Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Tutuklu gazeteci Özcan Keser’den mektup: Yalnızım, yalnız bırakıldım

45 aydır tutuklu olan gazeteci Özcan Keser, cezaevinden yazdığı mektupta meslek örgütlerinin kendisini yalnız bıraktığını söyledi ve ‘trajikomik’ dediği yargı sürecini anlattı.

BOLD – 9 yıl hapis cezasına çarptırılan gazeteci Özcan Keser, kaldığı Tekirdağ Cezaevinden mektup yazarak yaşadığı hukuksuzlukları anlattı. Kardeşinin kendisine gönderdiği kira parasının bile suç olarak kabul edildiğini belirten Keser, 45 aydır cezaevinde olduğunu, yapayalnız kaldığını, meslek örgütlerinden de hiçbir destek alamadığını belirtti.

Gazeteci Özcan Keser, 2016 yılında OHAL ilan edilmesinden sonra önce KHK ile işinden atıldı daha sonra kendi ayaklarıyla ifade vermeye gitmesine rağmen “kaçma şüphesiyle” tutuklandı. 1 yıl neyle suçlandığını bile bilmeden hapis yattı. 12 ay sonra kendisi hakkında yapılan suçlamaları öğrendi. Mahkemeye bile götürülmedi. SEGBİS sistemiyle 3 duruşma sonrası 9 yıl hapis cezası verildi. 45 aydır cezaevinde, dosyası Yargıtay aşamasında. Bu kadar uzun süre kalan hapis yatan mahkumlar, üst mahkemenin kararı kesinleşinceye kadar tahliye edilirken kendisi bırakılmadı.

Özcan Keser, Tekirdağ Cezaevi

“BİR GAZETECİ OLARAK TARİHE NOT DÜŞME ADINA YAZIYORUM”

Özcan Keser, cezaevinden bir mektup yazarak hakkındaki suçlamalara cevap verdi. “Belki bu anlattıklarım hiçbir yerde yayınlanmayacak. Ben sadece bir gazeteci olarak tarihe not düşme adına yaşadıklarımı kaleme aldım.” diyen Keser, 19 yıldır sarı basın kartı taşıdığını, sadece gazetecilik yaptığını anlattı. Kardeşinin kendisine gönderdiği kira parasının bile suç kabul edildiğini söyledi.

“YALNIZ BIRAKILDIM”

“Şu anda yapayalnızım. Üyesi olduğum meslek örgütlerinden hiçbir destek görmedim. Gazeteciler gününde bir kart dahi almadım.” diyen Keser, mektubunu 6 yaşındaki kızının söylediği, “Baba yıllar oldu, ben okula başladım, okumayı öğrendim, sen hala yoksun. Ne zaman geleceksin? Ne olur gel artık, seni çok özledim…” sözleriyle bitirdi.

İşte Özcan Keser’in yazdığı 3 sayfalık mektubun tamamı;

“Ben Gazeteciyim, Terörist Değil”

Merhaba, ben Özcan KESER. Türkiye’de Gazetecilik faaliyeti nedeniyle suçlanarak, cezaevinde tutulan 126 Gazeteciden biriyim.

Medya Sektöründe 20 yıla yakın; muhabir, yapımcı ve editör olarak çalıştım. Haberlerim ve röportajlarım çeşitli gazete, TV, dergi ve internet sitelerinde yayınlandı. Mesleki başarılarımdan dolayı ödüller aldım.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Basın Yayın iletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (HABER-SEN), Parlamento Muhabirleri Derneği (PMD) üyesiyim. Ayrıca 19 yıllık Sarı Basın Kartı sahibiyim. Son olarak Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nda (TRT) muhabir olarak görev yapıyordum.

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 menfur darbe girişimi sonrası olağanüstü hal (OHAL) ilan edilmişti. Ancak darbe teşebbüsü ile hiçbir ilgisi olmadığı halde işinden edilen çok sayıda Basın Emekçisi arasında bende vardım. Daha yargılanmadan, internette yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) listeleri ile terörist ilan edildim. Basın kartım, pasaportum, kredi kartlarım iptal edildi. Hayatım alt üst oldu. Ben ve ailem adeta sivil ölüme terk edildik.

Yaşananlar sonrası hakkımda soruşturma başlatıldığını öğrenince Emniyete gittim, gözaltına alındım. Mahkeme de daha ne ile suçlandığımı öğrenemeden, “Kendim teslim olmam” gözardı edilerek “Kaçma Şüphesi” ile tutuklanarak cezaevine kondum. Yaklaşık 12 ay boyunca soruşturma dosyasında hakkımdaki iddiaları ne ben ne de avukatım öğrenemedik.

Yargılanmam sırasında birçok hukuksuzluk yaşadım. Mahkemenin 3.celsesinde duruşma salonuna dahi götürülmede, Video Konferans (SEGBİS) ile yargılanmam tamamlandı. Sadece Gazetecilik mesleğim gereği olan faaliyetlerim nedeniyle suçlanarak 9 yıl hapis ile cezalandırıldım. (karar kesinleşmemiş olup, YARGITAY ’da temyiz aşamasındadır) Hakkımda ceza verilirken dahi ayrımcılık yapıldı. Türkiye ‘de her türlü suçun sanığına uygulanan takdir indirimi bile yapılmadı. Aynı iddialar ile yargılanan onbinlerce kişi ceza alsa bile temyiz aşaması uzun sürebileceği için tahliye edildiler. Ancak bu durum bana uygulanmadı.

Bu mektubu kaleme aldığım tarihte 45 aydır özgürlüğümden yoksun bulunuyorum. Şu anda yapayalnızım. Üyesi olduğum meslek örgütlerinden hiçbir destek görmedim. Gazeteciler gününde bir kart dahi almadım. Sadece Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGC) ‘nin internet sitesinde yayınlanan “Türkiye’de Tutuklu Gazeteciler” listesinde ismim yer almaktadır. Anlayışınıza ve sabrınıza sığınarak başıma gelenleri anlatmak istiyorum. Nasıl mesleğimi kaybettim, Gazetecilik faaliyetlerim nedeniyle suçlanıp cezalandırıldım, kısacası nasıl terörist ilan edildim.

Özcan Keser, babası ve kardeşiyle birlikte bir görüş gününde.

Öncelikle yerel mahkemece mesleki faaliyetlerim nedeniyle yöneltilen ve terör örgütü üyeliğine gerekçe yapılan iddiaları ele alacağım. Çünkü “Türkiye ‘deki cezaevlerinde tutuklu gazeteci bulunmadığı” öne sürülüyor. Peki neydi hiç silahım olmadığı halde silahlı terör örgütü üyesi iddiasıyla hakkımda 9 yıl ceza verilmesine gerekçe yapılan suçlamalar;

Türkiye’de faaliyetlerine izin verilen Uluslararası ve Ulusal her türden Medya Kuruluşunun, Siyasi Partilerin, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının abonesi olduğu “Cihan Haber Ajansında 10 yıl önce çalışmış olmak” suçlaması,
Yıllar önce olduğunu tahmin ettiğim (tarih ve içeriği belirsiz) aralarında Gazeteci, Kamu görevlisi, sivil toplum örgütü temsilcileri ile haber ve röportaj amaçlı “telefon irtibatının” olduğu iddiası,
Gazeteci meslektaşıma haber içerikli “bir mesaj attığım” iddiası,
“Cihan Haber Ajansından TRT’ye atandığım” iddiası. Oysa özel sektörden Kamuya atama olamaz. Söz konusu ajanstaki işimden atıldığımı gösteren belgeleri mahkemeye sunmuştum.
Yine aynı ajansta çalışırken “Yıllarönce Bankasya’da açılmış” maaş hesabı suçlaması,
“TRT’ye başvururken bir gazeteciyi referans göstermem” iddiası. Hayatın doğal akışı içerisinde gerçekleşebilecek bir durum suçlama gerekçesi yapılmıştır.
“Apple Store ve Google Play ’dan ücretsiz ve kolayca indirildiği yetkililerce belirtilen bir mesajlaşma “programını indirdiğim” iddiası,
Bu program üzerinden mesleği Gazetecilik olan isimler ile “İrtibat Kurduğum” iddiası, (Yine içeriği olmadığı halde)
“El yazısı ile kaleme alınmış” bir tutanak ile benimde aralarında bulunduğum bazı gazetecilerin Bylock kullandığını belirten “istihbari bilgi notu” nedeniyle yöneltilen suçlama,
Burada bir avukatın mahkemede söylemiş olduğu şu ifadeleri belirtmeden geçemeyeceğim; “Hangi hukuki ve teknik kriterlere itibar edilerek hazırlandığı ve denetiminin yapıldığı bilinmemekle birlikte hemen hemen herkesin bylock kullanıcısı olduğu artık kamuoyu nezdinde malum hale gelmiştir. Bir kimse hali hazırda bylock kullanmıyorsa, mutlaka geçmişte kullanmıştır veya gelecekte kullanacaktır.”

Trajikomik bir başka iddia ise; “Kardeşime para gönderdiğim” suçlaması. Oysa dosya eklerindeki MASAK raporlarına bakılsa idi, iddianın aksine kardeşimin bana para gönderdiği, onun da ev kirası olduğu görülecekti. Bu bile terör örgütü üyeliği suçlamasına gerekçe yapılmıştır.
Tüm bu anlattıklarım ve bana yöneltilen suçlamalar, sadece Gazetecilik mesleğim gereği olan faaliyetlerim gereğiyle cezalandırıldığımın göstergesidir. Oysaki gerekçeli kararda, Terör örgütünde bulunduğum konuma, hiyerarşisine ilişkin herhangi bir tespit yapılmamıştır. Şahsıma yönelik somut olarak değerlendirilebilecek bir delile ve eyleme ilişkin herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Bunların yerine yukarıda belirttiğim iddialar yöneltilerek terör örgütü ile irtibat ve iltisakım olduğu öne sürülmüştür.

Daha sizlere nasıl delilsiz tutuklandığımı, gözaltında kötü muameleye uğradığımı, cezaevlerinde insanlık dışı şartlarda barınmaya ve yaşamaya zorlandığımı yargılama sırasında savunma haklarımın kısıtlanması “adil yargılanmadığım” ve bunun gibi diğer yaşadığım mağduriyetlerden bahsetmedim. Bunları anlatıp sizi daha fazla sıkmak istemem. Zaten istinaf ve Yargıtay aşamasında yaptığım savunmalarda bunlardan detaylıca bahsettim.

Belki bu anlattıklarım hiçbir yerde yayınlanmayacak. Ben sadece bir gazeteci olarak tarihe not düşme adına yaşadıklarımı kaleme aldım. Mektubumu şimdi 6 yaşında olan kızımın sözleriyle bitirmek istiyorum;

“Baba yıllar oldu, ben okula başladım, okumayı öğrendim, sen hala yoksun. Ne zaman geleceksin? Ne olur gel artık, seni çok özledim…”

Gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür eder, hep özgür kalmanız dileğiyle,

Hoşça kalın…

Özcan KESER

2 No.lu T TİPİ C.İ.K.

A-14 TEKİRDAĞ

Tutsak gazetecilerin çocuklarından infaz yasasına tepki: Babalarımızı bize geri verin!

Gündem

Yatak bulamayan hastalar ölürken bakanlıktan iş insanına özel ambulans uçak servisi

Hastanelerde yatacak yatak bulamadığı için hastalar ölürken, bakanlığın yurtdışından ambulans uçakla hasta transferleri devam ediyor. Bakanlık ambulans uçakla Azerbaycan’dan koronavirüslü iş insanını Türkiye’ye getirdi.

BOLD – Azerbaycan’da ihracat faaliyetleri kapsamında bulunduğu sırada koronavirüse yakalanan Türk iş insanı Surur Aydın tedavisinin devamı için Sağlık Bakanlığı tarafından tahsis edilen ambulans uçakla Türkiye’ye getirildi.

AKP’Lİ İSİM DE LONDRA’DAN GETİRİLDİ

Hafta içerisinde akciğer rahatsızlığı olan Aslı Özkısırlar isimli kadın, 25 gün hastanede boş yatak beklerken yaşamını yitirdi. Aynı gün İngiltere’nin başkenti Londra’da durumu ağırlaşan koronavirüsü hastası Erdal Yetimova, AKP’li milletvekilinin araya girmesi sonucu Sağlık Bakanlığı’na ait ambulans uçakla Türkiye’ye getirilerek tedavi altına alındı. Yetimova’nın Avrupa’da AKP taraftarı toplamak için kurulan derneğin eski başkanı olduğu ortaya çıkmıştı.

BAKÜ’DEN GAZİANTEP’E NAKLEDİLDİ

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) açıklamasına göre, Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birliği (GAİB) Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Surur Aydın’a ihracat faaliyetleri için bulunduğu Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de koronavirüs teşhisi konuldu. Tedavisinin Türkiye’de devam edilmesi talebinde bulunan Aydın’ın, TİM Başkanı İsmail Gülle’nin girişimleri sonucu yurda getirilmesi için Sağlık Bakanlığı tarafından ambulans uçak tahsis edildi. Nakil operasyonu kapsamında ambulans uçakla Bakü’den Gaziantep’e getirilen Aydın, havalimanında bekletilen ambulansla tedavi göreceği hastaneye nakledildi.

 

Hocası Ali Ünal’ın koğuş arkadaşı öğretmen: İsterseniz asın ölümden mi korkacağım?

Okumaya devam et

Gündem

Türkiye, Ukrayna ile stratejik ortaklığı daha da tahkim etti

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile görüşen AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü güçlü bir biçimde savunduklarını belirterek, Karadeniz’in bir huzur ve barış denizi olmaya devam etmesinin temel hedefleri olduğunu kaydetti. Erdoğan, Ukrayna ile kurulan işbirliğinin üçüncü ülkelere karşı olmadığını söyledi.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’a gelen Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile Tarabya’daki Huber Köşkü’nde bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşme sonrası düzenlenen ortak basın açıklamasında Erdoğan, yayınladıkları ortak bildiri ile stratejik ortaklığı daha da tahkim ettiklerinin altını çizdi. Erdoğan, Türkiye olarak Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini güçlü bir biçimde savunduklarını kaydetti.

KARADENİZ HUZUR VE BARIŞ DENİZİ OLMAYA DEVAM ETMELİ

Karadeniz’deki gerilimle ilgili konuşan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Karadeniz’in bir huzur ve barış denizi olmaya devam etmesi temel hedefimizdir. Ortak coğrafyamızda gerilimin artmasını arzu etmiyoruz. Bu minvalde Ukrayna’nın doğusundaki durum ile ilgili fikir alışverişinde bulunduk. Mevcut krizin barışçıl ve diplomatik yöntemlerle çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Endişe verici gerilimin son bulmasını diliyoruz. Gereken her türlü desteği vermeye hazırız. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Ukrayna Özel Gözlem Misyonu’nun herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan görevini yerine getirmesini önemsiyoruz” dedi.

“İŞBİRLİĞİMİZ ÜÇÜNCÜ ÜLKELERE KARŞI DEĞİL”

Ukrayna ile Türkiye’nin işbirliğine ilişkin de konuşan Erdoğan, “Ukrayna ile ilişkilerimizde savunma sanayii bir diğer önemli boyutu teşkil ediyor. Siyasi ve savunma konularının birbiriyle bağlantısı dikkate alarak, dışişleri ve savunma bakanlarımızın katılımıyla 2+2 yeni bir platformda istişarelerimizi başlattık. Bu şekilde ülkelerimiz arasındaki eşgüdümü pekiştiriyoruz. İşbirliğimiz hiçbir surette üçüncü ülkelere karşı bir girişim değildir” dedi. Kırım’ın ilhakını tanımama prensibini bir kere daha teyit ettiklerini belirten Erdoğan, Ukrayna ile fikir birliği içinde olmaktan memnuniyet duyduğunu kaydetti.

ZELENSKİY: TÜRKİYE’NİN DESTEĞİ UKRAYNA İÇİN ÇOK ÖNEMLİ

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ise, “Stratejik ortaklığın 10. yıl dönümünü kutluyoruz. Konu yelpazesi ve ikili diyaloğumuzun yoğunluğu bu ortaklığın sözde olmadığını gösteriyor. Bugün vardığımız tüm anlaşmaların da başarılı olacağına inanıyorum. Aynı zamanda Türkiye’nin egemenliğimizin ve toprak bütünlüğümüzün yeniden tesis edilmesi konusundaki desteği Ukrayna için son derece önemlidir. Sayın Cumhurbaşkanından bu desteğin devam ettiğini ve gelecekte de Türkiye’nin tutumunun değişmeyeceğini duyduğuma sevindim. Bugün geçici olarak işgal edilmiş Ukrayna toprakları olan Donbass ve Kırım hakkında Türk tarafına bilgi verdim” dedi.

 

Hocası Ali Ünal’ın koğuş arkadaşı öğretmen: İsterseniz asın ölümden mi korkacağım?

Okumaya devam et

Gündem

Sedat Peker’in eşi: Kızımın odasına silahla girdiler özel harekat polisi eğitilmeli

Suç örgütü lideri Sedat Peker’in avukat eşi Özge Peker, özel harekat polislerinin kızının odasına silahlarla girmesine tepki gösterdi. Peker, “Evde bir kadın ve üç ufak çocuk olarak yaşadığımız bilindiği halde kapımızı kırarak içeri girmek istediler. Özel hareket polislerinin çocuklu evlere nasıl girileceği konusunda eğitilmeleri gerek” dedi.

BOLD – Özge Peker, eşi Sedat Peker’e yönelik İstanbul merkezli 5 ilde Sedat Peker ve adamlarına yönelik polis operasyonu sırasında evinde yapılan aramada yaşananlara tepki gösterdi.

Özge Peker, Instagram hesabından şu paylaşımı yaptı: “Dün sabah 5 sularında eşime karşı iddia edilen bazı suçlamalarla ilgili polisler evimize geldi. Evde bir kadın ve üç ufak çocuk olarak yaşadığımız; bilindiği halde kapımızı kırarak içeri girmek istediler. Üst kattan aşağıya inerken kapıyı kendim açmama rağmen ellerinde tüfekler, silahlar, robocop olarak adlandırılan kıyafetler üstlerindeyken ufak çocuklarımın yaşadığı odalara girmeden önce kendilerini uyardım. Silahlarla bu şekilde lütfen odalarına girmeyin diye.

Hiç avukatlık yapmamama rağmen avukat olduğumu özellikle belirttim. Ancak buna rağmen kızımın odasına bu şekilde girdiler (Sabahın 5’inde gözlerini açan kızımın üzerine doğrultulan silahı görünce o panikle ellerini hava kaldırdığını yaşadığım sürece unutmayacağım). Kızım kursa gittikten sonra akşamleyin eve gelmek istemedi: Arkadaşının evinde kaldı. Ve halen daha eve gelmek istemiyor.

Organize şubeden ve karakoldan gelen polisler sadece görevlerini yaptılar. Ancak özel harekât olarak bilinen polislerin mutlaka çocuklu evlere nasıl girileceği konusunda eğitilmeleri gerekmektedir.”

Sedat Peker’i öven TRT spikeri Ersoy Dede’nin zor anları

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0