Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Yuval Noah Harari: “Koronavirüs salgını totaliter rejimleri güçlendirebilir”

Koronavirüs dünya siyasetinde, yönetim biçiminde ve sosyal ilişkilerde değişimlere neden olacak. Ünlü tarihçi Harari, muhtemel değişimleri ve değiştirdiklerini analiz etti.

BOLD – “Homo Deus” ve “Sapiens” gibi önemli kitapların yazarı olan İsrailli tarihçi Yuval Noah Harari, CNN ile gerçekleştirdiği röportajda dünyayı etkisi altına alan koronavirüsün üstesinden gelme yolları ve gelecekte oluşturabileceği muhtemel durumları yorumladı.

Koronavirüs, son 100 yıldaki en kötü salgın hastalık

“Bunun gibi global bir epidemiyi yaklaşık 100 yıldır görmedik. Şu an dünyadaki insanlar yakın zamanda bu kadar korkutucu ve alarm verici olan bir şeye tanık olmadı. Fakat daha geniş perspektiften baktığımızda, insanlık bunun gibi çok sayıda epidemiyle mücadele etti ve şu an tarihteki bunun gibi olaylara kıyasla çok daha iyi durumdayız. Bunun nedeni de modern tıp. 14. yüzyılda Black Death (Kara Veba) salgını 10 yıl içinde Çin’den Britanya kıtasına yayıldığında, o zamanki Asya ve Avrupa nüfusunun çeyreği ila yarısının ölümüne sebep olmuştu. O zamanki insanların bu salgının ne olduğu hakkında, neden kaynaklandığı hakkında ve onu önlemek için neler yapılabileceği hakkında en ufak fikirleri yoktu. Bugün koronavirüs vakasına baktığımızda, yalnızca salgının kaynaklandığı virüsü tanımlamak değil virüsün gen haritasını çıkarmak ve en azından kimin virüsün etkisinde olup kimin olmadığını söyleyebilen testler geliştirmek yalnızca iki hafta sürdü. Tüm bunların ışığında tarihteki diğer vakalara oranla daha iyi bir konumda olduğumuzu söyleyebiliriz.”

Koronavirüsle başa çıkabilecek global bir lider yok

“Şu an bu konuda dünya genelinde gördüğümüz en kötü şey uyuşmazlık. Yani farklı ülkeler arasındaki koordinasyon, işbirliği eksikliği ve yalnızca ülkeler arasında değil insanlar ve hükümetlere karşı da duyulan güven eksikliği. Şu an içinde bulunduğumuz şey, basit olarak, son yıllarda karşılaştığımız uluslararası ilişkilerin bozulması ve sahte haberlerin yükselişi gibi durumlar karşısında ortaya çıkan bir hesaplaşma günü. Şu anki durumu 2008 global ekonomik kriziyle karşılaştırırsanız, 2008 global ekonomik krizinde tüm dünyayı belirli prensipler etrafında toplayarak krizin kötü sonuçları olmasına engel olan sorumlu liderler vardı. Bugün, özellikle son dört yıla baktığımızda, uluslararası sistemde bir güven kırıklığı olduğunu görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), yani hem 2008 global ekonomik krizinde hem de bir önceki büyük salgın hastalık olan 2014 tarihli Ebola vakasında lider konumda olan ülke, şu an dünya için bir liderlik örneği göstermiyor. Açıkçası bu durum 2016 yılından beri böyle. ABD’nin uzun bir süredir herhangi bir müttefiki ya da dost ülkesi yok, yalnızca çıkarları var. Şu an ABD, bu bahsettiğim liderlik pozisyonuna soyunsa bile dünya üzerindeki hiçbir ülke, mottosu ‘önce ben’ olan ABD’yi dikkate almayacaktır. İnsanların şimdi farkına varması gereken şey oldukça açık, eğer bu salgın dünyanın bir ülkesinde yükselişe geçerse bütün dünyayı tehdit eder. Bunun en önemli nedeni virüsün mutasyon geçirebilecek olması. Bu tarz salgınların nedeni, genellikle virüsün hızlı bir şekilde evrim geçirmesi oluyor. Bunu daha önce 2014 Ebola salgınında gördük. Ebola, Batı Afrika’daki bir insan vücudunda virüsün geçirdiği bir genetik mutasyonla başladı ve sonra gittikçe büyüyen bir salgına dönüştü. Bu tek genetik mutasyon, virüsün bulaşıcılığını dört kat arttırdı. Bu durum şu sıralar İran’da ya da İtalya’da ya da herhangi bir yerde de oluyor olabilir. Ve bu yaşanırsa, tüm dünya popülasyonuna tehdit oluşturacak. İnsanlık, virüs karşısında safları sıklaştırmalı.”

Ülkeler arasındaki sınırları değil insanlar ve virüsler arasındaki sınırları korumalıyız

“Bu tip salgınlardan izole olma yöntemiyle değil, bilgi edinme yöntemiyle uzaklaşılabilir. Ülkeler, içinde bulunduğumuz çağda kendilerini Ortaçağ’daki gibi izole ederek bu salgın hastalıklardan korunamazlar. İzolasyon ile salgın hastalıkların önüne geçmek istiyorsanız bunun tek yolu taş devrine dönmeniz olabilir, bunu da kimse yapamaz. Dikkatli bir şekilde korumanız gereken tek sınır, ülkeler arasındaki sınırlar değil, insan dünyası ve virüsün çevresi arasındaki alandır. İnsanlar doğa gereği, inanılmaz çeşitlilikteki virüslerle çevrilidir. Herhangi bir virüs, herhangi bir yerde bu sınırı geçmeyi başarırsa bütün insanlığı yok etme şansına sahip olabilir. Yani uzun vadede, ülkelerin sınırlarını kapayarak virüslerle mücadele etme fikri tamamen bir illüzyondan ibarettir. Önemli olan virüslerle insanların arasındaki mesafeyi korumaktır.”

Avrupa Birliği (AB) için önemli bir test

“Bunu bütün dünyadaki sağlık sistemlerini destekleyerek ve dünyanın herhangi bir tarafında olan bir vakanın başka herhangi bir yer için de tehdit oluşturabileceğini kabul ederek gerçekleştirebiliriz. Şu an ihtiyacımız olan şeyler, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi organizasyonların çoğaltılması ve dünya genelinde oluşturabileceğimiz dayanışma ruhu. Bu ekipman veya sağlık personellerinin paylaşımı ya da ekonomik destek şeklinde olabilir. Ülkeler, ekonomilerinin kötü etkileneceğini ve kimsenin onlara yardım etmeyeceğini düşünerek sert karantina önlemleri almaktan çekinebiliyorlar ama bu durumda iş işten geçmiş oluyor. Örneğin İtalya; Almanya ve Fransa gibi ülkelerden destek alabileceğinden emin olsaydı bazı sert karantina önlemlerini daha önceden uygulayabilirdi. Aynı şekilde Almanya ve Fransa da, İtalya’ya yardım etmek için gözden çıkaracakları paranın kendi şehirlerini de kurtarmak için işe yarayacağını düşünebilirdi. Bu salgının özellikle son yıllarda global anlamda büyük destek kaybı yaşayan Avrupa Birliği (AB) için bir test olduğunu söyleyebiliriz. AB’ye üye ülkelerin tekrar birlikte hareket ederek İtalya’yı destekleme şansları var. Bunu yaparlarsa yalnızca kendi vatandaşlarını korumakla kalmayacaklar, aynı zamanda AB gibi bir sistemin birtakım değerler dahilinde var oluşunu sürdürdüğünü de herkese gösterecekler. Eğer bunu yapmazlarsa, virüs yalnızca Avrupa’daki insanların bireysel hayatlarını değil aynı zamanda AB’yi de parçalayacak.”

Salgın totaliter rejimleri güçlendirebilir

“Bu konudaki en kritik şey güven sorunu. İnsanlar hükümetlere ve medyaya güvenerek birlikte hareket edebilecekler mi bu çok önemli çünkü bu tip bir güven, son yıllarda global anlamda oldukça aşındı. Daha uzun vadeli olan başka bir unsur da gözetim. Şu anki salgındaki tehditlerden biri, gözetim konusundaki ekstrem ölçütlerin haklı gösterilebilecek olması. Özellikle de biyometrik gözetim kapsamında olanların. Ortadaki acil durum ve gelecek muhtemel vaka tehditlerini önlemek sebebiyle bu tarz bir gözetim anlayışı şart koşuluyor ve insanların biyometrik sinyalleri düzenli olarak gözetim altında tutuluyor. Bu acil durum hali sona erdiğinde, bu geniş kapsamlı gözetimlerden elde edilen veriler halihazırda depolanmış olacak ve bu da yakın zamanda ekstra totaliter rejimlerin ortaya çıkmalarına sebep olabilir. Şu anda gözetim hali ve gizlilik kavramları arasındaki büyük bir soruna tanıklık ediyoruz. Bu durum, gelecekte gizlilik ve sağlık arasında büyük bir savaşı da beraberinde getirebilir. İnsanlar, yakın zamanda ‘salgın hastalıklardan korunma’ adı altında bütün gizliliklerini yitirebilir. Bu konuda da teknoloji oldukça etkili olabilir çünkü bugün teknoloji sayesinde bütün potansiyel hastalıkları keşfedebiliyoruz ve aynı zamanda bu hastalıklardan etkilenen insanların kim olduklarını ve aktif bir şekilde ne yaptıklarını görebiliyoruz. Fakat bu tip bir gözetim sistemi, gelecekte insanların ne düşündüklerini ve ne hissettiklerini görmeye çalışan totaliter rejim unsurlarının da hızlı bir şekilde gelişmesine sebebiyet verebilir.”

Ya bilgiye güveneceğiz ya da hükümetlerin gözetim sistemlerine

“Salgınlar özellikle insanları kolay bir şekilde yıpratabiliyor çünkü hepimiz sosyal varlıklarız ve virüs de tam olarak böyle yayılıyor. Virüsler hakkındaki bir gerçek, bizim en önemli parçalarımızdan bize karşı faydalanmaları. Yalnızca sosyalleşme isteğimizden değil aynı zamanda insanlara yardımcı olma arzularımızdan da faydalanıyorlar. Örneğin bir yakınımıza hastalığı süresince yardım etmek istememiz hastalık için avantajlı bir durum haline dönüşebiliyor. Virüsün bu zalimliği ile baş etmenin iki yolu var: Bir yol insanları bilgilendirmek, eğer insanlar aldıkları bilgilere güvenebilirse virüs karşısındaki davranışlarını değiştirebilirler. Diğer yol ise totaliter yol. İnsanların üstünde gözetim kurmayla uygulanabilecek bu yol, Ortaçağ’da uygulanabilecek bir yol değildi fakat şu an uygulanabilir. Bugün, insanların bedenlerine yaklaşmadan bile ateşli olup olmadıklarını ölçüp, yakın zamanda görüştüğü bütün insanların listesini çıkartabiliriz. İnsanlar, aldıkları bilgilere inanmayıp kendi içlerinde güven hissedemezlerse, bu işi her an her yerde uygulama hızlı uygulamalar yapabilen teknolojilere sahip olan totaliter rejimlerin yapması için mecbur kalırlar. Bu yol ilerisi için oldukça tehlikeli, umarım insanlık olarak bu yolu tercih etmeyiz.”bırakılabilir. Bu tehlikeli, dilerim bu noktaya gelmeyiz.

(Çeviri Medyaskope’tan alınmıştır)

Analiz

Türkiye ekonomisini çöküşten kurtaracak reçete…

Gerçek bir yargı reformu, hiçbir para çıkışı olmadan Türkiye’ye çok önemli faydalar sağlayacak: “İçeride büyük bir sosyal barış atmosferi oluşturacak. AB ile ilişkiler olumlu bir yola girecek. IMF’den güçlü bir finansal destek alma kapıları açılacak. Ekonomik çöküş yavaşlayacak. Kovid-19 sorununa karşı etkin tedbir alınacak.”

BOLD ANALİZ – IMF Başkanı, son yaşadığımız Küresel Finans Krizinin etkilerinin görüldüğü 2009’dan daha kötü veya en az onun kadar kötü bir ekonomik durgunluğa girdiğimizi, olumlu şartlar gerçekleşirse 2021’de toparlanma başlayabileceğini söyledi. IMF Başkanı, devamında, dünya ekonomisinin aniden durmasının iflas dalgası riski ve devamındaki işten çıkarmaların daha sonra ekonomik toparlanmayı da zorlaştıracağı hatta toplumsal yapıya zarar vereceğini belirtti.

IMF, virüsün yayılmasına bağlı olarak, gelişmekte olan ülkelerde ekonominin durması, sermaye çıkışları ve ihracatçılar için fiyat şokları gibi bir dizi problemin ortaya çıkacağını, pek çok gelişmekte olan ülkede daralma ve buna bağlı olarak döviz kurlarında kritik hareketler olacağını öngörüyor. Tüm bu öngörüleri birer birer yaşıyoruz. Örneğin, döviz kurlarında ciddi değişimler ve TL’nin değer kaybı oranları çok yüksek seyrediyor.

IMF, Türkiye gibi ülkelerin (emerging markets) kendi rezervlerinin ve iç kaynaklarının yetersizliğine karşı 2,5 trilyon dolar finansman ihtiyacı olduğunu tahmin etmektedir. Türkiye’nin açıkladığı paket ise sadece 15 milyar dolar civarındadır. Türkiye’nin, bundan çok daha fazla desteğe ihtiyacı olduğu açıktır. Üstelik, Türkiye’nin dış borçların çevirebilmesi için, dövize ihtiyacı var. Ülke ekonomisinin yavaşladığı ve virüs yayılımının hızla arttığı bu dönemde, ekonominin seçenekleri çok kısıtlı. Bazı ekonomistler, para basılabileceğini belirtiyor. Ancak bu çok yüksek bir enflasyona yol açar ve yerel paranın değerini daha da düşürür. Üstelik yerel para ile döviz girdisi sağlanamayacağı için yine döviz açığı olma riski var. Türkiye ekonomisi bu nedenle, kısır döngü içerisine girmiş durumunda.

Türkiye’yi en çok zorlayacak gerçeklerden biri de IMF, Dünya Bankası gibi çok uluslu ekonomik kuruluşlardan destek alma olasılığının düşük olması. Destek alması veya almaması bir kenara, bu kapının kapalı olması bile ekonomiye zarar verir. Türkiye’nin IMF, Dünya Bankası gibi çok uluslu ekonomik kuruluşlardan destek alma olasılığı, hapisteki gazeteciler ve siyasi tutuklular nedeniyle çok düşük. Bu tabloyu tersine çevirmek, siyasi tutukluların özellikle bu virüs ortamında serbest bırakılmasına bağlı. Ardından da bir yargı reformu yapılması durumunda, para kapılarının açılması olasılığı gündeme gelebilir.

TÜRKİYE ÇOK TEHLİKELİ BİR EKONOMİK ÇÖKÜŞE IŞIK HIZIYLA İLERLİYOR

Yapıcı bir yaklaşım gösterilmezse, geri dönüşü olmayan bir çöküş kaçınılmazdır. Türkiye ekonomisinin döviz darboğazı ve riskini döviz kurları göstermektedir. Ancak ülkenin ekonomik riskini gösteren ve dünya genelinde takip edilen bir başka gösterge (CDS) şu an alarm düzeyindedir. “Credit Default Swap-CDS” bir ülkenin riskini gösteren ve günlük olarak değişebilen uluslararası bir piyasa verisidir. Aşağıdaki grafik, Türkiye’nin risk seviyesinin 600 puanın üzerine çıktığını gösteriyor. Bunun (CDS) 300’ün üzerine çıkması ciddi sorunlara işaret eder. Türkiye için 600’ün üstünde olan bu veri Almanya için 25 civarında ve Yunanistan için 220 dolayındadır.

Bu verinin 600 olması, tümüyle Kovid-19 sorunundan kaynaklanmıyor. Virüs sorununun en yüksek olduğu iki ülke İtalya ve İspanya’dır. Bunların risk değeri, 185 ve 105 civarındadır. Risk düzeyi tüm dünya ülkeleri içerisinde ele alınınca Türkiye, en riski ülkeler içerinde yer almaktadır. Türkiye, ekonomik dar boğaza ve kısır döngüye girdiği için, şu anki risk seviyesi son on yılın en yüksek seviyesidir. Kısır döngü, yapıcı bir politika ile tersine çevrilmezse, çok ama çok ağır sonuçların kısa sürede ortaya çıkması kaçınılmaz görünüyor.

Bu bağlamda hükumet, ekonomik sıkıntıları ‘maliyetsiz hafifletmek’ için gerçek bir yargı reformu yapmak zorundadır. Hükumetten kimse jest istemiyor. Olması gerekeni istiyor. Bunu yapmayacak hükumet, önümüzde bekleyen ağır ekonomik sorunları üstel (exponential) olarak artıracaktır. Bu da zaten hükumetin kaçınılmaz sonu olacaktır.

Şunu da belirtmek gerekir ki, IMF’nin işaret ettiği gibi, önümüzdeki aylarda peş peşe batışlar kaçınılmazdır. Bunun ekonomideki adı ‘sistemik risk’ yani domino taşları gibi devrilme riskidir. Şu an hükumetçe atılmayan her pozitif adım, bu riskin gerçekleşme hızını ve dalga boyutunu artıracaktır. Aylar hatta yıllar önce atılmayan adımlar hem yurt içinde hem de uluslararası platformda Türkiye’de ağır maliyetlere yol açmaktadır. Maalesef Kovid-19 sorunu bu süreci ışık hızına çıkarmaktadır.

Özetle, yargı reformu hiçbir para çıkışına yol açmadan şu faydaları sağlayacaktır:

  • İçeride büyük bir sosyal barış atmosferi oluşturacaktır.
  • AB ile ilişkilerde olumlu bir yola girilmiş olur.
  • IMF’den güçlü bir finansal destek alma kapılarını açar.
  • Ekonomik çöküş yavaşlar, ekonomik zararların yaralarının sarılması kolaylaşır.
  • Kovid-19 sorununa karşı daha etkin tedbir alma imkanı doğar.

Sonuç olarak hükumet bir saniye bile beklemeden, öldürme, şiddet kullanma, uyuşturucu ve cinsel saldırı suçları gibi suçlar kapsamında olmayan ve tutuksuz olarak yargılanabilecek, öncelikle hasta, yaşlı, hamile ve çocuklular olmak üzere tüm tutukluları serbest bırakmalı, ardından ciddi bir yargı reformu ile içinde bulunduğumuz ağır şartlarda bir nebze olsun rahatlama sağlamalı, temel insan haklarına ve demokrasiye doğru adım atarken Kovid-19 ile mücadelede ve ekonomiyi olası büyük çöküşlerden korumada rasyonel politikalara geri dönmelidir.

Okumaya devam et

Analiz

Politik açıdan korona tarihi: Başlangıç-yayılış…

Korona salgını dünya tarihini etkileyecek sonuçlarıyla giderek yayılıyor. Salgının başladığı andan bu güne ilerleyen, derinleşen bir de politik tarihi var…

BOLD – Korona salgınıyla savaşan dünya, bir taraftan aşı ve ilaç bulmaya çalışırken; diğer taraftan da virüsün tarihi gelişimini açığa çıkarmaya çalışıyor. Nasıl başladığı ve nasıl yayıldığını tam olarak çözebilmek; hem bundan sonraki salgınlar için önemli hem de koronayla savaşta gerekli verileri sağlayacak bilim insanları için.

Virüsün çözmek için korona pozitif çıkanların cep telefonu verileri ve Çin’in Wuhan kentinde yaşayanların Cep telefonu HTS kayıtları incelendi. Çıkan sonuç insanlık tarihinin salgınla ilgili oluşturduğu tecrübeyi teyid etti: Seyahat etmeyi durdurun, vürüsün dünyaya yayılmasını engelleyin.

Bilinen ilk vakaların çoğu, Wuhan, Çin’de bir deniz ürünleri pazarındaydı. Wuhan, 11 milyonluk bir şehir ve bir ulaşım merkezi.
İlk önce dört tane vaka ortaya çıktı. Doktorlar ne olduğunu anlayıncaya kadar düzinelerce büyüdü. Doktorlar sadece hasta insanların normal tedavilere cevap vermeyen bir virüse sahip olduklarını biliyorlardı.

Ama o an bile hastalık çok yayılmıştı ve 1000’den fazla kişi hasta olmuştu. Ama Çin bunu kendi kamuoyundan da Dünya Sağlık Örgütü’nden de gizledi. Filmin koptuğu yer burasıydı.

ÇİN’İN YALANLARIYLA GELEN FELAKET

Her hasta ortalama iki veya üç kişiyi enfekte ederek olay büyüyordu. . Ancak Çinli yetkililer, Aralık ayında halkı riskler konusunda uyarmadılar. Hükümet, 31 Aralık’a kadar Dünya Sağlık Örgütü’nü uyarıp bir açıklama ve bir güvence yayınlamamıştı: “Hastalık önlenebilir ve kontrol edilebilir” dedi. Resmen dünya sağlık örgütüne yalan söylüyorlardı.

Üstelik çok kritik bir zamanlama vardı. Ay Yeni Yılı gelmişti. Milyarlık nüfüsa sahip Çinde yüz milyonlar hareket haline geçti.

TİMES Gazetesi, bu yüz milyonların hareketlerini telekom şirketlerinin verilerine göre yayınladı. Hastalığın merkezi Wuhan’dan en az 175.000 kişi ayrıldı.

4 MİLYON KİŞİ WUHAN’DAN KAÇTI

Hastalık Wuhan’da artık tüm halk tarafından gözle görülür hale gelince 11 milyonluk şehirden 4 milyon kişi göç etti. Yüzbinlerce enfekte yolcu…

Çinli yetkililer sıralı yalanlardan sonra 21 Ocak’ta insandan insana bulaşma riskini kabul ettiler. Kabul etmelerinin sebebi hastalıkla artık başa çıkamıyorlardı. Pekin, Şanghay ve diğer büyük şehirlerde yerel salgınlar patlamıştı çünkü.

İki gün sonra 23 Ocak‘ta, yetkililer Wuhan’ı kilitlediler, sonra başka şehirleri ve Çin’de seyahat durdu. Çin doğru bilgileri dünyaya zamanında vermediği için Ocak ayı başında dünyaya Çinlilerin seyahatları normal olarak sürdü. Binlerce insan Wuhan’dan dünyanın dört bir yanındaki şehirlere uçtu.

Çin dışında ilk vaka Ocak ortasında, ateş, baş ağrısı ve boğaz ağrısına rağmen Wuhan’dan Bangkok’a seyahat eden 61 yaşındaki bir kadında çıktı. Tokyo, Singapur, Honkong onu izledi.

Çin’in gerçek bilgileri vermesinden sonra, dünyanın Çin’e seyahat yasağı getirmesi Ocak sonu itibariyle başladı ama dünyaya milyonlarca Çinli gitmişti. Onu bırakın binlerce Wuhan’lı hala dünyanın farklı yerlerindeydi.

Artık herşey için çok geçti. Sadece Wuhan’dan gelen gezginler 26 ülkede 30’dan şehiri enfekte ettiler.

VİRÜSÜN DÜNYAYI ELE GEÇİRDİĞİ TARİH: ŞUBAT 2020

Şubat ayı virüsün dünyada kuluçka ayı oldu böylece. 1 Mart’a geldiğimizde İtalya, İran ve Güney Kore’de binlerce vaka vardı. Çin izole edilmişti ama artık yeni yayılma merkezleri İtalya ve İran’dı.

Ama dünya birşey öğrenmişti.

Çin hastaları sistematik olarak test etmeye, izlemeye ve izole etmeye başladığında, yeni vakalar dramatik bir şekilde azalmıştı Virüsü yavaşlatmanın mümkün olduğunu gösteriyordu bu. Benzer önlemler Singapur, Hong Kong ve Güney Kore’deki yayılımı yavaşlattı.
Bu yöntemi en iyi uygulayan Güney Kore oldu. Üstelik Güney Kore’nin tecrübe avantajı vardı.

GÜNEY KORE

2015’teki MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu) salgını Arabistan’dan sonra Güney Kore’yi de vurmuştu. Orada edindikleri tecrübeden ders çıkardılar.

Bulaşıcı hastalıklar stratejisi geliştirip, Hastalık Kontrol Merkezi’ni kurdular. En kötü olasılıklara karşı hazırlıkları yürüten özel bir birim oluşturuldu. Koronavirüs salgınında bu birim anında devreye girdi.

Güney Kore 17 gün içinde koronavirüs testi geliştirip ülke çapında geniş bir laboratuvar ağı kurdular. İki şirkete test kiti üretmeleri için devlet desteği sağlandı. Günde 140 bin test kiti üretme kapasitesine eriştiler. Günde 20 bin kişi test ediliyor. Güney Kore’nin test kitinin başarı oranı yüzde 98

Bir vaka belirlediklerinde anında GPS sinyallerinden temas ettiği herkesi test edip gerekirse karantinaya aldılar ve virüsün yayılımını durdurup, ibreyi geri çevirdiler. Hastalık Kontrol Merkezi elemanları dedektif gibi çalışıyor.

REJİMİN HALKA TERCİH EDİLDİĞİ ÜLKE: İRAN

İran’da işler Güney Kore’nin tam tersi ilerledi. Tıpkı Çin’de olduğu gibi devletlerini güçlü göstermek, rejimin propagandası herşeyin önünde tutuldu.

Virüs dünyanın gündemindeyken ve İran’da vakalar başlamışken, Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, İran’ın “düşmanlarını” tehdidi “abartmakla” suçladı. Bir hafta sonra, vaka ve hayatını kaybedenlerin sayıları aniden arttığında, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Hamaney’in sözlerini tekrarlayarak, “düşmanlarının komplo teorilerine ve korku tellallığına” karşı uyardı.

Ruhani, bunların ülkeyi durma noktasına getirmek için planlandığını söyledi ve İranlılara günlük faaliyetlerine ve işlerine devam etme çağrısı yaptı.

Şubat ayında ülkede iki önemli olay meydana geldi: İslam Devrimi’nin 41’inci yıl dönümü ve parlamenter seçimler. Tahran’daki sağlık bakanlarına ölümlerin başladığını bildiren rapor gönderilerek bu iki olayın iptal edilmesi istendi.

Seçimden kısa bir sure sonra, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, İran’ın “düşmanlarını” seçmenleri sandıklardan uzaklaştırmak için koronavirüs tehdidini abartmakla suçladı.

SAĞLIKÇI ÖLÜMLERİ BAŞLADI

Sonra doktorlar ve hemşireler ölmeye başladı çünkü yeterli tıbbi malzeme yoktu.  Yürek parçalayıcı vakalardan biri, kuzeydeki Lahican şehrinde hemşirelik yapan ve Şubat ayının sonlarına doğru hayatını kaybeden 25 yaşındaki Narjes Khanalizadeh’di.

Rejimin elindeki medya bunu yalanladı, kahraman doktor ve sağlık personeli videoları yapmaya başladılar.

Virüsün hızla yayılmasına neden olan Kum kentiydi. Çin’den bu kente gelen ve ölen bir kişi ilk virisün tespit edildiği kişiydi. Kum kentinin ibadete kapatılması istendi.

Kum kenti, Şii Müslümanlar için önemli bir hac yeri. Ülkedeki en üst düzey din bilginlerinin yaşadığı yer ve her yıl ülke içinden 20 milyon, ülke dışındansa 2,5 milyon turist kenti ziyaret ediyor. Ama tam tersi dini lider hacıları teşvik etti. Çünkü rejim için önemli bir noktaydı. Ve gelen hacılarla hastalık bütün ülkeye yayıldı.

Sonra ölüm sayıları gizlenmeye başlandı o kadar ki, sayıları yalanlayan Sağlık Bakanı kameraların önünde öksürüklerini gizleyemedi. Sonunda onun da hasta olduğu ortaya çıktı. Şuan İran hastalığa teslim olmuş durumda. Sağlık görevlileri kitleler halinde enfekte oluyor. Ölen ölecek kalan kalacak durumu sözkonusu..

ÇÖKEN SAĞLIK SİSTEMİ: İTALYA

İtalya dezavantajları ve hatalarıyla Avrupa’nın enfekte olmasını hızlandıran ülke oldu ve çok ağır bedeller ödüyor. Dezavantajı güzelli nedeniyle aşırı turist çekmesi. Dev gemilerle gelen turistler hastalık taşıyıcısı oldular.

Ülkede hastalık yayılmaya başladığında ise refleks göstermekte geciktiler. Virüsün ilk görüldüğü bölgeleri karantinaya alma kararında zaten gecikmişlerdi, daha büyük hata yapıp karantina kararını açıklamadan önce karar halka sızdı. O şehirdekiler tıpkı Wuhan’da olduğu gibi karantina ilanından önce başka şehirlere kaçtı.

Asıl büyük hata ise Bergamo’da oldu. Tıpkı Türkiye’deki şehirler gibi sıkışık bir şehir olması virüsü yayıyordu zaten. Üstüne bi de 19 Şubat’taki Atalanta-Valencia Şampiyonlar Ligi Maçı geldi. Maçta binlerce kişi enfekte oldu. O maça giden 40 bin kişinin bulaştırma deposu olduğu düşünülüyor.

HAZIR SENARYO: ALMANYA

Gelelim realistler diyarı Almanya’ya.

Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamasından sonra halkının karşısına çıkıp gerçekleri en açık biçimde söyleyen lider Merkel oldu. 2. Dünya savaşından sonra karşılaştığımız en büyük zorluk dedi. 2. Dünya savaşında dümdüz olmuş Almanya’da bu halk için çok güçlü bir uyarı oldu. Hükümet toplumun ne kadar kesiminin enfekte olacağını, kimin hafif kimin ağır atlatacağını, risk grubu ve ölüm öngörülerini paylaştı.
Merkel’in kendisi bile koronalı biriyle temas ettiği için karantina altına alınmayı kabul etti.

Angela Merkel hükümeti, koronavirüs salgınıyla mücadelede ülkenin 129 yıllık geçmişe sahip Robert Koch Enstitüsü’nün tavsiyelerini uyguluyor.

Eş zamanlı iki plan devreye soktu Almanya. Virisün hızını azaltmak için halkı bilinçlendirerek gönüllü izolasyon başlattı, ardından fasılalarla kapatma kararları verdi. Okullar, restoranlar, kafeler, kuaförler.

Büyük endrüstri fabrikaları solunum cihazı üretmek için devreye sokuldu. Kimya devi ülke bir yandan da dezenfektan üretimini hızlandırdı. Ve yeni hastaneler için daha önceden planlanmış yerlerde dönüşüm başladı.

Şeffaflık için de il il ilçe ilçe nerede ne kadar hasta olduğuna ilişkin web sayfası devreye sokuldu. Kritik birkaç merkezde hızla sokağa çıkma yasağı başlatıldı. Önlemler sayesinde ülkede tempo düşse de hayat kabul edilebilir bir olağanlıkla devam edebildi.

BİLİNMEZLER ÜLKESİ: TÜRKİYE

Türkiye ise Çin ve İran refleksini benimsedi. Şeffaflık yerine güçlü devlet imajı izleniyor. Açıklanan ilk ölüm vakasından daha önce ülkenin eski Kara Kuvvetleri Komutanı’nın koronadan öldüğü ortaya çıktı. O da gazeteciler sayesinde. Hükümet kabul etti.

Hükümet, Merkez Bankası’nın en kötü günler için tuttuğu ve kefen parası olarak nitelenen ihtiyat akçesi dahil ekonominin tüm kaynaklarını tüketmiş olarak krize yakalandı. Bu nedenle sert yasak kararları uygulayamıyor çünkü halkı destekleyebilecek para yok. Bu da virüsü hızlandırıyor.

Türkiye’de strateji yaz aylarıyla birlikte virüsün kendiliğinden yokolacağı üzerine kurulu. Türkiye ile ilgili analiz şu an itibariyle mümkün değil çünkü veriler şeffaf değil. Buna yayılım, ölü ve tedavi edilen hasta sayısı da dahil…

Dünya genelinde 25 Ocak’ta ölü sayısı 56 iken, 25 Şubat’ta 2.700, 25 Mart’ta 20.912 oldu. Bunlar tespit edilen rakamlar. Mart ayı sonuna gelindiğinde dünyada artık 1 milyon vakadan sözediliyordu…

Okumaya devam et

Analiz

Diktatörleri karşısında kör olmayı tercih edenler yaşatır

AİHM’in resmi internet sitesine girdiğinizde, mahkemenin tanıtım filmiyle karşılaşıyorsunuz. Erdoğan’a karşı davranışlarında AİHM üyeleri oturup bu tanıtım filmini tekrar izlemeli.

BOLD ANALİZ

FATİH YURTSEVER

Diktatörleri karşısında kör olmayı tercih edenler yaşatır

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin resmi internet sitesine girdiğinizde, mahkemenin tanıtım filmini izleyebilirsiniz. İnsanlık en çirkin yüzünü II. Dünya Savaşı’nda gösterdi. Milyonlarca insan öldürüldü, soykırıma uğradı. İşte bu tanıtım videosunda AİHM’nin insanlığın bir daha aynı vahşeti tekrar işlememesi için kurulduğu anlatılıyor. Temel hak ve özgürlüklerin korunması görevi insanlık adına AİHM’e veriliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasal olarak AİHM’nin yargı yetkisini tanıyor ve mahkemenin kararlarının yerel mahkemelerce dikkate alınacağını teminat altına alıyor. Buraya kadar her şey çok güzel. Ancak Türkiye için durum fiiliyatta çok farklı. 15 Temmuz Erdoğan Darbesiyle Türkiye’de anayasal düzen askıya alındı. 20 Temmuz Yenikapı mitingi ile de Türkiye’de muhalefet ve sivil toplumun desteğiyle Erdoğan Diktatörlüğü ilan edildi.

Maalesef Batı Hitler’de yaptığı aynı hatayı, Erdoğan vakasında da tekrarlıyor. Hitler Çekoslavakya’yı işgal ettiğinde üç maymunu oynanan Batı, daha sonra yapacakları konusunda Hitlere bilerek veya bilemeyerek en büyük desteği verdi. Tarih tekerrür etti ve Erdoğan rejimi ülkede kitlesel kıyıma başladığında en büyük onayı, KHK’lar konusunda iç hukuk yollarının tüketilmediğine karar veren AİHM verdi. AİHM bu kararı nasıl verdi? İşkenceden ağzı, yüzü dağılmış askerlerin görüntüleri havuz medyasında 24 saat gösterilirken, bir gecede 2500 hâkim- savcı tutuklanırken, yüksek yargı mensupları tekme tokat gözaltına alınırken, verdi.

Şimdi sormak lazım AIHM yargıçlarına; acaba bir kere olsun tanıtım videonuzu izlerken, aklınıza bilerek ve bilmeyerek meşruluğuna en büyük katkıyı yaptığınız Erdoğan Diktatörlüğü’nün yaptığı zulümler geliyor mu?

Şu anda TBMM af tasarısı görüşülüyor. Ahmet Altan gibi, tek yaptığı fikrin namusunu korumak olan bir entelektüel içeride KORONA çaresizliğine terk edilirken, Gladio artığı mafya bozuntuları dışarı çıkacak ve siz halen hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam edeceksiniz. Tarih sizi, Hitleri destekleyenleri nasıl anıyorsa öyle anacak.

Colorado Üniversitesi psikoloji profesörü Fred Coolidge göre ”Diktatörler kendi kişilikleri etrafında yaratılmış bir kültün reklamını yapmak için milyonlarca dolar harcamaktan çekinmezler ve başkaları ile empati kurmayı başaramazlar, onlar için kayda değer tek şey kendi ihtiyaçlarıdır’. Kendi ülkesinde ekonomik koşullar nedeniyle sokağa çıkma yasağı ilan edemeyen, halkından para dilenen Erdoğan rejimi, insani yüzünü Cumhurbaşkanlığı amblemiyle İtalya ve Fransa’ya yardım malzemesi göndererek göstermeye çalışıyor. Bu riyakâr ve amacı Fred Coolidge tarafından gayet açık ifade edilen bu ucuz harekete alkış kimden geliyor? NATO Genel Sekreteri’nden.

Şimdi NATO Genel Sekterine sormak lazım. NATO, bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasını, liberal demokrasinin ve serbest piyasa ekonomisinin teminat altına alınmasını garanti etmiyor mu? Erdoğan gibi diktatörlerin yaptıklarını alkışlayarak mı koruyacaksınız demokrasiyi. Nasıl olsa Erdoğan istediğiniz kadar gemi, istediğiniz kadar asker veriyor, size sorun çıkarmıyor. Bu mu demokrasi anlayışınız?
Evet, dünya bir salgın hastalıkla karşı karşıya. Bir insanlık trajedisi yaşanıyor. 21.yy tarihi, koronadan önce ve koronadan sonra diye, yazılacak. İnsanlık bir kere daha kurtuluşun, evrensel ahlaki-insani değerlerde olduğunu görecek. Acılar bir kere daha insanlığı vicdan rotasına sokacak. Yeni kurumlar inşa edilecek ve orada yaşanan acılar bir daha yaşanmasın diye, geçmiş hatalar insanlığın zihnine kazınacak. Batı’nın demokratik kurumları AIHM, AB Konseyi ve NATO! Son bir şansınız var. Artık diktatörlerin odununa ateş taşımayın. Binlerce masumun Erdoğan Diktatörlüğünde hapishanelerde ölmesine izin vermeyin. 21.yy. Türk hapishanelerinin Aushwitz Kampları olmasına müsaade etmeyin. Unutmayın diktatörler kadar onların yaptıklarına sessiz kalanlar da suçludur. Bugün sessiz kalarak aynı suça ortak olmayın.

Okumaya devam et

Popular