Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

İdlib’de Suriye ve Rusya’nın kazanımları tescil edildi: Muhalifler M4 otoyolundan da oldu

Türkiye ve Rusya, İdlib’de ateşkes konusunda anlaştı. Ancak anlaşma muhalifleri tatmin etmedi. Heyet Tahrir Eş-Şam anlaşmaya uymayacağını açıkladı. Peki Türkiye ve Rusya’nın vardığı ateşkes neleri içeriyor? Getirisi götürüsü nedir?

BOLD – Türkiye ve Rusya arasında imzalanan protokolde üzerinde uzlaşılan 3 maddenin son derece kısa ve hemen hiçbir ayrıntı içermeden yazılmış olması dikkat çekti.

Yapılan değerlendirmelerde, tarafların ateşkes ve M4 karayoluna ilişkin konularda genel hatlarıyla bir uzlaşıya vardıkları, uygulamaya ilişkin esasların görüşülmesi sürecinde ayrıntılar üzerinde uzlaşı aranacağı öngörülüyor.

KALICI ATEŞKES YOK, FAALİYETLER DURDURULACAK

Protokolde, “İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır,” ifadelerine yer verildi.

Türkiye, İdlib ile ilgili olarak “kalıcı ateşkes” beklentisini ifade ediyordu. Metinde, askeri faaliyetlerin durdurulmaması durumunda nasıl önlemler alınacağı ya da mevcut gözlem noktaları aracılığıyla ihlallerin rapor edilmesi faaliyetlerinin devam edip etmeyeceği gibi unsurlara yer verilmedi.

‘TERÖRLE MÜCADELE” DEVAM EDECEK

Her ne kadar askeri faaliyetler durdurulacak olsa da protokolün girişinde yer verilen terörle mücadelenin devam ettirileceği belirtiliyor. Heyet Tahrir Eş-Şam dahil Birleşmiş Milletler’in terör örgütü olarak kabul ettiği bütün gruplara karşı terörle mücadelenin devam edeceği belirtiliyor.

Rusya ve Suriye ordularının da bu kapsamda “terörle mücadele” adı altında muhalif gruplara karşı operasyonlarını sürdürmesi bekleniyor.

Böylece, Soçi Mutabakatı’nda da yer alan BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak ilan edilen Hayat Tahrir el-Şam ve Nusra Cephesi gibi örgütlerle mücadelenin devam ettirileceği Rusya tarafından bir kez daha vurgulanmış oldu. Putin konuşmasında bu konuda taviz verilmeyeceğini bir kez daha kayda geçirmiş oldu. Ancak bu durum, ilan edilen ateşkesi kırılgan bir hale sokuyor.

“SURİYE ORDUSU SALDIRIRSA KARŞILIK VERİLECEK”

Türkiye ise aynı metne sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının mazur görülemeyeceği ibaresini koydurarak rejimin askeri operasyonlarının yarattığı hasarı gündeme getirmiş oldu. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Suriye ordusunun saldırması durumunda Türk ordusunun en ağır yanıtı vereceğini belirterek, Putin’in Şam yönetimi üzerindeki baskısını kullanmasının gerekliliğini ortaya koydu.

M5 KARAYOLUNDA SURİYE KONTROLÜ TESCİLLENDİ

Halep’i Şam’a bağlayan M5 karayolunu daha önce kontrolüne alan Suriye rejimi ve Rusya, Halep’i Lazkiye’ye bağlayan M4 otoyolunda tam olarak kontrolü sağlayamamıştı.

Protokolde M5 karayolundan hiç bahsedilmemesi, bu stratejik karayolunda oluşan Suriye kontrolünün tescil edilmesi olarak görülüyor.

M4 KARAYOLUNDA GÜVENLİ KORİDOR

Protokol, Halep’i Lazkiye’ye bağlayan M4 karayolunun kuzeyinde 6 kilometre ve güneyinde 6 kilometre derinliğinde güvenli koridor tesis edilmesini içeriyor ve ayrıca karayolun belli bölgelerinde ortak devriye uygulamasını getiriyor.

Bu protokolle Rusya, M4 karayolunun denetimini Türkiye ile paylaşmış oluyor.

Rusya ve Suriye’nin özellikle Ocak ayından bu yana gerçekleştirdikleri operasyonun bir amacı da M4 karayolunu tamamen kontrol altına almaktı.

M4 karayolu bölgesinde özellikle Heyet Tahrir Eş-Şam hakim durumda. Bu grubun kontrolü Rusya’ya bırakıp bırakmayacağı ve Rusya’nın devriyelerine izin verip vermeyeceği merak konusu.

Heyet Tahrir Eş-Şam’dan yapılan ilk açıklamalarda anlaşmaya uymayacağı ifade edildi.

STRATEJİK SERAKİB KENTİ RUSYA-SURİYE KONTROLÜNDE

Protokolde ayrı bir madde, Türk-Rus ortak devriyelerinin 15 Mart 2020’de karayolunun Trumba kentinden Ain-Al-Havr’a kadar olan kısmını içereceğini kayda geçiriyor.

Trumba kentinin, M4 ve M5 karayolunun kesiştiği stratejik önemdeki Serakib kentinin 2 kilometre batısında olduğu metinde de yer alıyor.

Pazartesi günü Serakib’e giren ve askeri polisini yerleştiren Rusya, bu kentin kendi denetiminde kalacağını kayda geçirmiş oldu.

Şubat ayı başında Serakib’in Rusya desteğindeki Suriye ordusu tarafından alınması sonrası Türkiye desteğindeki muhalifler bu stratejik kasabayı almak için haftalarca mücadele etmiş, çatışmalarda Türk Silahlı Kuvvetleri’nden de birçok asker şehit olmuştu. Moskova’daki görüşmeden birkaç gün önce Suriye kasabayı yeniden ele geçirmiş, Rusya bölgeye askeri polisini yerleştirerek Serakib’deki çatışmalara noktayı koymuştu.

TÜRKİYE’NİN İDLİB’DEKİ ASKERİ GÖZLEM NOKTALARI

Protokolde yer almayan önemli bir unsur, İdlib gerginliği azaltma bölgesinde yer alan Suriye ve Türkiye ordularının pozisyonları ile Türkiye’nin İdlib’deki askeri gözlem noktalarının durumu.

TSK’nın 7 adet gözlem noktası rejim tarafından kuşatılmış durumda.

Türkiye, Suriye ordusunun bölge dışına çekilmesini istiyordu ancak bu yönde bir karar metne yansımadı. Aynı şekilde Rusya da Türkiye’nin Soçi Mutabakatı ile oluşturduğu gözlem noktalarının birçoğunun işlevsiz kaldığını belirterek İdlib’in kuzeyine çekilmelerini istiyordu. Bu protokolde bu unsurların yer almaması, her iki ordunun mevcut askeri mevzilerini koruyacaklarını gösteriyor.

ERDOĞAN’IN TEHDİTLERİ HAVADA KALDI

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şubat ayının başında Suriye Ordusu’nun Serakib’i alması ve Türkiye’nin birçok gözlem noktasının Suriye kontrolünde olan bölgelerde kalması sonrası Esad rejimine gözlem noktalarının gerisine çekilme yönünde defalarca tehdit etmişti.

AKP’li Erdoğan Suriye Ordusu’na ay sonuna kadar süre vermiş hatta mecliste AKP’ grup toplantısında yaptığı konuşmada “gövde üzerinde başlar kalmayacak” tehdidinde bulunmuştu.

Moskova’da bütün bunları unutan ve bir kenara bırakan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Soçi Anlaşması ile kurduğu gözlem noktalarının Suriye kontrolündeki bölgelerde kalmasını kabul etmiş oldu.

Dün akşam Habertürk Televizyonu’nda konuşan hükumete yakın gazetecilerden Çetiner Çetin, Suriye Ordusu’nun kontrolündeki bölgelerde kalan Türk askeri gözlem noktalarına uzun süredir yiyecek, içecek, mühimmat ve lojistik takviyesi yapılamayacağını ifade etti.

İDLİB’DE ‘GÖRECELİ SAKİN GECE’

Ateşkesin gece yarısı yürürlüğe girmesiyle birlikte aylardır ağır bombardıman ve çatışmaların yaşandığı İdlib’de “göreceli” olarak sakin bir gece geçirildiği bildiriliyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, ne Esad rejiminin ne de destekçisi Rusya’nın herhangi bir hava saldırısı gerçekleştirdiğini, buna karşın rejim güçlerinin Halep ve Hama’da muhalifleri topçu atışlarıya hedef aldığı bilgisini paylaştı.

ERDOĞAN MOSKOVA’DAYKEN ÇATIŞMA

Ateşkesin yürürlüğe girmesinden bir kaç saat önce, Türk Savunma Bakanlığı, Esad rejiminin açtığı ateş sonucunda iki Türk askerinin öldüğünü, üç askerin de yaralandığını, bunun üzerine rejim hedeflerinin “ateş altına alındığını” açıklamıştı.

Bunu izleyen saatlerde bakanlık Twitter hesabı üzerinden yeni bir açıklama yaparak, iki Türk askerinin öldürülmesi üzerine SİHA ile yapılan atışlarda “21 rejim askerinin etkisiz hale getirildiğini” açıkladı.

Açıklamada, atışların ateşkesin başladığı saatten önce yapıldığı vurgulanarak, “Bahar Kalkanı Harekâtında 5 Mart tarihinde kahraman silah arkadaşımızın şehit edilmesini müteakip SİHA ile 16:00 civarında icra edilen atışlarla Rejime ait 2 top ve 2 ÇNRA imha edilmiş, 21 Rejim askeri etkisiz hale getirilmiş, şehidimizin kanı yerde bırakılmamıştır” denildi.

UZMANLAR ATEŞKES KONUSUNDA KARAMSAR

Uzmanlara göre ateşkes uzun ömürlü olmayabilir. Siyaset bilimcilere göre anlaşma ile sahadaki mevcut durum korunmuş oldu. Uzmanlara göre, mutabakat Suriye’nin sahadaki kazanımlarını konsolide ediyor.

BM ve ABD’den İdlib’de ateşkese destek

Dünya

Journalist Post yayında

Basın ve ifade hürriyetinin hiçe sayıldığı Türkiye’den ayrılarak dünyanın dört bir tarafından siyasi iktidara karşı verilen özgürlük mücadelesine katılan gazeteciler, Journalist Post dergisini çıkardı.

BOLD – Türkiye dışındaki gazetecilerin kurduğu International Journalists Association tarafından yayına hazırlanan Journalist Post dergisi ilk sayısıyla okurlarıyla buluşuyor. 2 Kasım Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarla Mücadele Günü temasıyla içerikleri oluşturulan ilk sayı, Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca olarak basıldı. Medya özgürlüğünü her yerde ve herkes için savunan derneğin çıkardığı derginin kapağında, cezaevinde yakalandığı hastalık ve zamanında tedavi imkanı verilmemesi sebebi ile gün gün ölüme giderken bile tuttuğu günlüklerle kendisine karşı işlenen suçları belgeleyerek gazetecilik faaliyetine devam eden Mevlüt Öztaş var. İşte derginin ilk sayısında yer alan diğer konular:

  • Wahrheitskämpfer (Özgürlük Savaşçıları) Başkanı Susanne Köhler, Silivri’de tutuklu bulunan gazetecilerin portrelerini nasıl hazırladıklarını yazdı.
  • Alman Gazeteciler Birliği (DJU) Başkan Yardımcısı Peter Freitag, ülkedeki meslektaşlarına “Medya özgürlüğü için uyanık olmalıyız” mesajı veriyor.
  • Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Gökhan Durmuş, gazeteci tutuklamalarındaki keyfiliği ve medya üzerinde oluşan baskıları yazdı.
  • Röportaj dosyası Şemsi Açıkgöz’den… Gazeteci Ahmet Nesin, özel röportajda antidemokratik uygulamaların yapıldığını kendine has üslubu ile anlattı.
  • ‘Black Sites Turkey’ haberi ile ses getiren gazeteci Erkan Pehlivan, tutuklu gazetecilerin yaşadıklarının uluslararası alanda anlatılmasının önemine dikkat çekiyor.
  • Tutuklu gazeteci Emre Soncan, Journalist Post için Silivri’de hapishane hücresinden bir makale yazdı.
  • Belarus Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Boris Goretskiy, ülkesinde yaşanan demokrasi mücadelesini sizler için özetliyor.
  • İtalya’dan gazeteci İsmail Sağıroğlu, İktidardan yana değilsen Türkiye’de gazeteci olmanın ne denli tehlikeli olduğunu örnekleri ile açıklıyor.
  • Gazeteci İdris Yılmaz, meslektaşı Ziya Ataman ile cezaevinde yaşadıklarını anlatıyor. Gazeteciliğin yanında Kürt kimliğinin de getirdiği ilave zorluklara ışık tutuyor.
  • Kanada’da yaşayan sürgün gazeteci Arzu Yıldız, ülke insanı için verdiği demokrasi mücadelesine rağmen aynı insanlar tarafından bir ‘sosyal ölüye’ nasıl dönüştürüldüğünü izah ediyor.
  • Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine dönen Türkiye’ye ait verileri sizler için derleyen Kamil Arlı, ilgilisi için özet bir durum tespit raporu hazırladı.
  • Alman Kitap Yayıncıları Birliği (Börsenverein des Deutschen Buchhandels) Başkanı Alexander Skipis, otoriterliğe kaymaya meyilli ülkelerin öncelikle fikir hürriyetine kısıtlamalar getirdiğine dikkat çekiyor.
  • Tehdit Altındaki Halklar Derneği (Gesellschaft für bedrohte Völker – GfbV) Ortadoğu Uzmanı Dr. Kamal Sido, medya çalışanlarının korunmasının önemine vurgu yaptı.
  • Tutuklu gazetecilerin sesi Jailed Journos, adi suçlular korona sebebi ile cezaevlerinden çıkarılırken geride kalan tutuklu ve hükümlülerin yaşadığı şartları gözler önüne seriyor.
  • Etkin Haber Ajansı (ETHA) muhabiri Pınar Gayip, farklılıkları bir kenara koyarak birlikte verilecek mücadelenin önemine dikkat çekiyor.
  • Hollanda’da yayınlanan De Kanttekening Dergisi Editörü Ewout Klei, otoriter liderlerin iktidarlarına karşı tüm muhalefeti susturmak, yargıyı, basını ve algıyı kontrol altına almak hedefinde olduklarını belirtiyor.

Dergiyle ilgili IJA’dan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

2 Kasım, “Gazetecilere Karşı Suçlarda Cezasızlıkla Mücadele Uluslararası Günü” olarak kutlanıyor.

21’nci yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken ne yazık ki dünyanın dört bir yanında gazeteciler halkı bilgilendirme görevini yerine getirirken baskı, tehdit, şantaj ve suikastlere maruz bırakılıyor.

Oysa ifade hürriyetinin olmazsa olmazı gazetelerin ve gazetecilerin tam bağımsızlığıdır. Gazetecileri korumakta yetersiz kalınması, hükûmetlerin gazetecilere yönelik saldırıların fâillerini kovuşturmakta mütereddit davranması ifade hürriyetini hedef alan kesimlere cesaret veriyor.

Gazetecilere karşı işlenen suçların cezasız kalması sebebiyle artan korku, güvensizlik ve endişe ikliminde ise demokrasi temellerinden sarsılıyor.

Uluslararası Gazeteciler Derneği (International Journalists Association/IJA) başta Türkiye olmak üzere farklı coğrafyalarda gazetecilere karşı işlenen suçlara dikkati çekmek maksadıyla “Journalist Post” isimli dergiyle ilk adımı attı.

İlk sayısı 2 Kasım 2020’de yayımlanacak olan Journalist Post için gazetecilerin kurduğu dernek, vakıf ve sendikaların yanı sıra, insan hakları alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları da destek verdi.

Bu önemli projede şu kuruluşlar destekleri ile yanımızda oldu: Tehdit Altındaki Halklar Derneği (Gesellschaft für bedrohte Völker/ GbVF) Jailed Journos Wahrheitskampfer Derneği Alman Yayımcılar Birliği (Börsenverein des Deutschen Buchhandels) Türkiye Gazeteciler Sendikası Alman Gazeteciler Birliği (Deutsche Journalistinnen- und Journalisten-Union) Körber Vakfı (Körber-Stiftung)

Dergimizin ilk sayısı dopdolu…

Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine dönen Türkiye’de mahpus gazetecilerin makaleleri hukuk ihlallerine karşı adeta meydan okuyor. Her bir makale cehaleti seven otoriter rejimlerin karanlığına karşı yakılan meşaleler gibi önümüzü aydınlatacak.

Sağlıklı girdiği cezaevinde kansere yakalanan gazeteci Mevlut Öztaş’ın adım adım ölüme nasıl sürüklendiğini, hayatta iken kendisinin kaleme aldığı günlüğünden okurken yüreğiniz burkulacak.

Her kurum ya da yazarın kendi düşüncelerini yansıtan makalelere herhangi bir editoryal müdahalede bulunulmamıştır.

Hâlihazırda demir parmaklıkların ardında rehin tutulan meslektaşlarımızla omuz omuza verdiğimizi göstermek için ilk sayısını 2 Kasım’da yayımladığımız Journalist Post’u imkânlar ölçüsünde belli periyotlarla yayımlama en büyük hayalimiz.

Başta Türkiye’de olmak üzere dünyanın dört bir yanında mesleklerini ifa ederken bedel ödeyen gazetecilerin yanında olduğumuzu ve onlarla omuz omuza verdiğimizi ilan etmek maksadıyla yola çıktık.

Journalist Post’un otoriterlik hülyası kuran hükûmetlere karşı mesleki bir direniş platformuna dönüşmesi siz aziz okurlarımızın desteklerine bağlı.

Sizler IJA’ya ve Journalist Post’a vereceğiniz destekle, aynı zamanda demokrasi kalesinin duvarına bir tuğla daha koymuş olacaksınız.

Daha özgür, daha sağlıklı ve daha mutlu günlerde buluşmak ümidi ile…

Okumaya devam et

Dünya

İslamcılık 21’inci yüzyılda faşizmin bir türü!

Nice’teki bıçaklı saldırıya ilişkin konuşan Fransa İçişleri Bakanı Darmanin, İslamcılığın 21’inci yüzyılda faşizmin bir türü olduğunu söyledi.

BOLD – Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, üç kişinin ölümü ve altı kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan Nice’teki saldırıya ilişkin açıklama yaptı. Bakan Darmanin Fransa’nın, “İslamcı ideolojiye karşı savaşta” olduğunu ifade etti.

RTL radyosuna konuşan Bakan, İslamcılığın, 21’inci yüzyılda faşizmin bir türü olduğunu belirterek, “Hem içeride hem de dışarıda olan bir düşmanla savaştayız” ifadesini kullandı.

İçişleri Bakanı, bu nedenle hukuk devletinin tüm araçlarıyla içeride ve dışarıdaki tehditlere karşı mücadele edeceklerini belirtti.

Hollande’dan sağduyulu açıklama: “Müslümanlarla teröristleri bir tutmayalım”

Okumaya devam et

Dünya

Almanya’da eylem var: “Ses ver ki hapishaneler mezar olmasın”

KHK’lı Mustafa Kabakçıoğlu’nun cezaevinde beyaz sandalye üzerinde ölümü Almanya’nın Bayern Eyaleti’nde protesto ediliyor: Sivil toplum örgütleri “Ses ver ki hapishaneler mezar olmasın” diyor.

BOLD – Almanya’daki sivil toplum örgütleri Initiative für Flüchtlinge Augsburg (Mülteciler İçin İnisiyatifi-IFFA), Human Rights Defenders (İnsan Hakları Savunucuları-HRD) ve Bürgerinitiative für Menschenwürde (İnsan Onuru İnisiyatifi-BiM), 31 Ekim Cumartesi (yarın) Münih’te bir araya gelerek KHK’lı Mustafa Kabakçıoğlu’nun cezaevinde plastik sandalye üzerinde ölümünü protesto edecek. “Ses ver ki hapishaneler mezar olmasın” sloganıyla yola çıkan dernekler, Türkiye’deki insan hakları ihlalleri ve işkenceleri protesto etmek için saat 11.30’da Karlplatz’ta toplanacak. Gösteri de canlı ağıt ve resim sergisi de olacak.

Derneklerden yapılan ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi: Maalesef Türkiye’de insan hakları ihlalleri her geçen gün artmaktadır. Bu durum uluslararası raporlarla ve Birleşmiş Milletlerin verdiği insan hakları karnesi ile de tescillendi. Özellikle ceza evlerindeki siyasî tutukluların durumu gerçekten çok vahim ve endişe verici. En temel sağlık hizmetlerinden dahi mahrum bırakılıyorlar. Tek kişilik hücrelerde ölüme terk ediliyorlar. Bu durumun en son örneği; tedavi talebi göz ardı edildiği için plastik bir sandalye üzerinde acılar içinde can veren Mustafa Kabakçıoğlu’dur. Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölümünü ve Türkiye’deki bütün insan hakları ihlallerini protesto edeceğimiz etkinliğimize sizleri de bekliyoruz. Türkiye’de sesini duyuramayan mağdurların sesi olmamıza yardım eder misiniz!”

Okumaya devam et

Popular