Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bahçesaray’da 41 kişiyi çığ değil yolsuzluk öldürdü: Tüneli çaldılar

Çığ bölgesine yapılacak iki tünel ihalesini alan firma, farklı yere tek tünel yaptı: Çığ düşmeyen Cumhurbaşkanı Başdanışmanının ailesinin arazisine. Belgeleriyle…

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL- Bahçesaray’da 41 kişinin hayatını kaybettiği çığın altından da yolsuzluk çıktı. Kar tüneli ihale edilen arazi yerine Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan’ın ailesinin arazisine yapılmış.

Van’ın Bahçesaray ve Çatak ilçelerini birbirine bağlayan karayolunda 4 Şubat akşamı 5 kişinin yaşamını yitirdiği bir çığ meydana geldi. Çığ altında kalanları kurtarmaya çalışanlar da çığın altında kaldı ve toplamda 41 kişi hayatını kaybetti, 75 kişi ise yaralandı. Ölenlerden 12’si jandarma görevlisiydi.

Çığ 65-50 Karayolu’nun 23. kilometresinde meydana geldi. Bu noktaya oldukça yakın 26. Kilometrede Karabet Geçidi isimli bir kar geçidi var. Ancak iki çığ da bu geçidin olduğu bölgede yaşanmadı. Geçidin yanlış yere yapıldığı tartışıldı. Belgeler, bunun yanlışlık değil yolsuzluk olduğunu gösteriyor. İhale şartnamesine göre bölgede sürekli çığ olan iki noktaya iki ayrı tünel planlandı ve ihale iki tünel için yapıldı. İhaleyi alan firma, iki tünel yerine; Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan’ın ailesine ait farklı noktadaki araziye tek tünel yaptı. Kimse tünellerin sayısının teke düşürülmesi ve yerinin kaydırılmasını sorgulamadı ve yolsuzlukla gelen facia 41 can aldı. Oysa Orhan ailesinin arazisi güneş alan düzlük bir alandı. Ve karla mücadeleyle temizlenebilecek noktadaydı. İhalesi yapılan ancak inşa edilmeyen iki tünel ise, kenarlarında çığ yapan dağların bulunduğu kuzey cepheli iki noktaydı.

KARABET TÜNELİNDE GARABET İŞLER

Karabet Kar Tünelinin ihale aşaması mercek altına alındığında büyük bir usulsüzlüğün yapıldığı ortaya çıkıyor.

Karayolları 11. Bölge müdürlüğü tarafından 2011 yılında Van Bahçesaray yolunda (65-50) karayolu ekiplerince tespit edilen ve sürekli çığ düşen iki noktaya iki ayrı tünel yapılması için ihale ilamı yayınlandı.

Buna göre 2011/90268 numaralı ihalede 65-50 (başlangıç noktası Çatak, Bahçesaray yol ayrımında başlıyor) karayolunun 23,100 kilometresinde 200 metrelik kar tünelinin yapılmasına; ikinci kar tünelinin ise 29,800 kilometresinde 1,800 metre uzunluğunda yapılması kararlaştırıldı. Yani toplamda 2000 metrelik iki ayrı tünel.

Mayıs 2012’de Fermak İnşaat Taahhu T A.Ş. firması 51 milyon 798 bin 300 TL’ye ihaleyi kazandı ve hemen yapım işine başladı.

Ancak yükleyici firma ihale şartlarının tamamen dışına çıkarak iki tünel yerine tek tünel yaptı. Yapılan bu tünel daha sonra Karabet Kar Tüneli 2016 adını aldı. Sonuç olarak tünellerin karayolları ekiplerince ihale şartlarında belirlenen kilometrelere yani çığ noktaları yerine 26. Kilometreye yapıldığı resmi belgelerle anlaşıldı.

(Parsellerin tapulardaki görüntüsü)

TÜNELİN YAPILDIĞI BÖLGE ORHANLAR’A AİT

Çığ faciasından sonra ismi en çok duyulan kişi iki dönem AKP Milletvekilliği yapmış ve halen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olan Gülşen Orhan’dı.

Tek tünelin ihale şartnamesi ihlal edilerek kaydırıldığı bölge Gülşen Orhan’ın ailesine ait.

Hatta Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü sistemi üzerinden bölge incelendiğinde; Bahçesaray’ı her yıl dünyadan kopartan karayolu üzerindeki şahsa ait parselli tek arazi olduğu görülüyor. O arazi, Gülşen Orhan’ın ailesine ait.

Çığ nedeniyle palanlanan iki ayrı tünel yeri ise kamuya ait mera arazisi.

Dolayısıyla tünel kaydırıldığında, Orhan ailesinin kırsal alandaki arazisinin başına devlet kuşu konmuş oluyor.

Bahçesaray’ın her yıl kapanan ve dünyayla irtibatını kesen sarp yolundaki tek parselli arazi Orhan ailesine ait. Tapu Kadastro Parsel Sorgulama sistemi sorgu sonucunda arazi görülebiliyor (kırmızılı alan).

Kamulaştırma bedeli olarak hazinenin Orhan ailesine ne kadar ödediği bilinmiyor. Ancak Fermak A.Ş.’ye iki tünel yapmış gibi ödeme yapılıyor.

Üstelik, 2 ayrı tünel için; 51.798.300 TL‘ye ihale yapılmışken, tek tünele 58 Milyon TL ödendi. İhalede belirtilen iki tünel daha sarp yerlerdeydi ve iki ayrı şantiye kurulması gerekiyordu. Tünelin yapıldığı AKP’li Orhan ailesine ait parsel ise düz arazi ve tek şantiyede inşaat bitirilebildi. Bunlar maliyeti düşürecek kolaylıklar ama aksine maliyet yaklaşık 7 milyon TL artırıldı.

Planlanan iki tünel (sol ve sağ başta) ve yapılan tünel (ortada).

GÜLŞEN ORHAN’IN AMCA ÇOCUKLARI

Tünelin yapıldığı çayırlık alanının mülkiyeti Cumhurbaşkanı Danışmanı Gülşen Orhan’ın akrabalarına ait. Arsalar; Muhli Orhan, Nazmi Orhan, Mehmet Akif Orhan ve Fahri Orhan adına kayıtlı.

Öte yandan tünel yapımı için ihale hazırlıklarının sürdüğü 2011 yılında eş zamanlı mevcut tünelin yapıldığı çayırlık alan da Kadastro çalışmasıyla arsaların bu şahıslar adına kaydedildiği iddia ediliyor.

Adını vermek istemeyen bir kaynak, bu mülkiyetlerin Koçerlere ait olduğu, daha sonra Orhanların ilk kadastro çalışması sırasında kendi mülkiyetlerine aldıkları ve şuan davalık olduğunu belirtti.

Planlanan kar tünelinin ilkinin iki boyutlu harita üzerinde görünümü. Arazi daha önce de çığ düşen dik dağların yanında.

ORHANLAR ARAZİSİNE KAYDIRMA CAN ALDI

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün sistemi üzerinden yapılan incelemede çığ tünelleri, ihale şartlarında belirtildiği gibi yapılmış olsaydı, ilk kar tüneli 41 kişinin canına mal olan çığ felaketinin yaşandığı nokta olan 23. kilometreye yapılmış olacak ve bu kadar can kaybı yaşanmayacaktı.

İhale Şartnamesinde iki ayrı tünelin yapılacağı yer şöyle belirtiliyordu:

Yapılacağı yer: 65-51 K.K.Nolu İl Yolunun 23+100-23+300 ve 29+800-31+600 km’leri.

İhale edilen ikinci kar tünelinin de çığ olasılığı iki boyutlu haritadan görülebiliyor.

İHALEDE ÖNGÖRÜLEN TARİH İHLAL EDİLDİ

Şartnameye göre 450 günde bitmesi gereken projenin 18 Eylül 2013’te bitirilmesi gerekiyordu. Ancak ihale edilen iş 2016‘da tamamladı. Tünelin isminden de bu görülebiliyor.

Sözleşmeye göre başlangıç-bitiş ve bedel bilgileri şöyle:

4) Sözleşmenin
a) Tarihi : 22.06.2012
b) Bedeli : 51.798.300,00 TRY
c) Süresi : 26.06.2012 – 18.09.2013

İhale sözleşmesinde iki tünelin yapılması gerektiği ve kilometreleri “3.2” maddede açıkça görülebiliyor.

İsmini vermek istemeyen kaynak, tünelin geciktirilmesinin sebebinin, Orhanlar ailesinin bölgeden arsa toplaması olduğunu ileri sürüyor. Bölgede arsalar toplandıktan sonra tünelin yeri ihale şartnamesinin dışına çıkılarak kaydırılıyor.

İki tünelin yerine yapılan ve Orhan ailesinin arazisinin yer aldığı bölge ise düz ve güneş alabilen, karla mücadeleyle temizlenebilecek bölgede.

TEMSİLCİYE ÖZÜR DİLETTİLER

Karabet tünelinin ihalesi ve bitiş dönemi, Türkiye’de ismi sık sık yolsuzluklarla anılan Binali Yıldırım’ın ulaştırma bakanlığı dönemine denk geliyor. Yıldırım, yapılan tünelle ilgili „Tünel Kanada modeli kar tüneli sistemiyle yapıldı. Bahçesaray’ın yolu da bahtı da artık hep açık olacak” demişti.

AKP’nin bölgedeki kilit ismi, dönemin Van milletvekili olan ve şimdinin Cumhurbaşkanı Başdanışmanlarından Gülşen Orhan’ın çığ yaşandığı andan itibaren konuya doğrudan müdahil olması dikkat çekiciydi. O kadar ki çığa davetiye çıkaranlardan olduğu iddia edildi. AKP’ye yakınlığıyla bilinen HaberTürk Ankara Temsilcisi Bülent Aydemir, Tv canlı yayınında “Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve eski AKP milletvekili Gülşen Orhan bölgede partisinin etkinliğindeydi, uyarıları dinlemeyip yanına iş makinaları alıp yolu aça aça yola çıktı. İş makinaları ile yolu açtırdı. Yüksek desibel çığı tetikledi ve minibüs çığın altında kaldı” dedi.

Gülşen Orhan çığın altında kalarak yaralandı, şoförü ise hayatını kaybetti.

Gülşen Orhan, iddiaları yalanladı. Kendisinin yol çalışmalarını görmek için bölgeye gittiğini, bu sırada çığın kendisi dahil herkesin üstüne düştüğünü iddia etti. AKP cenahından gelen sert tepki üzerine Bülent Aydemir tekrar ekrana çıktı ve Gülşen Orhan’dan “Bilgileri teyit etmeden açıkladım” diyerek özür diledi.

Zorla kaçırılan Gökhan Türkmen’in ‘9 ay boyunca işkence gördüm’ sözleriyle ilgili mahkemeden suç duyurusu

BOLD ÖZEL

“Bana ve eşime 4 yıl boyunca virüs muamelesi yaptılar”

Cezaevinde ölüme sürüklenen Cemil Dilber’in vefatının üzerinden bir yıl geçti. Acılı eşi, bir yıl sonra konuşmaya karar verdi. Yaşadıklarını BOLD’a anlattı..

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019’da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. 6 ayrı ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, “Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum.” diyor.

KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI

11 Mart 2019’da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında “Arkama bir ağrı girdi” dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse geri gönderildi.

Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip “Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor.” dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar “Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz.” diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.

HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRUTTULAR

O akşam Cemil Dilber’in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.

4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILAR

Dilber, görüş izni için savcıya gitti, “fetö ise kimse gelmesin” diyen savcının kapısından eli boş döndü.

“Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.” diye haykırıyor acılı eş.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016’da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesi’ndeydi.

AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİ

Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber’i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber’e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi, bir dizi engel çıkartılarak. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.

“BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK”

Ayşe Dilber: “Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı.” diyor.

Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber’in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Eşimi göstermediler, tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi!

Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019'da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. Günde 5-6 tane ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, "Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum." diyor. 11 Mart 2019'da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında "Arkama bir ağrı girdi" dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bi gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse gönderildi.Ertesi gün tekrar fenalaştı. Acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar "Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz" diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden kantin yasağı verilecekti. O akşam Cemil Dilber'in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi. Dilber, görüş izin için savcıya gitti, "fetö ise kimse gelmesin" diyen savcı beyin kapısından eli boş döndü. "Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti." diye haykırıyor acılı eş. Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber'i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün hastanede kalan Cemil Dilber'e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi. O da zorluklarla, binbir uğraşla. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi. Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıldır içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber'in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yıl içinde birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Gepostet von Bold Medya am Montag, 30. März 2020

Uşaklı Cemil Dilber ve Ayşe Dilber çiftinin 17 yıl sonra dünyaya gelen Azra Nur (12) adında bir kızları bulunuyor. Dilber, anne-kız, uzun süre eşinin ceketine sarılıp uyuduklarını söylüyor.

Ayşe Dilber, eşinin eşyalarını mahkeme kararıyla cezaevinden aldı. Gelen poşetin içinden artık iyice beyazlaşmış bir iki parça kıyafet, iğne-iplik ve Kuran-ı Kerim çıktı.

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Hülya öğretmen kanserken gözaltına alındı, eşi tutuklandı, biri ağır otizmli iki oğluyla başbaşa kaldı. Saldırganlaşan oğluyla yaşadıklarını anlattığı video yürek parçalayıcı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Otizmli Hamza Tarık Durmuş’un (15) dramını geçtiğimiz günlerde HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurmuştu. Babası 8 aydır tutuklu, annesi ise 4. evre lenf kanserini atlatmış bir kadındı.

Yamanlar Kolejinde Biyoloji öğretmenliği yapan anne Hülya Durmuş (39), bu kez bir video çekerek çocuğunun durumunu kendisi anlattı.

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Hülya öğretmen kanserken gözaltına alındı, eşi tutuklandı, biri ağır otizmli iki oğluyla başbaşa kaldı. Saldırganlaşan oğluyla yaşadıklarını anlattığı video yürek parçalayıcı.

Gepostet von Bold Medya am Montag, 30. März 2020

 

15 ve 4,5 yaşında iki oğlunun olduğunu söyleyen Hülya Durmuş, “Büyük oğlum yüzde 98 otizmli. Ağır engelli. Aynı zamanda zihinsel engelli. Küçük oğlum Burak çok şükür sağlıklı. Eşim ve ben KHK ile kapatılan kurumlarda öğretmen olarak çalışıyorduk. 15 Temmuz’dan sonra ikimiz de işsiz kaldık. Çok zor günler geçirmeye başladık.” cümleleriyle sözlerine başlıyor.

Yaşadıkları sıkıntıların etkisiyle Ocak 2018’de lenf kanserine yakalanan Hülya Durmuş, 10 ay boyunca yoğun kemoterapi tedavi gördü. Kanser 4. evresindeydi. Agresif bir türdü ve bütün vücuduna yayılmıştı. Ama atlattı.

Hülya Durmuş, 10 ay boyunca tedavi gördükten sonra lenf kanserini atlattı. Oğlu ile geçirdiği zor günler nedeniyle hastalığının yeniden nüksetmesinden korkuyor.

YAMANLAR KOLEJİNDE ÇALIŞTIĞIM İÇİN GÖZALTINA ALINDIM

Bu süreçte eşinin çeşitli işlerde çalışarak hem geçimlerini sağladığını hem de oğluna ve kendisine baktığını belirten Durmuş, “Tam tedavim bitti, iyileştim derken 23 Ekim 2018’de Yamanlar Kolejinde öğretmen olduğum için gözaltına alındım.” dedi.

Durmuş, 4. evre kanser hastası olduğu için tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldı. Fakat hakkında açılan dava bitmeden bu kez eşi İbrahim Durmuş 24 Temmuz 2019’da gözaltına alındı. Gaziemir Körfez Dershanesi Şube Müdürü olarak görev yapan baba Durmuş, 8 aydır İzmir Buca Cezaevinde tutuklu. İkinci mahkemede 7 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

BABASI GİDİNCE DAHA ÇOK KIRIP DÖKMEYE BAŞLADI

Eşinin tutuklanmasıyla birlikte engelli oğlu için hayatın daha da zorlaştığını belirten Dumuş, “Çünkü babasına çok düşkündü. Evde ne var, ne yok kırıp dökmeye başladı. Kendine ve bana zarar vermeye başladı. Babası her zaman onu yürüyüşe götürüyordu, bisiklet sürdürüyordu, paten kaydırıyordu. Babasının gitmesiyle birlikte tüm beden temizliği, sakal tıraşından, özbakım becerilerine kadar bütün yük benim üzerime bindi. Ben de rahatsız olduğum için çocuğumla tastamam ilgilenemedim.” ifadelerini kullandı.

REHABİLİTASYON MERKEZLERİ KABUL ETMEDİ

Rehabilitasyon merkezlerine başvurduğunu ama oğlunun kabul edilmediğini anlatan Durmuş, “Çok ağır olduğu için almak istemediler. Tarık öyle bir hala geldi ki, kakasını eline alıp yüzüne, gözüne, ağzına sürmeye başladı.” diye konuştu.

ÇOK ÇARESİZİM, LÜTFEN EŞİMİ BIRAKIN!

Hülya Durmuş, küçük oğlunun bu durumdam çok olumsuz etkilendiğini, abisiyle asla bir odada baş başa kalamadığını söyleyerek ekledi: “Çok korkuyor abisinden. Çünkü Tarık’ın çok şiddetli krizleri oluyor. Vuruyor, kırıyor. Çok çaresizim, bitmiş bir durumdayım. Eşim cezaevinden bir an önce çıksın yanımıza gelsin istiyorum. Korona salgınıyla birlikte ben de risk grubundayım. Eşim sağlıkla yanımıza gelsin, bizi sağlıklı bir şekilde bulsun. Lütfen sesimi duyun, derdime çare olun, eşimi bırakın!”

OĞLUMUZU KAPLICAYA GÖTÜRMEK SUÇ SAYILDI

Telefonla görüştüğümüz Hülya Durmuş, eşinin hakkındak suçlamalarla ilgili ise şöyle devam etti:

“Tarık babasıyla her gün denizdeydi. Kışın da kaplıcalardaydık. O bile suç oldu. Manisa Salihli’de Kurşunlu kaplıcaları var. Her kış oraya gidiyorduk, Tarık havuzda suyu çok seviyor. O gün kaldığımızda başka birileri daha kalmış, çakışmış, niye onlarla aynı gece oradaydın! Biz çocuk için oradayız, bunu anlatamadık. Babası gittikten sonra Tarık denizde teyzesini boğmaya kalktı. Deniz bile artık onu sakinleştirmiyor.

8 KERE TELEFON, 2 KEZ TELEVİZYONU KIRDI

Annem, kızkardeşim ben bir Tarık’a bakamaz hale geldik. Bu halimle bile her gün iki saat Tarık’a yürüyüş yaptırıyorum. Ağzında maskeyle. Evde durmuyor. Evde kalınca kapıların camlarını kırıyor. 8 kere telefonu, 2 kere televizyonu kırdı. Kontrol edemez hale geldim. Sürekli takipteyim. Onu da istemiyor. Bize de vuruyor, eti koparırıcasına ısırıyor. Ama babasıyla aşırı duygusal bir bağları vardı.

AÇIK GÖRÜŞTE YERDE YUVARLANIYORLAR

Açık görüşe götürdüğümde hiç sorun yapmıyor, orada yerde yuvarlanıyorlar. Babasıyal güreşiyorlar. Biz kenara çekilip onları izliyoruz. Çocuk mutsuz, aşırı derecede mutsuz. Baba olmadığı için mutsuz ve depresyonda.”

Baba tutuklu, anne kanser hastası… Otizmli Hamza’nın dramı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde ihmalle ölüme sürüklenen Nesrin Gençosman’ın ablasından çağrı

Tedavisi geciktirildiği için cezaevinde zatürreden hayatını kaybeden öğretmen Nesrin Gençosman’ın ablası Adalet Bakanı’na seslendi: Aileme yaşatılan acılar, başka aileleri yakmasın!

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cezaeevinde ihmal sonucu hayatını kaybeden Kuran Kursu öğretmeni Nesrin Gençosman’ın ablası Zeynep Gençosman, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e çağrıda bulundu.

İNSANLIK ADINA SİZE SESLENİYORUM

“İnsanlık vazifem adına…” başlıklı bir mail yazıp Gül’e gönderen Gençosman, “O sıkıntılı sürecin bizzat şahidi olarak sesleniyorum: Aileme yaşatılan acılar, başka aileleri yakmasın. Yaşatılan ihmalller geri dönüşü mümkün olmayan hatalar yaşatmasın istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu aileleri tek başına dertleriyle bırakamaz, kendi vatandaşını ölüme terk edemez, etmez.” dedi.

Nesrin Gençosman hayatını kaybettiğinde 30 yaşındaydı.

KORONA SEMPTOLARININ AYNISI VARDI

Kardeşinin 11 Temmuz 2018’de tutuklanıp Ordu Cezaevi İnfaz Kurumuna gönderildiğini, o dönem adı konulmamış fakat COVİD-19 virüsünün oluşturduğu semptomların aynısını gösterdiğini ifade eden Gençosman, “Hastalığı ilerlemiş olmasına rağmen, cezaevi yetkilileri hastaneye sevk etmediği ve 5 gün sonra rahatsızlığının zatürreye dönüşmesi sonucu, entüübe halinde reanimasyon yoğun bakım servisine acilen kaldırılan ve 8 gün sonra yaşamını yitiren Nesrin Gençosman’ın ablası ve o sıkıntılı sürecin bizzat şahidi olarak sesleniyorum” ifadelerini kullandı.

YAŞAM HAKLARI ELİNDEN ALINMASIN

Zeynep Gençosman, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarının ellerinden alınmasının yasal ve doğru olmadığını da sözlerine ekledi ve siyasi tutuklu ve hükümlülerin de ivedilikle tahliyesini takep etti.

Zeynep Gençosman bu mesajını başta Adalet Bakanı olmak üzere yetkili kurumlara gönderdiğini söyledi.

Nesrin Gençosman’ın birinci ölüm yıldönümü: Özgürlükten ölüme 41 gün

“Buraya hapsedildim! Kendimi bitmiş, mahvolmuş hissediyorum. Ailem darmadağın oldu”

Okumaya devam et

Popular