Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Afgan bayrağının renklerini taşıyan atkı taktığı için Osmanlı torununun dayağını yedi!

Afgan bir mültecinin boynundaki şalı, Türkiye için tehdit sayan aşırı milliyetçi şahıs dehşet saçtı. Mültecinin boynundan Afgan bayrağının renklerini taşıyan şalı alan zorba, küfürler ederek saldırdı.

BOLD – Nerede çekildiği belli olmayan görüntü, sosyal medyada kısa sürede yayıldı. Görüntüde, bir kişi boynunda Afganistan bayrağının renklerinin bulunduğu şalı takan bir mülteciye küfürler ederek tokat atıyor.

‘Polis özel harekat’ isimli sosyal medya hesabının “Türkiye Cumhuriyeti Sınırları içinde Sadece Türk Bayrağı Dalgalanır” sözleriyle paylaştığı görüntülerde, Afgan bir mültecinin önünü kesen gruptan biri, mültecinin boynunda bulunan şalı çekip alıyor. Ardından da hakaretler ederek saldırıyor. Hazırlanan videoda da mehter marşı çalıyor.

Mültecinin çok korktuğu belli olan görüntülerin nerede çekildiği ise belirtilmiyor.

Okumaya devam et
Reklamlar

BOLD ÖZEL

Almanya’da yaşayan KHK’lı nükleer tıpçı, korona çalışması nedeniyle ABD’den davet aldı

KHK’lı Nükleer Tıp Uzmanı Murat Sadıç, korona tedavisiyle ilgili iki çalışmasıyla Amerika’dan hızlı kabul aldı. Harvard’a bağlı hastanede çalışmalarını sürdürecek.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Koronavirüsle mücadele hastanelerde sürerken, bilim dünyası da hem aşı bulmak hem de tedavi yöntemleri üzerine yoğun çalışmalarını sürdürüyor.

Onlardan biri de Nükleer Tıp Uzmanı Murat Sadıç. KHK’yla ihraç edilen, zorlu bir hapis sürecinden sonra Türkiye’yi kaçak yollarla terk etmek zorunda kalan Sadıç, şu an Almanya’da mülteci konumunda ancak akademisyen olarak da çalışmalarını sürdürüyor.

Alman Dışişleri Bakanlığı’na sunduğu projesi kabul edilen Sadıç, son iki yıldır aldığı fonla radyoaktif madde üretim alanında çalışıyor. Harvard Üniversitesi Brigham and Women’s Hospital’dan Misafir Profesör olarak kabul alan Sadıç, korona virüsü tedavisi nedeniyle yaptığı son iki çalışmayı sunması üzerine ailesiyle birlikte hızlıca Amerika’ya davet edildi.

Sadıç, 15 Temmuz sonrası Türkiye’de yaşadıklarını, korona salgını sürecinde Almanya’da çalıştığı hastanede sağlık çalışanları için alınan önlemleri ve korona tedavisi için üzerinde çalıştığı nükleer tıp alanındaki iki projeyi BOLD’a anlattı:

Murat Sadıç dönemin TÜBİTAK Başkanı’ndan ödülünü alırken.

“KORONA TEDAVİSİ ÜZERİNE İKİ ÇALIŞMAM VAR”

“Dünyada virüse özgü tedavi yöntemi henüz yok. Aşı ve ilaç tedavisi için bilim insanları çalışıyor. Virüsün yüzeyindeki reseptör ya da almaç dediğimiz şeyleri hedef alarak aşı geliştirmeye çalışılıyor. Ya da bazı çalışmalarda virüsü izole edip genetiğini sekanslamaya (dizilim) yönelik aşılar var. Genel itibariyle aşılar bu mantıkta üretilmeye çalışılıyor.

Benim bulduğum ve çalıştığım yöntem nükleer teknolojiyi kullanmak üzerine. Virüsün yüzeyinde bulunan bir reseptör veya proteini belirleyip, bunu radyoaktif bir madde ile birleştirip kodlayarak, bunu virüsün hem tanısında hem de tedavisinde kullanabilmek.

Nükleer tıp rutininde bazı kanserlerde buna benzer tanı ve tedavi yöntemini kullanıyoruz. Bu özellikle son 4-5 yıldır çok popüler bir konu ve pek çok kanser türünde çığır açtı. Buna teranostik deniyor. Terapi ve diyagnostiğin birleşimi.

Benim yöntemimde, virüse ait özel bir yapı belirlenip, virüs nerede olursa olsun gidip onu bulup hem görüntü elde edip hem de yok edeceğiz.

Diğer ikinci bir çalışmam ise antikorlar üzerine. Vücudumuzda antikor dediğimiz savunma hücrelerimiz var. Doğal bağışıklık hücrelerimiz bunlar. Covid-19’a karşı tedavide, savunma amaçlı olarak bu antikorları dışarıdan vücuda verme gibi yöntemler düşünülüyor. Ama çalışma aşamasında. Çünkü engelleyici faktörler var.

Benim yöntemimde ise, bu hastalığa karşı geliştirdiğimiz antikorları radyoaktif bir maddeyle birleştirilip direk virüsün olduğu noktaya yolluyoruz. Lenfomalarda kullandığımız çok efektif bir yöntemin benzeri bu. Güdümlü füze gibi doğrudan virüse gidecek bir mekanizma.

Murat Sadıç Amerika’da eğitim gördüğü günlerde.

ABD ELÇİLİĞİ TÜM İŞLEMLERİMİ ÇÖZDÜ

Şu an Almanya’dayım ve burada hekimlerin denklik işlemleri oldukça uzun ve zorlayıcı bir prosedür. Amerika’da alanında sıra dışı başarılara imza atmış kişilere oturum veren bir program var. Ben de başvurumu yaparak Amerika tarafından ‘Sıradışı Akademisyen’ olarak kabul edilmiştim. Fakat bürokratik işlemlerim devam ediyordu.

Korona nedeniyle ABD, dünya çapında doktorlara kapılarını açtığını duyurdu. Ben de korona tedavisiyle ilgili önerilerim konusunda elçiliği bilgilendirdim. Bana hemen döndüler ve kısa özet istediler. Ben de projemi paylaştım. Benimle ilgili araştırma sürecini kaldırdıklarını, Türkiye’deki davanın kriminal değil siyasi olduğunu kabul ettiklerini belirtip, konsolosluğa davet ederek hemen vize vereceklerini söylediler. 

HARVARD’TAN KABULÜM VAR

Harvard Üniversitesi Brigham and Women’s Hospital’da da misafir profesör statüsünde kabulüm vardı zaten, işlemlerimi bekliyordum. İşlemlerimin ardından ABD’ye gidip korona ile ilgili çalışmalarımı orada sürdüreceğim.”

Murat Sadıç, Japonya’da çalışmalarını sürdürürken.

 ALMANYA’DA SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MARKET ALIŞVERİŞİNİ DEVLET YAPIYOR

“Çalışmalarımı ülkemde gerçekleştirip Türkiye’nin ismini öne çıkarmak isterdim.” diyen Sadıç, Almanya ile Türkiye arasındaki yaklaşım farklarına da dikkat çekiyor:

“Türkiye’den konuştuğum hekim arkadaşlarım, salgınla ilgili büyük yönetimsel hatalardan söz ediyorlar. Bine yakın sağlık çalışanı enfekte olmuş durumda. Hayatını kaybedenler var. Almanya’da ise hekime verilen değeri anlatma açısından çok basit örnek vereyim. Hastaneler, sağlık çalışanlarının motivasyonu bozulmasın, başka hiçbir şey düşünmesinler diye market açtılar. Piyasada tükenen şeyler dahil her şey mevcut. Benim şu an bulunduğum hastanenin içinde de market açıldı. Sağlık çalışanları istediği siparişi verebiliyor ve hatta eve kadar götürme opsiyonu da sunuyorlar. Bu, sağlık çalışanına salgın esnasında nasıl değer verilmesi gerektiğinin göstergesidir.

Amerika, dünyanın her yerinden korona ile ilgili ufacık da olsun bilgisi olan herkesi hızlı vize için konsolosluklarıyla irtibata geçmeye çağırdı. Dönüp Türkiye’ye bakın, elinizde korona çalışması yapmış bilim insanları, akademisyen veya enfeksiyon uzmanı, genetikçi birçok uzman var siz bunları kullanmıyorsunuz, ihraç ediyorsunuz ya da hapse atıyorsunuz. Bu ülkeyi tahrip eden koronadan daha büyük virüs.”

 GELECEK VADEDEN BİLİM İNSANLIĞINDAN HÜCREYE

Murat Sadıç, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’yi terk etmeye kendisini iten süreci, ihraç, hapis ve sonrasını ise şöyle anlatıyor:

“Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra uzmanlık sürecimde, nükleer tıp biliminin kurucusu olarak gösterilen Prof. Abbas Alavi ile temasa geçtim. Benimle çalışmayı kabul etti ve Sağlık Bakanlığı görevlisi olarak Amerika’ya gittim. Amerika’da dünyaca ünlü profesörlerle UPENN-Harvard gibi üniversitelerde ciddi bilimsel çalışmalar yapma ve ayrıca dünyada nadir bulunan PET-MR yöntemiyle ilgili eğitim alma fırsatım oldu.

Türkiye’de TÜBİTAK’la birlikte bazı projeler yürütüyordum. Son olarak Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi’nde Nükleer Tıp alanında çalışıyordum. Sonra 15 Temmuz oldu ve önce Dışişleri Bakanlığında çalışan eşim 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Sonrasında Bankasya hesabı nedeniyle tutuklandı. Bebeğimiz 1,5 yaşındaydı ve hem annesinden hem de anne sütünden mahrum oldu. Ardından ben “eşimin ihraç edilmesi” gerekçesiyle açığa alındım. Sonra ben de benzer gerekçelerle tutuklandım. Cezaevinde çok kötü günler geçirdim.

Türkiye’de çalıştığı son klinik..

LABORATUVARDAN ÇUKURA ATILDIM

Laboratuvarda çalışmalarımı sürdürürken bir anda tutuklanıp hapse girdim. Savcı bana “Senin gibi bir bilim insanının tutuklatmak istemiyorum ama Ankara’dan gelen talimat böyle.” dedi. Hala kulağımda bu sözler.

Sincan Cezaevi’nde çok kalabalık bir koğuşta üç hafta tutuldum, sonra bir gece yarısı jandarmaların darba varan davranışlarıyla 7-8 saatlik yemek ve lavabo molası olmadan yolculuk yaptık ve Amasya Cezaevi’ne götürüldüm. Kasti olarak yapılan bu nakil ile evimden ve ailemden kilometrelerce uzağa sürgün edildim. Burada insanlık suçu sayılan birçok muameleye tabi tutuldum.

8-9 metrelik bir çukur gibi hücreye konuldum. Bu hapishane odasında güneş yüzü görmeden günlerimi geçirdim. Avukatlarımla görüştürülmedim, eşimle görüştürülmediğim dönemler oldu. Cezaevi yönetiminin sürekli hakaret, yıldırma çabaları vardı.

GÜNLÜK 15 DAKİKA SU

Yaz çok sıcaktı. Günlük sadece 15 dakika su veriliyordu. Gece 4.00 ile 4.15 arasında. Suyu depolamama da izin vermiyorlardı. Yeme içmeniz ve kantin alışverişi kısıtlı. Ortamdaki böcek ve farelerden hiç bahsetmeyeyim.

Ayağımda bu ortamdan kaynaklı tümör çıktı. Ben doktorum ve ne olduğunun farkındayım. 10 dilekçe yazdım ama hastaneye götürülmedim. Yürüyemez hale geldim. Artık kapıları vurmaya başladım. Ağrı kesici de vermiyorlar. Sonra cezaevi hekimiyle görüşebildim. Hastaneye sevk etti beni ve ayağımdaki tümörü cerrahi olarak temizletmek zorunda kaldım.

BAŞARILARIM SUÇ OLDU

Mahkeme sırasında da birçok hukuksuzlukla karşılaştım. Hak etmediğim adaletsizlik ve davranışları gördüm. Savunma yapmama dahi izin verilmedi. Yargılamam çok kısa sürdü. Savcı mütaalasında, “29 yaşında Türkiye’nin en genç doçenti olması, Amerika’da eğitim görmesi, Amerika’daki sınavları geçmesi” gibi şeyleri suç sayarak vurgular yaptı ve sonrasında beni ceza vererek serbest bıraktılar.

Tahliye olduktan sonra iş bulamadım. KHK’lı olduğum için başvurularıma cevap dahi vermediler. Etrafımızda öcü muamelesi gördük. Sosyal ölüme terk edilmiştik. Pasaportuma el konulduğu için yurt dışına da çıkamıyordum. Sonrasında eşim ve küçük çocuğumla mecburen zor şartlarda, tehlikeli bir yolculuğu göze alıp ülkemizi terk etmek zorunda kaldık.

Uluslararası dergilerde yayınlanmış 100’e yakın bilimsel makalelerim, bildirilerim, ödüllerim var. Ülkeme hizmet etmek, insanlığa Türkiye’den yararlı olmak isterdim ama hayatımı kurtarmak durumuna düşürüldüm. Benim amacım insanlığa yararlı işler yapabilmek. Ama Türkiye’de ne çalışmama ne de yaşamama izin verilmedi. Ama dünya sadece Türkiye’den ibaret değil. Çok üzgünüm ülkem adına.

Eğitim aldığım hocaların onlarcası KHK’yla atıldılar. Bizi yetiştiren hocalardı, çoğu beraat etti ama yine meslekleri yaptırılmıyor. Yani beraat etmek bile Türkiye’de çözüm değil maalesef. Hukukun olmadığı bir yerden adalet aramak faydasız. Hayatımızın en verimli dönemlerini hayata yeniden tutunmak ve kaybettiklerimizi yeniden kazanmak için çabalayarak geçirmek durumunda bıraktılar bizi. Bu insanların heba edilmemesi ve bilim ışığında kullanılması lazım.”

Okumaya devam et

Gündem

Türkiye’deki koronavirüs bilançosu: Toplam ölüm sayısı 574’e, vaka sayısı 27 bin 69’a yükseldi

Koronavirüs salgını nedeniyle Türkiye’de toplamda 574 kişi hayatını kaybetti. Alınan sıkı tedbirlere rağmen vaka sayısı ise 27 bin 69’a yükseldi.

BOLD-Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de yeni tip Koronavirüs (Covid-19) nedeniyle son 24 saat içerisinde 73 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 3 bin 135 yeni tanı konduğunu açıkladı.

Böylece Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 574’e, toplam vaka sayısı ise 27 bin 89’a yükseldiğini belirtti.

Son 24 saatte 20 bin 65 test yapıldığını açıklayan Sağlık Bakanı Koca, 3 bin 135’inin pozitif çıktığını duyurdu. Bakan Koca, iyileşen hasta sayısının da bin 42 olduğunu duyurdu.

Bakan Koca’nın paylaşımı şöyle:

“Test sayısında 20.000’i aştık. İyileşen toplam hasta sayımız 1.000’i geçti. Virüs, gücünü temas ortamından alıyor. Virüse bu fırsatı tanımayalım. Evde kalalım. Yeni uygulamada davranışlarıyla herkese örnek olan gençlere teşekkür ediyorum.”

Gelecek Partisi’nden ‘İnfaz Yasası’ teklifine itiraz: Kriter; ‘irtibat ve iltisak’ değil ‘cebir ve şiddet’ olmalı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Gergerlioğlu uyardı: İntihar vakaları artabilir

Günlerdir tartışılan yeni infaz yasası birçok aileyi hayal kırıklığına uğrattı. HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, bu kararların toplumda ağır sonuçları olabileceğini söyledi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Yeni infaz yasasının sonucunu dört gözle bekleyen tutuklu aileleri, TMBB İnsan Hakları Komisyonundan dün çıkan kararlar sonucunda büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. ‘Terör’le yargılanan tutuklular yeni yasanın dışında bırakıldı. Cemaat soruşturmaları kapsamında ‘terör’le yargılananların eşleri, çocukları, kardeşleri bir kez daha ümitsizliğe düştü.

Çanakkale’de dün öğlen saatlerinde balkonda düşerek hayatını kaybeden H. Ç, 20’li yaşlarda bipolar bozukluk tedavisi görmüş, son günlerde hastalığı yeniden nüksetmiş bir öğretmendi.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında Çanakkale Cezaevinde 2,5 yıldır tutuklu bulunan eşini ve babasını ziyarete gidemeyecek olması nedeniyle bunalıma girmiş, ailesi tarafından doktora götürülmüş ve yeniden ilaç kullanmaya başlamıştı.

Çalışkan’ın ölümü konusunda şüpheler üzerinde durulduğunu ifade eden HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, önümüzdeki günlerde intihar vakalarının artabileceğini söyledi.

Gergerlioğlu, TBMM Genel Kurulunda salı gün son kez görüşülecek olan yeni infaz yasasından tutuklu ailelerinin ümit ettiği bir sonuç çıkmazsa bunun topluma yansımasının sonuçlarının ağır olacağı konusunda uyarıda bulundu ve şöyle devam etti: “İnfaz yasasını ümitle bekleyen çok eş, anne, kardeş var. Yüz binlerce insanın beklentisini boşa çıkarak bir sonuç olursa toplumda intihar vakaları artabilir. Ağır depresyona girenler, sinir krizi geçirenler olabilir. Eşlerini ümitle bekleyen kadınlar, beni her gün arayıp ne oldu, buradan da bir şey çıkmayacak diye soruyor.”

Virüs nedeniyle ablamın bipolar bozukluğu nüksetti, ilaç kullanıyordu ama o intihar etmez

Okumaya devam et

Popular