Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Özel okullar vermedikleri hizmetin ücretini talep ediyor

Koronavirüs salgını nedeniyle eğitime ara verildi, yavaşlayan ekonomi nedeniyle birçok veli, çocuklarının özel okul taksitlerini ödemekte güçlük çekiyor. Özel okullar ise hizmet vermedikleri dönemin de ücretini velilerden talep ediyor.

BOLD – Koronavirüs tedbirleri kapsamında 23 Mart’ta ilk ve orta dereceli okullar, uzaktan eğitim sistemine başladı. Devlet okulunda ya da özel okulda okuyan öğrenciler, evlerinden internet ve televizyon aracılığıyla eğitim alırken, özel okullara kayıtlı öğrenciler ise gitmedikleri okullarının taksitlerini, servis ve yemek ücretlerini ödemeye devam ediyor.

AİLELERDEN VERİLMEYEN HİZMETİN BEDELİ İSTENİYOR

Cumhuriyet’ten Kübra Köklü’ye konuşan Eğitim-İş Sendikası Başkanı Orhan Yıldırım, özel okullara çocuklarını gönderen vatandaşların şu günlerde okul taksitlerini ödemekte zorlandığını belirtti. Ekonomik krizle birlikte devletin özel okullardaki öğrenci başına yaptığı 4 bin TL’lik yardımın kesildiğini hatırlatan Yıldırım, “Özel okullar sene başında ailelerden okul taksitlerini, yemek ve servis ücretlerinin tamamını peşin aldı. İkinci dönem neredeyse öğrenciler, hiç okula gitmedi. Ancak taksitler ödenmeye devam ediyor. Okullar tarafından aileler aranıp ücretler isteniyor” dedi.

BAKAN, VELİLERİN DEĞİL, ÖZEL OKULLARIN YANINDA

Milli Eğitim Bakanı’nın özel okulları olduğunu ve bu yüzden de yurttaşın değil, özel okul sahiplerinin yanında durduğunu savunan Yıldırım, “Özel okullar öğrenciye vermediği hizmetin parasını nasıl alabilir? Hadi aldın, bir kısmını iade etmezsiniz. Bakanın bu konuyla ilgili çalışma yapması gerekiyor. Yurttaşlara yıllık ücret üzerinden paraları iade edilmelidir. Özel okulların ayakta kalmaları için de çalışma yapması gerekiyor. Özel okulların bazılarının bu süreçte iflas edeceğini biliyoruz” dedi.

OKULLAR DA VELİLER DE MAĞDUR

Hem özel okulların hem de çocuklarını özel okullara gönderen ailelerin mağdur olduklarını belirten eski CHP milletvekili ve eğitimci Güldal Okuducu da “Özel okullar ailelerden vermedikleri hizmetin ücretini istiyor. Aileler, okul taksitlerini, servis ve yemek ücretini nasıl ödeyeceğim diye düşünmekten psikolojisi bozulmuş durumda. Devlet hiçbir şey yapmıyor. Özel okullar da bir yandan haklı, kapılarını tamamen kapatmamak için velilere baskı uyguluyor. Şu süreçte kimsenin mağdur olmamasını sağlamak devletin elinde” dedi.

MUHASEBE SÜREKLİ ARIYOR

Çocuğunu özel okula gönderen ve salgın nedeniyle mağduriyet yaşadığını söyleyen bir veli ise yemek ücreti olarak yıllık 3 bin lira ödediğini ancak okula gidilmemesine karşın ikinci dönemin ücretini iade etmediklerini belirtti. Okul taksitlerini borç alarak ödemeye çalıştığını söyleyen veli, “Okulun muhasebesi sürekli arıyor ya da mesaj atarak para istiyor. Yıllık okul ücreti 17 bin TL. Borç alarak taksit ödemeye çalışıyorum” diye konuştu.

Koronavirüs nedeniyle vefat sayısı 356’ya, vaka sayısı da 18 bin 135’e tırmandı

Gündem

Diego Armando Maradona ve Napoli: Futbolun ötesinde bir sevgi

Dünyanın en iyi 10 numarası hayata veda etti. Tüm futbolseverler özleyecek onu elbette ama hüzün en çok İtalya’nın Napoli kentinde yaşanıyor.

BOLD-Endüstrileşen futbolda milyon dolarlık kontratlar bir takımla özdeşleşen futbolcuların giderek azalmasına yol açıyor. Francesco Totti gibi kariyerinde başka kulüp görmemiş kaç futbolcu kaldı ki? Bir şehirle özdeşleşen oyuncu bir tek kişi haricinde hiç olmadı :Maradona…

MARADONA VE NAPOLİ

Maradona 1982’de Barcelona’ya transfer olduğunda herkesin düşüncesi dünyanın en iyi futbolcusunun dünyanın en iyi kulüplerinden birine gittiği şeklindeydi. Ancak bu değerlendirmenin yüzeysel olduğu kısa sürede anlaşıldı. Barcelona, Diego’yu alırken sadece yeteneklerine bakmış, onun özgür ruhunu ve liderliğini göz ardı etmişti.

Köklü İspanyol kulübünün disiplini ve oyun kültürü Maradona’ya göre değildi. O, takımı yönetmek istiyordu ama Barcelona’da böyle bir şey mümkün olamazdı. Takımda kaldığı iki sezonda Barcelona La Liga şampiyonluğu elde edemedi ama bir Kral Kupası bir de İspanya Süper Kupası kazandı. Takımına maç kazandıracak etkili bir performans sunsa da mutlu değildi.

Diego’nun mutsuzluğu önce vatandaşı olan teknik direktör César Luis Menotti’yle daha sonra kulüp başkanıyla sorunlar yaşamasına yol açınca Barcelona, Diego’yu satış listesine koydu.

NAPOLI’YE TRANSFER

Diego satış listesine konduğunda Güney İtalya’nın en fakir ve en sert şehri Napoli’nin kulüp başkanı Corrado Ferlaino, başarısız geçen yıllardan sonra takıma ve kente yeni bir hava getirmek için bir çıkış arıyordu ve Maradona bunun için mükemmel bir seçimdi. Ancak bir sorun vardı, Barcelona o güne kadarki en pahalı transferini ucuza bırakmak istemiyordu. Napoli’nin ise çok parası yoktu. Ama şehrin ruhu bir hikâye yazmaya hazırdı.

Maradona ismini duyan Napoli halkı adeta seferber oldu. Napoli başkanının “paramız yetmiyor” çağrısından sonra sadece on beş günde yeterli para toplandı ve İtalyan kulüp, Barcelona’yla pazarlığa oturdu.

Diego’nun başka talipleri de olsa kendisi için ayağa kalkan bir şehir tam da onun tutkulu ruhuna göreydi. 1984 yazında Maradona, Napoli’ye geldiğinde herkesin beklentisi daha iyi futbol oynayan, başarı kazanan bir takımdı. Onun şehrin simgesi olacağı kimsenin aklından geçmiyordu.

BİR ŞEHRİN DIEGO’YLA DEĞİŞEN KADERİ

Maradonalı yılların ilk sezonunda sıralamada 8’inci, ikinci sezonunda ise 3’üncü oldular. Sonra 1986 yazı geldi. 26 yaşındaki Maradona Dünya Kupası’nı neredeyse tek başına Arjantin’e taşıdı. Attığı her golle, yaptığı her hareketle dünya futbol tarihinde bir ikon haline geliyordu. Yedi İngiliz futbolcuyu çalımlayarak attığı gol birçok kişiye göre hâlâ futbol tarihinin gelmiş geçmiş en güzel golüdür. Napoli artık dünyanın en iyi ve en çok konuşulan oyuncusuna sahipti.

1986-1987’de Napoli ligde ilk şampiyonluğunu elde ederken Maradona artık tüm şehrin sevgilisiydi. Ertesi sezon ise Napoli kulüp tarihinin ilk Avrupa başarısını elde ediyor ve UEFA Kupası’nı müzesine götürüyordu. 1989-90 sezonunda Napoli ikinci kez şampiyon olunca Maradona artık tam anlamıyla bir Napoli fenomenidir.

İTALYA MARADONA’YA KARŞI

1990’da Dünya Kupası İtalya’da yapılıyordu ve ev sahibi İtalya, Napoli şehrinde oynanacak maçta Arjantin’i ağırlıyordu. Yarı final maçının öncesinde Maradona, Napoli halkına, “364 gün İtalya’yı destekleyebilirsiniz ama yarı finalde beni ve Arjantin’i destekleyin.” çağrısında bulunmuştu. İtalya’yı karıştıran bu açıklamaya Napoli halkı kayıtsız kalmamıştı. O gün stadın yarısı Maradona’yı desteklemiş, Arjantin o gün İtalya’yı mağlup edip adını finale yazdırmıştı. Maçtan sonra Paolo Maldini ise “Bu maç Napoli’de oynanmasaydı finale biz çıkardık.” sözleriyle Napoli halkına sistem etmişti.

FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR

Napoli’nin Maradona tutkusunu yalnızca futbolla açıklamak mümkün değildi. O yıllarda İtalya’nın kuzeyiyle güneyi arasında hem sosyal hem ekonomik anlamda ciddi farklar vardı. Kuzey iyi kazanan, lüks içinde yaşayan, zengin, mutlu insanları temsil ederken; güney tam tersine zorluklar içerisinde kıt kanaat geçinen, fakir ve öfkeli insanların bölgesiydi.

Bu ekonomik standart farkı hayatın her alanında olduğu gibi futbolda da kendini göstermekteydi. Kuzey İtalya’nın Inter, Milan, Juventus gibi zengin takımları çok uzun yıllardır İtalya Ligi Serie A’yı domine ediyorlardı.

Napoli ise tam bir güney şehriydi. 1980’li yılların ortasına kadar Napoli, mafyanın hâkim olduğu bir şehir konumundaydı. Kentin güçlü aileleri arasında yaşanan çatışmalar, kanlı infazlar Napoli için sıradan hâle gelmişti. Diego şehrin imajını yeni baştan yazmıştı. Artık Napoli mafya hesaplaşmalarıyla, cinayetlerle, kavgalarla değil, futboldaki başarılarıyla, çılgın kutlamalarıyla İtalya’nın gündemindeydi.

Maradona, ülkenin güneyde de güzel bir hayat olduğunu, burada da mutlu olunabileceğini tüm İtalya’ya göstermişti. Şehir de onu bağrına basmıştı. Diego Napoli’den ayrılalı 28 yıl olmasına rağmen şehrin her yerinde hâlâ ona rastlamak mümkün.

Futbolun tamamen para eksenli bir oyun haline geldiği günümüzde bir şehir ve bir oyuncu arasında böyle bir ilişkinin gelişmesi artık ne yazık ki mümkün değil. “Diego ve Napoli” sevdası tekti ve hep öyle kalacak.

***Bu yazıda büyük ölçüde Marmara Life 2019 / Eylül-Ekim sayısından yararlanılmıştır.

Okumaya devam et

Gündem

Serviste ön koltuğa oturdu diye eşini yakarak öldürdü

Eşini 10 yaşındaki kızının önünde benzin döküp yaktı. Can havliyle ikinci kattan aşağı atlayan kadın, 12 günlük hayat mücadelesinin ardından vefat etti. Vefat eden Güllü Yılmaz’ın gördüğü şiddet sebebiyle sığınma evinde kaldığı ve kocası tarafından bir süre önce eve getirildiği ortaya çıktı.

BOLD – Diyarbakır’da yaşanan aile içi şiddet kan dondurdu. Can Yılmaz (36), evli olduğu Güllü Yılmaz’ı (30) üzerine benzin dökerek ateşe verdi. İkinci kattan atlayan kadın hastaneye kaldırıldı. Ancak hastanedeki 12 günün ardından vefat etti.

Kan donduran olay, 17 Ekim 2019’da Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde meydana geldi. Can Yılmaz, 3 çocuğunun annesi Güllü Yılmaz ile iş yerinin servis aracının ön koltuğuna oturduğu gerekçesiyle tartıştı. Yılmaz, tartışma sırasında evde bulunan bidon içindeki benzini kendisi ile kızı Zeynep ve eşi Güllü’nün üzerine döküp, ateşe verdi.

Güllü Yılmaz bir anda alevler içinde kaldı. Can havliyle ikinci kattaki evlerinin penceresine koştu. Ardından da aşağı atladı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan genç kadın, 12 günün sonunda yaşam mücadelesini kaybetti.

“KOCAM BENİ YAKTI”

Güllü Yılmaz, bilinci kapanmadan polise verdiği ifadesinde, “Kocam beni yaktı. Çocuklarım size emanet” dedi. Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada iddianame tamamlandı. Can Yılmaz hakkında ‘eşe karşı canavarca hisle kasten öldürme’, ‘çocuğa ve altsoya karşı canavarca hisle öldürmeye teşebbüs’ suçlarından ceza verilmesi talep edildi. Diğer yandan Güllü Yılmaz’ın olaydan kısa bir süre önce kocasından şiddet gördüğü için kadın sığınma evine yerleştiği, ancak Can Yılmaz tarafından ikna edilip eve döndürüldüğü ortaya çıktı.

10 YAŞINDAKİ ÇOCUĞUNU DA YAKMAK İSTEDİ

Yaralı olarak kurtulan 10 yaşındaki Zeynep ise babasının annesine yumruklu saldırıda bulunduğunu ardından banyodan getirdiği bidondaki benzini annesi ile kendi üzerine döktüğünü belirtti. Olay sırasında babasının elinde çakmak olduğunu anlatan çocuk, annesinin çakmağı almaya çalıştığını, babasının vermediğini ve çakmağı yaktığını söyledi. Annesinin alev aldığını anlatan küçük kız, alevlerin babasının kıyafetlerini de tutuşturduğunu söylerken, balkona çıkıp baktığında annesini sokakta yerde yanarken gördüğünü anlattı.

Okumaya devam et

Gündem

Ünlü yazarlardan Kovit-19 değerlendirmeleri kitabı: Çivisi Çıkan Dünya

Felsefe, antropoloji, tarih ve biyoloji gibi farklı alanlarda çalışan önemli isimlerin pandemiye ilişkin değerlendirmeleri Çivisi Çıkan Dünya adlı kitapta toplandı.

BOLD– Çin’in Wuhan kentinden tüm dünyaya yayılarak on binlerce kişinin ölümüne yol açan koronavirüs pandemik salgınının nedenleri hâlâ tartışma konusu. Farklı disiplinlerde çalışmalar yürüten önemli yazarlar ve bilim insanlarının konuya ilişkin görüşlerini içeren Çivisi Çıkan Dünya seçkisi bu alandaki değerlendirmeleri bir araya getiriyor.

SALGINA VE NEDENLERİNE BAKIŞ

Her biri kendi alanında tanınmış isimler olan David Harvey, Slavoj Zizek, Giorgio Agamben, Alain Badiou, Judith Butler, Mike Davis, Bruno Latour, Adam Tooze, Daniel Tanuro, Sandro Mezzadra, Panagiotis Sotiris, Massimo De Angelis, Ingar Solty, Josh Gabert Doyon, Rob Wallace‘ın makalelerinin yer aldığı “Çivisi Çıkan Dünya-Covid-19 Salgını Üzerine Muhasebeler” kitabı Erkan Ünal tarafından derlendi ve Runik Kitap tarafından yayınlandı.

Kitapta koronavirüs salgınına farklı açıdan yaklaşan bilim insanlarının değerlendirmeleri aynı zamanda ilerleyen yıllarda da benzeri salgınlarla karşılaşabileceğimiz konusunda uyarı niteliğinde.

SALGINI SERMAYE MERKEZLERİ YAYIYOR

Minnesota Üniversitesi Küresel İncelemeler Enstitüsü bilim insanlarından biyolog Rob Wallace’ın makalesi bunlardan biri. Wallace makalesinde, yaban hayatının tahrip edilmesinin ve büyük endüstriyel çiftliklerin salgındaki rolüne değiniyor:

“Sermaye, dünya çapında balta girmemiş ormanlar ve küçük çiftlik sahiplerine ait tarıma elverişli arazileri gasp etmekte başı çekiyor. Bu yatırımlar, hastalıkların ortaya çıkmasına yol açan bir kalkınmaya ve ormanların yok edilmesine neden oluyor. Bu devasa araziler, doğanın sunduğu işlevsel çeşitlilik ve karmaşıklığı bozarak, daha önce bir yerlere sıkışıp kalmış patojenleri yerel çiftlik hayvanlarına ve insan topluluklarına yayacak şekilde açığa çıkarıyor. Kısacası Londra, New York ve Hong Kong gibi sermaye merkezleri, birincil hastalık yayma merkezleri olarak ele alınmalı.”

Sağlık çalışanlarına adanan kitabı derleyen Erkan Ünal ise çalışmayı gerçekleştirmekteki amacını şöyle ifade ediyor:

“Covid-19’la ilgili dar bakışlı ve indirgemeci yazılara meydanı boş bırakmamak için meseleyi çok yönlü biçimde, eleştirel gözle, kamunun acil gereksinimlerini ve daha iyi bir dünya ihtimalini düşünerek bu derlemeyi yaptık.”

Okumaya devam et

Popular