Bizimle iletişime geçiniz

Kültür

14 Şubat için film önerileri…

14 Şubat Sevgililer günü bu gün tüm dünyada kutlanıyor.

BOLD– Sevgililer Günü’nü film izleyerek değerlendirmek isterseniz sizler için en güzel aşk filmlerini IMDB puanlarına göre derledik. Keyifli seyirler…

SİL BAŞTAN / ETERNAL SUNSHINE OF THE SPOTLESS MIND (2004) IMDB 8.4

Joel Barish, eski kız arkadaşı Clementine’in, ilişkilerine dair hafızasındaki her şeyi sildirmek için bir teknolojik deneye katıldığını öğreniyor. Bu olaydan oldukça etkilenen Joel, kendisi de aynı yöntemle anılarını sildirmeye karar verir.

Tamamen gizlilik prensibiyle çalışan bir deneysel tıp merkezinde anılarını birer birer sildirirken, iyi başlasa da tatsız biten standart bir ilişki görür.

Fakat daha sonra anılar tek tek bulup çıkartılırken yaşanılan çok güzel anıları da görür ve müdahaleyi durdurmak ister…

AŞIKLAR ŞEHRİ / LA LA LAND (2016) IMDB 8.2

Sebastian müzik aşığı, geleneksel jazz ezgilerinin kubbesinde çınladığı bir mekan hayalindedir. Mia kafeteryasında barista olarak çalıştığı film platosunun oyunculuk seçmelerine katılarak kendisine bir rol bulabilme telaşındadır.

Sanatın farklı dallarına tutkun bu iki insan hayallerinin peşinden koşarken yolları kesişir ve birbirlerinden hoşlanırlar. Tabii ki hiçbir aşk kolay değildir ve hayat önlerine zorluklar çıkartacaktır.

Bol ödüllü müzikal film bir modern zaman masalı olarak tanımlanabilir.

PRENSES GELİN / THE PRINCESS BRIDE (1987) IMBD 8.1

Bir kahraman tarafından kurtarılan güzel bir prensesin masalsı hikâyesini anlatan film William Goldman’ın aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlandı.

Başrolünde Cary Elves ile Robin Wright’ın gençliğini izlemek mümkün. Filmde bu imkânsız aşk hikâyesi dedesi tarafından torununa aktarılıyor.

GÜN DOĞMADAN / BEFORE SUNRISE (1995) IMDB 8.0

Gün Doğmadan filmi, şans eseri bir trende tanışan yüksek lisans öğrencisi Fransız Celine ve Amerikalı Jesse’nin tutkulu aşını konu alıyor.

Jesse’nin ertesi gün Viyana’dan uçağı vardır. Celine’e, hiç parası olmadığı için sabahlara kadar Viyana sokaklarında doşlaşarak vakit geçirmek zorunda olduğunu söyler ve onun da kendisine eşlik etmesini işler.

Bu ikili, ertesi sabah “gün doğmadan” hayatlarının en güzel gününü geçireceklerdir

GÜZEL VE ÇİRKİN / BEAUTY AND THE BEAST (1991) IMDB 8.0

1991’de çekilen bu animasyon filminde, küçük bir Fransız çiftliğinde yaşayan Belle, bir gün babasının esir bir şatoda esir alındığıyla ilgili bir haber alır.

Yolunu kaybettiği için başkasının mülküne giren babasını kurtarmak için şatoya giden Belle hiç beklemediği bir gerçekle karşılaşır. Şatonun sahibi lanetlendiği için canavarsı görünüşü olan bir prenstir.

SAKSI OLMANIN FAYDALARI / THE PERKS OF BEING A WALLFLOWER (2012) IMDB 8.0

Charlie okulda arkadaşları tarafından alay edilen ezik bir gençtir. En yakın arkadaşı da intihara teşebbüs etmesiyle daha da zorlu bir psikolojik sürece girer.

Aynı sene liseye başlayan Charlie, Sam ve Patrick isimli iki kardeşle tanışır. Başta onlar tarafından arkadaş olarak görülmesi pek mümkün olmasa da bu iki kardeş oldukça çekingen bir genç olan Charlie’yi kazanmak için ona destek olurlar.

Zamanla hayattan zevk almaya başlayan Charlie ile Sam arasında duygusal bir yakınlaşma başlar…

AŞK / HER (2013) IMDB 8.0

Theodore Twombly, bulunduğu gelecekteki zaman diliminde neredeyse hiç kalmayan el yazımı mektuplar yazarak geçinmektedir.

Karısından boşanmış yalnız bir adam olan Theodore yalnız yaşamaktadır. Bir gün kusursuz bir yapay zekâ yazılımı ile üretilen Samantha ile tanışır. Samantha sesten ibaret olan sanal bir varlıktır.

Theodore’a dünya ve yaşam ile ilgili sorduğu sorular ile onda yeni ufuklar açar. Theodore, Samantha’nın etkisiyle yavaş yavaş içinde bulunduğu depresyondan çıkmaya başlayacaktır.

MAKAS ELLER / EDWARD SCISSORHANDS (1990) IMDB 8.0

Edward Makaseller’i yaratan mucit, henüz eserini tamamlayamadan öldüğü için Edward makaslardan oluşan elleriyle kalmıştır.

İnsanlardan uzak bir yaşam sürmek zorunda kalan Edward, Peg Boggs’un onu evine götürmesiyle birlikte insanlarla sosyalleşmeye başlayacaklardır.

Aralarındaki bu duygusal ilişki zamanla komik ve hüzünlü bir Frankenstein hikâyesine dönüşür.

GECE YARISINDAN ÖNCE / BEFORE MIDNIGHT (2013) IMDB 7.9

Gün Doğmadan ile başlayan üçlemenin son filmi olan Geceyarısından Önce, yine Başrollerinde Ethan Hawke ve Julie Delpy’nin oynadığı bir romantik drama.

İlk tanışmalarının ardından 20 yıl geçen çift artık gençlik heyecanıyla yaşadıkları tozpembe aşktan ziyade ilişkilerini gerçekçi bir bakış açısıyla sorguluyorlar.

Birbirlerine duydukları naif sevgi değişmese de bu uzun süreç içerisinde ikisinin de hayatında ciddi değişiklikler olmuştur.

GÜNDEN KALANLAR / THE REMAINS OF THE DAY (1993) IMDB 7.9

İkinci Dünya Savaşı arefesinde İngiltere yaklaşan savaşın gerilimini bütün hücrelerinde hissetmektedir. James Stevens (Anthony Hopkins), bir malikânede baş uşak olarak hizmet veren oldukça kuralcı ve disiplinli birisidir.

Diğer ev çalışanları onun bu tavizsiz tarafından biraz çekinmektedir. Malikâneye yeni gelen aşçı Bayan Kenton (Emma Thompson) ise onun tam tersidir.

Sıcakkanlı ve samimi bir insan olan Bayan Kenton ile ona çok zıt karakterde olan Bay Stevens arasında bir çekim oluşması fazla sürmeyecektir.

Okumaya devam et
Reklamlar

Gündem

Kitlesel hareketleri konu alan isyan filmleri

ABD’nin Minneapolis kentinde yaşanan faşist polis vahşetinin ardından başlayan eylemler, kitlesel hareketlerin gücünü bir kez daha gündeme getirdi.

BOLD– George Floyd isimli 45 yaşındaki siyahi Amerikalı polis tarafından sokakta kaçak sigara sattığı gerekçesiyle kelepçelendi ve boğazına bastırılarak öldürüldü. Floyd’un son anlarını yaşarken söylediği “I can’t breathe!” (nefes alamıyorum) sözleri ABD’de yeni bir kitlesel protestonun fitilini ateşledi.

Afro-Amerikalılar polis şiddetini “Sıra bende mi?” diyerek protesto ediyor.

NEFES ALAMAYAN ABD Mİ?

2014’te de benzeri bir olayda Eric Garner isimli bir siyahi New York’ta hayatını kaybetmesi henüz hafızalarda yerini korurken yaşanan Floyd cinayetinin yarattığı kitlesel hareket büyüyor. ABD’de 25 kentte sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Amerika daha önce de siyah öfkeye şahit oldu. Ama aklı başında insanları korkutan asıl şey Beyaz Saray’da faşizan eğilimleri olan ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan saatli bir bombanın oturuyor oluşu.

Kitlesel hareketler yedinci sanatın da her zaman gündeminde olmuştur. Halkların özgürlük ve hak arayışını beyaz perdeye taşıyan on filmi sizler için derledik. İyi seyirler, sağlıkla kalın…

ÜLKE VE ÖZGÜRLÜK/ LAND AND FREEDOM

I Daniel Blake, The Navigators, Sorry Wes Missed You gibi harika işlere imza atan Ken Loach’ın yönettiği “Land and Fredoom” bizleri İspanya Sivil Savaşı’na götürüp güzel bir aşk hikayesine tanık ediyor. Genç ve işsiz bir komünist parti üyesi olan David nişanlısını da terk edip savaş mağduru İspanya’ya gönüllü olarak gitmeye karar verir. Ordunun gözde elemanlarından biri haline gelir ve Blanca isimli bir anarşiste aşık olur. Birlikte eşitlik ve özgürlük için savaşırlar. Ta ki bir gün asıl düşmanın karşı tarafta değil, yakınlarında bir yerde olduğunu anlayana dek.

KIZGIN FIRINLARIN SAATİ/ LA HORA DE LOS HORNOS

Fernando E. Solanas’ın ilk eseri olan 4 saat 20 dakika uzunluğundaki Kızgın Fırınların Saati üç bölümden oluşur: Birinci bölüm, “Şiddet ve Özgürlük” adı altında, Arjantin’in toplumsal, tarihsel, coğrafik ve kültürel değişik yönlerini anlatır. Bu bölüm Che Guevera’ya ve Latin Amerika’nın kurtuluşu için ölenlere ithaf edilir. “Devrim için Eylem” adlı ikinci bölüm, Juan Peron’un ilk on yılını (1945-1955) anlatan “Peronizmin Tarihi” (20 dakika) ve Peronizm sonrası dönemi anlatan “Direniş” (100 dakika) olmak üzere iki alt bölümden oluşur. Son bölüm ise, birinci bölümle aynı adı taşır, “Şiddet ve Özgürlük”, ve 45 dakika sürer. Bu son bölümde, iki röportaj gösterilir ve birkaç mektup okunur.

CEZAYİR SAVAŞI/ LA BATTAGLİA Dİ ALGERİ

Uzun yıllar boyunca Fransa’nın sömürgesi olarak varlığını sürdüren Cezayir’in bağımsızlığını kazanış hikayesini anlatan film 1954 ve 1957 yılları arasındaki mücadele döneminde geçiyor. Casbah kalesinin bölmelerinde başlayan özgürlük hareketi zamanla tüm şehre yayıldığında sivil savaş patlak verir. Bir zaman sonra şiddetini artırdığında ise Fransız ordusu, terör örgütü olarak adlandırdığı, Cezayir direniş hareketi FLN’nin peşine düşerek üyelerini yok etmeye başlar. Bu savaş yıllara yayılarak insanlık tarihinin en kanlı özgürlük mücadelelerinden birine dönüşür.

GANDHI

İngiliz yönetimine karşı “Pasif Direniş”i örgütleyen Mahatma Gandhi’nin hayatından bir kesit anlatan film, en iyi biyografik çalışmalardan biri olarak kabul ediliyor. 11 dalda aday olduğu Oscar ödüllerinden “en iyi film” ve “en iyi yönetmen” dahil tam 8 ödülle döndü. Gandhi rolünde sinema tarihinin en iyi performanslarından birine imza atan usta oyuncu Ben Kingsley ise “en iyi erkek oyuncu” dalında heykelciğe uzandı. Cenaze sahnesinde yaklaşık 300.000 kişinin yer almasıyla da bir film sahnesinde yer alan en kalabalık insan sayısı rekorunu da elinde bulunduran film, çarpıcı sahneleriyle hafızalardan silinmeyecek bir yapıt.

PROTESTO/ LE HAINE

Protesto, şiddetli bir isyanda rol alan 3 gencin hikâyesini anlatıyor. Paris’in gettolarında hararetli saatler yaşanmaktadır. Grup halinde dolaşan yerel gençlerle, çevreyi kuşatan polisler arasında nefret dolu bakışlardan oluşan bir gerilim vardır. Mahallenin gençlerinden Abdel, polis soruşturması sırasında benzetildiği için hastanede ölüm döşeğinde yatmaktadır. Gencin arkadaşları ise başıboş dolaşmaktadırlar. İçlerinden Vinz, Abdel’in ölmesi durumunda bir polis vurmaya yemin eder.

KANLI PAZAR/ BLOODY SUNDAY

Paul Greengrass’ın yönettiği 2002 yapımı İngiliz filmi, 1972’de Kuzey İrlanda’nın Derry kentinde 26 göstericinin İngiliz askerleri tarafından vurulması, 13’ünün ölmesi ile sonuçlanan Kanlı Pazar’ı anlatıyor.

MALCOLM X

Amerikan tarihinin en önemli insan hakları savunucularından Malcolm X’in yaşamını beyaz perdeye aktaran filmi Spike Lee yönetiyor. Babası ırkçı örgüt Klu Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm’un günübirlik ve gamsız yaşadığı hayatı hapse girmesiyle bölünür. Hapiste İslam’la tanışan Malcolm dışarı çıktığında özgürlük için mücadele eden ve kitleleri peşinden sürükleyen bir isme dönüşür. Ancak, bu mücadelede hiç kolay değildir ve en büyük tehlikeler bazen en yakında olanlardan kaynaklanmaktadır.

BİR TAKSİ ŞOFÖRÜ/TAEKSİ WOONJUNSA

Güney Kore’nin Gwangju kentinde 18-27 Mayıs 1980 tarihleri arasında darbe yönetimine karşı gerçekleşen ve güvenlik kuvvetleri ile paramiliter güçlerin hedef alarak ateş açmları sonucu çoğu üniversite öğrencisi yaklaşık 240 kişinin hayatını kaybettiği protesto gösterilerini konu alan film, bir taksi şoförünün etrafında şekillenir. Kızına bakmaktan başka derdi olmayan kurnaz ve paragöz taksi şoförü, Batılı bir gazeteciyi çok iyi bir ücret karşılığında kendisini isyan bölgesine götürmesini kabul eder. Sonrasında yaşadıkları ise hayatlarını ve dünyaya bakışlarını kökten değiştirecektir.

GREV/STRIKE- DIE HELDIN VON DANZIG

Polonya’da Dayanışma Hareketi kahramanı Anna Wlastzavsky’yi anlatan film, Volker Schloendorff tarafından yönetildi. İşine kararlılıkla bağlı olan Anna’nın bir iftira yüzünden boşta kalınca başlattığı direniş önce iş yerine sonra kente ve en sonunda tüm Polonya’ya yayılır.

MANDELA ÖZGÜRLÜĞE GİDEN UZUN YOL

Dünyaya ilham vermiş, bir liderin etkileyici gerçek hayat hikayesi. Filmde Nelson Mandela´yı Idris Elba oynuyor. 5 Aralık 2013 tarihinde hayata gözlerini yuman, Güney Afrika´nın efsaneleşen özgürlük savunucusu Nelson Mandela´nın yaşamını kronolojik biçimde takip eden film, Mandela’nın bir taşra kasabasındaki çocukluğundan başlayarak, Güney Afrika´nın demokratik seçimlerle iş başına gelen ilk başkanı olmasına kadar geçen sürecini sinemaya taşıyor.

Okumaya devam et

Dünya

Eğlence sektörünün devlerinden “ırkçılığa hayır” mesajı

Sinema ve TV sektörünün büyük firmaları siyahi George Floyd’un Minneapolis’te polis şiddeti sonucu öldürülmesinin ardından başlayan ırkçılık karşıtı harekete destek verdi.

BOLD– Netflix, YouTube, Amazon, Hulu, HBO, Disney, Warner Bros. gibi çok sayıda büyük şirketin yanı sıra Oscar ödüllerini dağıtan Akademi de ırkçılığa ve faşist şiddete karşı kararlı bir duruş sergileyerek takdir topladı.

Polis şiddeti sonucu ölen George Floyd

IRKÇILIĞA SESSİZ KALMADILAR

George Floyd isimli Afro-Amerikan şahsın elleri kelepçeli olmasına rağmen boğazına bastırılarak öldürülmesinin ABD’de yarattığı tepki katlanarak artıyor. Olayın ardından başlayan gösteriler neredeyse tüm ülkeye yayıldı. 25 kentte sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

ABD’nin ve tüm dünyanın eğlence sektörüne yön veren dev kuruluşlar da bu insanlık suçuna karşı sessiz kalmadı. Büyük yapım ve yayın firmalarından peş peşe verilen mesajlar sinema ve TV dünyasının ırkçılığa karşı tek tavır içinde olduğunu gösterdi.

Neredeyse bütün kuruluşlar hesaplarını karartarak profillerine “Black lives matter” (Siyahların yaşamı değerlidir) ifadesini koydu.

Netflix’in, “Sessiz kalmak suça katılmaktır. Siyahların yaşamı değerlidir. Siyah üyelerimize, siyah çalışanlarımıza, siyah yaratıcılarımıza karşı sorumluluğumuz var.” mesajının ardından Amazon, Twitter ve Instagram sayfalarına şu mesajı koydu: “Siyah toplumun yanındayız. Irkçılık ve adaletsizliğe karşı iş arkadaşlarımız, sanatçılarımız, yazarlarımız, yapımcılarımız ve seyircilerimizle bu mücadelede birlikteyiz.”

Sektörün yeni ama güçlü ismi Hulu “Bugün ve her zaman siyahların yanındayız. Görülüyorsunuz, sesiniz duyuluyor.” mesajını yayımlarken, Oscar ödüllerini dağıtan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nden adalet çağrısı yapıldı.

Okumaya devam et

Kültür

Yazar Oruç Aruoba hayatını kaybetti

Türkiye edebiyatının önemli isimlerinden yazar, şair, felsefeci ve akademisyen, Wittengstein eserlerini Türkçeye kazandıran Oruç Aruoba 72 yaşında hayata veda etti.

BOLD– Oruç Aruoba, 1972-1983 arasında devam eden akademisyenlik hayatını sonlandırdıktan sonra kendini bütünüyle felsefi ve edebi çalışmalara adamış ve Türkçeye; Geç Gelen Ağıtlar, Sayıklamalar, De ki İşte gibi değerli eserler kazandırmıştı.

ORUÇ ARUOBA KİMDİR?

14 Temmuz 1948 tarihinde Karamürsel‘de doğan Aruoba, Ankara TED Koleji‘ndeki orta öğreniminin arından Hacettepe Üniversitesinde psikoloji alanından lisans ve yüksek lisansını aldı. Aynı üniversitede felsefe doktoru da olan Aruoba 1972 ve 1983 yılları arasında öğretim üyesi olarak görev yaptı.

1983 yılında akademisyenlik yaşantısını noktalayan Aruoba; Hume, Rilke, Wittgenstein, Nietzsche, Von Hentig, Başo ve Celan gibi önemli düşünürlerin eserlerini Türkçeye çevirdi. Bu dönemde edebi çalışmalara da ağırlık veren Oruç Aruoban’nın özgün ve yalın tarzdaki şiirleri okuyucular tarafından çok sevildi. Aruoba, aforizmalara dayalı felsefi metinleri ustalıkla yazdığı için Türkiye’nin Nietzsche’si olarak anıldı.

İstanbul’da yaşayan Aruoba, çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Çalışmalarını yazı ve çeviri alanında yoğunlaştıran Aruoba’nın eserleri birçok saygın dergide yayınlandı.

Okumaya devam et

Popular