Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

İran sınırı kapalı ama geçen ay 120 bin İranlı Türkiye’ye geldi!

İran’da koronavirüs vakalarının artması üzerine Türkiye, 23 Şubat’ta sınır kapılarına kapattı. Kültür ve Turizm Bakanlığı istatistiklerine göre ise 2020 Ocak’ta ülkeye 120 bin 527 İranlı girdi. Kuluçka süresi 2 ila 14 gün olan virüsün İranlılarla gelme ihtimali tedirginliğe yol açtı.

BOLD – Kovid-19 adı verilen koronavirüs 31 Aralık 2019’dan itibaren dünya genelinde can kayıplarına yol açıyor. Ortaya çıktığı Çin harici virüsün görüldüğü İran’da 16 kişi hayatını kaybetti. Ülkenin yarı resmi haber ajansı ILNA ise ölü sayısının resmi rakamın çok üzerinde olduğunu öne sürdü ve ‘En az 50 ölü var’ başlıklı bir haber yayınladı.

8 İRANLI TÜRKİYE’YE ŞÜPHE SEBEBİYLE SOKULMADI

21 ve 22 Şubat’ta İran’dan kara yoluyla Türkiye’ye girmek isteyen 8 kişide, soğuk algınlığı tespit edildi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bu kişilerin ülkeye alınmadığını açıkladı.

Türkiye, İran’da virüs vakalarının artması üzerine 23 Şubat saat 17:00’de Gürbulak, Kapıköy, Esendere ve Dilucu sınır kapıların kapattı. Pegasus Havayolları, İstanbul-Tahran, Tahran-İstanbul uçuşlarını 11 Mart’a kadar durdurdu. THY ise Tahran harici 10 Mart’a kadar iptal etti.

EN ÇOK VAN SONRA ANTALYA VE İSTANBUL TERCİH EDİLİYOR

Kültür ve Turizm Bakanlığı istatistiklerine göreyse geçen ay Türkiye’ye 120 bin 527 İranlı girdi. Kuluçka süresi 2 ila 14 gün arası olan virüsün İranlılarla gelme ihtimali tedirginliğe yol açtı.

Türkiye’de tatil yapan İranlı turistler, başta Van birçok ilde otellerdeki doluluğu yüzde 100’e çıkarıyor. İstatistiklere ve tur rehberlerinden alınan bilgilere göre her İranlı turist Türkiye’de ortalama 4 gün kalıyor. Kişi başı bin 500 dolar harcıyor; Van harici en çok Antalya ve İstanbul tercih ediliyor.

NEVRUZ BAYRAMINDA EN AZ 200 BİN İRANLININ GELMESİ BEKLENİYOR

İran’da 21 Mart ila 1 Nisan arası Nevruz Bayramı olarak kutlanıyor. Bu dönemde en az 200 bin İranlı’nın tatil için Türkiye’ye gelmesi beklenirken, sınır kapılarının kapanması ve uçuşların ertelenmesi sebebiyle başta Van, İstanbul ve Antalya’da turizmciler ve esnaf büyük kayıp yaşayacak. Geçen yıl Türkiye’ye 2,1 milyon İranlı turist gelmişti.

15 Temmuz Ahırı’nda tutulan askerlerden biri ilk kez konuştu

Gündem

Gazeteciyi gözaltına alan polis: “Öl, öl, öl, seni öldürmek istiyorum”

Baro başkanlarının Meclis önünde bekleyişini takip ederken gözaltına alınan gazeteci Sibel Hürtaş, o gün yaşadıklarını yazdı: “Bir kadın polis ağzımı ve burnumu kapatarak ‘öl, öl, öl, seni öldürmek istiyorum’ dedi.”

BOLD – Gazeteci Sibel Hürtaş, gözaltında yaşadıklarını artigerçek.com.tr’de “Bir Garip Gözaltı Hikayesi” başlığıyla kaleme aldı. Polislerin kendisine çok sert davrandığını ve darp ettiğini yazan Hürtaş, “Darp raporu aldım. Bir kadın polis ağzımı ve burnumu kapatarak ‘öl, öl, öl, seni öldürmek istiyorum’ diye bağırdı” diye yazdı.

Hürtaş, gözaltına alındığını ve kötü muameleye maruz kaldığını ilk önce sosyal medya hesabından “Gözaltındayım. Karakola götürülürken kötü muameleye uğradım” ifadeleriyle duyurmuştu.

“MORLUKLARI TİHV TESPİT ETTİ”

Artı TV muhabiri Sibel Hürtaş’ın kaleminden yaşadıkları:

“Olay 3 Temmuz’da yaşandı ancak şimdi sizinle paylaşabiliyorum. Bu gecikmenin nedeni, olaydan sonra belden yukarı tarafımın tutmaması. Sonunda birkaç iğne ve Türkiye İnsan Hakları Vakfında tüm gün süren tetkiklerin ardından buradayım. Darp raporum için götürüldüğüm hastaneler yüzüme bakmadı ama TİHV baştan sona kontrol etti beni. Hatta benim gözümden kaçan morlukları da onlar sayesinde tespit edebildik. Kollarım hala ağrısa da biraz zorlayacağım, çünkü bu hikayeyi size anlatmam gerekiyor, kendimi nasıl zorla gözaltına aldırdığımı!”

“SİZİN BURADA İŞİNİZ YOK”

“Olay, çoklu baro sistemine ilişkin kanun teklifi görüşmelerinin devam ettiği 3 Temmuz’da, TBMM’nin önündeki Atatürk Bulvarında başlıyor. Polis, TBMM Çankaya Kapısı önünde bekleyen Baro Başkanlarının yanına ulaşılmasını engellemek için, Meclis Parkını da içine alarak, Atatürk Bulvarı hizasına kadar geniş bir barikat kurmuştu. Boynumda FJI basın kartım, barikattan içeri girmek istedim. Ama izin verilmedi. Barikat önünde başta siyah tişörtlü ve siyah kot pantolonlu bir sivil polis olmak üzere ‘Sizin burada işiniz yok’ denilerek, uzaklaştırılmaya çalışıldım.

“4-5 POLİS MARKAJA ALDI”

‘Yoo’ dedim, ‘Tam da burada işim var, gazeteciyim ben!’ Milletvekilleri araya girdi, barikatı aşıp 5-6 basın mensubuyla birlikte içeri girdim. Girmemle birlikte, siyahlı sivil polis olmak üzere 4-5 polis tarafından markaja alındım. Kendimi rakip ceza sahasına kadar gidebilmeyi başarmış forvet oyuncusu gibi hissediyordum.”

“TEKME VE YUMRUKLARLA POLİS ARABASINA BİNDİRİLDİM”

“Polis ‘Kimliğini göster’ diyor, ben ‘Boynumda basın kartım asılı’ diyorum. ‘O kimliğini göster’ diyor, ‘Bırak kollarımı göstereyim’ diyorum. Bu arada beni bir yandan diğer sivillerle birlikte kalabalığa doğru savuruyor. O ara 30 kadar sivil polis oldular ve beni çevik kuvvetin olduğu noktaya doğru sürüklemeye başladılar. Herhalde en vahimi de burası. Önümde 30 sivil polis, arkamda bir tabur çevik tarafından ‘sosyal mesafeye uymuyorum’ gerekçesiyle karga tulumba, polis arabasına sürükleniyorum. ‘Bırakın kimliğimi göstereyim’ talebime yanıt ne mi? Bileklerimin arkadan kıvrılıp, başımın eğilmesi, alttan da tekme ve yumruklarla, polis arabasına bindirilmem!

AVUKATLARLA GÖRÜŞTÜRMEDİLER”

“Polis arabasının içindeyken, kimliğimi istediler, verdim. Benim arabaya alınmamla bu haksız, hukuksuz; insanlık dışı, provokatif girişime tepki gösteren baro başkanları ve milletvekilleri aracın çevresini sardı. Onlara da aynı şekilde davranılması korkunçtu. Arabanın içindeyken, “Avukatlarla görüşeceğim, bu benim hakkım değil mi?” diye soruyordum, “Hayır, gözaltındasınız” diyorlardı. Bu haliyle suç işlediklerini söylüyordum, tabii ki yanıt veremiyorlardı.”

“EZ GEÇ, EZ GEÇ DİYE BAĞIRDI”

“Milletvekilleri de yaptıkları hukuksuzlukları bir bir dışarıda dile getiriyordu. Peki karşılığında ne olmuştu? Polis CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat’ın boğazını sıktı polis, CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç’u tekmeledi, küfretti; CHP Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’ya aynı şekilde. CHP’li Onursal Adıgüzel, HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç’un hiçbir söylemini dinlemedi. Çok sayıda milletvekili ‘Ne yapıyorsunuz?’ diye bu haksızlığa tepki gösterirken, bir polis ısrarla arabanın camını açtırıp, şoföre ‘ez geç, ez geç’ diye bağırdı.
Evet bir sivil polis, bir polis arabasının şoförüne milletvekillerini “ezmesi” talimatını verdi.

“KADIN POLİS ÜZERİME OTURDU”

O da ezdi, geçti!

Meclis bahçesinden kaçırılmam tam olarak böyle oldu.
Ben çıktım ama görüntüleri incelediğimde gördüm ki; ben çıktıktan sonra bu polis müdahalesi daha da büyüyordu. Çevik kuvvet caddeyi kapatıyor, kavga büyüdükçe büyüyor. Bu olan bitene ben de arabanın içinde tepki gösterdim, “Suç işliyorsunuz, suç işliyorsunuz, suç işliyorsunuz” diye uyardım. Ben konuşunca, yanımda oturan 100-120 kilo ağırlığındaki kadın polis, beni susturmak için üzerime oturdu. Bense 48 kiloyum!”

“KOLUNU BOYNUMA DOLADI, BOĞAZIMI SIKTI”

“Bir kadın polis ağzımı ve burnumu kapatarak ‘öl, öl, öl, seni öldürmek istiyorum’ diye bağırdı. Kolunu boynuma dolayarak, boğazımı sıktı. Polis o kadar kuvvetliydi ki o anlar boyunca nefes alamadım ve zar zor ‘Nefes alamıyorum’ dedim. Bunun üzerine diğer eliyle ağzımı ve burnumu kapayıp, iri bedeniyle üzerime abandı ve ‘öl,öl, öl, adi iğrenç kadın öl, ölmeni istiyorum. Seni öldürmek istiyorum’ diye bağırdı. Ben nefessiz kalınca da öyle sanıyorum, korkudan ağzımdan ve burnumdan elini çekti. Ama boğazımı sıktığı kolunu çekmedi ve kilometrelerce yolu böyle gittik. İlk durağımız Kavaklıdere Polis Karakolu. Arabadan indirilip, bir odada oturtuldum. Orada da ilk sosyal medya mesajını attım, ‘Kavaklıdere Polis Karakoluna götürüldüm, yolda kötü muameleye maruz kaldım.”

“SEN İŞKENCECİSİN”

“Ardından avukatları arayıp, olduğum yeri söyledim. Odaya gelen polisler, hemen hastaneye gideceğimizi söyledi. “Avukatlarımı çağırdım, yoldalar, bekleyelim” dedim. Kabul etmediler. Arabaya binerken işkencecimi görünce, sokakta bağırmaya başladım: ‘Sen işkencecisin, işkencecisin, işkencecisin.’

“Bir anda yol boyu tüm apartman sakinleri pencerelerden dışarı çıktı. Kafamı kaldırıp ve bu kadın polisi gösterip, bağırmaya devam ettim: ‘Bu polisi görün, bu polisi tanıyın, bu polis işkenceci, bu polis hepimizin utancı.’ O ne mi yaptı tüm bu olanlara, caddenin ortasında sadece güldü.

“NEFES ALAMIYORDUM”

“Bu polisle aynı arabaya beni asla bindiremeyeceklerini söyledim. Karakol polisleri olaya el koydu ve beni GMK Hastanesi’ne götürdüler. Burası bir pandemi hastanesi! Muayene odasına girdiğimde hala nefes alamıyordum, doktor ise ayağa bile kalkmadan beni Ulus Hastanesi’ne sevk etmekle yetindi.

“NASIL ALDIM AMA SENİ”

“Doktor odasından çıkınca ne göreyim? İşkencecim yine dibimde, peşim sıra hastaneye geldiğini görünce, “Sen işkencecisin, sen işkencecisin, sen işkencecisin” dedim. Beni susturmak için yanıma gelen de barikattan bu yana peşimi bırakmayan siyahlı sivil polis oldu. Kendisini sosyal mesafesini koruması için uyardım ama dinlemedi. Üstüme üstüme gelip şöyle dedi: “Nasıl aldım ama seni!”

Gazeteci Sibel Hürtaş gözaltına alındı: Kötü muameleye uğradım

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

820 gram doğan tutsak bebek Zeynep ve annesinin savaşı

Hamileyken tutuklandı, altıncı ayda erken doğum yaptı. Kendisi de ağır hastaydı. Ölümlerden döndü, kolundan serumlar söküldü. 820 gramlık bebeğiyle savaştı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Son dönemde artan operasyonlara çok sayıda anne ve hamile kadın tutuklanıp hapse gönderildi. Bir kısmı serbest bırakılırken hala bebekleriyle tutuklu kadınlar var. 8 haftalık hamileyken tutuklanan ve erken doğum yapan E.A’nın yaşadıkları hamile kadınların nasıl bir psikoloji ve ortamla baş başa bırakıldığını gösteriyor.

Gaziantep’te yaşayan öğretmen E.A. hamile olduğunu öğrendikten iki gün sonra 3 Temmuz 2018’de gözaltına alındı. 8 gün nezarette tek başına kaldı. Düşük tehlikesi rağmen tutuklanıp cezaevine gönderildi. Üçüncü kez anne olan E.A. cezaevindeyken sürekli hastalandı. Cezaevi ve hastane arasında getirip götürdüler. 80 gün yoğun bakımda yattı. Stres, sıkıntı, yeterli beslenememe derken kızı Zeynep’i 6,5 aylıkken 31 Ekim 2018’de dünyaya getirdi.

820 GRAMLIK BEBEK

Zeynep doğduğunda sadece 820 gramdı. Göz damarları ve retinası gelişmemişti. Doktorlar en fazla yüzde 10 görür dediler. Zeynep o halde 108 gün yoğun bakımda kaldı. Annesini tekrar cezaevine götürdüler. Yasal hakkı olmasına rağmen E.A’nın güçlükle sağdığı anne sütü kızına götürülmedi. 1,5 kilo olduğunda Zeynep kalp ameliyatı geçirdi.

34 yaşındaki E.A, kızını görmeye kelepçeli gitti. Hem anne hem bebek çok yıprandılar. Ambulans uçakla Van’dan Ankara’ya acile kaldırılan E.A’yı HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu hastanede görmek istedi, savcılık izin vermedi.

“ZULMÜN, HUKUKSUZLUĞUN KATMERLİSİ YAPILDI”

Gergerlioğlu, 6 Kasım 2018’de tahliye edilen E.A. için  “Zulmün, hukuksuzluğun katmerlisi yapıldı. aylarca. Hastane, hastane dolaşan ve ağır düşük tehdidine rağmen tahliye edilmeyen bir anne ve sonunda erken doğumla yaşam şansı çok düşük. 820 gr bir bebek. Allah sizi bildiği gibi yapsın!” demişti.

KIZ ÖĞRENCİLERLE İLGİLENDİĞİ İÇİN

Gözaltındayken işkence gören E.A’nın, gözaltında tutulduğu şehre ve yapılanlara annenin travmaları nedeniyle bu haberde yer verilmedi. Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan E.A., kapatılan eğitim kurumlarında öğretmenlik yaptığı, kız öğrencilerle ilgilendiği, Bylock programı, Bank Asya hesabı ve Zaman gazetesi aboneliği nedeniyle yargılanıyor.

“KIZIMIN HAYATINI DOĞMADAN ÇALDILAR”

“Doğmadan hayatını çaldılar kızımın. Şu an tutuklu olan hamileleri o kadar iyi anlıyorum ki… Bebeğimin masumiyet karinesi vardı. Hiçbir suçu yokken daha dünyaya gelmeden bedel ödemeye başladı ve maalesef bu bedeli hayatı boyunca ödeyecek” diyen E.A. hamile bir kadın olarak tutukluk sürecinde yaşadıklarını BOLD’a anlattı.

CEZAEVİNDE HAMİLELİK GEÇİREN BİR ANNENİN KENDİ ANLATIMIYLA YAŞADIKLARI…

“Gaziantep’te gözaltına alındığımızda 8 haftalık hamileydim. Normalde Haşimoto hastasıyım ve bu durum gebelik döneminde ciddi risk teşkil ediyor. Ciddi takip gerekiyor. Yaşadığım şok, iki çocuğumdan ayrılma vs. derken düşük tehlikem başlamıştı. Üç çocuk annesiyim. Sami 9, Berna 6 yaşında.

“DOKTOR CEZAEVİNDE KALAMAZ DİYORDU”

8 gün gözaltında kaldıktan sonra tutuklanıp cezaevine gönderildim. Küçük kızım dayanamadığından onu da yanıma aldım. Hamileyim, küçük kızım yanımda, diğeri benden uzakta… Cezaevindeyken yine rahatsızlanıyordum ve hastaneye götürüp tekrar cezaevine getiriyorlardı. Doktorlar cezaevinde kalamaz diye rapor yazıyorlardı ama hiçbiri dikkate alınmıyordu. Beni yine cezaevine getiriyorlardı. Bu raporların hepsi mevcut.

“BÜYÜK KIZIMIN DİLİ TUTULDU”

Bir gün çok hastalandım. Gardiyan kapıyı kilitlemiş gitmişti. Küçük kızım yanımdaydı. Koğuştaki arkadaşlar pencerelere çıkıp bağırdı. Uzun süre kapıyı yumrukladılar ama sesimize gelen kimse yoktu. Kızım çok korkmuştu. Dili tutulmuş bu olaydan sonra. Ben o günden sonra kızımı göremedim.

E.A. yaşadıklarını videoda kendi sesiyle anlatıyor.

BOLD ÖZEL | 6,5 aylıkken doğdu. Sadece 820 gramdı. Dünyaya tutsak bebek olarak gözlerini açan ve 108 gün yoğun bakımda…

Gepostet von Bold Medya am Donnerstag, 9. Juli 2020

“KOLUMDAKİ SERUMU KOPARIP CEZAEVİNE GÖTÜRDÜLER”

Koğuştaki arkadaşlar çaresizce başımda ağlıyorlardı. Sonra kapı açıldı ve ambulansla acil Van’a kaldırıldım. Van’da bir süre cezaevinde ve hastanede kaldım. Bazen kolumda daha bitmemiş serumu koparıp beni cezaevine götürüyorlardı.

“UÇAKLA ACİL ANKARA’YA SEVK EDİLDİM”

Artık dayanacak gücüm kalmamıştı ki doktor hayati tehlikemin olduğunu söyledi. 18 Ağustos 2018’de Van’dan Ankara’ya sevkimi istedi. Başımdaki komutan dayanamadı, savcıyı aradı. “Ölüyor bu kadın nasıl yapalım.” dedi. Maalesef savcı Ankara’ya götürün demiş. Mosmor olmuş kollarımdaki serumlarla, acil uçak ambulansla hastaneye kaldırıldım.

“10 LİTRE KAN KAYBETTİM”

Hayati tehlikem oluşunca telaştan beni götüren ekip nüfus cüzdanımı cezaevinde unutmuş. Ben nüfus cüzdanı olmadan Sincan Cezaevi’ne girdim. Toplamda 80 gün Ankara Zekai Tahir Hastanesinde yoğun bakımda kaldım. Hastanedeyken 10 litre kan kaybettim. Vücudum hiç kan üretmiyordu. Direkt kan veriyorlardı.

“KIZIMI GÖRMEYE KELEPÇELİ GÖTÜRDÜLER”

6,5 aylık hamileyken erken doğum yaptım. Yeterli beslenememekten 820 gram doğdu bebeğim. Doğum sonrası bebeğimin erken doğmasından dolayı kalpteki AORT damarı, göz retinası gelişmemişti. Bebeğimi görmeye ellerim kelepçeli ve 2 silahlı askerle gittim. Kuvözdeki bebeğin bana ve anne sütüne ihtiyacı varken tekrar ellerime kelepçe takıp beni Sincan’a götürdüler, bebeğim hastanede kaldı.

“GÜNLERCE 40 DERECE ATEŞLE YATTIM”

Doğum sonrası cezaevinde günlerce titreyerek 40 derece ateşle yattım. Koğuştaki arkadaşlar Allah razı olsun sırayla başımda nöbet tuttular. Kıyafetlerimi yıkadılar, yemek yedirdiler. Günlerce o hasta halimle sütümü sağdım, bebeğime götürmelerini istedim, maalesef götürmediler. Oysa ki yasal hakkım. O günlerde koğuşun kapısı her açıldığında bebeğimin ölüm haberini mi getirdiler diye yüreğim ağzıma geliyordu.

“SON BİR DEFA GÖR DİYE HASTANEYE ÇAĞIRDILAR”

Bebeğim 1,5 kilo iken kalp ameliyatı oldu. Hastaneye çağırdılar son bir defa gör diye. Ameliyattayken bebeğimle tek başımaydım. Allah çok büyük bir güç ve kuvvet veriyor. Nasıl dayandım, ben de şaşırıyorum şu anda. Hamdolsun bir mucize oldu, retinası da gelişti ve son muayenede doktor problem olmadığını söyledi.

“VÜCUDU DELİK DEŞİK”

Kızım 108 gün yoğun bakımda kaldı. Doğum yapar yapmaz cezaevine gönderildim. Yani olan hiçbir şeye şaşırmamak lazım. Erken doğduğu için kızımın akciğerleri hassas. Genelde hastanedeyiz. Akciğerleri yaralı. Kalp ameliyatı da olmuştu. Elleri her yeri iğne izlerinden delik deşik. O daha 1,5 yaşında. O kadar çok iğne yapıldı ki bebekken. Tam çekemedim. Eller, ayaklar, Sırtındaki de ameliyat izi. Koltuk altı ve oradan girdiler. Kronik akciğer ve kalp hastası kızım.

“HASTANEDE AÇ BIRAKILDIM”

Ben 80 gün hastanede tutuklu yattım ve beslenemedim. Aç uyudum. Doktorlar ısrarla bu kadının beslenmesi lazım dediler. Dışarıdan yiyecek alma yasaktı. Akıl almaz bir şekilde aç bırakıldım. 820 gram çocuk dünyaya getirdim. Travmalarım hala çok fazla. Yani sadece azıcık hastane yemeği. Onun dışında bir meyve bile hiç yemedim ve gebeydim. Bu akıl almaz olayları Ankara’da Türkiye’nin merkezinde yaşadım. Öğlen verilen pilavı, ekmeği fazla isteyip arasına koyup aksam yedim. Ankara’daki tüm hastane buna şahit maalesef.

“GERGERLİOĞLU YANIMA GELMEK İSTEDİ”

Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu yanıma gelmek istedi. Savcı izin vermedi. Hastane ile görüştü. Onlar prosedürü uyguladıklarını söyledi. Hayati tehlikem olunca hastanede uzun yattım. Cezaevi hastaneye gönderiyordu, hastane cezaevine. Ölürsem başlarına dert olmayayım diye.

“KAPIDA 6 ASKER BEKLERKEN BANYO YAPMAK ZORUNDA KALDIM”

Affedersiniz banyo yapmak zorunda kaldım hastanede. Banyonun kapısında 6 asker bekliyordu. Ben tesettürlü bir kadınım. Hamilelik boyuna tüm doktor kontrollerinde asker oldu.

“ÖLÜRSEM YAŞADIKLARIM BİLİNSİN DİYE GÜNLÜK TUTTUM”

Hastanede günlük tutmuştum. Ölürsem yaşadıklarım bilinsin diye. O sırada ne yaşadıysam onları kısa kısa not etmişim. Hamileliğimin tüm evleri ve doğum sonrası cezaevindeydim. Hamile olduğumu öğrendikten sonra bebeğimin ilk kalp atışını bile silahlı askerler yanımdayken duydum.

Hamile bir tutuklu olarak Türkiye’de şartları en kötü cezaevinde de kaldım en iyi yerde de. Hamile tutuklular için hiçbir yerde uygun hastane ortamı yok. Kadın doğum bölümleri hep ayrı ve kapalı. Erkek giremez. Ben Ankara’da mahkum odasında kaldım. Doğumhane bölümünde. Ve her gün kavgalar oluyordu benim yüzümden. İnsanlar şikayet ediyordu hastaneyi. Eşlerimizi en mahrem halde neden bu kadar asker görüyor diye. Bildiğiniz 5 asker 1 rütbeli asker doğumhanede bekliyor. Yani hiçbir koşul yerine getirilemiyor. Tedaviler hep aksıyor ve sonuç cinayet oluyor. Hastane yönetimi ve asker arasında yaşanan kriz yüzünden çoğu gece serumu kolumdan söküp cezaevine götürdüler.

“TRAVMALARLA DOLUYUM”

Doğum yaptıktan yaklaşık bir ay sonra 6 Kasım 2018’de beni tahliye ettiler. Yaşadıklarımı unutamıyorum. Travmalarla doluyum. Çocuğumu kaybetmemek için hayata tutunmak zorunda kaldım. İnsanoğlu her koşula alışıyor. Unutulmuyor. Nasıl unutayım. Çocuğuma her baktığımda o anlardayım. Bu süreç bitse de bizden çok şey götürdü. Eskisi gibi değiliz ve olmamız çok zor.

ZEYNEP’İN EPİKRİZ RAPORU, 820 GRAM DOĞDUĞU BU BELGEDE YAZIYOR

ZEYNEP’E YAPILAN TEDAVİLER

Burada da kalp ameliyatı, entübe oluşu ve en son taburcu edildiğine dair bilgiler yer alıyor.

Doğumdan sonra hemen cezaevine götürülen E.A, kızının doğum bilekliğini yanına aldığını ve günlerce onun kokusuyla ağladığını söylüyor.

Okumaya devam et

Gündem

Dink davasında yeni heyetten ilginç MİT görevlileri kararı

Hrant Dink cinayeti davasında yeni mahkeme heyeti, ilginç bir şekilde önceki heyetlerin Dink’le valilikte görüşen MİT görevlilerinin tanık olarak dinlenmesi kararını unuttu. MİT Müsteşarlığının izin vermesi halinde gelecek duruşmada MİT İstanbul Bölge Başkanı dinlenecek.

BOLD – Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili dönemin kamu görevlilerinin yargılandığı davanın duruşmaları bugün tamamlandı. Duruşmada yeni heyet MİT görevlileri Özel Yılmaz, Handan Selçuk ve Hüseyin Kubilay Günay’ın tanık olarak dinlenmesinin dosyaya katkı sağlamayacağı gerekçesiyle dinlenmelerini reddetti.

JANDARMA KOMUTANI DİNLENDİ

Diken’den Canan Coşkun’un haberine göre mahkemenin iki heyetine atanan başkan Akın Gürlek’in ilk defa yönettiği davada dönemin İstanbul Jandarma Komutanı Ünal Karaosmanoğlu, eski İstanbul Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Aycan Oktaylar’ın aralarında bulunduğu tanıklar dinlendi.

MİT GÖREVLİLERİNİN DİNLENMESİNE RET

Mahkeme heyeti dönemin MİT görevlileri Özel Yılmaz, Handan Selçuk ve Hüseyin Kubilay Günay’ın tanık olarak dinlenmesinin dosyaya katkı sağlamayacağı gerekçesiyle dinlenmelerini reddetti. Önceki mahkeme heyeti, görevlilerin dinlenmesine 14 Mart 2019’da karar vermişti. Yılmaz ve Selçuk, Dink’le öldürülmeden önce İstanbul Valiliğinde gerçekleşen görüşmede yer almıştı.

“FAİLİN FOTOĞRAFININ PAYLAŞILMASINI BEN İSTEDİM”

Duruşmada dinlenen Karaosmanoğlu, SEGBİS aracılığıyla katıldığı duruşmada cinayetten önce bu konuda bir bilgi geldiğini hatırlamadığını söyledi. Karaosmanoğlu, “Olay günü Kocaeli Jandarma Komutanlığında alay komutanları toplantısına katılmıştım. Oradayken bu konuyu istihbarat şube müdürümden öğrendim. Olay sonrası sansasyonel gelişmeler olduğu için İstanbul’a döndüm. Emniyet müdürlüğünün odasında gelişmeleri takip ettim. Bir şüpheli fotoğrafı geldi. Failin kim olduğu belli değildi, bu yüzden fotoğrafın basınla paylaşılmasını ben istedim.”

EYLEM YAPILACAĞI İLE İLGİLİ BİLGİ GELMEDİ

Karaosmanoğlu’ndan sonra dinlenen Oktaylar ise olayı bütün kanallar canlı yayına geçince öğrendiğini savundu. Oktaylar, “Jandarma Genel Komutanlığını bilgilendirmek için telefon görüşmeleri yaptık. Olay jandarma bölgesinde gelişmediği için bize bir bilgi gelmedi. Bize eylem yapılacağı ile ilgili bir bilgi gelmedi. Olaydan sonra açık kaynaklardan bilgi edindik” dedi.

İZİN VERİLİRSE MİT BÖLGE BAŞKANI DİNLENECEK

Dink ailesinin avukatları, heyetin MİT görevlisi tanıkları dinlememe kararıyla ilgili açıklamada bulundu ve detaylı bir dilekçe sunacaklarını söyledi. Tutuklu sanıkların da tahliye taleplerinin alınmasından sonra heyet ara kararını açıkladı. Tutuklu sanıkların bu hallerinin devamına karar veren heyet, MİT Müsteşarlığının izin vermesi durumunda MİT İstanbul Bölge Başkanı Ahmet Köksoy’un tanık olarak dinlenmesine hükmetti. Duruşma 16 Eylül’e ertelendi.

Melek İpek: Düşman ayağı bastırmasın, bunlar vız gelir!

Okumaya devam et

Popular