Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Amerikan basketbol ligi NBA’de tüm maçlar süresiz ertelendi

ABD’de koronavirüsle mücadele amacıyla alınan önlemler kapsamında Amerikan Profesyonel Basketbol Ligi’nde (NBA) sezonun kalan tüm maçları süresiz ertelendi. Bu arada başkent Washington’da acil durum ilan edildi.

BOLD – NBA’de dün oynanacak Oklahoma City Thunder-Utah Jazz maçının hemen öncesinde Utah Jazz takımının oyuncularından birinin koronavirüs testinin pozitif çıktığı belirtildi ve ardından maç ertelendi.

Adı açıklanmayan oyuncunun salonda olmadığı da duyuruldu.

ESPN Televizyonu ise koronavirüs testi pozitif çıkan basketbolcunun Fransız pivot Rudy Gobert olduğunu, Utah Jazz ve Oklahoma City Thunder’dan bazı oyuncuların karantinaya alındıklarını bildirdi.

Maçı erteleme kararının hemen ardından NBA’deki tüm maçların süresiz olarak askıya alındığı belirtildi.

WASHINGTON’DA ACİL DURUM İLAN EDİLDİ

ABD’de başkent Washington DC (District of Columbia) Belediyesi koronavirüs sebebiyle acil durum ilan etti. Başkentte en son tespit edilen 6 vakayla birlikte toplam koronavirüs vaka sayısı 10’u buldu.

Acil durum ilanı, Washington DC Belediye Başkanı Muriel Bowser’a tıbbi gerekçelerle karantina ya da federal afet bütçesinden kaynak talep etme imkanı veriyor.

Belediye Başkanı Bowser, belediye olarak aynı anda 50 kişinin karantinaya alınabileceği bir tesis kiraladığını belirtti ancak bu tesisin nerede olduğuna ilişkin bilgi vermedi.

Belediye başkentte binden fazla kişinin katılacağı zorunlu olmayan etkinliklerin de iptal edilmesi ya da ertelenmesi tavsiyesinde bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü, Koronavirüsü’nü ‘küresel salgın’ olarak ilan etti

Dünya

Londra’dan Tahir Elçi cinayeti davasına ‘iddianame’ tepkisi

Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü, Diyarbakır Barosunun talebiyle Tahir Elçi cinayetine ilişkin rapor hazırladı. Olay yerindeki 3 polisten biri ‘kesin fail’ olarak belirtildi. Ancak iddianamede bu önemli bilginin dikkate alınmamasına üniversiteden tepki geldi.

BOLD – Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 28 Kasım 2015 tarihinde katledilen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin açılan davanın ikinci duruşması 3 Mart’ta görülecek.

Diyarbakır Barosunun gazetecilerin olay yerinde çektiği görüntüleri incelettiği Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü Forensic Architecture, suikasta ilişkin bir rapor hazırladı. Elçi’nin öldürüldüğü esnada ateş açan polislerin atış yönü ve sayısı ile yere düştüğü ana dair yapılan incelemeler sonucunda fail olarak tespit ettiği 3 polisten biri, rapora göre ‘kesin fail’ olarak belirtildi. Baro, raporu Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına sundu.

Savcılık, 4 yıl süren soruşturma sonucunda iddianame hazırladı. Tutuksuz yargılanan polis memurları M.S., F.T. ile S.T. ile birlikte firari PKK üyesi Uğur Yakışır, iddianamede sanık olarak yer aldı. Polis memurlarına bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermekten 2 yıldan 6 yıla kadar hapis isteyen başsavcılık, Elçi’yi olası kastla öldürmekten suçladığı PKK’lı Yakışır’a yine 2 polisi öldürmek, ülke birliğini ve bütünlüğünü bozmak, polis memuru S.T’yi öldürmeye teşebbüs ve izinsiz silah bulundurmak suçlarından toplamda 3 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 45 yıl hapsi isteminde bulundu.

TÜRKÇE PAYLAŞIM

Forensic Architecture, davanın 3 Mart’ta görülecek ikinci duruşması öncesinde sosyal medya hesabından Türkçe paylaşımda bulundu. Tahir Elçi cinayetine ilişkin hazırlanan raporun kısa bir videosunun da eklendiği paylaşımda şöyle denildi: “Tahir Elçi davasının ikinci duruşması 3 Mart’ta görülecek. Fakat iddianamede bir sorun var. Saptadığımız polis memurlarının yanı sıra PKK üyelerinden biri de Elçi’nin katil sanığı olarak gösteriliyor. Oysa bulgularımız PKK üyelerinin Elçi’ye ateş etmediğini açıkça göstermişti.”

Okumaya devam et

Dünya

Almanya’dan sonra Hollanda’dan da Erdoğan’ı üzecek karar geldi

Türk siyasilerin Avrupa’da yaptığı seçim propagandalarına getirilen yasaklar genişliyor. Almanya’nın getirdiği yasağın ardından Türkiye ile 2017 yılında bu konuda büyük bir kriz yaşayan Hollanda da AB dışındaki ülkelerin politikacılarına seçim propagandası yasağı getirdi.

BOLD – Hollanda hükumeti, Türkiye’deki politikacı ve bürokratların seçim dönemlerinde ülkesindeki Türk toplumuna yönelik propaganda yapmasını yasakladı. Yasak kararı, Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan ülkelerden gelen siyasileri kapsayacak.

“TÜRKİYE GİBİ DEMOKRATİK VE ÖZGÜR OLMAYAN ÜLKELERDEN…”

Bu karar, Mart 2017’de anayasa değişikliği referandumu öncesi AKP hükumet üyelerine Hollanda’da kampanya izni verilmemesi üzerine çıkan büyük krizin tekrarlanmaması için alındı.

Hollanda’da Ocak ayında istifa eden hükümetin büyük ortağı Demokrasi ve Özgürlük İçin Halk Partisi (VVD) tarafından 2018 yılında gündeme getirilen ve meclisin çoğunluğu tarafından da desteklenen, ‘Türkiye gibi demokratik ve özgür olmayan ülkelerden gelen istenmeyen dış etkiyle mücadele’ önerisi, hükümet tarafından kabul edildi.

ÜST DÜZEY BÜROKRATLAR DA YASAK KAPSAMINDA

Geçici hükümetin Dışişleri Bakanı Stef Blok, bu hafta temsilciler meclisine gönderdiği mektupta, AB dışındaki politikacılara, ülkelerindeki seçimlere 3 ay kala Hollanda’da propaganda yapmalarına izin verilmeyeceğini bildirdi.

Hollandalı bakana göre, yasak kararı tüm bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları ve üst düzey bürokratlar için geçerli olacak.

SEÇİM DÖNEMLERİ DIŞINDA İZİN ALINMASI GEREKECEK

AB üyesi olmayan ülkelerden gelen politikacıların, seçim dönemleri dışında siyasi çalışma yapmak için Hollanda’ya gelebilmesi için dışişleri bakanlığına bildirimde bulunmaları gerekecek.

Lahey hükümeti, Türkiye ve diğer AB üyesi olmayan ülkelerden gelen siyasilerin, 3 aylık seçim dönemi dışında Hollanda’da ‘istenmeyen propaganda’ yapmaları durumunda müdahale edebilecek.

ALMANYA 2017 YILINDA YASAKLAMIŞTI

Benzer bir yasak kararı, 2017 yılındaki anayasa değişikliği referandumu sürecinde Türkiye’den gelen politikacılarla gerilim yaşanması sonrası Almanya tarafından da hayata geçirilmişti.

AB dışındaki ülkelerden gelen politikacıların, üç aylık seçim sürecinde Almanya’da kampanya yürütmesi yasak. Ayrıca seçim dönemi dışında Almanya’da siyasi faaliyet yürütmek isteyen yabancı politikacılar, Berlin hükümetinden izin istemek zorunda.

YASAK DÜŞÜNCESİNİN MİMARI KARARDAN MEMNUN

Hollanda’daki öneriyi 2018 yılında gündeme getiren VVD Milletvekili Bente Becker, hükümetin kararından memnun.

Becker, sosyal medya aracılığıyla paylaştığı video mesajında, ‘Türkiye ve Eritre gibi özgür ve demokratik olmayan rejimlerin uzun süredir Hollanda’daki özgürlük ortamından yararlanarak kampanya yürüttüklerini’ söyleyerek propaganda yasağını bu nedenle istediklerini belirtti.

Becker, Hollanda medyasına yaptığı açıklamada da, istenmeyen dış etkiler konusundaki kaygıların uzun süredir devam ettiğini belirterek, yeni düzenleme ile huzursuzluğa neden olan yabancı siyasetçilerin sınır dışı edilmesinin bir prensip haline getirildiğine işaret etti.

Hollandalı parlamenter, böylece dış ülkelerdeki sorunların, Hollanda’nın uyum politikalarına zarar vermesine karşı mücadale edilebileceğini vurguladı.

HOLLANDA’DAKİ TÜRK POLİTİKACILAR KARARDAN RAHATSIZ

Hollanda hükümetinin resmi danışma organı olan Türkler İçin Danışma Kurulu (IOT), ülkede 17 Mart’taki seçimler öncesi alınan bu karara tepki gösterdi.

Türkiye kökenli kuruluşların çatı örgütü olan IOT’nin Başkanı Zeki Baran düzenlemeyi, “Bu, Hollanda Türk toplumunu yine seçim malzemesi haline getiren talihsiz bir karar” sözleriyle eleştirdi.

HOLLANDA İLE 2017 YILINDA YAŞAŞAN KRİZ

Hollanda’nın 2017 yılında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’ya referandum propagandası izni vermemesi, iki ülke ilişkilerinde siyasi gerilime neden olmuştu.

Bakan Fatma Betül Sayan Kaya, polis nezaretinde Hollanda’ya giriş yaptığı Almanya sınırına kadar götürülmüş ve sınır dışı edilmişti

Hollanda’nın ‘gelmeyin’ uyarısına rağmen Almanya’dan karayoluyla Rotterdam’a gelen Bakan Sayan Kaya, 11 Mart 2017’de polis nezaretinde sınır dışı edilmişti.

Türkiye’nin Lahey Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Aslan Alper Yüksel ile bazı Türk yetkililer, diplomatik dokunulmazlıkları bulunmalarına rağmen gözaltına alınarak nezarette tutulmuş, bu olayın ardından her iki ülke de, büyükelçilerini karşılıklı olarak bir süre geri çekmişti.

Erdoğan, Hollanda için ‘faşistler’ ifadesini kullanmıştı.

Libya’da ele geçirilen Rus hava savunma sistemi ABD iş birliğiyle Türkiye’ye getirildi

Okumaya devam et

Dünya

Kavala’yı serbest bırakmayan Türkiye’ye karşı Avrupa Konseyine çağrı

Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması yönündeki AİHM kararına uymayan Türkiye’ye karşı uluslararası insan hakları örgütleri harekete geçti. Avrupa Konseyinin Türkiye’ye yaptırım uygulaması istendi.

BOLD – Uluslararası faaliyet gösteren üç insan hakları kuruluşu, Osman Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına uymayan Türkiye’ye karşı Avrupa Konseyi’nin harekete geçmesi çağrısı yaptı. DW Türkçe’de yer alan habere göre İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Hukukçular Komisyonu ve Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi (TLSP), Avrupa Konseyinin siyasi karar alma organı olan ve AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Bakanlar Komitesine başvuru yaptı. Başvuruda “Türkiye’nin AİHM’in Kavala’nın serbest bırakılması kararına bariz bir şekilde kayıtsız kalması, Bakanlar Komitesinin Türkiye’ye karşı ihlal süreci başlatmasını tetiklemelidir” denildi.

HİÇBİR ŞÜPHEYE YER BIRAKMAMALI

İnsan Hakları İzleme Örgütü kıdemli hukuk danışmanlarından Aisling Reidy, Bakanlar Komitesinin mart ayında gerçekleştireceği toplantıya atıfla, “Komitenin, AİHM kararlarının bağlayıcı olduğunu ve uygulanmamasının ek önlemler gerektirecek ciddi bir ihlal anlamına geldiğini, Türkiye’ye karşı hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde netleştirmesi büyük önem taşıyor” dedi.

Bakanlar Komitesi, AİHM kararlarına uymayan Avrupa Konseyi üyesi ülkelere karşı ihlal süreci başlatma yetkisine sahip. Bu yetki ilk olarak 2017 yılında, hapisteki muhalif politikacı Ilgar Mammadov’un koşulsuz olarak serbest bırakılması yönündeki AİHM kararına direnen Azerbaycan’a karşı kullanılmıştı.

KARAR BAĞLAYICI

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46’ncı maddesinin 4’üncü fıkrasına dayanan ihlal sürecinin başlatılabilmesi için Bakanlar Komitesinde üçte ikilik oy çoğunluğu gerekiyor. Süreç başlatıldığında karara uyumsuzluğun tespiti için dosya yeniden AİHM’e gönderiliyor. AİHM’in bağlayıcı karara uyulmadığını teyit etmesi durumunda Bakanlar Komitesi söz konusu ülkenin Avrupa Konseyindeki üyeliği ya da oy hakkının askıya alınması gibi ek önlemlere karar verebiliyor.

Bakanlar Komitesi Kavala davasında AİHM kararının uygulanması için Türkiye’ye defalarca çağrıda bulunmuş ve geçen yıl 3 Aralık’ta açıkladığı ara kararda AİHM kararı uyarınca Kavala’nın koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep etmişti. Ancak Türk mahkemeleri Aralık’tan bu yana Kavala’nın tutukluluğunu dört kez daha uzattı.

Komite, Kavala davasına uyum durumunu 9-11 Mart tarihlerindeki oturumda dördüncü kez ele alacak.

TÜRKİYE’DEKİ KRİZİN SEMBOLÜ

Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesinden (TLSP) Helen Duffy, “Kavala davasının Türkiye’de sivil toplumun ve hukukun üstünlüğü ilkesinin karşı karşıya bulunduğu krizin bir sembolü olduğunu” belirterek “İhlal sürecinin istisnai bir durum olduğunu biliyoruz. Ancak bu istisnanın uygulanmasının söz konusu olabileceği bir dava varsa, o da budur” diye konuştu.

AİHM, 18 Ekim 2017’de gözaltına alındıktan sonra 1 Kasım 2017’de tutuklanan iş insanı Osman Kavala ile ilgili 10 Aralık 2019’da hak ihlali kararı vermiş, Kavala’nın makul şüphe olmadan siyasi sebeplerle tutuklanması ve Anayasa Mahkemesinin başvuruyu makul bir sürede incelememesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiğine hükmetmiş ve Kavala’nın derhal tahliyesini istemişti. Türkiye’nin itirazının reddedilmesi ile AİHM kararı Mayıs ayında kesinleşmişti. Kavala Anayasa mahkemesine yaptığı son bireysel başvurudan da sonuç alamamış, AYM 29 Aralık’taki kararında Kavala’nın “kişi hak ve özgürlüğü ile güvenliğinin ihlal edilmediğine” hükmetmişti. Kavala hakkında 5 Şubat’ta Türkiye’de yapılan son duruşmada İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “siyasal ve askeri casusluk” suçlamalarıyla açılan davanın Gezi davasıyla birleştirilmesine karar vermişti.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0