Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Kolonya üreticilerinden salgın öncesi fiyattan üretim kararı

Kolonya üreticileri ve zincir marketler, koronavirüsle mücadele kapsamında vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak için salgın öncesi fiyattan üretim yapıp satma kararı aldı.

BOLD – Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, kolonya üreticilerinin yeni tip koronavirüs salgını öncesi dönemde uyguladıkları fabrika ve ulusal zincir perakende satış fiyatlarını artırmayacaklarını taahhüt ettiğini bildirdi.

KOLONYA ÜRETİMİ İÇİN YETERLİ HAMMADDE VAR

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yapılan açıklamada, salgın ile mücadele sürecinde vatandaşların ihtiyaç ve taleplerinin karşılanabilmesi için özel sektörle iş birliği ve koordinasyon içinde çalışmaların sürdürüldüğü belirtildi. Açıklamada, kolonya ve dezenfektan üretiminin ham maddesi etil alkolün üreticilere arz edilebilmesi için 13 Mart tarihinde EPDK’nın kararıyla benzine etil alkol karıştırılması zorunluluğunun askıya alınmasıyla kolonya ve dezenfektan üretiminde arz güvenliğinin önemli ölçüde sağlandığı ifade edildi.

FİRMALAR FİYAT ARTIRMAMAYI TAAHHÜT ETTİ

Kolonya üreticilerinden Deva Holding (Boğaziçi Kolonyaları), Eczacıbaşı (Selin Kolonyaları), Eyüp Sabri Tuncer, Evyap (Duru Kolonyaları), Eser, Marmara Kolonyaları-Senso Kozmetik, Pereja, Rebul firmalarının salgın öncesi dönemde uyguladıkları fabrika ve ulusal zincir perakende satış fiyatlarını artırmayacaklarını taahhüt ettiklerine işaret edilen açıklamada, diğer kolonya ve dezenfektan üreticilerinden de aynı duyarlılık ve dayanışmanın beklendiği kaydedildi.

 

DSÖ duyurdu: Koronaya karşı 20 aşı geliştirildi

BOLD ÖZEL

Kocasını hapiste kaybeden Ayşe Dilber: “Bana ve eşime 4 yıl virüs muamelesi yaptılar”

Cezaevinde ölüme sürüklenen Cemil Dilber’in vefatının üzerinden bir yıl geçti. Acılı eşi, bir yıl sonra konuşmaya karar verdi, BOLD’a anlattı..

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019’da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. 6 ayrı ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, “Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum.” diyor.

KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI

11 Mart 2019’da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında “Arkama bir ağrı girdi” dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse geri gönderildi.

Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip “Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor.” dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar “Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz.” diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.

HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRUTTULAR

O akşam Cemil Dilber’in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.

4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILAR

Dilber, görüş izni için savcıya gitti, “fetö ise kimse gelmesin” diyen savcının kapısından eli boş döndü.

“Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.” diye haykırıyor acılı eş.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016’da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesi’ndeydi.

AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİ

Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber’i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber’e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi, bir dizi engel çıkartılarak. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.

“BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK”

Ayşe Dilber: “Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı.” diyor.

Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber’in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Eşimi göstermediler, tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi!

Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019'da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. Günde 5-6 tane ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, "Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum." diyor. 11 Mart 2019'da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında "Arkama bir ağrı girdi" dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bi gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse gönderildi.Ertesi gün tekrar fenalaştı. Acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar "Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz" diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden kantin yasağı verilecekti. O akşam Cemil Dilber'in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi. Dilber, görüş izin için savcıya gitti, "fetö ise kimse gelmesin" diyen savcı beyin kapısından eli boş döndü. "Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti." diye haykırıyor acılı eş. Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber'i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün hastanede kalan Cemil Dilber'e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi. O da zorluklarla, binbir uğraşla. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi. Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıldır içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber'in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yıl içinde birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Gepostet von Bold Medya am Montag, 30. März 2020

Uşaklı Cemil Dilber ve Ayşe Dilber çiftinin 17 yıl sonra dünyaya gelen Azra Nur (12) adında bir kızları bulunuyor. Dilber, anne-kız, uzun süre eşinin ceketine sarılıp uyuduklarını söylüyor.

Ayşe Dilber, eşinin eşyalarını mahkeme kararıyla cezaevinden aldı. Gelen poşetin içinden artık iyice beyazlaşmış bir iki parça kıyafet, iğne-iplik ve Kuran-ı Kerim çıktı.

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Okumaya devam et

Gündem

Anadolu Üniversitesi rektörünün İzmirlilere nefret kusan annesi özür diledi

Anadolu Üniversitesi Rektörü Ertan Çomaklı’nın annesi Zekiye Çomaklı, İzmirliler hakkında yaptığı nefret suçu içeren hakaret dolu paylaşımı kaldırarak özür diledi.

BOLD – Anadolu Üniversitesi Rektörü Ertan Çomaklı’nın annesi ve aynı zamanda da Erzurum Girişimci Kadınlar Dernek Başkanı Zekiye Çomaklı, İzmirliler hakkında yaptığı nefret suçu içeren hakaret dolu videolu paylaşımı tepkiler üzerine kaldırarak özür diledi.

GAVUR İZMİR

Zekiye Çomaklı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla dünyaca ünlü isimlerin ve liderlerin koronavirüs salgını sürecinde İslam ile daha alakadar olduğunu ileri sürerek İzmirlileri hedef göstermişti. İzmir halkı için ‘Gavur’ ifadesi kullanan Çomaklı, ‘Dedelerinizi denize döktük diye T.C’ye bu kadar düşmanlık niye?’ diyerek hakaret etmişti.

İYİ PARTİLİ VEKİL SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU

Erzurum Atatürk Üniversitesi Rektörünün de yakın akrabası olan Zekiye Çomaklı’ya sözlerinden dolayı tepki yağdı. İzmir İYİ Parti Milletvekili Müsavat Dervişoğlu da sosyal medya hesabından Çomaklı’nın paylaşımına tepki gösterdi. Dervişoğlu, “Bir İzmir Milletvekili olarak buradan suç duyurusunda bulunuyor ve savcıları göreve çağırıyorum. Gerekli resmi müracaat ilgili makamlara ulaştırılacaktır. Başta İzmir’de yaşayan Erzurumlu hemşehrilerim olmak üzere tüm İzmirlileri bu kadın hakkında işlem yapmaya davet ediyorum” paylaşımında bulunmuştu.

MAKSADINI AŞTI

Çomaklı gelen tepkiler üzerine geri adım attı. İzmirlilere hakaret ve küfürler savuran Zekiye Çomaklı, “Vatanperver ve dini değerlere saygılı İzmirli vatandaşlarımızı asla kastetmedim. Sözlerim maksadını aşmıştır. Vatanperver İzmirlilerden özür diliyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik paket yerine “bağış kampanyası” başlattı: Zekât kabul edilir!

 

Okumaya devam et

Gündem

İstanbul Tabip Odası: 2 binden fazla hasta var, 100’den fazla sağlık çalışanı enfekte oldu

İstanbul Tabip Odası, İstanbul’daki koronavirüs salgınına ilişkin hazırladığı raporu yayınladı. Rapora göre, şehirde 2 binden fazla hastanın ve 100’den fazla da sağlık çalışanın enfekte olduğu vurgulandı.

BOLD-Yeni tip Koronavirüs (Covid-19) hasta sayısına dair elindeki verileri paylaşan İstanbul Tabip Odası (İTO), “Pandemi bu hızla devam ederse önümüzdeki günlerde/haftalarda İstanbul’daki kamu hastanelerinde ciddi yatak sıkıntısı yaşanabileceği görülmektedir” uyarısı yaptı.

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu tarafından hazırlanan rapor şöyle:

“Öncelikle; yapılan açıklamalarda PCR testi pozitif çıkan ‘vaka’ların esas alındığı; hastanelerde yatan ya da ayaktan takip edilen “şüpheli/olası vaka” sayıları yer almadığı için gerçek tabloyu göstermekte çok eksik kaldığını ve bütün ısrarlarımıza rağmen Sağlık Bakanlığı toplam vakaların bölgelere, illere göre dağılımını açıklamadığı için diğer illerde olduğu gibi İstanbul’daki sayıları da bilemediğimizi ifade etmek isteriz.

İstanbul Tabip Odası (İTO) olarak meslektaşlarımızdan topladığımız bilgilerle tabloyu görmeye çalışıyoruz.

Bu açıklamamızda bu bilgiler doğrultusunda İstanbul’daki kamu hastaneleri (kamu üniversiteleri tıp fakülteleri ve Sağlık Bakanlığı hastaneleri) ele alınmış olup İstanbul’daki özel hastaneler ve birinci basamak sağlık kurumlarına dair edindiğimiz bilgilere takip eden açıklamalarımızda yer verilecektir.

Bu çerçevede İstanbul’daki kamu hastaneleriyle ilgili son iki haftalık süreçte derlediğimiz bilgiler ve gözlemlerimize dair öne çıkan tespitler:

2 BİN ÜZERİNDE HASTA

1- 30 Mart 2020 günü itibarı ile İstanbul’daki kamu hastanelerinde kesin ya da şüpheli/olası Covid-19 tanısıyla yatırılarak izlenen/tedavi edilen hasta sayısı 2 binin üzerindedir.

2- 30 Mart 2020 günü itibarı ile İstanbul’daki kamu hastanelerinde kesin ya da şüpheli/olası Covid-19 tanısıyla yoğun bakım ünitelerine yatırılan vaka sayısı 2 yüzün üzerindedir.

3- Pandemi bu hızla devam ederse önümüzdeki günlerde/haftalarda İstanbul’daki kamu hastanelerinde ciddi yatak sıkıntısı yaşanabileceği görülmektedir.

4- Covid-19 hastalığının ilk ortaya çıkışından hastaların görülmeye başlamasına kadar geçen iki buçuk aylık süreçte İstanbul’daki kamu hastanelerinde ciddi bir hazırlık çalışması yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle hastaneler Covid-19 pandemisi sürecine büyük ölçüde hazırlıksız yakalanmıştır.

5- Hastanelerde görülen ve halen devam etmekte olan maske, önlük, eldiven, gözlük, vb kişisel koruyucu malzeme eksikliği bu hazırlıksızlık durumunu açık olarak göstermektedir.

ORGANİZASYON EKSİKLİĞİ

6- Ancak “malzeme eksikliği” durumu tablonun sadece görünen yüzüdür; asıl problem organizasyon eksikliğidir.

7- Bu hazırlıksızlık ve Türkiye’de Covid-19 vakalarının tespitindeki gecikme, bu salgında en öncelikli risk grubunda yer alan hekimler, sağlık çalışanlarının enfekte olmasına yol açmış, bazı hastanelerde Covid-19’lu hastalarla temaslı hekimlerin bu süreçte de 24 saatlik nöbetler şeklinde çalıştırılması karşılaştıkları virüs yükünün artmasına yol açmış, neticede İstanbul’daki kamu hastanelerinde bugüne kadar enfekte olan hekim, sağlık çalışanı sayısı yüzü geçmiştir.

8- Durum böyle olmasına karşın Covid-19 hastasıyla korunmasız olarak temas eden, semptom gösteren hekimlere, sağlık çalışanlarına yapılması gereken testlerde ciddi eksiklikler yaşanmaktadır.

9- İstanbul’daki kamu hastanelerinin çoğunda pandemi planları tam olarak uygulan(a)mamakta, başta klinik dışı branşlardan görevlendirilenler olmak üzere hekimlere, sağlık çalışanlarına pandemi önlemleri çerçevesinde yeterli eğitim verilmemiştir.

10- Gerek hastalar gerekse Covid-19 hastalarıyla korunmasız olarak temas eden yüksek riskli sağlık çalışanları için önerilen hidroksiklorokinin temininde hastanelerde ciddi zorluklar yaşanmaktadır.

11- Covid-19 hastalarının karşılanması/muayenesi/yatışı/tedavisi için gerekli algoritma hala İstanbul’daki kamu hastanelerinin tümünde uygulan(a)mamaktadır.

ŞÜPHELİ HASTALARLA DİĞER HASTALAR AYRI YERLERE YATIRLIMIYOR

12- Hastanelerin birçoğunda Covid-19 şüpheli hastalarla diğer hastaların temasını önleyecek triyaj sistemi ve kesin ya da şüpheli/olası Covid-19 tanılı hastaların diğer hastalardan ayrı servislerde yatırılması hala hastanelerin tümünde uygulan(a)mamaktadır.

13- MHRS sistemi eskisi gibi çalışmakta, yapılan çağrılara ve hasta sayılarında düşüşe rağmen birçok hastaneye ertelenebilir sağlık hizmeti talebiyle müracaatlar devam etmektedir.

14- Öte yandan, bu süreçte hastanelerde tıbbi hizmet gereksinimi devam eden hastalarla ilgili gerekli düzenlemelerin yapılmaması da ciddi problemler yaratmaktadır.

15- Hastalardan istenen PCR test sonuçları hastayı takip eden hekime çok geç ulaşmakta, çoğu kez hekimler yazılı olarak bildirilmeyen sonuçlara ancak telefonla ulaşabilmekte, bu durum tedavilerde ciddi aksaklıklara yol açmaktadır.

BAZI HASTALAR RESMİ AÇIKLAMALARDA YOK

16- PCR testlerinin gecikmesi ve yalancı negatifliğinin yüksek olması nedeniyle birçok hasta için özellikle akciğer BT sonucuna göre Covid-19 tedavisi başlanmakta, ancak bu hastalar resmi açıklamada yer almamaktadır.

17- “Hızlı Koronavirüs testi” konusunda toplumda yaratılan yanlış beklenti özellikle bazı hastanelere gereksiz başvurulara neden olmuştur.

ÖNLEMLER

30 Mart 2020 günü itibarı ile İstanbul’daki kamu hastanelerinde Covid-19 pandemisiyle mücadelede büyük bir kaos yaşanmaktadır ve bu kaostan hızla çıkılabilmesi için aşağıdaki önlemlerin hızla hayata geçirilmesi gerekmektedir:

1- Pandemiye karşı mücadele için öncelikle hekimlerin, sağlık çalışanlarının sağlığı korunmalıdır.

2- İstanbul’daki kamu hastanelerinde hekimlerin, sağlık çalışanlarının kişisel koruyucu ekipman ihtiyacı hızla giderilmeli, ihtiyaç duyulan her türlü ekipman bütün kamu hastanelerinde düzenli ve yeterli miktarda sağlanmalıdır.

3- Covid-19 hastasıyla korunmasız olarak temas eden, semptom gösteren bütün hekimlere, sağlık çalışanlarına gerekli testler yapılmalı, testleri pozitif çıkanların karantina süresi boyunca çalışmamaları sağlanmalıdır.

4- Sağlık kurumlarında yaygın olarak Koronavirüsle karşılaşan hekimlerin, sağlık çalışanlarının bu enfeksiyonu evlerine, ailelerine taşımaması için, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere yerel yönetimler ve diğer kamu kurumlarıyla yakın işbirliği yapılarak sağlık kurumlarına yakın yerlerde konaklama imkanı sağlanmalıdır. Bu konaklama yerleri mümkün olduğunca hastaneye yürüme mesafesinde olmalı, değilse de çalışanların özel araçlarla taşınması sağlanmalıdır.

5- Bu dönemde İstanbul’daki kamu hastanelerinde çalışan hekimlerin, sağlık çalışanlarının ve hastaların sağlıklı ve yeterli beslenmesi başta olmak üzere her türlü ihtiyaçlarının giderilmesi için gerekli önlemler hızla alınmalıdır.

6- İstanbul’daki kamu hastanelerinde önümüzdeki günlerde, haftalarda daha da artacak olan yatak ihtiyacı göz önünde bulundurulmalı, bir an önce yatak sayısını arttırmak için gerekli çalışmalara başlanmalıdır. (Başakşehir’deki yapımı tamamlanmakta olan “Şehir Hastanesi”, Kamu-Özel Ortaklığı Modelinden vazgeçilerek bu amaçla bir an önce hizmete açılmalıdır.)

7- İstanbul’daki bütün kamu hastaneleri hızla pandemi planlarını eksiksiz olarak uygulamalı ve bütün çalışanlara gerekli eğitim verilmeli, ilgili branşlar dışından görevlendirilen hekimlerin eğitimine özellikle önem gösterilmeli, bu eğitimler düzenli aralıklarla tekrarlanmalıdır.

8- Bütün hastanelerde hızla etkin triyaj sistemi kurulmalı, Covid-19 şüpheli hastaların diğer hastalarla aynı ortamda bulunmaları ve temasları önlenmelidir.

9- Bu süreçte diğer hastaların akut, kronik hastalıkları için sağlık hizmeti talebi göz ardı edilmemeli, bu amaçla pandemi dışın hastaneler belirlenmeli, kalp damar cerrahisi, kadın doğum, psikiyatri gibi özel dal hastaneleri bu çerçevede değerlendirilmelidir.

10- Hastaların ve hekimlerin, sağlık çalışanlarının gerekli mesafeyi koruyabilmesini de sağlamak için hasta randevuları 20 dakikada bir hasta olacak şekilde düzenlenmelidir.

11- Covid-19’lu hastalarla çalışan hekimlerin, sağlık çalışanlarının nöbetler de dahil olmak üzere günlük çalışma süreleri 12 saati geçmemelidir.

12- İl Sağlık Müdürlüğü İstanbul’daki kamu hastanelerinin her türlü ihtiyacını hızla karşılayabilmek için başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere yerel yönetimler ve diğer kamu kurumlarıyla sıkı işbirliği içinde olmalıdır.

13- İçinde tabip odaları, sağlık meslek örgütleri ve sendikaların olmadığı “İl Pandemi Kurulu” bilimsel olarak anlamsız, pratik olarak hükümsüzdür. Covid-19 pandemisiyle boğuştuğumuz bugünlerde bütün siyasi yöneticiler ideolojik-politik ön yargılarını bir kenara bırakmalı; “görüntüyü kurtaran” değil, gerçekten durumu ve ihtiyaçları saptayıp süreci yönetebilecek bir “İl Pandemi Kurulu” oluşturulmalıdır.

Sonuç olarak; Sağlık Bakanlığı’nın Covid-19’un Çin’de ortaya çıkmasından itibaren her türlü tedbirin hızla alındığını açıklamasına rağmen yoğun olarak iki haftadır Covid-19 hastalığıyla mücadele eden İstanbul’daki kamu hastanelerinin durumu bu açıklamalarla örtüşmemektedir.

Gerek hastalarımızın gerekse hekimlerimizin, sağlık çalışanlarının sağlığı için pandemiyle mücadele süreci “her halûkarda siyasi başarı hikâyesi yazmak” perspektifinden uzak olarak ele alınmalı; yukarıda saydığımız öneriler konunun önemine yakışır ciddiyet ve samimiyetle değerlendirilerek hayata geçirilmelidir.

Okumaya devam et

Popular