Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Artık dayanamıyorum anne!

Yoğun bakım çalışanı Pervin Kaçar, intihar eğiliminde olan tutuklu kızı Yasemin Aladağ’ın yaşadığı acıları gözyaşları içinde anlattı…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cezaevinde intihar eğiliminde olan birçok kadın bulunuyor. Özellikle çocuklarından, ailelerinden hukuksuz bir şekilde ayrılan annelerin hapiste psikolojisi bozuldu. 10 aydır Kütahya Cezaevinde tutuklu olan Yasemin Aladağ, son görüşte annesi Pervin Kaçar’a “Beynimin bir tarafında hep bir ses var. At kendini aşağı, at kendini aşağı, öl kurtul, artık dayanamıyorum anne” dedi.

Bursa’da özel bir hastanenin yoğun bakım servisinde hasta bakıcı olarak görev yapan Pervin Kaçar, kızı ve damadı tutuklanınca işi gücü bırakmak zorunda kalmış bir sağlık emekçisi. 27 aydır Torunu Yavuz Mahir’e (3) bakıyor. Hapisteki kızına ve damadına yetişmeye çalışıyor.

Anne, kız, torun, bütün aile psikolojik destek alıyorlar. Göründüğü psikiyatr Yasemin Aladağ’ın ilacının dozunu artırmış. Oğlu Yavuz Mahir’in sağlığı da annesinden farklı değil. Annesinden ayrıldığı ilk günlerde konuşmayı bırakan ve kimsenin kendisine dokunmasını istemeyen Yavuz Mahir, her gün anne babasının fotoğrafını eline alıp öpüyor. Görüşlerde ise halini görenler gözyaşlarını tutamıyor.

Tek çocuk sahibi olan Pervin Kaçar (47), son görüşte yaşadıklarını gözyaşlarıyla Bold Medya’ya anlattı:

Pervin Kaçar, Yasemin Aladağ, babası ve eşi Kadir Aladağ ile birlikte Kütahya Cezaevinde bir görüş gününde. Pervin Kaçar, son görüşte korona salgını nedeniyle ateşlerinin ölçüldüğünü söyledi, gardiyanların da maske taktığını belirtti.

DEMİR KAPILARA VURUYOR

“Yeni evlenmişlerdi. Yavuz Mahir dünyaya geldi. 15 aylıkken baba alındı. Düşünün evlilikleri ne kadar sürdü. Görüşe gittiğimizde bir koğuş var. Orada toplanıyoruz. Anneyi babayı bekliyoruz. Orası da basık bir yer. Cam yok. Çocuk orayı hiç istemiyor. Demir kapılara vuruyor, kendini yerlere atıyor. Buraya girmeyeceğim diye ağlıyor. Üst kata gidelim diyor.

Önce annesini getirdiler. Onu görür görmez sustu, göğsüne sindi. Anne anne diye ağlarken uyuyakaldı. Bizim arkamızdaki insanlar Yavuz Mahir’in o halini görüp çok ağladılar. Yaşlı amcalar ağladı. Sonra babası geldi. Babasını, Yavuz Mahir 15 aylıkken aldılar. Annesini 2,5 yaşındayken. Aklı eriyordu. Anne alınmadan konuşmalara başlamıştı.

O GÜNDEN BERİ YAŞAMIYORUM, BENİ ÖLDÜRDÜLER

Kızımı içeri aldıkları günden itibaren ben yaşıyor muyum, hayır (ağlıyor). Beni öldürdüler. Benim tek çocuğum vardı biliyor musunuz, başka yok. Çok özür dilerim. Sonra Yavuz Mahir konuşmamaya başladı. Kimseyi kendine dokundurmadı. Biri dokunsa feryat figan ediyordu. O 3,5 ayı size anlatamam. Bu çocukların ne günahı var. Hayatımı zindana çevirdiler. Hem maddi hem manevi yönden yıktılar. Dosyasını görseniz elle avuçla tutulur hiçbir şey yok. Bu vebali nasıl ödeyecekler bilmiyorum.

ANNESİNİN ÖPMEDİĞİ YERİ KALMADI

Bir önceki ay açık görüşe gittiğimizde annesinin öpmediğimiz yeri kalmadı. Düşünebiliyor musunuz? Anne baba var, hayattalar ama çocuklar yetim ve öksüz muamelesine maruz kaldılar. Sinekten, tavuktan korkan kızımı terörist yaptılar. Önce eşini tutukladılar. İşimi gücümü bıraktım. 17 ay onunla yaşadım. Bursa’da özel bir hastanede yoğun bakımda hasta bakıcı olarak çalışıyordum.

KAPIDA 7 POLİS BEKLİYORDU

Onlar karı-koca Kütahya’da okudular üniversiteyi. Orada evlendiler. Eşi girdikten 17 ay sonra kızım gözaltına alındı. Çarşıya gitmiştik o gün. Faturalar vardı, yatıralım diye. O gün öyle durgundu ki… Eşimin nefesini ensemde hissettim anne, dedi. Yüreğimden bir şeyler koptu dedi. O kadar değişik bir ruh hali. Eve geldik. Apartmana girdik. Asansöre bastık, kapının önünde 7 polis bizi bekliyor. Öyle kaldım kitlendim. Kızımla yüz yüze bakıştık, o gün geldi herhalde dedik.

“OĞLUMU ÖPERSEM, ONDAN AYRILAMAM”

Onun kapıdan çıkışını unutamam. Yasemin, Yavuz Mahir’in öpecek misin dedim. Öpersem anne dayanamam, sakın bana yaklaştırma dedi. Gidiş o gidiş. 10 ay oldu. Nisanda 29 yaşına girecek kızım. Torunum bana düşkün bir çocuktu, annesini görünce beni itiyor artık. Ne yaparsam yapayım annesinin yerini dolduramıyorum.

PSİKİYATRİSTE GİDİYOR, İLAÇ KULLANIYOR

Aklım gece gündüz hep çocuğumla. Yedi mi, içti mi, şu an orada ne yapıyor. Psikiyatriste gidiyor. İlaç kullanıyor. Doktor dozunu atırdı. Dünkü görüşte nasıl oldun diye sordum. ‘Beynimin bir tarafında hep bir ses var. At kendini aşağı, at kendini aşağı, öl kurtul, diyor. Bunu yapmayacağım belki ama bir ses hep beni teşvik ediyor’ dedi. Doktor bunlar çok normal, hayatın alt üst olmuş demiş.

Kızım çok sessiz sakindir. Kendi kabuğuna çekilir, derdini anlatmayan bir yapıya sahip. Herkesin içinde oturup ağlamaz. Sıkıntılı bir dönemde de ağlamaz. Böyle bir şey yapar mı bilmiyorum, o anki ruh hali nasıl olur, nasıl davranır… Korkuları, kaygılar var. Yavuz Mahir bir daha bana anne diyecek mi diye düşünüyor, üzülüyor.

‘Gözaltında kaldığım gece isim vereceksin diye beni öyle bir mengeneye aldılar ki, o günü asla unutmam’ dedi. O günden beri ilaç kullanıyor. Hakim de isim ver demiş. Kızım ben kimseye iftira atamam, kimsenin gözyaşları üzerine mutluluğumu kuramam anne, ben terörist değilim, dedi. Hakim firarisin demiş. Oysa evdeydik, çocuğu doktora bile götürüyordu.

KOĞUŞTA OĞLUNUN BİBERONUNU KOKLUYOR

Mahir’i de psikoloğa götürdüm. Doktor çocuğun hayatı allak bullak olmuş, dedi. Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı da şaşırdım. Görüşlerde anneyi gördükten sonra yemek yememeye başladı. 3 yaşından sonra farklı etkileri ortaya çıkıyor yaşadığı travmanın. O da öfkesini, kırgınlığını, kızgınlığını o şekilde ifade ediyor.

Oğlunu bir iki gün yanına aldı. Demir kapıların gürültüsünden korkuyor, durmuyor. O yüzden geri aldım. Ama bu sefer Yasemin çok zorlanıyor, dayanamıyor. Orada oğlunun biberonunu koklayıp duruyor. İyi bir evliliği vardı kızımın. Öyle bir ortamdan çıkıp bu sıkıntıları yaşadılar.

ONU OKUTMAK İÇİN 7/24 NÖBET TUTTUM

Yavuz Mahir ilk günlerde her yerde annesini aradı. Bu sabah resimlerine bakıyor, sonra onları öpüyor. Benim de canım yanıyor. Yaşadığımız şey basit değil. Kolumu kanadımı kırdılar. Ben onu ne zorluklarla okuttum. Çok başarılı bir çocuktu. Hastanede 7/24 nöbet yaptım, ona harçlık göndereyim diye. Yatak yüzü görmedim. Ayakları üstünde dursun, okusun dedim. Ziyan etmedim ben onu ama ziyan ettiler çocuğumu.”

Yavuz Mahir, her sabah olduğu gibi bu sabah da anne babasının fotoğrafını eline alıp öpüyor.

ANNE-BABA AYNI CEZAEVİNDE

Özel bir yurtta idarecilik yaptıkları için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Yasemin – Kadir Aladağ çiftinin dosyaları Yargıtay tarafından onaylandı. Kütahya 3. Ağır Ceza Mahkemesi anneye 7 yıl 6 ay, babaya 8 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Dumlupınar Üniversitesi Kamu Yönetiminden mezun olan Yasemin Aladağ, cezaevinde Açıköğretim’de Sosyoloji, eşi ise Gastroloji okuyor. En son sınavda karı-koca ilk 10’a girdiler.

Yasemin-Kadir Aladağ çifti, Kütahya Cezaevinde tutuklu.

Yavuz Mahir annesiyle birlikte, tutuklanmadan önce.

Dört tıp öğrencisi iki aydır Elazığ’da tutuklu: Terörist damgası vurdular

BOLD ÖZEL

“Bana ve eşime 4 yıl boyunca virüs muamelesi yaptılar”

Cezaevinde ölüme sürüklenen Cemil Dilber’in vefatının üzerinden bir yıl geçti. Acılı eşi, bir yıl sonra konuşmaya karar verdi. Yaşadıklarını BOLD’a anlattı..

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019’da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. 6 ayrı ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, “Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum.” diyor.

KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI

11 Mart 2019’da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında “Arkama bir ağrı girdi” dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse geri gönderildi.

Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip “Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor.” dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar “Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz.” diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.

HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRUTTULAR

O akşam Cemil Dilber’in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.

4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILAR

Dilber, görüş izni için savcıya gitti, “fetö ise kimse gelmesin” diyen savcının kapısından eli boş döndü.

“Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.” diye haykırıyor acılı eş.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016’da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesi’ndeydi.

AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİ

Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber’i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber’e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi, bir dizi engel çıkartılarak. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.

“BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK”

Ayşe Dilber: “Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı.” diyor.

Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber’in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Eşimi göstermediler, tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi!

Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019'da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. Günde 5-6 tane ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, "Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum." diyor. 11 Mart 2019'da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında "Arkama bir ağrı girdi" dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bi gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse gönderildi.Ertesi gün tekrar fenalaştı. Acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar "Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz" diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden kantin yasağı verilecekti. O akşam Cemil Dilber'in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi. Dilber, görüş izin için savcıya gitti, "fetö ise kimse gelmesin" diyen savcı beyin kapısından eli boş döndü. "Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti." diye haykırıyor acılı eş. Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber'i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün hastanede kalan Cemil Dilber'e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi. O da zorluklarla, binbir uğraşla. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi. Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıldır içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber'in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yıl içinde birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Gepostet von Bold Medya am Montag, 30. März 2020

Uşaklı Cemil Dilber ve Ayşe Dilber çiftinin 17 yıl sonra dünyaya gelen Azra Nur (12) adında bir kızları bulunuyor. Dilber, anne-kız, uzun süre eşinin ceketine sarılıp uyuduklarını söylüyor.

Ayşe Dilber, eşinin eşyalarını mahkeme kararıyla cezaevinden aldı. Gelen poşetin içinden artık iyice beyazlaşmış bir iki parça kıyafet, iğne-iplik ve Kuran-ı Kerim çıktı.

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Hülya öğretmen kanserken gözaltına alındı, eşi tutuklandı, biri ağır otizmli iki oğluyla başbaşa kaldı. Saldırganlaşan oğluyla yaşadıklarını anlattığı video yürek parçalayıcı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Otizmli Hamza Tarık Durmuş’un (15) dramını geçtiğimiz günlerde HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurmuştu. Babası 8 aydır tutuklu, annesi ise 4. evre lenf kanserini atlatmış bir kadındı.

Yamanlar Kolejinde Biyoloji öğretmenliği yapan anne Hülya Durmuş (39), bu kez bir video çekerek çocuğunun durumunu kendisi anlattı.

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Hülya öğretmen kanserken gözaltına alındı, eşi tutuklandı, biri ağır otizmli iki oğluyla başbaşa kaldı. Saldırganlaşan oğluyla yaşadıklarını anlattığı video yürek parçalayıcı.

Gepostet von Bold Medya am Montag, 30. März 2020

 

15 ve 4,5 yaşında iki oğlunun olduğunu söyleyen Hülya Durmuş, “Büyük oğlum yüzde 98 otizmli. Ağır engelli. Aynı zamanda zihinsel engelli. Küçük oğlum Burak çok şükür sağlıklı. Eşim ve ben KHK ile kapatılan kurumlarda öğretmen olarak çalışıyorduk. 15 Temmuz’dan sonra ikimiz de işsiz kaldık. Çok zor günler geçirmeye başladık.” cümleleriyle sözlerine başlıyor.

Yaşadıkları sıkıntıların etkisiyle Ocak 2018’de lenf kanserine yakalanan Hülya Durmuş, 10 ay boyunca yoğun kemoterapi tedavi gördü. Kanser 4. evresindeydi. Agresif bir türdü ve bütün vücuduna yayılmıştı. Ama atlattı.

Hülya Durmuş, 10 ay boyunca tedavi gördükten sonra lenf kanserini atlattı. Oğlu ile geçirdiği zor günler nedeniyle hastalığının yeniden nüksetmesinden korkuyor.

YAMANLAR KOLEJİNDE ÇALIŞTIĞIM İÇİN GÖZALTINA ALINDIM

Bu süreçte eşinin çeşitli işlerde çalışarak hem geçimlerini sağladığını hem de oğluna ve kendisine baktığını belirten Durmuş, “Tam tedavim bitti, iyileştim derken 23 Ekim 2018’de Yamanlar Kolejinde öğretmen olduğum için gözaltına alındım.” dedi.

Durmuş, 4. evre kanser hastası olduğu için tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldı. Fakat hakkında açılan dava bitmeden bu kez eşi İbrahim Durmuş 24 Temmuz 2019’da gözaltına alındı. Gaziemir Körfez Dershanesi Şube Müdürü olarak görev yapan baba Durmuş, 8 aydır İzmir Buca Cezaevinde tutuklu. İkinci mahkemede 7 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

BABASI GİDİNCE DAHA ÇOK KIRIP DÖKMEYE BAŞLADI

Eşinin tutuklanmasıyla birlikte engelli oğlu için hayatın daha da zorlaştığını belirten Dumuş, “Çünkü babasına çok düşkündü. Evde ne var, ne yok kırıp dökmeye başladı. Kendine ve bana zarar vermeye başladı. Babası her zaman onu yürüyüşe götürüyordu, bisiklet sürdürüyordu, paten kaydırıyordu. Babasının gitmesiyle birlikte tüm beden temizliği, sakal tıraşından, özbakım becerilerine kadar bütün yük benim üzerime bindi. Ben de rahatsız olduğum için çocuğumla tastamam ilgilenemedim.” ifadelerini kullandı.

REHABİLİTASYON MERKEZLERİ KABUL ETMEDİ

Rehabilitasyon merkezlerine başvurduğunu ama oğlunun kabul edilmediğini anlatan Durmuş, “Çok ağır olduğu için almak istemediler. Tarık öyle bir hala geldi ki, kakasını eline alıp yüzüne, gözüne, ağzına sürmeye başladı.” diye konuştu.

ÇOK ÇARESİZİM, LÜTFEN EŞİMİ BIRAKIN!

Hülya Durmuş, küçük oğlunun bu durumdam çok olumsuz etkilendiğini, abisiyle asla bir odada baş başa kalamadığını söyleyerek ekledi: “Çok korkuyor abisinden. Çünkü Tarık’ın çok şiddetli krizleri oluyor. Vuruyor, kırıyor. Çok çaresizim, bitmiş bir durumdayım. Eşim cezaevinden bir an önce çıksın yanımıza gelsin istiyorum. Korona salgınıyla birlikte ben de risk grubundayım. Eşim sağlıkla yanımıza gelsin, bizi sağlıklı bir şekilde bulsun. Lütfen sesimi duyun, derdime çare olun, eşimi bırakın!”

OĞLUMUZU KAPLICAYA GÖTÜRMEK SUÇ SAYILDI

Telefonla görüştüğümüz Hülya Durmuş, eşinin hakkındak suçlamalarla ilgili ise şöyle devam etti:

“Tarık babasıyla her gün denizdeydi. Kışın da kaplıcalardaydık. O bile suç oldu. Manisa Salihli’de Kurşunlu kaplıcaları var. Her kış oraya gidiyorduk, Tarık havuzda suyu çok seviyor. O gün kaldığımızda başka birileri daha kalmış, çakışmış, niye onlarla aynı gece oradaydın! Biz çocuk için oradayız, bunu anlatamadık. Babası gittikten sonra Tarık denizde teyzesini boğmaya kalktı. Deniz bile artık onu sakinleştirmiyor.

8 KERE TELEFON, 2 KEZ TELEVİZYONU KIRDI

Annem, kızkardeşim ben bir Tarık’a bakamaz hale geldik. Bu halimle bile her gün iki saat Tarık’a yürüyüş yaptırıyorum. Ağzında maskeyle. Evde durmuyor. Evde kalınca kapıların camlarını kırıyor. 8 kere telefonu, 2 kere televizyonu kırdı. Kontrol edemez hale geldim. Sürekli takipteyim. Onu da istemiyor. Bize de vuruyor, eti koparırıcasına ısırıyor. Ama babasıyla aşırı duygusal bir bağları vardı.

AÇIK GÖRÜŞTE YERDE YUVARLANIYORLAR

Açık görüşe götürdüğümde hiç sorun yapmıyor, orada yerde yuvarlanıyorlar. Babasıyal güreşiyorlar. Biz kenara çekilip onları izliyoruz. Çocuk mutsuz, aşırı derecede mutsuz. Baba olmadığı için mutsuz ve depresyonda.”

Baba tutuklu, anne kanser hastası… Otizmli Hamza’nın dramı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde ihmalle ölüme sürüklenen Nesrin Gençosman’ın ablasından çağrı

Tedavisi geciktirildiği için cezaevinde zatürreden hayatını kaybeden öğretmen Nesrin Gençosman’ın ablası Adalet Bakanı’na seslendi: Aileme yaşatılan acılar, başka aileleri yakmasın!

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cezaeevinde ihmal sonucu hayatını kaybeden Kuran Kursu öğretmeni Nesrin Gençosman’ın ablası Zeynep Gençosman, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e çağrıda bulundu.

İNSANLIK ADINA SİZE SESLENİYORUM

“İnsanlık vazifem adına…” başlıklı bir mail yazıp Gül’e gönderen Gençosman, “O sıkıntılı sürecin bizzat şahidi olarak sesleniyorum: Aileme yaşatılan acılar, başka aileleri yakmasın. Yaşatılan ihmalller geri dönüşü mümkün olmayan hatalar yaşatmasın istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu aileleri tek başına dertleriyle bırakamaz, kendi vatandaşını ölüme terk edemez, etmez.” dedi.

Nesrin Gençosman hayatını kaybettiğinde 30 yaşındaydı.

KORONA SEMPTOLARININ AYNISI VARDI

Kardeşinin 11 Temmuz 2018’de tutuklanıp Ordu Cezaevi İnfaz Kurumuna gönderildiğini, o dönem adı konulmamış fakat COVİD-19 virüsünün oluşturduğu semptomların aynısını gösterdiğini ifade eden Gençosman, “Hastalığı ilerlemiş olmasına rağmen, cezaevi yetkilileri hastaneye sevk etmediği ve 5 gün sonra rahatsızlığının zatürreye dönüşmesi sonucu, entüübe halinde reanimasyon yoğun bakım servisine acilen kaldırılan ve 8 gün sonra yaşamını yitiren Nesrin Gençosman’ın ablası ve o sıkıntılı sürecin bizzat şahidi olarak sesleniyorum” ifadelerini kullandı.

YAŞAM HAKLARI ELİNDEN ALINMASIN

Zeynep Gençosman, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarının ellerinden alınmasının yasal ve doğru olmadığını da sözlerine ekledi ve siyasi tutuklu ve hükümlülerin de ivedilikle tahliyesini takep etti.

Zeynep Gençosman bu mesajını başta Adalet Bakanı olmak üzere yetkili kurumlara gönderdiğini söyledi.

Nesrin Gençosman’ın birinci ölüm yıldönümü: Özgürlükten ölüme 41 gün

“Buraya hapsedildim! Kendimi bitmiş, mahvolmuş hissediyorum. Ailem darmadağın oldu”

Okumaya devam et

Popular