Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Putin Suriye’de TSK’ya kayyum atadı

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “caydırıcılığı” bölgede yok olurken, son darbe bölgede TSK’ya Rusya’nın fiilen kayyum ataması oldu. Son durum analizi…

FATİH YURTSEVER

BOLD ANALİZ – 27 Şubat tarihinde yapılan hava saldırıcı sonucunda ölen askerlerimizin sayısı kamuoyuna 36 olarak açıklandı. Ancak bölgeden gelen bilgiler ve intikal eden konvoyun bir tabur görev kuvveti askeri taşıyor olması, şehit sayısının 100’den fazla olduğu iddialarını beraberinde getiriyor. Erdoğan şimdiye kadar yaptığı açıklamalarda askerlerimizin ölümünden Suriye rejimini sorumlu tuttu. Hal böyle iken BM Daimî Temsilcisi Feridun Şehirlioğlu’nun BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada da açıkça ifade ettiği üzere, eldeki radar kayıtları ile Fırat’ın Batı’sında yapılan tüm hava faaliyetlerinin Hmeymim Üssü’nden yönetiliyor oluşu, olayın rengini değiştiriyor.

Açıkça ifade etmek gerekirse askerlerimiz konvoy halinde intikal ederken yapılan hava saldırısından korunmak için etrafta bulunan binalara sığınmış, daha sonra bu binalar Rus Su-34 uçaklarından atılan nüfuz edici, beton delici bombalar ile harabeye çevrilmiş, 100’den fazla askerlerimiz şehit edilmiş, 9 askeri gözlem noktamız Suriye ordusu tarafından kuşatılmış, askerlerimiz lojistik destek alamaz hale gelmişti.

Saldırı sonrasında ortaya çıkan “whatsapp” yazışma ve konuşmaları TSK’nın yaşadığı komuta kontrol zafiyetini açığa çıkardı. Herkesin kullanımına açık, güvenliği konusunda AB ülkeleri nezdinde ciddi tartışmaların yaşandığı bir programın, Suriye’de, askeri harekatın sevk ve idaresinde kullanılmasını makul gerekçelerle açıklamak zor. Bundan daha vahimi ise, askerlerimizin konuşmalarına ve yazışmalarına yansıyan çaresizlik, lojistik yetersizlik ve yaşanan emir komuta zafiyeti.

TSK’nın komuta kademesinin siyasallaşması, eski bir asker olmasına rağmen harekâtı Savunma Bakanı’nın yönetmesi, Genelkurmay Başkanı ve karargâhın harekatın sevk ve idaresinde belirleyici olamaması, yaşanan zafiyetin nedenleri olarak sayılabilir. Her şeyden önce bir askeri harekatın başarı ile idare edilmesi; siyasi hedef doğrultusunda askeri hedefin açık ve net olarak saptanmasına ve planların bu doğrultuda yapılmasına bağlıdır.

İdlib’te siyasi hedefin ne olduğu konusunda kimsenin bir bilgisi yok. Durum böyle olunca da askeri hedef iç politika ve Erdoğan’ın özel gündemine göre anlık olarak değişiyor. Sahadaki askerlere çelişkili emirler veriliyor saha ve komuta merkezi arasında emir komuta zafiyeti kaçınılmaz hale geliyor.

TSK Suriye’de devletin ve milletin ordusu olarak değil, Erdoğan ve AKP’nin ordusu olarak hareket ediyor. Bir ordunun en büyük görevi caydırıcılıktır. Caydırıcılık ise; karşı tarafı aksi halde çok yüksek bedeller ödeyeceğine inandırmak suretiyle, belli eylemleri yapmamaya ikna etmek olarak tanımlanabilir. Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor. 100’den fazla askeri öldürülen ve bunu yapan ülkeyi bile açıkça söylemekten imtina eden, askeri whatsapp üzerinden haberleşen, sahada yeterli lojistik destek alamayan bir ordu caydırıcılığını koruyabilir mi? Zamanında aynı Ordu’nun mermi atmadan Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasını sağladığı yaşanmış bir vaka iken, bugün caydırıcı olduğunu iddia etmek ancak lafügüzaf olur.

Sahada durum böyle iken Türk kamuoyu Trump tarafından Erdoğan’a yazılan “Aptal Olma” mektubu ile yaşanan rezalete eş değer başka bir diplomatik aşağılanmanın varlığından, Rus Devlet televizyonunda yayımlanan görüntülerin sosyal medyaya düşmesiyle haberdar oldu. Kronometre eşliğinde verilen görüntülerde Erdoğan ve heyeti iki dakika süre ile bir salonda bekletiliyor vaziyette kayıta alınmış.

Hem askerimiz öldürülüyor hem görüşmeyi biz talep ediyoruz, önce görüşme olmayacak deniyor, sonra da salonda bekletiyoruz. Ne uğruna. Bütün kırmızı çizgilerimizden vazgeçip ülkemize eli boş dönmek uğruna. Moskova mutabakatının içeriğine ilişkin çok fazla şey yazılıp çizildi. Özü itibariyle mutabakat Suriye’nin sahadaki kazanımlarının kayıt altına alarak belge haline getirdi.
Türkiye için sevindirici olan tek husus M4 karayolu boyunca açılan güvenli koridor üzerinden, rejim güçleri tarafından kuşatılan ve lojistik bütünleme yapılamayan gözlem noktalarında bulunan askerlerimizin ihtiyaçlarının karşılanabilecek olması. M4 ve M5 karayolu rejiminin kontrolüne verileceği için muhtemelen bu hattın güneyinde bulunan gözlem noktalarındaki askerlerimiz de kuzeye intikal ettirecek. Ruslar devriye adı altında TSK ve Suriye ordusunun arasında girecek, açıkça söylenmese de M4 karayolunda gözlem noktalarındaki askerlere gönderilecek lojistik nakliyat denetlenecek.

Ruslar sahada Erdoğan’a güvenmedikleri için TSK’nın faaliyetlerini ortak devriye adı altında kontrol altına alacaklar. Bir nevi Ruslar Suriye’de TSK’ya kayyım atamış olacaklar. Peki, ne uğruna? Tek adam rejiminin bekası uğruna. Erdoğan Rejimini sahibi. O’nun, rejiminin devamı adına her türlü diplomatik ve askeri aşağılanmayı sineye çekmesi bir noktaya kadar kabul edilebilir. Ancak özü şeref ve asalet olan bir mesleğin en üst noktasına gelmiş generallerin, emrindeki askerleri bir hiç uğruna ölüme gönderme suçuna ortak olmaları, ne ile açıklanır, bilemiyorum. Yaşadığımız coğrafyada TSK’nın caydırıcılığı sigortamız, işinin ehli hariciyemiz ise masadaki gücümüzdü.

Suriye her ikisinin de yok edildiği yer olarak tarihe geçti. Teşekkürler Reis. Allah’tan yeterince tarih bilginiz yok da bekletildiğiniz salondaki resimlerin dilinizden düşürmediğiniz sayenizde siyaset malzemesi haline gelen atalarımızı bozguna uğratan Mareşal Alexander Suvorov’a ait olduğunu bilmiyorsunuz. Gerçi bilseniz de bir şey değişmez. Zira, utanma eşiğini çoktan aştınız.

Analiz

İnsan Hakları Eylem Planı kayıplarını arayan aileleri görünür yapar mı?

Öğretmen Yusuf Bilge Tunç 577, öğrenci Gülistan Doku 425, Hürmüz Diril 422, Mehmet Bal 406, Hüseyin Galip Küçüközyiğit 66 gündür kayıp. Başvurdukları devlet kapılarından eli boş dönen kayıp yakınları seslerini sosyal medyadan duyurmaya çalışırken, Erdoğan’ın İnsan Hakları Eylem Planı ‘endişeli ailelere umut olur mu?’ sorusu gündeme geldi. Açıklandığı gün bir liselinin sosyal medya paylaşımları yüzünden evinde gözaltına alınması,  planın samimiyetinin sorgulanmasına neden oldu.

BOLD – Düşünce suçları, KHK’lar, zorla kaybettirilme, işkence ve adil olmayan yargılanma gibi insan hakları ihlalleri yüzünden ekonomiden dış politikaya kadar bir çok alanda gerileme yaşayan AKP Hükumeti, dün İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıkladı.

PLANIN 9 AMACI

128 sayfalık plan metninde amaçlar şöyle sıralanıyor: “1) Daha güçlü bir insan hakları koruma sistemi, 2) Yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkının güçlendirilmesi, 3) Hukuki öngörülebilirlik ve şeffaflık, 4) İfade, örgütlenme ve din özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi, 5) Kişi özgürlüğü ve güvenliğinin güçlendirilmesi, 6) Kişinin maddi ve manevi bütünlüğü ile özel hayatının güvence altına alınması, 7) Mülkiyet hakkının daha etkin korunması, 8) Kırılgan kesimlerin korunması ve toplumsal refahın güçlendirilmesi, 9) İnsan hakları konusunda üst düzey idari ve toplumsal farkındalık.”

GÜVEN VE İNANDIRICILIK SORUNU VAR

Genel olarak olumlu vaatleri barındıran İnsan Hakları Eylem Planı, vaatlerin yerine getirileceği konusunda güven ve inandırıcılık sorunu yaşıyor.

1,5 YILDIR ZORLA KAYBETTİRİLEN İNSANLAR

15 Temmuz sonrası Cemaat mensuplarının kaçırıldığı haberleri sık sık basında yer aldı. Bunlardan bazıları aylar sonra birden bire polis merkezlerinde ortaya çıkarken, Hüseyin Küçüközyiğit, Yusuf Bilge Tunç gibi isimler hala kayıp. Eski bir öğretmen olan Tunç’tan 577 gündür haber alınamıyor. Kayıp olan Gülistan Doku, Hürmüz Diril, Mehmet Bal’dan da bir yılı aşkın süredir haber alınamıyor. Kayıpları arayan yakınları devlet kapılarından eli boş dönerken, bazen de gözaltına alınıyor.

KAYIPLARI OLAN ÜLKENİN DAHA ÖNEMLİ GÜNDEMİ OLABİLİR Mİ?

66 gündür kayıp hukuk müşaviri olan Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in kızı Nursena Küçüközyiğit babası için sosyal medyada zaman zaman kampanya başlatıyor. “Babam nerede” diye soran Nursena Küçüközyiğit bir paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Bir ülkede insanların kaybedilmesinden daha önemli bir gündem olabilir mi?”

Yakınlarını sosyal medyada arayan aileler Erdoğan’ın açıkladığı planın eyleme dönmesini bekliyor.

Öte yandan Erdoğan’ın ‘İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklamasının üzerinden 24 saat geçmeden Bursa’da bir liseli sosyal medya paylaşımları nedeniyle evine giden polisler tarafından gözaltına alındı. Olay planın samimiyetinin sorgulanmasına neden oldu.

Liselinin Erdoğan’ın İnsan Hakları Eylem Planı’yla imtihanı

Okumaya devam et

Analiz

Dolar reforma inanmadı: 7,50 TL

Reform paketinin boş çıkmasıyla 7,50 lirayı zorlayan dolar, Merkez Bankası’na faiz baskısını arttırıyor. Enflasyon, kur ve Saray üçgeninde sıkışan MB Başkanı Naci Ağbal’ın 18 Mart toplantısında vereceği karar merak ediliyor.

BOLD – Merkez Bankası Başkanlığı’na Naci Ağbal’ın atanması ve Berat Albayrak’ın bakanlıktan istifası sonrası 8,50 liradan 6,85 liraya kadar gerileyen dolardaki ılımlı hava kısa sürdü. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın aylardır duyurduğu ‘reform paketinin’ hukuk ve insan hakları adına boş çıkması doları 7,22 liradan 7,50 seviyesine fırlattı. Euro’da yeniden 9 liraya ulaştı.

MERKEZ BANKASI ZORDA

Faizi yüzde 10,25’ten yüzde 17’ye çıkaran MB, ‘soslanan’ reform paketinin doları 7 liranın altında kalıcı tutacağını hesapladı. Böylece 18 Mart 2021 Para Politikası Kurulu toplantısında faiz yükseltme zorunluluğundan kurtulmayı planladı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymayınca ve ABD 10 yıllık tahvillerindeki yükseliş kaynaklı dalgalanma Merkez Bankası’nı zora soktu. Rezervleri eksi 42 milyar  dolara çakılan Merkez, 7 liranın altına düştüğünde dolar alım ihalesi yapacaktı. Ucuza satılan 128 milyar doları parça parça yerine koyacaktı.

FAİZ İNDİRİMİ HAYAL, ARTARSA ENFLASYON PATLAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği faiz kartını kasım ve aralık aylarında kullanan MB’nin 18 Mart toplantısında faizi indirme ihtimali de sıfıra düştü. Ocak ve şubat aylarında faizi sabit tutan Naci Ağbal yönetimindeki Bankanın, faiz artırması durumunda son 1,5 yılın zirvesini gören yüzde 15,61’lik enflasyon tamamen patlayacak. Ağbal’ın tek haneli enflasyon hedefi de tutmayacak. Faizi sabit tuttuğunda ise dolar 7,50 lira direnç noktasını da kırarak, 7,60 liraya doğru yol olacak.

OLAN VATANDAŞA OLACAK

Merkez Bankası hangi kararı alırsa alsın olan vatandaşa olacak. Faiz, dolar, enflasyon ve Saray arasında sıkışan esnaf ve vatandaşın fakirleşmesi devam edecek. Çektiği kredilerin faizleri 2 ayda 625 puan artan işletmeci ve vatandaşların borcu artacak. Türkiye’de yaşayanlar gıda zamlarının ardından giyimdeki zamlarla karşılaşacak.

Okumaya devam et

Analiz

Avrasyacı generallerin NATO karşıtı söylemlerinde dikkat çekici artış

TSK içindeki Avrasyacı kadro, Türkiye’nin Rusya-Çin-İran üçlüsüyle iş birliği yapmasını savunuyor. Avrasyacı kadronun beyni, emekli Amiral Cem Gürdeniz ve emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Batı ülkelerini ‘dost olmayan kuvvetler’ olarak tanımlıyor.

BOLD – Türk Ordusu içindeki Avrasyacı subayların sembol ismi emekli Amiral Cem Gürdeniz, son dönemde Amerika Birleşik Devletleri ve NATO ‘dost olmayan kuvvet’ tanımlaması yaptı. Rusya-İran-Çin üçlüsünden ise ‘müttefik’ olarak söz etmeye başladı. Geçmişten beri Batı ve NATO’ya karşı mesafeli olduğu bilinen Gürdeniz’in, Joe Biden’ın başkan seçilmesinin ardından söylemlerinin daha açık ve sert olduğu görülüyor. Birkaç yıl öncesine kadar Türk Donanmasının kilit isimlerinden biri olan Gürdeniz, hala Türkiye’nin denizlerdeki politikasını belirleyen önemli isimlerden biri. Öyle ki, Türk Donanmasındaki bazı subayların emekli olmasına rağmen hala Gürdeniz’den talimat almaya devam ettikleri iddia ediliyor.

turkishminute.com’dan Cevheri Güven’in haberine göre Cem Gürdeniz, uzun süredir Çin’in, Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyadaki etkisini kırdığını ve bunun Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu söylüyor. Türkiye’nin Uygurlara yönelik baskılar nedeniyle Çin’le, Kırım’ın işgali nedeniyle Rusya ile karşı karşıya gelme ihtimali Gürdeniz’e göre bir tuzak.

İki bölge barındırdığı Müslüman nüfus nedeniyle Türkiye için oldukça hassas. Ancak AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslamcı ideolojisine rağmen Avrasyacı bürokrasinin tavsiyeleri doğrultusunda iki konudan da uzak duruyor.

15 Temmuz’daki başarısız darbe girişiminden sonra 20 bine yakın askerin tasfiye edilmesinden sonra Avrasyacı askerler TSK içerisinde güçlü grup haline geldi. Türkiye’nin NATO’dan uzaklaşması ve Rusya-Çin-İran üçlüsüyle iş birliğine gitmesini savunan Avrasyacı kadronun ‘beyni’ olarak gösterilen emekli amiral Cem Gürdeniz ve emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, artık Batı ülkelerinden ‘dost olmayan kuvvetler’ olarak söz ediyorlar.

ABD TÜRKİYE’Yİ KIŞKIRTMAK İSTİYOR

Gürdeniz, Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği son röportajda, ABD’nin Yunanistan’ı kullanarak Türkiye’yi kışkırtmaya çalıştığını dile getirdi. Gürdeniz’e göre Türkiye, kuşatılmaya çalışılıyor ancak doğu sınırında Rusya ve İran’ın bulunması büyük bir şans. Gürdeniz şöyle konuştu:

“Türkiye, güneyden ve batıdan kuşatma altında. Doğuda İran ve Rusya’nın olması, Türkiye için önleyici faktörler. Bugün Batı ve Batı’yla birlikte hareket eden Arap âlemi, Türkiye’yi çevrelemeye çalışıyor; Rusya da aynı tehditle karşı karşıya. Baltık’tan çevrelendi. Polonya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Ukrayna ve Gürcistan üzerinden çevreleniyor her geçen gün. ABD, bu ülkeleri yeni dönemde yoğun şekilde kullanacağını açıkça söylüyor. Türkiye’yi de bu süreçte Karadeniz’den zorluyor. Montrö rejiminin sahibi olmamıza rağmen Rusya’ya karşı hamlelerde bulunmamızı teşvik ediyor. İçimizdeki Atlantikçiler de bu tuzaklara çanak tutuyor…”

Gürdeniz’in “İçimizdeki Atlantikçiler” olarak nitelediği kesim TSK içerisinde sayıları oldukça azalmış olan NATO perspektifli subay kadrosu.

Gürdeniz, Biden yönetiminin Türkiye için de Rusya için de bir tehdit olduğu görüşünde. Son yazısında Biden kabinesini “savaş kabinesi” olarak niteledi ve ABD’nin saldırganlık dozunu artırdığını belirtip, NATO’dan “ABD’nin sadık hizmetkarı” olarak söz etti.

Emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ise geçtiğimiz ay Sözcü Gazetesi’ne verdiği röportajda ABD’nin rahatsızlığının sebebinin Türkiye’nin silah üretim kapasitesindeki artış olduğunu söyledi. Başbuğ, Türkiye’nin artık pek çok teknolojiyi yerli olarak üretebildiğini, Türk ABD ilişkilerindeki kırılmanın asıl sebebinin de bu olduğunu savundu.

NATO MİSYONLARINA SİYASİ GÖREVLER

Türkiye’deki NATO karşıtı söylemler, NATO’da görevli Türk subaylarına da yansıyor. Türkiye’nin satın aldığı Rus hava savunma sistemi S-400’ü her ortamda savunmak Genelkurmay tarafından NATO’da görevli Türk personele verilen ana görevlerden biri.

Genelkurmay’dan tüm NATO birimlerine gönderilen başka bir emir yazısında ise “Katar’ın Türkiye’nin partneri olduğu ve tüm NATO misyonlarında Katar’ın çıkarlarının da savunulması” yönünde.

İsminin açıklanmasını istemeyen askeri bir yetkili, sicilleri bozulabilir endişesiyle Genelkurmay’da ve NATO nezdinde görevli subayların NATO ile müşterek hareket ediyor görüntüsü vermemeye çalıştığını söyledi. Kaynak, TSK’da artık NATO’ya problem çıkartan subayların yükseleceğine ilişkin inanç nedeniyle, NATO’da görevli subayların gerilim çıkarmak için bahane arar hale geldiklerini aktardı.

HULUSİ AKAR DENGE GÜDÜYOR

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise her konuşmasında NATO ile ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Akar her ne kadar kabine üyesi olarak sivil bir pozisyonda bulunsa da 2015-2018 yılları arasında Genelkurmay Başkanı olması nedeniyle TSK’yı fiilen yöneten isim konumunda. Akar, TSK’da güçlü bir grup haline gelen Avrasyacı subaylar ile NATO arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Akar geçmişte NATO karargahlarında uzun yıllar görev yapan subaylardan biri.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0