Connect with us

Analiz

Politik açıdan korona tarihi: Başlangıç-yayılış…

Korona salgını dünya tarihini etkileyecek sonuçlarıyla giderek yayılıyor. Salgının başladığı andan bu güne ilerleyen, derinleşen bir de politik tarihi var…

BOLD – Korona salgınıyla savaşan dünya, bir taraftan aşı ve ilaç bulmaya çalışırken; diğer taraftan da virüsün tarihi gelişimini açığa çıkarmaya çalışıyor. Nasıl başladığı ve nasıl yayıldığını tam olarak çözebilmek; hem bundan sonraki salgınlar için önemli hem de koronayla savaşta gerekli verileri sağlayacak bilim insanları için.

Virüsün çözmek için korona pozitif çıkanların cep telefonu verileri ve Çin’in Wuhan kentinde yaşayanların Cep telefonu HTS kayıtları incelendi. Çıkan sonuç insanlık tarihinin salgınla ilgili oluşturduğu tecrübeyi teyid etti: Seyahat etmeyi durdurun, vürüsün dünyaya yayılmasını engelleyin.

Bilinen ilk vakaların çoğu, Wuhan, Çin’de bir deniz ürünleri pazarındaydı. Wuhan, 11 milyonluk bir şehir ve bir ulaşım merkezi.
İlk önce dört tane vaka ortaya çıktı. Doktorlar ne olduğunu anlayıncaya kadar düzinelerce büyüdü. Doktorlar sadece hasta insanların normal tedavilere cevap vermeyen bir virüse sahip olduklarını biliyorlardı.

Ama o an bile hastalık çok yayılmıştı ve 1000’den fazla kişi hasta olmuştu. Ama Çin bunu kendi kamuoyundan da Dünya Sağlık Örgütü’nden de gizledi. Filmin koptuğu yer burasıydı.

ÇİN’İN YALANLARIYLA GELEN FELAKET

Her hasta ortalama iki veya üç kişiyi enfekte ederek olay büyüyordu. . Ancak Çinli yetkililer, Aralık ayında halkı riskler konusunda uyarmadılar. Hükümet, 31 Aralık’a kadar Dünya Sağlık Örgütü’nü uyarıp bir açıklama ve bir güvence yayınlamamıştı: “Hastalık önlenebilir ve kontrol edilebilir” dedi. Resmen dünya sağlık örgütüne yalan söylüyorlardı.

Üstelik çok kritik bir zamanlama vardı. Ay Yeni Yılı gelmişti. Milyarlık nüfüsa sahip Çinde yüz milyonlar hareket haline geçti.

TİMES Gazetesi, bu yüz milyonların hareketlerini telekom şirketlerinin verilerine göre yayınladı. Hastalığın merkezi Wuhan’dan en az 175.000 kişi ayrıldı.

4 MİLYON KİŞİ WUHAN’DAN KAÇTI

Hastalık Wuhan’da artık tüm halk tarafından gözle görülür hale gelince 11 milyonluk şehirden 4 milyon kişi göç etti. Yüzbinlerce enfekte yolcu…

Çinli yetkililer sıralı yalanlardan sonra 21 Ocak’ta insandan insana bulaşma riskini kabul ettiler. Kabul etmelerinin sebebi hastalıkla artık başa çıkamıyorlardı. Pekin, Şanghay ve diğer büyük şehirlerde yerel salgınlar patlamıştı çünkü.

İki gün sonra 23 Ocak‘ta, yetkililer Wuhan’ı kilitlediler, sonra başka şehirleri ve Çin’de seyahat durdu. Çin doğru bilgileri dünyaya zamanında vermediği için Ocak ayı başında dünyaya Çinlilerin seyahatları normal olarak sürdü. Binlerce insan Wuhan’dan dünyanın dört bir yanındaki şehirlere uçtu.

Çin dışında ilk vaka Ocak ortasında, ateş, baş ağrısı ve boğaz ağrısına rağmen Wuhan’dan Bangkok’a seyahat eden 61 yaşındaki bir kadında çıktı. Tokyo, Singapur, Honkong onu izledi.

Çin’in gerçek bilgileri vermesinden sonra, dünyanın Çin’e seyahat yasağı getirmesi Ocak sonu itibariyle başladı ama dünyaya milyonlarca Çinli gitmişti. Onu bırakın binlerce Wuhan’lı hala dünyanın farklı yerlerindeydi.

Artık herşey için çok geçti. Sadece Wuhan’dan gelen gezginler 26 ülkede 30’dan şehiri enfekte ettiler.

VİRÜSÜN DÜNYAYI ELE GEÇİRDİĞİ TARİH: ŞUBAT 2020

Şubat ayı virüsün dünyada kuluçka ayı oldu böylece. 1 Mart’a geldiğimizde İtalya, İran ve Güney Kore’de binlerce vaka vardı. Çin izole edilmişti ama artık yeni yayılma merkezleri İtalya ve İran’dı.

Ama dünya birşey öğrenmişti.

Çin hastaları sistematik olarak test etmeye, izlemeye ve izole etmeye başladığında, yeni vakalar dramatik bir şekilde azalmıştı Virüsü yavaşlatmanın mümkün olduğunu gösteriyordu bu. Benzer önlemler Singapur, Hong Kong ve Güney Kore’deki yayılımı yavaşlattı.
Bu yöntemi en iyi uygulayan Güney Kore oldu. Üstelik Güney Kore’nin tecrübe avantajı vardı.

GÜNEY KORE

2015’teki MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu) salgını Arabistan’dan sonra Güney Kore’yi de vurmuştu. Orada edindikleri tecrübeden ders çıkardılar.

Bulaşıcı hastalıklar stratejisi geliştirip, Hastalık Kontrol Merkezi’ni kurdular. En kötü olasılıklara karşı hazırlıkları yürüten özel bir birim oluşturuldu. Koronavirüs salgınında bu birim anında devreye girdi.

Güney Kore 17 gün içinde koronavirüs testi geliştirip ülke çapında geniş bir laboratuvar ağı kurdular. İki şirkete test kiti üretmeleri için devlet desteği sağlandı. Günde 140 bin test kiti üretme kapasitesine eriştiler. Günde 20 bin kişi test ediliyor. Güney Kore’nin test kitinin başarı oranı yüzde 98

Bir vaka belirlediklerinde anında GPS sinyallerinden temas ettiği herkesi test edip gerekirse karantinaya aldılar ve virüsün yayılımını durdurup, ibreyi geri çevirdiler. Hastalık Kontrol Merkezi elemanları dedektif gibi çalışıyor.

REJİMİN HALKA TERCİH EDİLDİĞİ ÜLKE: İRAN

İran’da işler Güney Kore’nin tam tersi ilerledi. Tıpkı Çin’de olduğu gibi devletlerini güçlü göstermek, rejimin propagandası herşeyin önünde tutuldu.

Virüs dünyanın gündemindeyken ve İran’da vakalar başlamışken, Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, İran’ın “düşmanlarını” tehdidi “abartmakla” suçladı. Bir hafta sonra, vaka ve hayatını kaybedenlerin sayıları aniden arttığında, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Hamaney’in sözlerini tekrarlayarak, “düşmanlarının komplo teorilerine ve korku tellallığına” karşı uyardı.

Ruhani, bunların ülkeyi durma noktasına getirmek için planlandığını söyledi ve İranlılara günlük faaliyetlerine ve işlerine devam etme çağrısı yaptı.

Şubat ayında ülkede iki önemli olay meydana geldi: İslam Devrimi’nin 41’inci yıl dönümü ve parlamenter seçimler. Tahran’daki sağlık bakanlarına ölümlerin başladığını bildiren rapor gönderilerek bu iki olayın iptal edilmesi istendi.

Seçimden kısa bir sure sonra, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, İran’ın “düşmanlarını” seçmenleri sandıklardan uzaklaştırmak için koronavirüs tehdidini abartmakla suçladı.

SAĞLIKÇI ÖLÜMLERİ BAŞLADI

Sonra doktorlar ve hemşireler ölmeye başladı çünkü yeterli tıbbi malzeme yoktu.  Yürek parçalayıcı vakalardan biri, kuzeydeki Lahican şehrinde hemşirelik yapan ve Şubat ayının sonlarına doğru hayatını kaybeden 25 yaşındaki Narjes Khanalizadeh’di.

Rejimin elindeki medya bunu yalanladı, kahraman doktor ve sağlık personeli videoları yapmaya başladılar.

Virüsün hızla yayılmasına neden olan Kum kentiydi. Çin’den bu kente gelen ve ölen bir kişi ilk virisün tespit edildiği kişiydi. Kum kentinin ibadete kapatılması istendi.

Kum kenti, Şii Müslümanlar için önemli bir hac yeri. Ülkedeki en üst düzey din bilginlerinin yaşadığı yer ve her yıl ülke içinden 20 milyon, ülke dışındansa 2,5 milyon turist kenti ziyaret ediyor. Ama tam tersi dini lider hacıları teşvik etti. Çünkü rejim için önemli bir noktaydı. Ve gelen hacılarla hastalık bütün ülkeye yayıldı.

Sonra ölüm sayıları gizlenmeye başlandı o kadar ki, sayıları yalanlayan Sağlık Bakanı kameraların önünde öksürüklerini gizleyemedi. Sonunda onun da hasta olduğu ortaya çıktı. Şuan İran hastalığa teslim olmuş durumda. Sağlık görevlileri kitleler halinde enfekte oluyor. Ölen ölecek kalan kalacak durumu sözkonusu..

ÇÖKEN SAĞLIK SİSTEMİ: İTALYA

İtalya dezavantajları ve hatalarıyla Avrupa’nın enfekte olmasını hızlandıran ülke oldu ve çok ağır bedeller ödüyor. Dezavantajı güzelli nedeniyle aşırı turist çekmesi. Dev gemilerle gelen turistler hastalık taşıyıcısı oldular.

Ülkede hastalık yayılmaya başladığında ise refleks göstermekte geciktiler. Virüsün ilk görüldüğü bölgeleri karantinaya alma kararında zaten gecikmişlerdi, daha büyük hata yapıp karantina kararını açıklamadan önce karar halka sızdı. O şehirdekiler tıpkı Wuhan’da olduğu gibi karantina ilanından önce başka şehirlere kaçtı.

Asıl büyük hata ise Bergamo’da oldu. Tıpkı Türkiye’deki şehirler gibi sıkışık bir şehir olması virüsü yayıyordu zaten. Üstüne bi de 19 Şubat’taki Atalanta-Valencia Şampiyonlar Ligi Maçı geldi. Maçta binlerce kişi enfekte oldu. O maça giden 40 bin kişinin bulaştırma deposu olduğu düşünülüyor.

HAZIR SENARYO: ALMANYA

Gelelim realistler diyarı Almanya’ya.

Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamasından sonra halkının karşısına çıkıp gerçekleri en açık biçimde söyleyen lider Merkel oldu. 2. Dünya savaşından sonra karşılaştığımız en büyük zorluk dedi. 2. Dünya savaşında dümdüz olmuş Almanya’da bu halk için çok güçlü bir uyarı oldu. Hükümet toplumun ne kadar kesiminin enfekte olacağını, kimin hafif kimin ağır atlatacağını, risk grubu ve ölüm öngörülerini paylaştı.
Merkel’in kendisi bile koronalı biriyle temas ettiği için karantina altına alınmayı kabul etti.

Angela Merkel hükümeti, koronavirüs salgınıyla mücadelede ülkenin 129 yıllık geçmişe sahip Robert Koch Enstitüsü’nün tavsiyelerini uyguluyor.

Eş zamanlı iki plan devreye soktu Almanya. Virisün hızını azaltmak için halkı bilinçlendirerek gönüllü izolasyon başlattı, ardından fasılalarla kapatma kararları verdi. Okullar, restoranlar, kafeler, kuaförler.

Büyük endrüstri fabrikaları solunum cihazı üretmek için devreye sokuldu. Kimya devi ülke bir yandan da dezenfektan üretimini hızlandırdı. Ve yeni hastaneler için daha önceden planlanmış yerlerde dönüşüm başladı.

Şeffaflık için de il il ilçe ilçe nerede ne kadar hasta olduğuna ilişkin web sayfası devreye sokuldu. Kritik birkaç merkezde hızla sokağa çıkma yasağı başlatıldı. Önlemler sayesinde ülkede tempo düşse de hayat kabul edilebilir bir olağanlıkla devam edebildi.

BİLİNMEZLER ÜLKESİ: TÜRKİYE

Türkiye ise Çin ve İran refleksini benimsedi. Şeffaflık yerine güçlü devlet imajı izleniyor. Açıklanan ilk ölüm vakasından daha önce ülkenin eski Kara Kuvvetleri Komutanı’nın koronadan öldüğü ortaya çıktı. O da gazeteciler sayesinde. Hükümet kabul etti.

Hükümet, Merkez Bankası’nın en kötü günler için tuttuğu ve kefen parası olarak nitelenen ihtiyat akçesi dahil ekonominin tüm kaynaklarını tüketmiş olarak krize yakalandı. Bu nedenle sert yasak kararları uygulayamıyor çünkü halkı destekleyebilecek para yok. Bu da virüsü hızlandırıyor.

Türkiye’de strateji yaz aylarıyla birlikte virüsün kendiliğinden yokolacağı üzerine kurulu. Türkiye ile ilgili analiz şu an itibariyle mümkün değil çünkü veriler şeffaf değil. Buna yayılım, ölü ve tedavi edilen hasta sayısı da dahil…

Dünya genelinde 25 Ocak’ta ölü sayısı 56 iken, 25 Şubat’ta 2.700, 25 Mart’ta 20.912 oldu. Bunlar tespit edilen rakamlar. Mart ayı sonuna gelindiğinde dünyada artık 1 milyon vakadan sözediliyordu…

Analiz

Böyle giderse herkes “Dombra” dinleyecek

İktidar yanlısı stk ve bazı siyasi partilerin hedef gösterdiği sanatçıların konserleri bir bir iptal ediliyor. AKP’li belediyelerin peş peşe iptallerinin ardından konu Meclis’e taşınırken, hedefin sanatçılar değil yaşam tarzı olduğu konusunda uyarılar geliyor.

BOLD – Sırasıyla Kürt sanatçı Aynur Doğan, Metin-Kemal Kahraman, Niyazi Koyuncu ve Apolas Lermi konserleri “değerleri paylaşmadığı” veya “sakıncalı” görülmesi bahaneleri ile AKP belediyeler tarafından iptal edildi.

HDP Milletvekili Oya Ersoy sanatçıların konserlerinin iptal edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Ersoy, cevaplaması istemiyle Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a “Belediyelerinin konserleri iptal etmeleri konusunda talimatınız oldu mu?” diye sordu

Bugün de bazı parti ve stk’ların hedef göstermesi üzerine Uluslararası Isparta Gül Festivali kapsamında sahne alacak olan şarkıcı Melek Mosso’nun 3 Haziran’daki konseri iptal edildi.

AHLAKSIZLIĞI ÖZENDİRİYOR

İptal öncesi Yeniden Refah Partisi İl Başkanı Mehmet Kaya, konsere tepki göstererek, “Asım’ın neslini böyle mi yetiştireceksiniz?” ifadelerini kullandı.

Milli Gençlik Vakfı ve Anadolu Gençlik Derneği tarafından ortak yapılan yazılı açıklamada ise Mosso “Ahlaksızlığı özendiriyor” denilerek konserin iptal edilmesi çağrısı yapıldı. Açıklamada “Bu ve benzeri şarkıcıların Isparta’mız da yeri yoktur” denildi.

HEDEF YAŞAM TARZLARI

Sadece muhalif sanatçıların konserlerinin iptal edilmesi tepkileri de beraberinde getirdi.

Bazı milletvekilleri hedefin birkaç sanatçıdan ziyade “yaşam tarzı” olduğunu düşünüyor.

Birlikte mücadele çağrısı yapan TİP Milletvekili Barış Atay, “Sanatın herhangi bir disipliniyle uğraşan herkese sesleniyoruz. Bugün bu yasaklara hep beraber ses çıkarmazsak, hiçbirimiz bundan kaçamayacağız! Bu saldırıları bir kaç kişiye özel sanmayın. İktidarın ve yardakçılarının bu saldırıları; sanatadır, yaşam biçiminedir.

SANATÇI BULAMAYACAĞIZ

Sanatçı Ozan Çoban da “Onun konserini istemiyoruz bunun konseri olmasın diyenlere teslim olursak yarın konser verebilecek tek sanatçı bulamayacağız” diyerek uyardı.

Adalet can çekişiyor: Hukuk mizah malzemesi olmaktan öteye gidemiyor

Okumaya Devam Et

Analiz

Adalet can çekişiyor: Hukuk mizah malzemesi olmaktan öteye gidemiyor

Türkiye’nin geleceği üniversiteli gençler “beraber iftar yapmak” ve “aynı evde oturmak” suçlarıyla cezaevinde çürütülürken, mahkemede 100 kilo kokain kendisine yanlışlıkla geldiğini söyleyen baronlar serbest bırakılıyor. Adaletin can çekiştiği ülkede vatandaş kadar Adalet Bakanının da kafası karışık. AKP adaleti yine mizah dergisi Leman’ın kapağına konu oldu.

BOLD – Türkiye ekonomik krizle boğuşurken AKP iktidarı, kitleler halinde öğrencileri tutukluyor. Üniversite okumak için bir araya gelip ev tutan öğrencilerin tek suçu, aynı evde kalmak.

Dua eden, iftara katılan, Kuran ve hadis kitabı okuyan, komşusunun çocuğunun bisikletini tamir edeni örgüt üyeliğinden yargılayana AKP yargısı, “111 kilo kokaini bana yanlışlıkla yollamışlar” diyen yandaş holding patronunu ise serbest bırakıyor.

VATANDAŞIN KAFASI KARIŞIK

DHA’nın haberine göre, Bursa’da, 37 yaşındaki H.Ç. adlı kişi aldığı uyuşturucu madde, limon tuzu çıkınca dolandırıldığı gerekçesiyle, torbacıyı savcılığa şikayet etti.

Şikayet dilekçesinde 1,5 yıldır uyuşturucu kullandığını itiraf eden H.Ç., son 3 aydır ise kullanmadığını iddia etti.

Anlaştığı torbacı Ç.K.Y.’den metamfetamin aldığını, karşılığında da 200 TL’yi elden verdiğini belirten H.Ç., maddeyi kullandığında ise limon tuzu olduğunu anladığını söyleyip şikayetçi oldu.

ADALET BAKANI DA TARİF EDEMEDİ

Yargıtay 12 Mayıs’ta, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na 2012-2017 arasındaki bazı Twitter paylaşımları nedeniyle beş ayrı suçtan verilen dokuz yıl sekiz ay 20 gün hapis cezasının dört yıl 11 ay 20 günlük bölümünü onadı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kararı tanımıyoruz” çıkışını eleştiren Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Diyor ki, ‘Tweet attı, hayatı karardı.’ Tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir Allah’ın kulu var mı, bilmiyorum… Yok. O zaman sormak lazım ‘Yahu bu tweet attı da, tweet’in içinde ne yazıyor?’ Soruşturma onun üzerine açılıyor” şeklinde savunmuştu.

MİZAH MALZEMESİ

Bozdağ’ın, “Türkiye’de tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir kişi yok. Tweet’in içinde yazandan dolayı soruşturma açılıyor” ifadeleri, karikatür dergisi LeMan’a konu oldu.

Derginin kapağında, mahkeme önüne çıkarılan bir sanığa hakimin “Yaz kızım. Sanığın tweet atmaktan beraatine. Tweet’in içine yazdıklarından 2 yıl 4 ay hapsine” demesi yer aldı.

Erdoğan yargısı suç olmayan eylemleri cezalandırıyor: Hedefte neden öğrenciler var?

Okumaya Devam Et

Analiz

NATO vetosunun ardındaki iddia: Mesele terör mü Halkbank davası mı?

Tayyip Erdoğan’ın Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliğine karşı tavrının Rusya tehdidine yönelik seri önlemler almayı hedefleyen NATO içerisinde şimdilik bir çatlak meydana getirdiği görülüyor. Erdoğan’ın bu beklenmeyen çıkışı sonrası gözler haziran sonunda toplanacak NATO Liderler Zirvesi’ne çevrildi. Türkiye halihazırda söz konusu devletlerin başvurusunu veto edeceğini açıklayan tek üye ülke konumunda. Bunun Türkiye adına bir pazarlık kozuna döndüğüne dair genel kanı güçleniyor. Erdoğan istediklerini alabilecek mi? Bunu zaman gösterecek.

BOLD –  NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 18 Mayıs 2022 tarihinde Finlandiya ve İsveç temsilcilerinin resmi başvurularını kabul ettikten sonra NATO üyelerinin çabuk karar almakta kararlı olduklarını ifade etti. İsveç ve Finlandiya’nın gelişmişlik endekslerinde üst sıralarda yer alması ve ordularının bir süredir NATO ile geliştirdiği ilişkiler hesaba katıldığında üyeliğe uygun olduğu düşünülüyor.

BALTIK DENİZİ NATO GÖLÜ OLACAK

Bununla birlikte bu devletlerin üyelik başvurularının kabul edilmesi halinde NATO’nun güvenlik kalkanında baltık bölgesindeki açık kapatılmış olacak, bu bölgede NATO etki alanı genişleyecek hatta Baltık Denizi bir bakıma “NATO gölü” olacak. Ayrıca pakta halihazırda 19 bin 250 personeli olan Fin ordusu ile 14 bin 600 personeli olan İsveç ordusu da dahil edilmiş olacak.

İSVEÇ ÜS KURDURMAYACAK

Rusya ise bu girişimi kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algılıyor fakat Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik kararlarına yönelik tepkisi farklılık arz ediyor. Basın toplantısında Finlandiya’nın üyelik başvurusuna yönelik bir soruyu yanıtlayan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova “Bütün parametreler temel alınarak bu karar her şeyden önce ordu tarafında alınacak” diyerek askeri bir karşılığının olabileceğini ima ederken, Dışişleri Bakanlığı İsveç’in başvurusuna yönelik tepkilerinin bu ülkeye yabancı askeri üsler ve silahların konuşlandırılmaması şartına bağlı olacağını açıkladı.

ERDOĞAN NE İSTİYOR?

Erdoğan, 19 Mayıs tarihinde gençlerle buluşmasında kendisine yöneltilen soruya verdiği cevapla veto kararının sebebini, söz konusu devletlerle yaşanan diplomatik sorunlarla ilişkilendirdi. Cevabında bu iki devletin “terör yuvası” olduğunu, Türkiye’nin mücadele ettiği “terör örgütlerine maddi ve silah desteği sağladığını” ifade etti. Ayrıca bu devletlerin Kıbrıs sorunu ile ilgili Türkiye’nin tezini desteklemediklerini belirtti. Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye’ye göndereceği heyetleri kesin bir dille kabul etmeyeceğini belirtirken Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin bu devletlerin üyeliğine kapıyı kapatmadığı ifade etti. Hem Erdoğan’ın hem de Kalın’ın beyanları, NATO ve söz konusu devletlerle yürütülmek istenen bir pazarlık girişimi olarak görülüyor. Peki Erdoğan’ın istekleri neler?

Bloomberg’de yer alan bir haberde bir Türk yetkililerin beyanlarına dayandırılarak talepler şu şekilde listelendi:

-Ankara, NATO üyeliği için herhangi bir yeni adayın, hem Türkiye içinde hem de Suriye ve Irak’ta sınırlarının ötesindeki terör endişelerini kabul etmesini istedi.
-Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına izin verilmeden önce yalnızca terör örgütü PKK’yı değil, ona bağlı kuruluşları (YPG) ve yapılanmaları da kamuoyu önünde kınamasını ve terör örgütü olarak tanınmasını talep etti.
-Türkiye’nin YPG’yi sınırdan geri itmek için, 2019’da Suriye’ye girmesinin ardından İsveç ve Finlandiya’nın diğer bazı Avrupa Birliği üyeleriyle birlikte Türkiye’ye uyguladıkları silah ihracatı kısıtlamalarına son verilmesi istendi.
-Türkiye, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemleri satın aldıktan sonra çıkarıldığı F-35 programına yeniden dahil olmayı talep etti.
-Yeni F-16 savaş uçaklarının ve modernizasyon kitlerinin verilmesi istendi.
-S-400’ler sebebiyle Türkiye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılması talep edildi.

MESELE HALKBANK DAVASI MI?

Ayrıca basına yansıyan bilgilere göre Türkiye’nin aralarında Gülen Hareketi mensuplarının da olduğu 33 kişiyi terör örgütü üyesi olmak iddiasıyla söz konusu devletlerden istediği ortaya çıktı. Gazeteci Adem Yavuz Arslan ise sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda ABD’ye giden bir heyetin yakın zamanda başlaması beklenen Halkbank davasını engellemek üzere çalıştığını ifade ederken bu davanın da esas olarak Erdoğan’ın pazarlık masasında olduğunu belirtti.

İÇ POLİTİKAYA MALZEME YAPTI

Erdoğan’ın çıkışı Türkiye’de muhalefetin de tepkisini çekiyor. CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Bir dış politika konusunu oy devşirmek için iç politikaya malzeme etmeye başladı” dedi. Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise Erdoğan’ın çıkışındaki tutarsızlığa değindi. Babacan “Madem İsveç ile Finlandiya’ya böyle davranıyorsunuz; PKK’yı terör örgütü kabul etmeyen, başkentinde PKK’nın bürosu olan bir ülke var: Rusya. Rusya’ya neden meydan okumuyorsunuz?” dedi.

TÜRKİYE İLE İYİ OLACAĞIZ

19 Mayıs tarihinde İsveç başbakanı Magdalena Andersson ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto’yu Beyaz Saray’da ağırlayan ABD Başkanı Joe Biden’a “Türkiye’yi tekliflerini kabul etmeye ikna edebilir misiniz?” diye sorulduğunda ise “Türkiye’ye gitmiyorum ama sanırım iyi olacağız” dedi. Niinisto ise “NATO müttefiki olarak Türkiye’nin güvenlik endişelerinin giderilmesi konusunda mutabıkız. Terörü ciddiye alıyoruz ve her türünü kınıyoruz” dedi.

New York Times gazetesinde yayınlanan bir haberde NATO’nun başvuruları hızlandırılmış olarak işleme sokmasıyla ilgili ilk girişimi Türkiye’nin bloke ettiği ifade edildi. Planlanan takvime göre, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerine yönelik teknik sürecin Haziran sonunda yapılacak NATO Liderler Zirvesi’ne kadar tamamlanması ve devamında liderler tarafından üyeliklerinin onaylanması bekleniyor. Ardından İsveç ve Finlandiya’nın katılımının üye ülkelerin parlamentolarında tek tek onaylanması da gerekecek. Türkiye bu sürecin her aşamasında veto hakkını kullanarak söz konusu devletlerin üyeliğine engel olabilir. Bunu biraz da Erdoğan’ın yürüttüğü pazarlık politikası belirleyecek.

Erdoğan’ın ördüğü korku duvarlarını yıkıyor

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar