Bizimle iletişime geçiniz

Kültür

Pınar Fidan olayı: Nefret suçu mu ironiye tahammülsüzlük mü?

Siyasi mizahçı Pınar Fidan’ın Madımak katliamı üzerinden yaptığı ironi sonrası linç başladı. Kendisi de Alevi olan Fidan, Türkiye’nin geldiği anlayışsızlık seviyesini mi gösteriyor yoksa nefret suçu mu işledi?

BOLD – Tuz Biber adlı stand-up programında siyasi espriler yapan Pınar Fidan’ın son gösterisi sosyal medyada viral oldu. Gösteride cemevlerine yapılan saldırılara değinen Fidan, cemevlerinin genelde boş olduğunu, saldırganların Alevilerden daha fazla cemevine gittiği söyledi. Fidan ayrıca, Alevilere zarar vermek isteyenlere Madımak Faciasını örnek göstererek  “Hepsini bir otele tıkıp yakabilirsin”  diyerek bir dizi ironi yaptı. Ancak Fidan’ın genel olarak Amerika’da görülen tarzda yaptığı gösterisi sosyal medyada linç olarak döndü kendisine.

Pınar Fidan, Alevi olduğunu ve gösteride ironi yaptığını anlatsa da dinleyen olmadı. Ferhat Tunç gibi Alevilerin sembol isimleri başta olmak üzere yüzlerce sosyal medya kullanıcısı Pınar Fidan’ı linç etti.

“SOYTARIYI İYİ TANIYIN”

Arif Sağ’ın oğlu müzisyen Tolga Sağ, sosyal medya hesabından “Bu soytarıyı iyi tanıyın. Adı Pınar Fidan. Ağzından pislik dökülüyor, aşağılık esprilerini komik sanıyor” diyerek tepkisini dile getirdi.

PINAR FİDAN DENEN ZAVALLI

Eski Milletvekili olan usta sanatçı Sabahat Akkiraz da, “İnsanların otele doldurulup yakılması, ibadethaneleri ile dalga geçmek, onlara yapılan saldırılar espri konusu değildir gerçekten. Pınar Fidan denen bu zavallı Alevilerle dalga geçip, acılarına gülünce belki ünlü olabilir ama insan olamaz” sözleriyle Fidan’a tepki gösterdi.

AÇIKLAMA YAPIP HESABI KAPATTI

Eleştirilere karşı sosyal medya hesabından açıklama yapan Pınar Fidan, kendisinin de Alevi olduğunu belirterek ironi yaptığını anlatmaya çalıştı. Ancak tepkiler dinmek bilmeyince Fidan sosyal medya hesabını kapatmak durumunda kaldı.

Alevi derneklerinin suç duyurusunda bulunmaya hazırlandığı öğrenildi.

BATIDA ÇOK KULLANILAN BİR YÖNTEM

Fidan’ın yaptığı tarzda siyasi mizah Batı dünyasında çok kullanılan bir yöntem. Sanatçı, Madımak gibi katliamları yapanların düşüncelerini seslendirerek, aslında onların nasıl bir kafa yapısına sahip olduklarını ortaya koyuyor. Bu mizahçılar tarafından daha açık biçimde dile getirilebildiği için, sözkonusu katliamlar ve suçları işleyenlerin zihin yapısına dikkat çekmek için oldukça destek gören bir yöntem.

Ancak Türkiye’nin içinde bulunduğu kutuplaşma ortamı nedeniyle Fidan’ın çabası sadece salondaki izleyiciler tarafından anlaşılabildi. Kısa video üzerinden yapılan linç sonrası Fidan’ın artık gösteri yapacak sahne bulması bile imkansıza yakın.

Ankara Üniversitesi’nden ‘O’ doktora özür dileten açıklama!

Okumaya devam et
Reklamlar

Gündem

Kitlesel hareketleri konu alan isyan filmleri

ABD’nin Minneapolis kentinde yaşanan faşist polis vahşetinin ardından başlayan eylemler, kitlesel hareketlerin gücünü bir kez daha gündeme getirdi.

BOLD– George Floyd isimli 45 yaşındaki siyahi Amerikalı polis tarafından sokakta kaçak sigara sattığı gerekçesiyle kelepçelendi ve boğazına bastırılarak öldürüldü. Floyd’un son anlarını yaşarken söylediği “I can’t breathe!” (nefes alamıyorum) sözleri ABD’de yeni bir kitlesel protestonun fitilini ateşledi.

Afro-Amerikalılar polis şiddetini “Sıra bende mi?” diyerek protesto ediyor.

NEFES ALAMAYAN ABD Mİ?

2014’te de benzeri bir olayda Eric Garner isimli bir siyahi New York’ta hayatını kaybetmesi henüz hafızalarda yerini korurken yaşanan Floyd cinayetinin yarattığı kitlesel hareket büyüyor. ABD’de 25 kentte sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Amerika daha önce de siyah öfkeye şahit oldu. Ama aklı başında insanları korkutan asıl şey Beyaz Saray’da faşizan eğilimleri olan ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan saatli bir bombanın oturuyor oluşu.

Kitlesel hareketler yedinci sanatın da her zaman gündeminde olmuştur. Halkların özgürlük ve hak arayışını beyaz perdeye taşıyan on filmi sizler için derledik. İyi seyirler, sağlıkla kalın…

ÜLKE VE ÖZGÜRLÜK/ LAND AND FREEDOM

I Daniel Blake, The Navigators, Sorry Wes Missed You gibi harika işlere imza atan Ken Loach’ın yönettiği “Land and Fredoom” bizleri İspanya Sivil Savaşı’na götürüp güzel bir aşk hikayesine tanık ediyor. Genç ve işsiz bir komünist parti üyesi olan David nişanlısını da terk edip savaş mağduru İspanya’ya gönüllü olarak gitmeye karar verir. Ordunun gözde elemanlarından biri haline gelir ve Blanca isimli bir anarşiste aşık olur. Birlikte eşitlik ve özgürlük için savaşırlar. Ta ki bir gün asıl düşmanın karşı tarafta değil, yakınlarında bir yerde olduğunu anlayana dek.

KIZGIN FIRINLARIN SAATİ/ LA HORA DE LOS HORNOS

Fernando E. Solanas’ın ilk eseri olan 4 saat 20 dakika uzunluğundaki Kızgın Fırınların Saati üç bölümden oluşur: Birinci bölüm, “Şiddet ve Özgürlük” adı altında, Arjantin’in toplumsal, tarihsel, coğrafik ve kültürel değişik yönlerini anlatır. Bu bölüm Che Guevera’ya ve Latin Amerika’nın kurtuluşu için ölenlere ithaf edilir. “Devrim için Eylem” adlı ikinci bölüm, Juan Peron’un ilk on yılını (1945-1955) anlatan “Peronizmin Tarihi” (20 dakika) ve Peronizm sonrası dönemi anlatan “Direniş” (100 dakika) olmak üzere iki alt bölümden oluşur. Son bölüm ise, birinci bölümle aynı adı taşır, “Şiddet ve Özgürlük”, ve 45 dakika sürer. Bu son bölümde, iki röportaj gösterilir ve birkaç mektup okunur.

CEZAYİR SAVAŞI/ LA BATTAGLİA Dİ ALGERİ

Uzun yıllar boyunca Fransa’nın sömürgesi olarak varlığını sürdüren Cezayir’in bağımsızlığını kazanış hikayesini anlatan film 1954 ve 1957 yılları arasındaki mücadele döneminde geçiyor. Casbah kalesinin bölmelerinde başlayan özgürlük hareketi zamanla tüm şehre yayıldığında sivil savaş patlak verir. Bir zaman sonra şiddetini artırdığında ise Fransız ordusu, terör örgütü olarak adlandırdığı, Cezayir direniş hareketi FLN’nin peşine düşerek üyelerini yok etmeye başlar. Bu savaş yıllara yayılarak insanlık tarihinin en kanlı özgürlük mücadelelerinden birine dönüşür.

GANDHI

İngiliz yönetimine karşı “Pasif Direniş”i örgütleyen Mahatma Gandhi’nin hayatından bir kesit anlatan film, en iyi biyografik çalışmalardan biri olarak kabul ediliyor. 11 dalda aday olduğu Oscar ödüllerinden “en iyi film” ve “en iyi yönetmen” dahil tam 8 ödülle döndü. Gandhi rolünde sinema tarihinin en iyi performanslarından birine imza atan usta oyuncu Ben Kingsley ise “en iyi erkek oyuncu” dalında heykelciğe uzandı. Cenaze sahnesinde yaklaşık 300.000 kişinin yer almasıyla da bir film sahnesinde yer alan en kalabalık insan sayısı rekorunu da elinde bulunduran film, çarpıcı sahneleriyle hafızalardan silinmeyecek bir yapıt.

PROTESTO/ LE HAINE

Protesto, şiddetli bir isyanda rol alan 3 gencin hikâyesini anlatıyor. Paris’in gettolarında hararetli saatler yaşanmaktadır. Grup halinde dolaşan yerel gençlerle, çevreyi kuşatan polisler arasında nefret dolu bakışlardan oluşan bir gerilim vardır. Mahallenin gençlerinden Abdel, polis soruşturması sırasında benzetildiği için hastanede ölüm döşeğinde yatmaktadır. Gencin arkadaşları ise başıboş dolaşmaktadırlar. İçlerinden Vinz, Abdel’in ölmesi durumunda bir polis vurmaya yemin eder.

KANLI PAZAR/ BLOODY SUNDAY

Paul Greengrass’ın yönettiği 2002 yapımı İngiliz filmi, 1972’de Kuzey İrlanda’nın Derry kentinde 26 göstericinin İngiliz askerleri tarafından vurulması, 13’ünün ölmesi ile sonuçlanan Kanlı Pazar’ı anlatıyor.

MALCOLM X

Amerikan tarihinin en önemli insan hakları savunucularından Malcolm X’in yaşamını beyaz perdeye aktaran filmi Spike Lee yönetiyor. Babası ırkçı örgüt Klu Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm’un günübirlik ve gamsız yaşadığı hayatı hapse girmesiyle bölünür. Hapiste İslam’la tanışan Malcolm dışarı çıktığında özgürlük için mücadele eden ve kitleleri peşinden sürükleyen bir isme dönüşür. Ancak, bu mücadelede hiç kolay değildir ve en büyük tehlikeler bazen en yakında olanlardan kaynaklanmaktadır.

BİR TAKSİ ŞOFÖRÜ/TAEKSİ WOONJUNSA

Güney Kore’nin Gwangju kentinde 18-27 Mayıs 1980 tarihleri arasında darbe yönetimine karşı gerçekleşen ve güvenlik kuvvetleri ile paramiliter güçlerin hedef alarak ateş açmları sonucu çoğu üniversite öğrencisi yaklaşık 240 kişinin hayatını kaybettiği protesto gösterilerini konu alan film, bir taksi şoförünün etrafında şekillenir. Kızına bakmaktan başka derdi olmayan kurnaz ve paragöz taksi şoförü, Batılı bir gazeteciyi çok iyi bir ücret karşılığında kendisini isyan bölgesine götürmesini kabul eder. Sonrasında yaşadıkları ise hayatlarını ve dünyaya bakışlarını kökten değiştirecektir.

GREV/STRIKE- DIE HELDIN VON DANZIG

Polonya’da Dayanışma Hareketi kahramanı Anna Wlastzavsky’yi anlatan film, Volker Schloendorff tarafından yönetildi. İşine kararlılıkla bağlı olan Anna’nın bir iftira yüzünden boşta kalınca başlattığı direniş önce iş yerine sonra kente ve en sonunda tüm Polonya’ya yayılır.

MANDELA ÖZGÜRLÜĞE GİDEN UZUN YOL

Dünyaya ilham vermiş, bir liderin etkileyici gerçek hayat hikayesi. Filmde Nelson Mandela´yı Idris Elba oynuyor. 5 Aralık 2013 tarihinde hayata gözlerini yuman, Güney Afrika´nın efsaneleşen özgürlük savunucusu Nelson Mandela´nın yaşamını kronolojik biçimde takip eden film, Mandela’nın bir taşra kasabasındaki çocukluğundan başlayarak, Güney Afrika´nın demokratik seçimlerle iş başına gelen ilk başkanı olmasına kadar geçen sürecini sinemaya taşıyor.

Okumaya devam et

Dünya

Eğlence sektörünün devlerinden “ırkçılığa hayır” mesajı

Sinema ve TV sektörünün büyük firmaları siyahi George Floyd’un Minneapolis’te polis şiddeti sonucu öldürülmesinin ardından başlayan ırkçılık karşıtı harekete destek verdi.

BOLD– Netflix, YouTube, Amazon, Hulu, HBO, Disney, Warner Bros. gibi çok sayıda büyük şirketin yanı sıra Oscar ödüllerini dağıtan Akademi de ırkçılığa ve faşist şiddete karşı kararlı bir duruş sergileyerek takdir topladı.

Polis şiddeti sonucu ölen George Floyd

IRKÇILIĞA SESSİZ KALMADILAR

George Floyd isimli Afro-Amerikan şahsın elleri kelepçeli olmasına rağmen boğazına bastırılarak öldürülmesinin ABD’de yarattığı tepki katlanarak artıyor. Olayın ardından başlayan gösteriler neredeyse tüm ülkeye yayıldı. 25 kentte sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

ABD’nin ve tüm dünyanın eğlence sektörüne yön veren dev kuruluşlar da bu insanlık suçuna karşı sessiz kalmadı. Büyük yapım ve yayın firmalarından peş peşe verilen mesajlar sinema ve TV dünyasının ırkçılığa karşı tek tavır içinde olduğunu gösterdi.

Neredeyse bütün kuruluşlar hesaplarını karartarak profillerine “Black lives matter” (Siyahların yaşamı değerlidir) ifadesini koydu.

Netflix’in, “Sessiz kalmak suça katılmaktır. Siyahların yaşamı değerlidir. Siyah üyelerimize, siyah çalışanlarımıza, siyah yaratıcılarımıza karşı sorumluluğumuz var.” mesajının ardından Amazon, Twitter ve Instagram sayfalarına şu mesajı koydu: “Siyah toplumun yanındayız. Irkçılık ve adaletsizliğe karşı iş arkadaşlarımız, sanatçılarımız, yazarlarımız, yapımcılarımız ve seyircilerimizle bu mücadelede birlikteyiz.”

Sektörün yeni ama güçlü ismi Hulu “Bugün ve her zaman siyahların yanındayız. Görülüyorsunuz, sesiniz duyuluyor.” mesajını yayımlarken, Oscar ödüllerini dağıtan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nden adalet çağrısı yapıldı.

Okumaya devam et

Kültür

Yazar Oruç Aruoba hayatını kaybetti

Türkiye edebiyatının önemli isimlerinden yazar, şair, felsefeci ve akademisyen, Wittengstein eserlerini Türkçeye kazandıran Oruç Aruoba 72 yaşında hayata veda etti.

BOLD– Oruç Aruoba, 1972-1983 arasında devam eden akademisyenlik hayatını sonlandırdıktan sonra kendini bütünüyle felsefi ve edebi çalışmalara adamış ve Türkçeye; Geç Gelen Ağıtlar, Sayıklamalar, De ki İşte gibi değerli eserler kazandırmıştı.

ORUÇ ARUOBA KİMDİR?

14 Temmuz 1948 tarihinde Karamürsel‘de doğan Aruoba, Ankara TED Koleji‘ndeki orta öğreniminin arından Hacettepe Üniversitesinde psikoloji alanından lisans ve yüksek lisansını aldı. Aynı üniversitede felsefe doktoru da olan Aruoba 1972 ve 1983 yılları arasında öğretim üyesi olarak görev yaptı.

1983 yılında akademisyenlik yaşantısını noktalayan Aruoba; Hume, Rilke, Wittgenstein, Nietzsche, Von Hentig, Başo ve Celan gibi önemli düşünürlerin eserlerini Türkçeye çevirdi. Bu dönemde edebi çalışmalara da ağırlık veren Oruç Aruoban’nın özgün ve yalın tarzdaki şiirleri okuyucular tarafından çok sevildi. Aruoba, aforizmalara dayalı felsefi metinleri ustalıkla yazdığı için Türkiye’nin Nietzsche’si olarak anıldı.

İstanbul’da yaşayan Aruoba, çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Çalışmalarını yazı ve çeviri alanında yoğunlaştıran Aruoba’nın eserleri birçok saygın dergide yayınlandı.

Okumaya devam et

Popular