Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Kılıçdaroğlu: Türkiye’nin en önemli problemi demokrasi sorunu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin temel problemlerinin demokrasi, eğitim, dış politika, ekonomi ve toplumsal barış olduğunu belirterek, Türkiye’nin diğer temel problemlerini, demokrasi sorununu ortadan kaldırmaksızın çözebilmenin bir yolu bulunmadığının altını çizdi.

BOLD – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Cumhuriyet kaleme aldığı yazıda demokrasi sorununa dikkat çekti. Türkiye’nin diğer temel problemlerini, demokrasi sorununu ortadan kaldırmaksızın çözebilmenin bir yolu bulunmadığının altını çizen Kılıçdaroğlu, darbe kalıntılarının temizlendiği demokratik bir anayasayı yaşama geçireceklerini belirtti.

LİYAKATI, ŞEFFAFLIĞI SAVUNACAĞIZ

Türkiye’de koronavirüs çıkmadan önce kaleme aldığı dipnotu bulunan CHP liderinin yazısı şu şekilde:

Mustafa Kemal Atatürk, CHP’nin temellerine tereddütsüz demokrasiyi yerleştirdi; yaşamı boyunca da demokrasiyi Türkiye Cumhuriyeti’nin ulaşacağı nihai hedef olarak savundu. “Hâkimiyet bilakaydu şart milletindir” ilkesine duyduğu inançtan ömrü boyunca vazgeçmedi.

Üreten ve hakça bölüşen bir Türkiye’yi, özgürlükler konusunda ödünsüzlüğü, kuvvetler ayrılığını, denetimi, örgütlenme hakkının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, liyakati, şeffaflığı, laikliği, eğitimde bilimselliği ve demokratik değerleri savunuyoruz.

EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK VE KARDEŞLİK

Monarşileri yıkan ve egemenliği, “devredilemez” şartıyla ulusa ait kılan 1789 Fransız Devrimi’yle ortaya çıkan kavramlar olarak kabul edilir “sol/sağ.”

Bu politik / siyasi ayrışmaya dair popüler anlatının kökeninde ise Fransa Ulusal Meclisi’ndeki oturum düzeni vardır. Şöyle ki: Meclis’in yarım ay şeklindeki oturum düzenin solunda, yeni anayasal düzenin “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik” değerleri doğrultusunda kurulmasını savunan “Burjuva Devrimcileri” oturur. Eski düzenin savunucuları ise meclisin sağındadır.

Ancak bir siyasi mit olarak, yüzyıllardır anlatılagelen bu oturum düzeninin taşıdığı anlamı da aşan bir gerçek vardır ki Fransız Devrimi’nin, “feodalizm” başta olmak üzere, devrim öncesine ait olanları hızla yok ettiği gerçeğidir; haliyle insanlık tarihinin en önemli sıçramalarından biridir. Bu sıçramanın dayanağını, ilk cümlede de vurguladığım üzere “egemenliğin devredilemeyeceği şartıyla ulusa ait kılınması” oluşturur.

Bu kısa girişin ardından söyleyebiliriz ki okuduğunuz yazının konusu “sol ve sağ”ın yani bu iki kavramın tarihsel anlamlarının, günümüz Türkiyesi’ndeki karşılıklarını tartışma çabası olarak görülebilir.

CHP SOL BİR PARTİ OLARAK KURULMADI

Cumhuriyet Halk Partisi, sol bir parti olarak kurulmadı. Ancak partimizin kurucusu, ilk genel başkanımız Mustafa Kemal Atatürk, CHP’nin temellerine tereddütsüz demokrasiyi yerleştirdi; yaşamı boyunca da demokrasiyi Türkiye Cumhuriyeti’nin ulaşacağı nihai hedef olarak savundu. “Hâkimiyet bilakaydu şart milletindir” ilkesine duyduğu inançtan ömrü boyunca vazgeçmedi.

Bu tutarlılığının vücut bulduğu iki kavramdan biri “Halkçılık” diğeri “Cumhuriyetçilik” ilkeleridir. Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongresi kararları, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması, 20 Ocak 1921 ve 20 Nisan 1924 anayasaları “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi çerçevesinde oluşmuş tarihsel dönemeçlerdir. Andığım bu tarihsel dönemeçleri birlikte ele aldığımızda ulu önder Atatürk’ün “Halkçılık” düşüncesi, “Özgürlükçü bir siyasi parlamenter demokrasiye” er ya da geç ulaşma isteğinin / hedefinin kaynağıdır.

Bilindiği üzere 1920’lerin Avrupası, demokrasi alanında önemli gerilemelerin yaşandığı bir coğrafyaydı. Kıtanın neredeyse tüm ülkelerinde faşizmin yükselişe geçtiği bir dönemde, Atatürk’ün genç Türkiye Cumhuriyeti’ni çok partili siyasi hayata geçirme çabaları, milletin egemenlik hakkına duyduğu inançtan güç almaktaydı. Bu inanç, o yılların uluslararası siyasi ikliminde faşizme karşı tüm demokratların temsil ettiği değerlerle örtüşmekteydi. Dahası, halkın egemenliğini “ancak – fakat – ama – lakin”siz savunan kurucu bir lider olarak Avrupa siyasasına örnek teşkil ediyordu.

Partimizin II. Genel Başkanı, II. Cumhurbaşkanımız ve ulu önderimiz Mustafa Kemal’in yol arkadaşı İsmet İnönü de “Halkçılık ile Demokrasi” arasındaki anlamlı ilişkiye bağlı bir isim olarak eşsiz sorumluluklar üstlendi. Bilineceği üzere, çok partili siyasi hayata İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde geçildi ve CHP’nin 1950 seçimlerini Demokrat Parti’ye karşı kaybetmesini, bizzat İnönü’nün kendisi “Bu bir yenilgi değil, benim en büyük zaferimdir” sözleriyle değerlendirdi.

CHP, 1965’TEN BERİ ORTANIN SOLUNDA

Parlamenter demokrasiye geçilmesi ve seçim sonuçlarına duyulan saygı, İnönü’nün yıllar sonra CHP’yi nasıl bir siyasi çizgide kalıcılaştıracağının da işaretiydi.

CHP’yi, 1965 seçimlerine “Ortanın Solu” söylemiyle sokan İnönü, 13 Ağustos 1966 tarihli Kim Dergisi’ndeki demecinde şöyle der: “Halkçı isen ortanın solunda olursun.”

Partimizin III. Genel Başkanı Bülent Ecevit de ilk baskısı 14 Ekim 1966’da yayımlanan “Ortanın Solu” adlı eserinde “Ortanın solundakiler halkçıdırlar. Geniş halk topluluklarının yararını, dar zümrelerin çıkarlarına üstün tutarlar” diyerek CHP’nin o günü ile geçmişi arasındaki ilişkiyi kayda geçirir.

TÜRKİYE’NİN BEŞ TEMEL SORUNU

Peki, günümüz itibarıyla CHP’nin, Atatürk’ün “Halkçılık” ilkesiyle ilişkili sol parti kimliğinin anlamı nedir?

Yazının giriş bölümünde de aktardığım üzere, yaklaşık 230 yıl önce beşeri bilimlerin kavramları arasına girmiş olan “sol – sağ” büyük bir hızla tüm dünya siyasetini şekillendiren temel ayrım olarak kalıcılaşmıştır.

Haliyle, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzun yıllar siyaset “sol – sağ” ayrımı üzerinden kendini var etti. Bu ayrımda Cumhuriyet Halk Partisi, kendini “sol” bir parti olarak konumlandırdı: “Ortanın Solu, Sosyal Demokrat, Merkez Sol, Demokratik Sol” vb. tanımlar bu konumlanışın farklı adlandırmaları oldu.

Türkiye’nin temel sorunlarına biz, bu konumlanış üzerinden bakıyor ve çözüm önerilerinde bulunuyoruz. Bu bağlamda, bugün Türkiye’nin temel problemlerini, “Demokrasi, eğitim, dış politika, ekonomi ve toplumsal barış” başlıkları altında sıralıyoruz. Şüphesiz “demokrasi” sorunu, diğer sorunları da kapsayan bir önem arz ediyor. Çünkü Türkiye’nin diğer dört temel problemini, demokrasi sorununu ortadan kaldırmaksızın çözebilmenizin bir yolu bulunmamaktadır.

KARŞITLAR MİLLİ İRADE DÜŞMANI OLARAK SUNULUYOR

Günümüz Türkiyesi’nde, demokrasi karşıtı popülist bir yönetim egemen. Kendini “halkın gerçek temsilcisi” olarak sunan, karşıtlarını “milli irade düşmanı” olarak gösteren, asgari bir demokratik tartışma ortamına dahi tahammül edemeyen, kutuplaştırıcı ve eski uzlaşmazlıkları besleyen bir dili tercih eden, temel hak ve özgürlüklerin kullanım hakkını kendisi için tehdit gören bir yönetim anlayışı…

Kendini denetletmemek için gerekli olan tüm hukuki değişimleri yapan, liyakati ve şeffaflığı ortadan kaldırmış, medyada teksesliliği savunan, tüm muhalif sesleri susturmayı hak gören, yargı bağımsızlığını yok etmiş, güçler ayrılığını ortadan kaldırmış, ülkenin tüm zenginliklerini / gelirini “Saray iktidarı” ve ona bağlı küçük bir zümreye peşkeş çeken “otoriter / tek adam” rejimi…

DEMOKRASİ SORUNU ÇÖZÜLMEDEN DİĞER SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ

Hal böyleyken mevcut iktidarın yarattığı “demokrasi sorunu” çözülmeden, diğer dört temel sorunun çözülebileceğini düşünmek yanlış olur. CHP olarak bu gerçekten hareketle, Türkiye’nin temel problemine, solun sahip olduğu “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” değerleriyle çözüm üretiyoruz.

Biz, üreten ve hakça bölüşen bir Türkiye’yi, özgürlükler konusunda ödünsüzlüğü, kuvvetler ayrılığını, denetimi, örgütlenme hakkının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, liyakati, şeffaflığı, laikliği, eğitimde bilimselliği ve demokratik değerleri, komşularımızla barış içinde yaşamayı, kimsenin dini, inancı, etnik kimliği ve yaşam tarzı nedeniyle ötekileştirilmemesini savunuyoruz.

DARBE HUKUKUNDA ARINDIRILMIŞ GÜÇLÜ BİR PARLAMENTO

Bizim seçmenimiz olsun olmasın, geçmişte karşılıklı olarak haklı / haksız kavgalarımız bulunsun bulunmasın herkes için ve yaşamın her alanında adaleti hâkim kılmak istiyoruz. Bu doğrultuda, yargı bağımsızlığını ve 12 Eylül – 12 Mart yasal / düzenlemelerinden kurtarılmış (yani darbe hukukundan arınmış) güçlü bir parlamenter demokrasiyi hedefliyoruz.

Bunlar bizim sol kimliğimizin olmazsa olmaz hedefleridir. Bu hedefleri gerçekleştirmek doğrultusunda, cesaretle ve ödünsüz bir şekilde, popülist tek adam rejimine karşı, “Tek çare demokrasidir” diyoruz. Popülist tek adam rejiminin bizi çekmek istediği “kutuplaştırıcı” siyaset ve bu siyasetin diline karşı, demokrasi parantezinde gerçekleştirdiğimiz toplumsal uzlaşıyı, toplumsal birlikteliği büyütmeye çalışıyoruz. “Hakkı, hukuku ve adaleti” yücelterek ilerliyoruz.

31 MART SEÇİMLERİ FARKLI KESİMLERİ DEMOKRASİ PAYDASINDA BİRLEŞTİRDİ

Neo – liberal politikalar, sadece refahın adaletli bir şekilde dağıtılmasını engelleyen bir tercih olarak nitelendirilemez. Neo – liberal politikaların aynı zamanda popülist iktidarların önünü açtığını da unutmamalıyız. Sosyal devletin çökertilmesi, sosyal güvenlik politikalarının “kâr / zarar” bakış açısına mahkûm edilmesi, gelir dağılımı eşitsizliği vb. faktörler, seçmen tercihlerini “toplumsal güveni sağlayacağı” yanılsamasıyla popülist liderlere yöneltti. Bu yanılsamadan kurtulmanın yolu da sosyal demokrat politikalardır, bunu da unutmuyoruz.

Genel çerçevesini çizdiğim bu bakış açısı doğrultusunda genel başkanı olduğum CHP’nin başarısı, kendi ilkelerinden ve değerlerinden ödün vermeksizin, toplumun büyük bir kesimini demokrasi şemsiyesinin altında buluşturmasıdır. 31 Mart yerel seçimlerinde elde edilen sonuç, bize bunu göstermiştir.

31 Mart yerel seçimleri, sanılanın aksine iktidara yönelik toplumsal karşıtlığın belli adaylar etrafında kümelenmesi nedeniyle ortaya çıkmış bir başarı değildir. Bunu söylersek hem kendimize hem de vatandaşlarımıza haksızlık etmiş oluruz. 31 Mart yerel seçimlerindeki başarı, düne kadar bir araya gelememiş farklı siyasal ve toplumsal kesimlerin “demokrasi” paydasındaki birlikteliğinin sonucudur.

31 MART DİKTATÖRE KARŞI SANDIKTA BAŞARI

Daha önce farklı platformlarda Karl Marx’ın “Dünyanın Bütün İşçileri Birleşin” çağrısına atıfla “Dünyanın Bütün Demokratları Birleşin” çağrısında bulunmuştum. Bu çağrının ilk meyvesini, dünyaya da örnek olacak şekilde Türkiye’de aldık. 31 Mart yerel seçimleri, geçmişimiz ve bugünümüz ne olursa olsun, hangi farklılıklarımız bulunuyor olursa olsun, Türkiye’nin demokratlarının büyük bir bölümünün katıldığı “Demokrasi Buluşması” sayesinde kazanılmış bir başarıdır. Başarıda herkesin tuzu vardır, haliyle hakkı vardır. Diktatör özellikleri taşıyan bir siyasi iktidarı sandıkta yenebilmiş olmak, sizin gibi düşünmeyenlerle kurduğunuz eşit ve önyargısız ilişkinin meyvesidir.

“CHP’nin gösterdiği adaya oy verin / Millet İttifakı’nın adayına oy verin. Bu sayede popülist tek adam rejimini ve bu rejimin temsilcilerini sandıkta yenelim” diyerek yola çıkıyorsanız, bugüne kadar size oy vermemiş toplumsal ve siyasal kesimlerle ahlaki, meşru ve eşit bir ilişki kurmak zorundasınız. Yaptığımız budur. Elbette bu ilişkiyi, partimizin sahip olduğu sol kimliğini görünmez kılarak kurmadık, kurmuyoruz. Aksine çok daha şeffaf, çok daha açık bir ilişkiyle bu süreci sürdürdük, sürdürüyoruz.

ADALET İÇİN BİRLİKTE OLUNABİLECEĞİ GÖRÜLDÜ

Örneğin, Adalet Yürüyüşü’ne Ankara’nın Çankaya ilçesinden başladım. İlk geceyi Yenimahalle ilçe sınırları içinde geçirdim. Yürüyüşün ikinci gününden 23. gününe kadar, CHP’li tek bir belediyenin sınırları içinden geçmedik. Bu durum bizim gibi düşünmeyenlerin de “adalet” talepleriyle buluşmamızı engellemedi. Önce Kartal ve nihayetinde Maltepe’ye vardığımızda ise bizi milyonlar karşılamıştı. Toplam 25 gün süren yürüyüşümüz bizi de bizimle yürüyenleri de, bizi izleyenleri de değiştirdi. Örgütümüzün, siyasi gelenek ve dünya görüşü ayrımı gözetmeksizin, “adalet” için herkesle birlikte olunabileceğinin zihinsel dönüşümü bu yürüyüş sayesinde olgunlaştı. Bizimle hiçbir zaman bir araya gelemeyeceklere, “herkes için adalet” istediğimizi en yalın halimizle göstermiş olduk.

TOPLUMUN TÜM KESİMLERİYLE KUCAKLAŞMANIN MUTLULUĞUNU YAŞIYORUZ

Sonuç olarak, “Adalet” Yürüyüşü’ne başladığımız Ankara ve finalini yaşadığımız İstanbul ile birlikte Bolu ve Kocaeli’nin merkez ilçesi İzmit’i bugün artık biz yönetiyoruz. Buradaki “Biz” vurgusu resmi olarak elbette CHP’yi temsil ediyor. Ancak benim için “Biz” vurgusu, bizim adaylarımıza oy vermemiş vatandaşlarımız da dahil, demokrasiye bağlılıklarını sandıkta göstermiş olan tüm seçmenlerimizi kapsıyor. Bu içten, samimi kapsayıcılık, “her ne şartta olursa olsun CHP’ye oy vermem” şeklinde özetlenebilecek politik bir yargının yıkılabilmiş olması nedeniyle de son derece anlamlıdır.

Başta, dindar muhafazakâr seçmenlerimiz olmak üzere, ülkücü, milliyetçi, merkez sağ, sol / sosyalist, Türk, Kürt ve/veya kendisini bu nitelendirmelerden farklı ya da dışında tanımlayan herkesi “demokrasi” paydasında buluşturmamız, dünyada otoriter popülist partilere karşı kazanılmış en önemli seçim başarısı olması nedeniyle de büyük önem taşımaktadır.

CHP’liler olarak inanç, köken ve yaşam tarzı ayrımı gözetmeksizin toplumun tüm kesimleriyle kucaklaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. “Demokrasi” paydasında gerçekleşen buluşma sayesinde asgari ücretlilere, emeklilere, taşeron işçilere, işsizlere, gençlere ve kadınlara, sosyal haklarını elde edemeyen meslek gruplarına, emeklilikte yaşa takılanlara, sigortasız çalıştırılanlara ve toplumun geniş yoksul katmanlarına ulaşabileceğimizi, ulaştığımızda ise baharın gelebileceğini gördük.

CUMHURİYETİ DEMOKRASİ İLE TAÇLANDIRACAĞIZ

Gezi Hareketi’nden anayasa referandumuna, adalet yürüyüşünden 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerine kadar pek çok önemli dönemeçte, Türkiye’ye dayatılan baskıcı popülist “tek adam rejimine” karşı güçlenen demokratik birlikteliği büyütmeyi ve zenginleştirmeyi başardık. Verilen demokrasi mücadelesinin ve samimi ittifak siyasetinin öneminin her geçen gün daha geniş kesimlerce anlaşıldığını ve desteklendiğini de görmekteyiz.

Hiç şüphesiz önümüzdeki dönem, Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandıracağımız bir dönem olacaktır. Biz bu yeni dönemde “demokrasi, ekonomi, eğitim, toplumsal barış ve dış politika” alanlarındaki sorunların “Millet İttifakı”nın iktidarında çözülebileceğinin altını çiziyoruz. “Millet İttifakı”, tek bir yurttaşımızı dahi dışarıda bırakmayan siyaset anlayışıyla çok yakın bir zaman içerisinde iktidar olacaktır. Demokratların birlikteliğinin iktidarında, tüm darbe kalıntılarının temizlendiği demokratik bir anayasayı yaşama geçireceğiz; Cumhuriyetimiz demokrasiyle taçlandırılmış olacak.

Atatürk’ün kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyeti için yüzüncü yıl hedefimiz budur, sol budur!

KHK’lı koronavirüs uzmanı Mustafa Ulaşlı BOLD canlı yayınında

Politika

Devlet Bahçeli’nin Meclis kürsüsünde ‘pasta’ ile imtihanı

Askıda ekmek kampanyasına yönelik eleştirilere cevap veren Devlet Bahçeli, prompter metninin dışına çıkınca kürsüde dili dolandı. Milletvekillerinin desteğiyle ‘pasta’ sözcüğünü dile getirebilen Bahçeli, “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözüne atıfta bulundu.

BOLD – MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Geçen haftalarda öncüsü olduğu askıda ekmek kampanyasına yönelik eleştirilere cevap veren Bahçeli, prompter metninin dışına çıktı. Eski Fransa Kraliçesi Marie Antoinette’nin “Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler” sözüne atıfta bulunmak istedi. Bahçeli, kullanacağı sözleri unutunca, ön sıralarda bulunan milletvekillerinden yardım aldı.

ABD’deki başkanlık seçimlerine de değinen Bahçeli, “Biden’ın iktidarı devirme açıklaması son derece uyanık olmamızı gerektirmektedir” dedi. Cumhurbaşkanlığı sistemini savunan Bahçeli, grup toplantısında şunları söyledi:

BUNLARIN AHI GİTMİŞ VAHI KALMIŞTIR

Güçlendirilmiş Parlamenter sistem amaçlayanların ne istedikleri ortadadır. Ne CHP, ne HDP, ne de İYİ Parti aziz Türk milletine bir gelecek vaat edemeyecektir. Bunların ahı gitmiş, vahı kalmıştır. Cumhur İttifakı 7 düvele direnmektedir. Zillet siyaseti ise vurgun yemiş, bu masalın sonuna karmaşık ihtilaflarla gelmiştir. Ha TKP, ha HDP, ha CHP… Bunlar arasında ne fark vardır? Türkiye’yi sokakta teslim almayı hedefleyen, terörist Demirtaş’ı aynı üslupla öven bunlar değil midir? Birlikte anayasa yazmaya hazırlanan bunlar değil midir? HDP’yi MHP’ye tercih edecek kadar zıvanadan çıkan bunlar değil midir?

HELE BİR SOKAĞA ÇIKSINLAR

Siyaseti sokağa havale edenlerin sonu meçhuldür. Biden’ın iktidarı devirme açıklaması son derece uyanık olmamızı gerektirmektedir. Bazı alçak kalem sahipleri ve yorumcuları ateşle oynamaktadır. Sözde Kürt meselesi şeffaf bir şekilde çözülmeliymiş. Hele bir çıksınlar da sokağa görsünler dünyanın kaç bucak olacağını. Türkiye Cumhuriyeti sokakta bulunmadı, sokakta bırakılmayacak, sokak serserilerine teslim edilmeyecektir.

ASKIDA EKMEK

Biz ekmek dedikçe, ekmeksizler saldırıyor. Meğer ekmeğe düşman kesilmişler. Zilletin yüksek voltajına çarpılanlara sesleniyorum; ne de olsa ekmek derdiniz yok, işleriniz tıkırınızda. Salgın döneminde bütün ekonomiler sallanırken, haksız şekilde Türkiye’yi kötü göstermeye girişecek kadar millet muhalifisiniz. Askıda ekmek vardır ama sokakta adım atacak yeriniz yoktur. Ekmeğe de vatana da sahip çıkacağız. Vatandaşlarımızın çorbası kaynayacaktır. Aç ve açıkta kim varsa bizim meselemizdir. Aşımız paylaşacağız, ekmeğimizi bölüşeceğiz.

MACRON SİYASİ ŞİZOFREN

Fransa’da sergilenen ambargolar derinden yaralamaktadır. İslam’ı yeniden yapılandıracaklarını söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı taşeronluğa soyunmuştur. Akli melekelerini kaybetmiş, mesele yapacak başka işi yok mudur? Bu siyasi şizofren hangi hakla İslam’ı yapılandırmaktan bahsetmiştir. Bütün insanlığın kurtuluşu İslam’dan geçer. Dinin sahibi Allah’tır, Macron’un sahibi kimdir? İnanıyorum ki Macron’un düşeceği günler yakındır.

ABD’YE KUŞKUMUZ YOĞUNLAŞTI

Hatay’ın İskenderun ilçesinde dün akşam meydana gelen menfur olay olukça düşündürücüdür. Anlaşılmaktadır ki kokuşmuş bedenine bomba saran hain kendini patlatmıştır. ABD Büyükelçiliği’nin vatandaşlarına yönelik güvenlik uyarısından sonra bu terör olayının çıkması kuşkularımızı yoğunlaştırmıştır. ABD Büyükelçiliği sahip olduğu bilgileri Türkiye ile paylaşmadıysa büyük bir skandala imza atmıştır. Nezaketsiz ve art niyetli durum söz konusudur.”

Namlunun ucundaki KHK’lının polisten isteği: Çocuk uyanmasın lütfen!

Okumaya devam et

Politika

Ali Babacan’dan Berat Albayrak’a ‘bakkal çırağı’ eleştirisi

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ekonomi yönetimini eleştirdi. “Ekonomide öyle hatalar yapılıyor ki bırakın uzun yıllar iş hayatında olmayı, ortaokul ve lise yıllarında bir bakkalın yanında iki aylık çıraklık yapanlar bu hataları yapmaz” dedi.

BOLD – DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Karar TV’de yükselen dolar kuru ve ekonomiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

GAZIN PİYASAYA ETKİSİ SIFIR

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘müjde’ diye açıkladığı Karadeniz’deki doğalgaz keşfi için de Babacan “Hem bir ülke hem de bir bakan kurtarılmaya çalışılıyor. Ama piyasaya etkisi sıfır. Çünkü 120 milyar doları harcamışsınız, 120 milyar dolarlık gaz bulsanız kim güvenir” ifadelerini kullandı.

BAKKAL ÇIRAĞI YAPMAZ

İnşaat sektörünün büyük rantı nedeniyle çok cazip bir hale geldiğini, sanayicinin bile üretmekten ziyade inşaata yatırım yapmaya başladığını kaydeden Babacan “Döviz kaynakları, inşaat sektörüne aktarıldı. Fakat inşaat çok az döviz getirisi sağlar. Bu işin çok basit bir mantığı var. Döviz kaynakları yine döviz getirisi yatırımlara ayrılmalıydı. Ekonomiyi yönetenler, öyle hatalar yapıyor ki iki aylık bir bakkal çırağı bunların yaptığı hatayı yapmaz” dedi.

S-400 AÇIKLAMASI: KAYBET-KAYBET

ABD ile Türkiye ilişkilerini bozan S-400 savunma sistemleriyle ilgili de konuşan Babacan, şöyle konuştu: “ABD yıllarca bize Patriot vermedi. Bunun üzerine şahsi bir inatlaşma ile S-400’ler alındı. Fakat S-400’ler kurulamadı bile çünkü yaptırımlardan korkuldu. F-35 projesi de sonlandırılırdı ki bu hava savunmasında bizim için ciddi zafiyet oluşturacak. Hem kullanılmayan S-400’le milyar dolarlar verdik hem de F-35’ten çıktığımız için milyarlarca dolar zarar ettik. Kaybet-kaybet yani…”

İHALELER ÜÇ BEŞ ŞİRKETE VERİLİYOR

Kamu ihalelerinde pek çok yanlış işler yapıldığını kaydeden Babacan, şunları dile getirdi: “Şu anda kamu ihaleleri açık yapılmıyor. Belirli 2-3 şirket var, bunlardan ihale için sadece teklif isteniyor. O teklifler de zaten hazırlanmadan önce arka odalarda ya da başka ofislerde nasıl yapılacağı düzenlenmiş oluyor. Artık öyle kamu ihaleleri için yarış falan yok ortada. Büyük projelerde yok böyle bir şey.”

BÜYÜK İNSAFSIZLIK

Gençlerin işsizlik ve özgürlük sorunu olduğunu belirten Babacan, “Liseli gençler yanımıza gelip, ‘Başımıza iş gelir diye sosyal medya kullanmaya korkuyoruz’ diyorlar. Bu memleketi bu duruma düşürmek büyük insafsızlık” değerlendirmesi yaptı.

BEYİNLERİNDEN GEÇEN YÜZDE KAÇI ŞAHSİ MESELE

Yeni Ekonomik Programda Devlet Malzeme Ofisiyle ilgili değişikliğin yer aldığını belirten Babacan, büyük projelerin hepsinin “istisna maddesiyle” yürüdüğünü ifade etti. Babacan, şunları söyledi:

“Normalde açık ihale yapılması lazım. Önceden belirlenmiş üç şirkete ‘teklifi yaz gönder’ deniliyor. Zaten arka odalarda düzenlenmiş durumda. Kamuda ihale, yarışma kalmadı. Yeni Ekonomik Program’ın yapısal reformlar kısmında başka hiçbir dert yokmuş gibi, ‘Devlet Malzeme Ofisi (DMO) uluslararası çapta devletin merkezi satın alma birimi haline getirilecektir’ yazmışlar. Çünkü DMO’nun kanununda diyor ki, ‘yaptığı bütün alımlar ihale yasasından istisnadır’. DMO satın alırken hiçbir şeye tabi değil. Kamu ihale yasasından tamamen istisna. İstedikleri malı, istedikleri fiyattan, istedikleri yerden alacaklar. Bütün devlete dağıtımı oradan yapacaklar. Bunu ikinci önemli reform maddesi olarak yazıyorlar. Bu kadar olmaz. Beyinlerinden geçen işlerin yüzde kaçı memleket meselesi, yüzde kaçı şahsi mesele?”

AKP döneminin hukukçularını veterinerler yetiştiriyor

Okumaya devam et

Politika

Erdoğan’dan boykot çağrısı: Fransız markalarını satın almayın

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Mevlid-i Nebi Haftası açılış programında yaptığı konuşmada “Sakın Fransız markalarını satın almayın” dedi.

BOLD – Cumhurbaşkanlığı Sarayında gerçekleştirilen Mevlid-i Nebi Haftası açılış programında konuşan Erdoğan, Fransız mallarının alınmaması çağrısında bulundu. Erdoğan, “Nasıl ki Fransa’da Türk markalı mal zatın alınmayın diyorsa ben de şimdi buradan milletime sesleniyorum. Sakın Fransız markalarını satın almayın” ifadelerini kullandı. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

“Salgın dalgalar halinde yayılmaya devam ediyor. Vakitlice aldığımız tedbirler sayesinde diğer ülkelere göre krizi daha hafif geçiriyoruz. Bizim dinimizde Hıristiyan olmak suç değildir, Musevi’ye de sahip çıkıyoruz, ama gelin Fransa’da bir zulüm varsa gelin oradaki Müslümanlara da sahip çıkalım diye buradan dünya liderlerine sesleniyorum. Gün geçmiyor ki Müslümanların inanç hürriyetini kısıtlayan uygulamayla karşılaşmayalım. Kur’an-ı Kerim’i hedef alan alçaklıkla muhatap olmuyoruz. Fransa’nın akli noktada kontrole muhtaç liderinin teşvikiyle bu saldırılar yapılmaya başlandı. Demokrasiyi kimseye bırakmayan batılı devlette, Müslümanlara yönelik saldırılar sıradan hale gelmiştir. Irkçı terörizm… Buradan sesleniyorum, siz faşistsiniz, siz Nazi’nin zincir halkalarısınız.”

Esnafın “Eve ekmek götüremiyoruz” feryadı Erdoğan’a ‘Abartılı’ geldi: Al bu keyif çayını iç!

Okumaya devam et

Popular