Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Mehmet Ağar Yalıkavak Marina’ya çöküp sahibini Cemaat soruşturmasından tutuklattı

Azeri iş insanı Mübariz Mansimov Gurbanoğlu’nun, Cemaat soruşturması kapsamında tutuklanmasının altından Mehmet Ağar’ın mala çökmesi çıktı. Tıpkı 90’larda yaptığı gibi…

BOLD – 90’lı yıllarda “İsmin PKK’ya yardım listesinde var” denilerek onlarca iş insanı ve sanatçıya şantaj yapılmış ve mal varlıklarına çökülmüştü. Korkut Eken, Sedat Peker ve Mehmet Ağar’ın isimleri en çok geçenlerdi. Çok sayıda iş insanı Bolu-Düzce-Adapazarı hattında öldürüldü. Şarkıcı İbrahim Tatlıses’in Mehmet Ağar’a ismini listeden çıkarttırmak için 10 milyon dolar verdiği iddia edilmişti.

Gazeteduvar’dan Bahadır Özgür, Cemaatle hiçbir ilgisi olmadığı bilinen Azeri milyarder Mübariz Mansimov Gurbanoğlu’nun cemaat soruşturması kapsamında tutuklanmasının izini sürdü. Gurbanoğlu’nun Yalıkavak Yat Limanı’na Ağar ailesi tarafından çöküldüğünü ortaya çıkartan Özgür, işin içinde bu kez petrol ve SOCAR’ın da bulunduğunu dolayısıyla Ağar’ın işverenlerinin de olduğunu ima eden yazısı şöyle:

Bir oligark, bir marina ve Ağar ailesi

Korona paniğinin ortasında gözaltına alınan Azeri milyarder Mübariz Mansimov Gurbanoğlu, dört dörtlük bir siyaset-ticaret hikayesinin de aktörüdür. Onun isminin etrafında örülmüş ilişki ağı; siyasette ve ekonomide yaşanan yozlaşmanın üzerinde hüküm süren bir zümrenin serencamı gibidir. Buyurun, bu hikayenin Ağar merkezli kısa bir bölümünü izleyelim.
“Kurşun atan da yiyen de şereflidir” sözünü hatırlarsınız. 1996’daki Susurluk kazasından sonra dönemin Başbakanı Tansu Çiller söylemişti. Olay örgüsü DYP’li İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’da yoğunlaşınca, o da “Ödülüm bu mu olacaktı” diyerek istifa etmişti. Susurluk davasından dolayı bir yazlığı andıran cezaevinde 369 gün kaldı, Ağar. Bulduğu her fırsatta iktidarın bekası için çırpınıyor şimdi. Oğlu da AKP milletvekilliği yapıyor.

Korona virüsü paniğinin sıcaklığında, Ağar’ın adını yine ilginç ilişkilerle gündeme getiren bir olay yaşandı. Palmali Holding’in sahibi Azeri asıllı milyarder Mübariz Mansimov Gurbanoğlu, ‘FETÖ üyeliği’ iddiasıyla önceki gün İstanbul’da gözaltına alındı. Aynı saatlerde Gurbanov’un sosyal medya hesabından bir açıklama yayınlandı.

Özetle şöyle deniliyordu: “Sizin yaptığınız bu şerefsizliği düşman bile yapmazdı… Bana FETÖ’cü demektense kendinize, geçmişinize ve çocuklarınızın nerde eğitim aldığına bakın… Bildiğiniz kimi men haklarımı savunmak üçün ali mahkemelere baş vurmuşum. Bu hukuk savaşını kaybedecek ve bu günün artık yakın olduğunu gören özel ve devlet şirketleri iyice hırçınlaşmaya başladı.”

Açıklamada isim, olay zikredilmiyor ama sert ve tehditkar bir üslup hakim. HDP Milletvekili, gazeteci Ahmet Şık, Twitter hesabından konuyla ilgili uzun bir bilgi/yorum yayınladı. Söylediklerine bakılırsa kastedilen mahkeme meselesi, Petkim’in sahibi Azerbaycan devletinin petrol ve gaz şirketi SOCAR’la arasındaki hukuki bir davaydı. Gurbanov, Azeri petrolünü ülke dışına nakilde tek yetkiliydi. SOCAR bunu mahkemeye taşıyıp, iptal ettirmek istiyordu.

Peki kim bu Gurbanoğlu?

Kızıl Ordu yüzbaşısıyken SSCB dağıldıktan sonra şirket kurup, hızla zenginleşen oligarklardan birisiydi. 1998’de Türkiye’de kurduğu Malta merkezli Palmali’nin 270 gemisi bulunuyor. TEKFEN İnşaat’ın yüzde 50’sini almasıyla ses getirmişti. Ama esas kamuoyunda yankı bulan olay; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, amcası Mehmet Erdoğan ve eniştesi Ziya İlgen’in sahibi olduğu ve iki yıl önce devrettikleri denizcilik şirketi BMZ’ye kiraladığı tankerlerdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği ‘Panama Belgeleri’nin kahramanı, Gurbanoğlu’ydu.

Yani Gurbanoğlu vakası epey karışık. Ortada uğruna savaşların verildiği petrol ve gaz varsa, basit olması da beklenemez zaten. İşin bu yönünü konunun uzmanlarına bırakalım. Zira vukuatın doğrudan bizi ilgilendiren kısmında; kimisi unutulmuş, gözden kaçmış olaylar zincirinin oluşturduğu dört dörtlük bir hikaye duruyor. Özelleştirmelerle başlayan; petrol ve gaz ticaretiyle uluslararasılaşan; iktidara ve çevresindeki zümreye bağlanan; oligarkların, eski-yeni bürokratların, siyasetçi oğullarının ve akrabalarının boy gösterdiği, Türkiye’nin 17 yıllık serencamı olan bir hikaye.

Gelin şimdilik Ağar’ın merkezinde olduğu bölümün üzerinde duralım. Hafıza iyidir, sürekli tazelemek gerekir diyelim ve önce Bodrum Yalıkavak Marinası’na gidelim…

***

Bodrum Yalıkavak, Avrupa’nın en lüks yat limanlarından biri olarak gösterilir. Milli Emlak’a ait liman, 49 yıllığına Profilo’nun sahiplerinden Cefi Kamhi’ye kiralandı. Kamhi ailesi Susurluk döneminde bir hayli gündemdeydi. Babası Jak Kamhi’ye 28 Ocak 1993’te suikast girişiminde bulunulmuş, ama kurtulmuştu. O suikasta dair küçük bir bilgiyi, TBMM Susurluk Komisyonu ifadelerinden aktaralım:

JİTEM’ci Cem Ersever’in komutasında 1991-93 arası Güneydoğu’da ‘istihbarat elemanı’ olarak faaliyet yürütmüş Abdullah Çetin, Azerbaycan’da kampta eğitim gördüğünü, orada Uğur Mumcu suikastını yapanlarla karşılaştığını, onlardan birinin de Kamhi’ye saldıran kişi olduğunu söylüyordu. Mumcu’nun evinin etrafındaki istihbarat çalışmasını da kendisinin yaptığını itiraf ediyordu. Azerbaycan-Türkiye bağlantısı kontra kamplarından sermaye transferlerine farklı biçimlere bürünse de hiç kesilmiyor anlaşılan.

Kamhi marinayı 2003’te açtı. Ancak mali sıkıntıya düştü ve 2011’de Gurbanoğlu’nun şirketi Palmali’ye sattı. Marinayı işleten şirket ise Bodrum Yalıkavak Turizm Ve Yat Limanı’ydı. Bundan sonraki izleri, ticaret sicil kayıtlarından sürelim.

Palmali ilk olarak Bodrum siciline kayıtlı bir şube kurdu. Yönetim kurulu başkanı Gurbanoğlu’ydu. Yönetimde yer alan Alaattin Aykaç dikkat çekici bir isimdi. 2012-2013 arasında PETKİM yönetiminde bulunan Aykaç aynı zamanda 8 yıl Palmali CEO’luğunu yürüttü. Gurbanoğlu 2017’de kendisini dolandırmakla suçladı. KKTC’de kurduğu bir şirkete para aktardığını iddia etti. Aykaç şimdi nerede dersiniz? Demirören Gazetecilik ve TFF yönetiminde yer alıyor.

9 Mayıs 2014 günü yönetimde sürpriz bir değişiklik yaşandı. Tolga Ağar şubeye müdür olarak atandı. 21 Mayıs 2014 günü Tolga Ağar bu sefer de şubenin yönetim kurulu üyeliğine seçildi. Bir yıl sonra da 15 Temmuz 2015 günü, İstanbul merkezdeki olağanüstü genel kurulda ana şirketin yönetim kurulu üyesi ve aynı zamanda başkanı oldu. Bu andan itibaren yönetimde Palmali’nin ağırlığı azalırken, Ağar’ların ağırlığı arttı.

Nitekim 16 Ağustos 2018’de Tolga Ağar yetkilerini bırakırken, babası Mehmet Ağar yönetim kuruluna giriyor ve bir yıllığına başkan seçiliyordu. 24 Ekim 2018’de yapılan toplantıda ise yönetime yeni isimler dahil oldu ve Mehmet Ağar’ın görevi 2021 yılına kadar uzatıldı.

Böylece Gurbanoğlu’nun zor durumdaki Kamhi’den 2011’de 42 milyon dolara satın aldığı şirket, 2018 itibariyle adım adım ‘kapalı devre’ el değiştirip, Kasım 1996’da “Ödülüm bu mu olacaktı” diyen Ağar’ın ve ailesinin hakimiyetine girdi.

***

Gurbanoğlu, yakın tarihin kara kutularındandır. Etrafında sadece siyasetçileri, onların akrabalarını değil; futbolcuları, sanatçıları, bürokratları, ortak işlere giren sermaye gruplarını da görebilirsiniz. İşin tuhaf yanı, onun rakibi görünen SOCAR da aynı ağın bir diğer merkezi olarak güneş gibi parlıyor. Orada da özelleştirilen PETKİM’in çeperinde oluşmuş halkada, yine aynı siyasetçileri ve akrabalarının yanında Kalyon’dan Çalık’a uzanan sermaye gruplarını bulursunuz.

17 yılın serencamı budur. İktidar ve etrafındaki zümrenin bu iki oligarşik yapıyla kurduğu ilişki, koruma kalkanı her gün daha fazla tahkim edilmeye çalışılan başkanlık rejiminin bekasının ne anlama geldiğini gayet güzel özetliyor.

Analiz

Saray’ın bakanları kanal kanal gezip ‘gündem’ olmaya çalışıyor

Gündem belirleyemeyen AKP Hükumeti, bakanları kanal kanal dolaştırıyor. Bir televizyonda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu konuşurken başka bir kanalda Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan açıklamalar yapıyor.

BOLD ANALİZ – AKP’li bir yönetici Nagehan Alçı’ya ‘havuz medyası’ ile ilgili itiraflarda bulundu: “Vallahi hiçbir etkimiz kalmadı. Gazetelerimiz bir hafta çıkmasa, halk bu gazetelerin yayınlanmadığını fark etmez. Şu tartışma programlarına onlarca arkadaşımızı ekranda parlasınlar diye gönderiyoruz”

BAKANLAR KANAL KANAL DOLAŞACAK

İktidara geldiği 2002 yılından bu yana gündemi kendisi belirleyen AKP, artık gündemin peşinde koşmak zorunda kalıyor. İşsizlik, zamlar yoksulluk ve kayıp 128 milyar dolar konusunda Millet İttifakı’nın eleştirilerine cevap veremeyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yeni bir karar aldı. Kabine üyesi bakanlar her akşam bir televizyon kanalına çıkarak açıklamalar yapacak.

LEBALEP KONGRELERİ TEPKİSİ DİNMİYOR

Dünya ve Türkiye’yi kasıp kavuran Kovid-19 salgınını yönetemeyen Saray Hükumeti, vatandaşların yüzde 80’nin onaylamadığı lebalep AKP kongreleri eleştirilerini bertaraf edemiyor. Erdoğan’ın “Lebalep kongre meselesi kapansın” talimatına AKP kurmayları, “Vatandaşlar bize inanmıyor. Hastalığın kongreler yüzünden arttığını düşünüyor” karşılığı verdiği belirtiliyor. Kongrelerin başladığı 2020 ekim ayında 5 binlerde seyreden günlük vaka sayısı maske ve mesafeye uyulmayan kongrelerin sona erdiği 60 binlere ulaştı.

AŞILAMA SKANDALI

Muhalefetin ve vatandaşların “Aşı nerede?” soruları Saray Hükumetinin peşinden koştuğu başka bir gündem başlığı oldu. Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu’na da talimat gönderdiği kaydedilen Erdoğan’ın aşılamadaki yavaşlamaya ikna edici bir açıklama yapılmasını istedi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sık sık “Yeni aşı bağlantısı kurduk. Yakında Türkiye’ye gelecek” açıklamalarının altında gündem belirleme gayreti olduğu ifade edildi.

GENELGELERLE YÖNETİLEN TÜRKİYE

Kanunlarla yönetilen Türkiye’den genelgelerle yönetilen ülkeye geçilmesi de Erdoğan’ın başını ağrıtıyor. Marketlerde satılacak ürünler, pazarların açık olma saatleri İçişleri Bakanlığı’nca yayınlanan genelgelerle belirleniyor. Halkın tepkisini çeken genelge krizini çözmesi için İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya görev verildi. Soylu, televizyonlara çıkıp yayınladığı genelgeleri madde madde açıklamaya başladı.

128 MİLYAR DOLAR UNUTULSUN

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ı 128 milyar doları unutturmak için görevlendiren Erdoğan, beklediği performansı alamadı. Uluslararası basında bile 128 milyar doların damat Berat Albayrak döneminde çarçur edildiğine dair haberlerinin yayınlanmasının Erdoğan’ı sinirlendirdiği kaydediliyor.

Okumaya devam et

Analiz

CAATSA yaptırımları Türk Ordusu’nun ‘savaşa hazırlık’ durumunu etkileyecek

Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 füze sistemi nedeniyle ABD eski Başkanı Donald Trump’ın 14 Aralık’ta Ankara’ya karşı açıkladığı CAATSA yaptırımları 7 Nisan’da devreye girdi. Yaptırımlar Türkiye’nin ‘savaşa hazırlık’ durumunu etkileyecek potansiyele sahip.

BOLD – ABD, Ankara’nın Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alması nedeniyle ilk olarak Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programındaki ortaklığını askıya aldı ve ardından tamamen iptal etti. Radara yakalanmayan 5. nesil F-35 savaş uçaklarını Avrupa’daki bütün ülkelerden önce alacak olan Türkiye, hem eskiyen hava kuvvetleri filosunu yenilemekten mahrum kaldı hem de program kapsamında yaklaşık 9 milyar dolarlık iş kaybına uğradı.

Eski Başkan Donald Trump’ın 14 Aralık’ta açıkladığı CAATSA (ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası) Yaptırımları da 7 Nisan’da devreye girdi.

ABD KONGRESİ’NDEN ‘ÖRTÜLÜ’ SİLAH AMBARGOSU

Ankara’nın S-400 satın alımı nedeniyle ABD Türkiye’ye örtülü ve fiili (de facto) bir ‘silah ambargosu’ uygulamaya soktu. Amerikan savunma sanayii şirketlerinin yabancı ülkelere yapacağı satışlar konusunda Dışişleri Bakanlığı’nın izin vermesi durumunda son onay mercii ABD Kongresi.

Aslında ABD Kongresi’nin Türkiye’ye fiili silah ambargosunun temelleri, 2017 yılında AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın korumalarının Washington ziyareti sırasında Türk Büyükelçiliği önünde protestocuları dövmesi ve ardından Türkiye’nin 2019 yılında Suriye’nin kuzeydoğusuna karşı başlattığı Barış Pınarı Harekatı ile atılmıştı.

CAATSA YAPTIRIMLARI

ABD Kongresi, kısaca CAATSA olarak bilinen Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası’nı 2017’de onayladı.

Yasa ile Rusya, İran ve Kuzey Kore’ye yaptırım uygulanmasının yolu açıldı. CAATSA’da 12 farklı yaptırım türü var. CAATSA, ABD başkanına 12 yaptırım arasından en az 5’ini seçerek uygulama yetkisi veriyor.

Dönemin ABD Başkanı Donald Trump, yasada belirtilen 12 yaptırımdan Türkiye için 5’ini seçmişti. Belirlenen yaptırımlar şunlardı:

  1. Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasağı,
  2. Savunma Sanayii Başkanlığı’na 12 aylık bir süre içinde miktarı 10 milyon doları geçecek şekilde ABD mali kurumları tarafından kredi verilmesi yasağı,
  3. Savunma Sanayii Başkanlığı’na ihracat konusunda ABD İhracat-İthalat Bankası desteğinin yasaklanması,
  4. ABD’nin Savunma Sanayii Başkanlığı’na yarar sağlayacak kredilere uluslararası finans kuruluşlarında karşı çıkma zorunluluğu,
  5. Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, başkan yardımcısı Faruk Yiğit, SSB Hava Savunma ve Uzay Departmanı Başkanı Serhat Gençoğlu ve SSB Bölgesel Hava Savunma Sistemleri Direktörlüğü Program Müdürü Mustafa Alper Deniz’e vize yasağı getirilmesi. Yaptırım kapsamına alınan yetkililerin ABD’deki malvarlıklarının da dondurulması öngörülüyor.
TÜRKİYE’NİN ORTAK SİLAH PROJELERİNİ ETKİLEYEBİLİR

ABD’nin özellikle Savunma Sanayii Başkanlığı’na yarar sağlayacak kredilere uluslararası finans kuruluşlarında karşı çıkma zorunluluğu, gelecekte Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle gelişmiş silah platformları geliştirmesindeki ortaklıkları tehdit edebilir.

Bu noktada ABD’nin diğer ülkeleri de CAATSA yaptırımlarına maruz kalabilecekleri konusunda tehdit ermesi Türkiye için endişe verici. Burada en büyük risk Avrupalı ve Asyalı savunma sanayii firmalarının ve devletlerin yaptırım uygulanan Savunma Sanayii Başkanlığı ve personeli ile iş yapmaktan korkması olacaktır.

EN TEHLİKELİ YAPTIRIM: İHRACAT LİSANSLARI

Yakın tarih boyunca Türkiye’nin en büyük silah tedarikçisinin ABD olması nedeniyle CAATSA yaptırımları arasında en tehlikeli olanı Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasağı. Daha önce imzalanan kontratlar yaptırım kararından etkilenmedi. Ancak Türk Savunma Sanayii Başkanlığı’na yeni ihracat lisansları verilmesi ve teknoloji transferi yasaklandı. Bu yasak ABD’nin Türkiye’ye sağladığı ürünlerin ve teknolojilerin 3. ülkelere ihracını da kapsıyor.

TÜRK SAVUNMA SANAYİİ İHRACATININ YÜZDE 35’İNİ ETKİLEYECEK

İhracat lisansları ve teknoloji transferlerinin yasaklanması Türk savunma sanayii ihracatının yüzde 35’ini etkileyecek. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı rakamlarına göre, Türk savunma sanayii ürünlerini yüzde 35’inde Amerikan alt sistemleri kullanıyor.

ABD ile Türkiye arasında teknoloji transferi ve ihracat lisansları konusundaki problemler CAATSA yaptırımları devreye girmeden önce de mevcuttu.

2018 yılında Türkiye, İtalya ile birlikte ürettiği 30 T-129 ATAK helikopterini 1,5 milyar dolar karşılığında Pakistan’a satmak için sözleşme imzaladı. Ancak helikopterlerde kullanılan motorların ABD’li Honeywell şirketi tarafından üretilmesi dolayısıyla Washington, Türk savunma sanayisinin bu en büyük ihracat girişimine uzun süredir taş koyuyor. Sözleşmenin durumu hala belirsizliğini koruyor.

MODERNİZASYON ÇALIŞMALARI DA ETKİLENECEK

ABD’den satın alınan her bir ürünün Amerikan şirketleri tarafından modernizasyonu da Washington’un onayı olmadan gerçekleşemiyor. Böyle bir durumda yeniden ihracat lisansı alınması gerekiyor.

Bu nedenle, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyon çalışmaları da bu yasaktan olumsuz etkilenecek. Ayrıca ihraç odaklı büyümeye çalışan Tük savunma sanayii de bu karardan etkilenecekler arasında yer alıyor.

Örneğin Türk savunma sanayiinin zayıf olduğu alanlardan birisi motor üretimi. Bu alandaki eksiklikten dolayı Türkiye Altay tankı projesinde yıllardır çok ciddi gecikmeler yaşıyor. Almanya, Türkiye’nin talep ettiği motorları Ankara’ya vermeyi reddederken, yerli imkanlarla üretim de şu ana kadar mümkün olmadı.

YAPTIRIMLARDAN ETKİLENECEK EKİPMANLAR VE PROJELER

Teknoloji transferi ve ihracat lisanlarının yasaklanması, Türkiye’nin ABD yapımı parça ve ekipman kullanılan birçok hayati savunma projesini ve bu ürünlerin operasyonel kullanımını etkileyecek. Yaptırımlarla birlikte tehlikeye giren Türkiye’nin savunma projelerinden önemlileri şunlar:

  • Havadan Erken Uyarı ve Kontrol (HİK) Uçakları: ‘E-7T AEW&C’ Barış Kartalı Projesi,
  • Havada yakıt ikmal uçakları:  ‘KC-135 Stratotanker’,
  • Deniz Karakol Uçağı P-235 Meltem II: İspanyol CASA CN-235 uçakları ABD’li Honeywell şirketi tarafından modernize edildi,
  • General Electrics F-F110 jet motoru: F-16’lar için ABD lisansı ile Eskişehir’deki TUSAŞ Motor Fabrikası’nda üretiliyor,
  • KT-1T eğitim uçağı: Güney Kore Uzay ve Havacılık Sanayii’nin Türkiye’ye sattığı KT-1T eğitim uçakları ABD’li Locheed Martin firması işbirliğiyle geliştirildi.
TEHLİKEYE GİRECEK TEDARİK VE İDAME ÇALIŞMALARI

ABD yaptırımları nedeniyle Türk Ordusu’nun ABD’dem bazı tedarik ve idame çalışmaları da tehlikeye girdi. Bunlardan bazıları da şunlar:

  • Gemilerde yaklaşan füzelere ve roketlere karşı karşı kullanılan ‘Phalanx MK-15 Block 1B Close-In Weapons System,
  • Raytheon tarafından üretilen ‘Rolling Airframe Missile MK-49 mod-3’ güdümlü füze fırlatma sistemi,
  • Lockheed Martin firması tarafından üretilen ve TCG İstanbul fırkateyninde kullanılması planlanan ‘MK-41’ 16 hücreli dikey fırlatma sistemi,
  • Türk Deniz Kuvvetleri için üretilen DIMDEG filo ikmal gemilerinde kullanılacak ve ABD’li ‘General Electric Marine’ şirketi tarafından üretilen ‘gaz türbinli motorlar’.

“Türk Hava Kuvvetleri eskiyor”

Okumaya devam et

Analiz

Derin devlet faili meçhul cinayetler ve 5 tonluk kokain ifşaatları suç değil mi?

Yurtdışına kaçan Sedat Peker’in Mehmet Ağar’la ilgili ‘derin devletin başı’, gazeteci Kutlu Adalı cinayeti ve 5 tonluk kokain ifşaatlarıyla ilgili İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sessizliği dikkat çekiyor. Peker’in Ağar’la ilgili iddialarını soruşturmak için adım atmayan Soylu, Ekrem İmamoğlu’nun türbede ellerini arkadan bağlayan fotoğrafına “Bana göre suç” dedi.

BOLD ANALİZ – Suç örgütü lideri Sedat Peker’in Youtube hesabından yaptığı açıklamalar Türkiye’de bir numaralı gündem haline geldi. Kendisinin de bulunduğu 63 şüpheliye yönelik ‘organize suç örgütü yöneticisi ve üyesi olmak’ suçlamasıyla yapılan operasyona tepki gösteren Sedat Peker, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, AKP Milletvekili Tolga Ağar’la ilgili çarpıcı iddialarda bulundu.

UYUŞTURUCUNUN SAHİBİ AĞAR İDDİASI

Peker, Kolombiya’da Türkiye’ye gönderilecek piyasa değeri 265 milyon dolar değerinde 4 ton 900 kilo kokainle ilgili Mehmet Ağar’ı suçlamış ve hiçbir operasyon yapılmadığını açıklamıştı. Peker, “İmanlı nesil yetiştirecektik, uyuşturucu bağımlısı nesiller yetiştirdik. Devlet derin devletçilik oynayanların oyununa gelmez. Bu uyuşturucunun geldiği yer belli. Sahibi Mehmet Ağar” dedi.

KUTLU ADALI CİNAYETİ

Peker, 6 Temmuz 1996’da Kıbrıs’ta evinin önünde faili meçhul cinayete kurban giden gazeteci Kutlu Adalı’nın ölümüyle ilgili de isim vermeden Mehmet Ağar ve Korkut Eken’i işaret etti. Peker, “İlerleyen videolarda 1996’da Kıbrıs’ta faili meçhul bir şekilde öldürülen Kutlu Adalı’yı konuşacağız ama Korkut Eken’i de alıp üçümüz konuşacağız. Beni aşağıladınız, beni küçültemezsiniz” ifadelerini kullandı.

İSTANBUL’DA SİLAHLI OLAY

Mehmet Ağar’ın oğlu AKP Milletvekili Tolga Ağar’ın İstanbul’da karıştığı silahlı bir olayı da anlatan Peker, Mehmet Ağar’ın araya girmesiyle olayın Mustafa Sarıgül’ün oğlu Emir Sarıgül’ün şoförünün üzerine yıkılarak kapatıldığını iddia etti. Emniyet müdür yardımcılarının da bilgisinin olduğu olayı anlatan Peker, “Sururi Saydam, Beykoz’dan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı. Sunay Balıklıkaya, C Bölge Müdürü, şu an emekli. Bu müdürlerimiz de orada. İl Emniyet Müdürü işlem yapacağız diyor. Mehmet Ağar ve Tolga Ağar engelliyor. Sonucunda Emir Sarıgül’ün şoförüne tek el ateş ettiriliyor ve arkadaş cezaevine gidiyor” dedi.

Sedat Peker, Elazığ’da Tolga Ağar’la görüştükten sonra evinde ölü bulunan 21 yaşındaki Yeldana Kaharman’la ilgili de iddialarda bulundu.

TÜRBE FOTOĞRAFINA SUÇ DEDİ

Peker’in delilli ve ispatlı dediği iddialara emniyetten sorumlu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sessiz kalması dikkat çekti. Soylu, Peker’in Mehmet Ağar ve Tolga Ağar’ın merkezinde olduğu derin devlet, faili meçhul cinayet ve uyuşturucu kaçakçılığı ifşaatlarıyla ilgili soruşturma talimatı vermezken, iddiaların soruşturulacağına dair bir açıklama da yapmadı. Peker’in iddiaları karşısında sessizliğe gömülen Soylu, TV 24’te katıldığı yayında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Fatih Sultan Mehmet Türbesini ziyareti sırasında ellerini arkasından bağlamasıyla ilgili ise “Yaptığı bana göre suç. Böyle bir görüntü olamaz ama soruşturma izni vermem” açıklaması yaptı.

SOYLU’NUN BİR GARİP SUÇ KRİTERİ

İmamoğlu’nun türbe ziyaretinde elini arkadan bağlamasını suç olarak gören Soylu’nun faili meçhul cinayet, 5 tonluk uyuşturucu kaçakçılığı ve derin devlet iddialarına karşı güvenlik kuruluşlarını harekete geçirmemesi tepki çekiyor. Yoksa İçişleri Bakanı Soylu’ya göre feci iddialar suç değil mi?

Sedat Peker gazeteci Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili Mehmet Ağar’ı işaret etti: Ödeşmek adettendir

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0