattı. Güven, “Bu satırlar ifade etmek istediklerimin binde biri bile olamaz.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Bandırma M Tipi Cezaevinde bulunan iki çocuk annesi Elif Güven, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup göndererek hem yaşadıklarını hem de cezaevinde tanık olduğu anne ve bebek manzaralarını yazdı.

25 Ocak 2020 tarihli mektubuna “40 ay önce eşimin tutuklanmasıyla birlikte dağılan yuvamın hüznümü yaşıyorum. 10 ay boyunca çocuklarımı göremeden geçirdiğim zamanlar ve sonrasının bütün kadınların ortak çığlığı olduğunu düşünerek bu mektubu yazıyorum” diyerek başlayan Güven, “Kadınların ve çocukların mağduriyetlere dur deyin” çağrısında bulundu.

10 AY ÇOCUKLARIMI GÖREMEDİM

Cemaat soruşturmaları kapsamında 24 Eylül 2018’de tutuklanan Elif Güven (35), Adana’da özel bir yurtta idarecilik yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyor. Aynı nedenlerle 10 yıl hapis cezasına çarptırılan eşi Selim Güven ise 3 yıldır tutuklu.

Halim (8), Nedim (6) adında iki erkek çocuğu bulunan Elif Güven’in çocuklarına Çanakkale’de yaşayan dede ve anneanne bakıyor. Adana’da oturdukları için tutuklandığında Tarsus Cezaevine gönderilen Güven, 10 ay çocuklarını göremediğini söylüyor. Daha sonra eşiyle birlikte Bandırma Cezaevine sevk edilen Güven çifti, şimdi sadece açık görüşlerde onlarla buluşabiliyor. Üzüntüden yüz felci geçiren anneanne ise hasta haliyle iki erkek çocuğunu büyütmeye çalışıyor. Annelerinden 1,5 yıldır uzak çocuklar ise psikolojik travma içinde.

Kastamonu Üniversitesi Bilgisayar Teknikerliği bölümünden mezun olan Elif Güven ve çocukları Halim (8) ile Nedim (6).

Mektubuna “Burada öyle hayatlara şahit oldum ve öyle hayatlar dinledim ki bu satırlarım ifade etmek istediklerimin binde biri bile olamaz. Yaşadıklarımıza gözler kör olmuş, kulaklar sağır olmuş gibi. Yine de bir umut sesimi duyurma çabasıyla tarihe not düşmek istiyorum” diye devam eden Güven’in bir annenin ve çocuklarının cezaevinde neler yaşadığına dair gözlemleri şöyle:

ÇOCUKLAR İLK ÖNCE MEMUR VE SAYIM KELİMESİNİ ÖĞRENİYOR

“Önceden çocuklarımızın ilk öğrendiği kelimeler anne ve baba iken, şimdi bu ortamdaki çocukların öncelikli kelimeleri memur ve sayım oldu. Cezaevindeki hayatı yurt dışı olarak algılayan çocuklarla birlikte tüketiliyoruz biz.

GECE UYANIP DUA EDEN ÇOCUKLARIN GÖZYAŞLARIYLA SABAHLADIK

Gecenin bir vakti uyandığında yine cezaevinde olduğunu anlayıp yatağında ellerini açarak dua eden çocukların gözyaşlarıyla sabahladık. Bir çocuğun annesi ve babasıyla birlikte evlerinde olmasını istemek en büyük lüksümüz oldu. Kantin alışveriş günümüzde mazgaldan verilen birkaç abur cubura kocaman gözlerle sevinen çocukların mutluluğuna gizledik hüznümüzü. İlk adımını gördüğümüz çocuklara sevinirken hiç hijyenik olmayan o soğuk zemin üzerine her düştüğünde bizim içimiz kanadı.

BURADAKİ TEYZELERİM EVLERİNİ ÇOK ÖZLEDİ ALLAHIM

Oyun oynayacak alanı olmadığı için evinin bahçesini ve arkadaşlarını özleyen çocuğun ‘Buradaki teyzelerim evlerini çok özledi ama en çok ben özledim Allahım’ diyen çocukların yakarışları bizi bu dört duvardan daha fazla sıktı. Çocuğu yanında olan anne ayrı hüzün yaşadı, uzak olan anne ayrı hüzün yaşadı. Hangisi daha acımasızdı bilemedik!

NENE DİYE SESLENDİKLERİNDE İÇİMİZ BURKULDU

Yıllardır çocuklarımıza bakan büyüklerimizi kendi anne babaları gibi gördü çocuklarımız. Görüşlerimize geldiklerinde annesinin yüzüne bakıp “Nene” diye seslendiklerinde içimiz burkuldu. “Ne zaman işin bitecek, eve geleceksin?” sorularına kaçamak cevaplar bulmaya çalışmak kelimeleri boğazımızda düğümledi. Okula giden çocuğumuzun her veli toplantısında annesinin babasının yanında olmamasından dolayı duyduğu yalnızlığın çığlığı km’ler ötede bizim kulaklarımızda yankılandı. Bunlar gibi bir sürü iç yakan hayat gördük buralarda.”

ELİF GÜVEN’İN GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ MEKTUBUN ORİJİNALİ

Yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti

Üçüncü evre böbrek hastası Ramazan Sarıkaya, yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti. Doktorların ifadesine göre artık nakil yapılması gerekiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL– Şubat 2019’dan bu yana Balıkesir Kepsüt Cezaeevinde tutuklu bulunan Ramazan Sarıkaya (50), böbrek nakli yapılacak hale geldi. Bir böbreği 1997’de askerdeyken alınan Sarıkaya’nın ikinci böbreği yüzde 50 çalışıyordu. Cezaevine girdikten sonra o böbreğin işlevi de birdenbire yüzde 30’a düştü. Bir ay önce kontrole götürülen Sarıkaya’ya doktorlar “Artık nakil yapılması lazım” dedi.

40 KİŞİLİK KOĞUŞTA KALIYOR

Sarıkaya’nın eşi Müzeyyen Sarıkaya, “Doktor, eğer ortamı sağlıklı olursa yüzde 30’luk böbrek onu uzun süre götürür demişti. Yemesi, içmesi, tuvalet ihtiyacı bunlar böbrek hastaları için önemli. 40 kişi kalıyorlar koğuşta. 2-3 tuvalet var. Sıra gelene kadar vakit geçiyor. Böbrekte ürenin durmaması lazım. Hijyenik bir ortam değil.” ifadelerini kullandı.

Ramaza Sarıkaya ve çocukları bir görüş gününde.

“ÖLÜNCE Mİ TEHLİKE VAR DİYECEKLER”

Eşinin, Kasım ve Aralık 2019’da Balıkesir Şehir Hastanesine iki kez götürüldüğünü söyleyen Müzeyyen Sarıkaya, “İlk götürdüklerinde doktor rapora ölüm tehlikesi yoktur yazmış. Bunun sınırı nedir? Ne kadar ömür biçtiler ki, ölüm tehlikesi yok deniliyor. Yüzde 50 çalışan böbrek nasıl yüzde 30’a düştü, şimdi nasıl nakillik hale geldi. Bir ay önce gittiği doktor artık nakil yapılması lazım dedi. Ölünce mi tehlike var diyecekler. Buradaki kasıt nedir? Ortada bir suç yok, suç varsa bir yıldır mahkemesi neden sonuçlanmıyor. Bunlar içimizde hep bir ukde. Bunların hesabını kim verecek? Geri dönüşü olan bir hastalık değil. Çırpınmamız bundan dolayı.” diye konuştu. Müzeyyen Sarıkaya, ev hapsi ve ceza ertelemesi gibi seçenekler varken neden bunların uygulanmadığını da sordu.

Özel bir yurtta idarecilik yaptığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Sarıkaya’nın davası, 5 kez mahkemeye çıkmasına rağmen henüz sonuçlanmadı.

GERGERLİOĞLU’NUN SORU ÖNERGESİ

Ramazan Sarıkaya ile ilgili 18 Ocak 2020’de TBMM’ye soru önergesi veren HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Anayasanın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 96. ve 99. maddeleri gereğince Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e cevaplaması için 14 soru sordu:

1- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın ağır hasta bir şekilde Balıkesir Kepsut L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olduğu iddiası doğru mudur?

2- Bu iddialar doğruysa Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın hastalığı ne durumdadır?

3- Bu iddialar doğruysa 5275 sayılı kanun çerçevesinde tahliye edilmeme gerekçeleri nelerdir?

4- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek hastası olduğu iddiaları doğru mudur?Eğer doğruysa tedavisi ne şekilde yürütülmektedir?

5- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın tutuklandıktan sonra % 50 olan böbrek işlevinin % 35’e düştüğü iddiaları doğru mudur? Eğer bu iddialar doğruysa Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek işlevi neden % 35’e düşmüştür?

6- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek hastası olduğu iddiası doğruysa diğer mahpuslardan farklı bir şekilde yemeği,içeceği ve hijyeni farklı mıdır?

7- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaş cezaevinde kaldığı için kalan böbreğini kaybetmesi halinde sorumlu ya da sorumlular kim ya da kimler olacaktır?

8- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşa diyet raporu hazırlandığı iddiaları doğru mudur?

9- Bakanlığınıza iletilmiş bu konuyla ilgili şikayet var mıdır?

10- Son 3 yılda ağır hasta tutuklular için yapılmış çalışmalar nelerdir?

11- Son 3 yıldır Cezaevleri’nde çalışan personellerle ilgili açılan soruşturma sayısı kaçtır ve bu soruşturmaların akıbeti ne durumdadır?

12- Son 5 yılda cezaevlerinden hastalık nedeniyle tahliye olan kişi sayısı kaçtır ?

13- Son 10 yılda cezaevlerinde böbrek hastası olup böbreğini kaybeden yurttaş sayısı kaçtır?

14 Son 10 yılda cezaevlerinde böbrek hastası olup tahliye olan yurttaş sayısı kaçtır?

GEREKLİ İŞLEMLER BAŞLATILDI

Gergerlioğlu, soru önergesinden sonra Balıkesir’deki yetkili makamların Sarıkaya’nın tahliyesi için gerekli işlemleri başlattığını da iki gün önce duyurdu.

Dört çocuk babası Ramazan Sarıkaya bir görüş gününde.

Üçüncü evre böbrek yetmezliği hastası cezaevinde ölümün eşiğinde!

Anne mezara, baba cezaevine… Çocuklar yine ortada kaldı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Suriye’de ön saflara fişlenen askerler gönderiliyor

Cemaat fişleme listesinde ismi bulunan ancak henüz dava açılmayan askerlerden biri daha şehit oldu. Aynı şekilde şehit olanların sayısı oldukça yüksek.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Piyade Uzman Onbaşı Fatih Saylak, 10 Şubat’ta İdlib’de Suriye Ordusu’nun açtığı ateş sonucu şehit oldu. Şehit Saylak, Kahramanmaraş merkeze bağlı Kale köyündendi. Tıpkı Fırat Kalkanı Harekatında şehit olan astsubay Ökkeş Karaca gibi. Aynı köyden iki şehidin ismine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2017/2619 nolu iddianamesinde rastlıyoruz.

İki şehidin de isimleri iddianamede “itirafçı” sıfatı verilen kişilerin ifadelerinde yer alıyor. İfadelerde şehit Saylak ve Karaca’nın Gülen Cemaati üyesi oldukları iddia ediliyor. Ancak iki isim haklarındaki ifadelerden sonra Suriye’de çatışmanın en tehlikeli bölgelerine gönderildiler ve ardından şehit oldular.

15 Temmuz’dan sonra ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde TSK’dan ihraç edilen eski subaylar, bu duruma dikkat çekmiş ve fişleme listelerinde bulunan askerlerin Suriye’de ön cephelere gönderildiklerini dile getirmişlerdi.

ESKİ ASKERLERDEN VAHİM İDDİA

Yarbay Mehmet Alkan bunlardan biri. Alkan’a göre TSK’da 9 bin kişilik bir liste var. Bu listedekiler yavaş yavaş ihraç ediliyorlar ya da Suriye’de ön cephelere gönderiliyorlar:

“Son dönemdeki meşhur ankesör soruşturmalarında benim aldığım bilgiye göre 9 bin kişiye karar veriyorlar. Çok daha yüksek ama en son 9 bin kişiye operasyon yapalım diyorlar ama bunların hepsine birden yapamayız, yavaş yavaş 100’er 100’er yapalım diyorlar. Belki bunun daha üçte birine operasyon yapıldı, diğerleri sırasını bekliyor. Bir bakıma şu an Silahlı Kuvvetler kendi tespitine göre terörist istihdam ediyor. Ama bekliyor. Bir kısmı bunların Suriye’de El Bab’da ya da başka yerde. Özellikle getirmiyorlar orada ihtiyaç olduğu için. Yani öyle garip bir durum var ki, yarın ölse biri omuzlar üzerinde gelip şehit denecek, el üstünde tutulacak ama ertesi güne kalırsa terörist olarak operasyon yapılacak.” (Yarbay Alkan’ın, Gazeteci Çağlar Cilara ile yaptığı röportajdan)

Yunanistan’da Askeri Ataşesi iken TSK’dan ihraç edilen Albay Halis Tunç ise iddiayı bir ileri boyuta taşıyor:

“24 Ağustos 2016 tarihinde Suriye’ye harekât başlayınca, operasyon bölgesine göndermek için devlet tarafından farklı zamanlarda çok sayıda subay/astsubay tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Terörist olarak yargılanmaları devam etmesine rağmen yurt dışı çıkış yasakları kaldırılarak Suriye’ye operasyona gönderildiler.” (15Temmuz.info’daki yazısından)

TERÖRİST DİYE YARGILANIRKEN ŞEHİT OLDU

Barış Pınarı Harekatında 15 Ekim 2019’da Münbiç’te şehit olan Üstteğmen Çelebi Bozbıyık bunlardan biri. OHAL döneminde 15 gün ters kelepçeyle gözaltında tutulan Üsteğmen Bozbıyık, hakkında “terör örgütü üyeliği” soruşturması devam ederken, tahliye edildi ve Suriye’ye cepheye gönderildi. Münbiç’de çatışmada şehit oldu.

ÖZELLİKLE ÖN CEPHEYE GÖNDERİLİYORLAR

Benzer biçimde şehit olanlardan biri de Suriye’nin Tel Rıfat bölgesinden YPG’nin açtığı ateş sonucu şehit olan 24 yaşındaki Topçu Üsteğmen Muhammet Ali Kalo.
Muhammet Ali Kalo’nun abisi Mustafa Kalo da piyade üsteğmen rütbesine sahip bir askerdi. Halen Gülen Hareketi’ne yönelik soruşturmalar kapsamında “terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklu durumda. Kardeşlerden biri şehit diğeri ise terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklu.

İki kardeşten biri şehit (sağdaki) diğeri ise tutuklu.

Orduda beraber görev yapan ihraç Üsteğmen Muhammet Yıldız’ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşıma göre, terör yargılamalarındaki askerlerin çatışma bölgelerine gönderilmesi bilinçli bir tercih.

Yıldız’a göre fişlenen subaylar, sınırda, sınır ötesinde ve tehlikeli görevlerde kullanılıyor. Hayatını kaybedenlere şehit oldu deniyor. Kurtulanlar ise ihraç ediliyor ve tutuklanıyorlar.

ÇATIŞMADAN SAĞ DÖNENLER GÖZALTINA ALINIYOR

Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yakından takip eden gazeteci Müyesser Yıldız da benzer bilgiler veriyor:

“Irak’ta, Suriye’de operasyona giden çok sayıda askerin, döndükleri gün ankesörden gözaltına alındığını biliyor musunuz? Hele bir tanesi var ki; 15 Temmuz sonrasında çok önemli hizmetler vermiş, El Bab’da, Afrin’de çarpışmış, dönüşte o da gözaltına alınmış, adli kontrolle yani yurt dışı yasağıyla bırakıldıktan sonra TSK ve savcılıklarca verilen çok özel görevleri yerine getirmek üzere defalarca yurt dışına gönderilmiş biri. Tüm bunlardan sonra geçtiğimiz günlerde açığa alındı!..” (Müyesser Yıldız’ın ODATV’deki yazısından)

POLİSKEN TERÖRİST ASKERKEN ŞEHİT

Polis memuru Zekeriya Altınok’un yaşadıkları da farklı değil. 15 Temmuz sonrası “terörist” olduğu gerekçesiyle Emniyet teşkilatından ihraç edilen bir polis memuruydu. 16 ay hapis yatıp çıktıktan sonra zorunlu askerlik görevini yapmak için TSK’ya katıldı. Terörist olarak yargılaması sürerken ve terör örgütü üyeliği suçlamasıyla polislikten ihraç edilmiş biri olmasına rağmen İran Sınırı’nda görevlendirildi. 20 Ekim 2019’da sınır devriyesi sırasında PKK’yla girdiği çatışmada şehit oldu.

İDDİANAMEDE İSİMLERİ GEÇMESİNE RAĞMEN

Aynı köyden şehit düşen Piyade Uzman Onbaşı Fatih Saylak ve Özel Kuvvetler mensubu astsubay Ökkeş Karaca hakkında ulaştığımız bilgiler, eski askerlerin iddialarını doğruluyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2017/2619 nolu iddianamesinde, iki askerin ismi açıkça yazıyor. Ancak ikisi de açığa alınmadan Suriye’ye gönderildiler.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Fatih Saylak dahil şehitler için yayınladığı resmi mesaj.

10 Şubat 2020’de İdlib’den şehit olarak dönen Fatih Saylak, bir yıllık evliydi. Cenazesi askeri törenle toprağa verildi.

Fatih Saylak

Ökkeş Karaca’nın cenazesi de benzer biçimde askeri törenle toprağa verildikten sonra ailesinin evine hakkındaki terör örgütü üyeliği soruşturmasıyla ilgili tebligat gönderildi ve soruşturmanın ölüm gerekçesiyle kapatıldığı bildirildi.

Şehit olunca terör yargılaması durduruldu

Okumaya devam et

Popular