Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Tutuklu gazeteciye kanser teşhisi konuldu

Cezaevinde iki kez ameliyat olan, çok sayıda hastalıkla mücadele eden tutuklu gazeteci Mevlüt Öztaş’a pankreas kanseri teşhisi konuldu. Tahliye yok.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Şubat 2018’den bu yana tutuklu olan, kapatılan Cihan Haber Ajansı Uşak Temsilcisi Mevlüt Öztaş’ın pankreas kanseri olduğu ortaya çıktı. Üç haftadır babasından haber alamadıklarını ve kanser olduğunu dün öğrendiklerini söyleyen kızı Büşra Öztaş, “Babam şu anda Ankara Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatıyor. Pankreas kanseri. Ameliyatı çok riskli olduğu için kemoterapi tedavisine başlanacak. Annem yanına gitti ama kesinlikle göstermediler” dedi. Büşra Öztaş, astım, yüksek tansiyon, böbrek yetmezliği sorunları olan ve cezaevinde iki kez ameliyat geçiren babasının yaşadığı hak ihlallerini Bold Medya’ya anlattı.

FITIK AMELİYATI GEÇİRDİ

“Babam ilk önce Uşak E Tipi Kapalı Cezaevindeydi. Orada kasık fıtığı ortaya çıktı. Ancak cezaevinde bu şartlar altında ameliyat olmak istemedi. Ama ağrısı arttığı ve durumu kötüleştiği için ameliyat oldu. Bize haber vermediler. Kendisi cezaevine döndüğünde anlattı.

ASTIMI İLERLEDİ, BÖBREK YETMEZLİĞİ ORTAYA ÇIKTI

Sonra cezaevi şartlarından dolayı böbrek yetmezliği ortaya çıktı. Aynı zamanda astım hastalığı ilerledi. Babam hastalıklarından dolayı defalarca şartlı tahliye talep etti, hep reddedildi. Daha sonra hipertansiyon görüldü. Aylarca diyet yapmak zorunda kaldı ve doktor ayrı bir beslenme listesi verdi. Mahkeme sürecinde rahatsızlıklarının hepsini belirtmesine rağmen 9 yıl 3 ay ceza verildi ve tutuklu yargılanmasına devam denildi.

SAKALI UZUN DİYE HÜCRE CEZASI VERİLDİ

Babam Uşak Cezaevinin hijyenik olmaması ve görüşe gittiğimizde bize gösterilen kötü tavırlardan dolayı sürekli olarak Afyon Cezaevine nakil olabilmek için dilekçe verdi. Uzun süre dilekçelere dönüş alamadı. Aylar sonra Afyon Cezaevine nakledildi. Afyon Cezaevine geldiğine tam sevinmiştik ki korona yasaklarından önce görüşe gittiğimizde babamı sebepsiz bir şekilde hücreye aldıklarını öğrendik. Babam nedenini sorduğunda diğer mahkumları da geçireceklerini söylemişler ama öyle bir şey yapılmamış.

Bir sonraki görüşte babam bize anlattıkları şöyleydi: “Sakalımın uzun olmasının yasak olduğunu söylediler. Kesmemi istediler. Ama berber birkaç gün gelmediği için sakalımı kesemedim. Daha sonra bana tekrar neden sakalımı kesmediğimi sorduklarında berberin olmadığını söyledim ve ardından berber gelip sakalımı kesti. Ardından ben sakal boyuyla ilgili herhangi bir kısıtlama olup olmadığını öğrenmek için savcılığa dilekçe yazdım. Ve ertesi gün ayrı odaya alındım.”

3 HAFTA ÖNCE İKİNCİ AMELİYAT YAPILDI

Korona sebebiyle bir aydır açık ve kapalı görüşlerin yasaklanmasından dolayı sadece telefonla görüşüyorduk. Babam bizi cuma günleri arıyor. 3 Nisan 2020’de yaptığımız görüşmede acilen hastaneye kaldırıldığını, iç kanama dolayısıyla safra kesesi ameliyatı olduğunu, bir hafta hastanede kaldığını, daha sonra cezaevine döndüğünü ve karantinada olduğunu söyledi. Başına gelenleri biz yine sonra öğrendik. Bu süreçte bize yine ameliyat olduğuna ya da hastaneye kaldırıldığını dair bir şey söylemediler.

NEREDE OLDUĞUNU BİR TÜRLÜ ÖĞRENEMEDİK

Babam bir sonraki hafta telefon görüşünde bizi aramadı. Çok telaşlandık. Cezaevini aradık, hafta sonu olduğu için bilgi veremeyeceklerini söylediler. Annem ısrarla aramaya devam edince, babamın nerede olduğu sorusuna ‘cezaevinde içiniz rahat olsun’ cevabını verdiler. Pazartesi annem tekrar aradığında annemi revire bağlamışlar. Revirdeki görevli babamın 8 Nisan 2020 Çarşamba günü hastaneye kaldırıldığını ve oradan da Ankara’ya sevk edildiğini söyledi. Hangi hastaneye gittiği bilgisi bize verilmedi. Afyonkarahisar Devlet Hastanesini aradık. Onlar da bilgi veremeyeceklerini söyledi. Bir süre babamın nerede olduğunu öğrenemedik. Daha sonra tekrar cezaevini aradığımızda bizi cezaevi müdürüne bağladılar ve Ankara Dışkapı Hastanesi’ne kaldırıldığını öğrendik.

Mevlüt Öztaş ve çocukları bir görüş gününde.

GÜNLERCE ENDİŞELİ BEKLEDİK

Durumunu bilemediğimiz için yanına gitmemiz gerekiyor mu gerekmiyor mu, ne yapacağız bilemedik. Endişeli halde günlerce haber almaya çalıştık. Şehirler arası yolculuk yasağı olması sebebiyle yanına gidemediğimiz gibi telefonla da doğru düzgün bilgi alamadık. Ankara’daki hastane yüz yüze bilgi verebileceklerini söyledi.

SEYAHAT İÇİN RAPOR ALAMADIK

Korona dolayısıyla şehirler arası yasak olduğu için günlerce uğraşımızın ardından kaymakamlıktan günübirlik izin alabildik. Emniyet güçleri babamın hastanede yattığına dair bizden rapor istedi. 2-3 gün bu raporu almak için uğraştık. Hastane ve cezaevi sürekli topu birbirlerine attılar. Sonuç olarak alamadım. Sonrasında emniyet güçleri siz gidin gelin, sonrasında bize raporu gösterin dediler, öyle yardımcı oldular.

ANNEMİ YANINA GİTTİ AMA GÖRÜŞTÜRMEDİLER

Dün annem yanına gitti. Görüştürmemişler kesinlikle. Kapıdaki infaz koruma memurlarına ricada bulunmamıza rağmen uzaktan olsa da görmemize izin verilmedi. İzin verilmediği gibi bizi çok sert bir üslupla karşıladılar. Sonrasında onkoloji servisine gidip doktoruyla görüştük, sağlık raporunu aldık.

Mevlüt Öztaş’a ait verilen durum bildirir raporu.

TÜMÖR RİSKLİ BİR BÖLGEDE, AMELİYAT DA RİSKLİ DEDİLER

Tümör çok sıkıntılı bir bölgede. Şu an birinci evrede görünüyor hastalık. Ama diğer organlara yayıldıysa direk dördüncü evreye geçebileceğini söylediler. Yayılmadıysa ameliyat olması gerektiği ifade edildi. Tümör diğer organlara çok yakın olduğu için ameliyat da riskli. Birden fazla doktor görüşüne ihtiyaç duyduklarını söylemişler. İstanbul’dan ve bir de sanırım Hacettepe’den uzman görüşü bekleniyor. Bugün (22 Nisan 2020) tümörün yayılıp yayılmadığıyla ilgili bir test yapacaklar.

EŞYALARINI ULAŞTIRAMADIK

Biz bu süreci yaşayalı 3 hafta oldu. Babama yatırdığımız para hesabına aktarılamadığı için kart alıp bizi arayamamış. Cezaevine paranın neden hesabına geçmediğini sordum. Tahliyelerden dolayı yoğun olduklarını söylediler. Aynı zamanda kıyafetinin olmadığını ve ona eşyalarının ulaşmadığını öğrendik. Ve elden para vermek istememize rağmen kabul etmediler ve hala babamın eşyalarının ulaşmasını bekliyoruz.”

DESTEK OLUR MUSUNUZ?

Büşra Öztaş son olarak babasını tahliye olmasını istediklerini söyleyerek destek çağrısında bulundu: “Bütün yaşadığımız mağduriyetlere rağmen bu zorlu süreçte babamın yanında olabilmemiz için bize destek olur musunuz?”

DOSYASI İSTİNAF’TA

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Mevlüt Öztaş, 8 yıldır Uşak’ta Cihan Haber Ajansı için çalışıyordu. 9 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Öztaş’ın dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyor. Öztaş’ın durum bildirir raporu İstinaf Mahkemesine bir dilekçe ile sunuldu.

BU SOYKIRIM DEĞİL DE NE?

Mevlüt Öztaş’ın yatırıldığı hastaneyi bulma konusunda ailesine yardımcı olan HDP milletvekili ve insan hakları savunucusu Gergerlioğlu sosyal medya hesabından açıklamada “Ağır hasta mahpus eski gazeteci Mevlüt Öztaş 4. evre kanser hastası Papilla vateri kanseri, zor bir bölgede ve önemli bir ameliyatı gerektiriyor Afyon’dan Ankara’ya sevki gecikti, Ankara’da Corona salgınında zor günler yaşıyor. Hala tahliye edilmiyor..! Bu soykırım değil de ne?” dedi.

Tutuklu gazeteci Ahmet Memiş’e annesinin cenazesine katılma izni verilmedi

BOLD ÖZEL

Tutuklu gazeteci Harun Çümen: “Koğuşta 25 fare öldürdük çıldırmak üzereyiz”

Mart 2018’den bu yana Balıkesir Kepsut L Tipi Cezaevinde tutuklu olan Harun Çümen yaşadıkları koğuşta farelerin cirit attığını, kendilerine adeta zulmedildiğini ve çıldırma noktasına geldiklerini söyledi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

33 aydır Balıkesir Kepsut L Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan gazeteci Harun Çümen, cezaevinin insanlık dışı şartlarını ve maruz kaldıkları uygulamaları tahliye olan bir arkadaşının aracılığıyla HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na iletti.

Mektubunu Gergerlioğlu’na nasıl ulaştırdığını ‘özel bir notla’ açıklayan Harun Çümen’in anlattıkları çok korkunç. Tıkanan lağım boruları, koğuşlarda cirit atan, yastıkların içine giren fareler, fareleri görüp dalga geçen gardiyanlar, 45 kişilik koğuşta kış soğuğunda yerde yatan insanlar, salgın olduğu halde sağlanmayan hijyen şartları… Cezaevindeki hak ihlallerini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren Harun Çümen’in mektubunun tamamını yayınlıyoruz.

“Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu

Size Kepsut ilçesindeki Balıkesir L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazıyorum. İsmim Harun Reşit Çümen. 33 aydır tutukluyum, hükümözlüyüm. FETÖ davasından 7 yıl 6 ay ceza aldım, dosyam Yargıtay’da bekliyor. Gazeteciyim, Zaman Gazetesi’nde editörlük, sorumlu yazı işleri müdürlüğü yaptım.

“45 KİŞİYİZ, NEFES ALAMIYORUZ”

Cezaevinde bizlere adeta zulmediyor. 206 metrekarelik bir alanda 45 kişiyiz. 12 metrekarelik, evlerdeki çocuk odasından bile küçük odalarda 7 kişi kalıyoruz. 3 kişi yerde yatıyor. Gece yatak koyduğumuzda adım atacak yer yok! WC için kalktığımızda yatakların üzerine basmadan geçemiyoruz. Nefes alamıyoruz, havasızlıktan ölmemek için kışın bu soğuk günlerde bile pencereleri hiç kapatmıyoruz. Bugünlerde gece hava sıcaklığı sıfıra doğru indi, 2 derece oluyor. Kışın eksi sıcaklıklarda bile pencere açık uyumak zorunda kalıyoruz!

“WC’LER TIKANIYOR”

Tıka basa dolu koğuşlarda insanlık dışı muameleye maruz bırakıldık. 2 WC var, günün her saatinde tuvalet sırası bekliyoruz. Oysa şu an 1-2 kişinin yaşadığı evlerde 2-3 WC bulunabiliyor. Sadece 2 banyomuz var duş için. Sıcak su verilmiyor, çok yetersiz. 2-3 gün sadece 3’er saat sıcak su veriliyor. 45 kişi nasıl duş alsın? 1 kişi 7-8 dakika içinde duş almak zorunda kalıyor. Kanalizasyon sistemi, lağım boruları sürekli tıkanıyor. WC’ler tıkanıyor, çok affedersiniz ortalığı bok götürüyor adeta.

“REZALETİ KAMUOYU BİR GÖRSE!”

Neredeyse 2-3 haftada bir bu manzara yaşanıyor. Ahh! Keşke bir görseniz! Rezaleti bir görebilse kamuoyu, yetkililer! İnanamazsınız! Sürekli su kesintileri yaşanıyor. Hijyen problemi had safhada! Yöneticiler, memurlar o kadar ilgisiz ki! Hiç umursamıyorlar. Çünkü yaşananlardan kimsenin haberi yok! O rahatlıkla sorunlar artık rutin haline gelmiş, hiç çözüm yok ve gittikçe artıyor sorunlar. Denetim de sıfır, hiç yok.

“CEZAEVİ YÖNETİMİNİN ZULMÜ ALTINDAYIZ”

4+1 veya dubleks bir ev büyüklüğündeki bir alanda kucak kucağa, sıkış tıkış yaşamaya mahkûm bırakılırken yan koğuşumuz C-6 bomboş. Pencerelerden görüyoruz, odada 1-2 kişi kalıyorlar, ranzalar boş. O koğuştakiler hırsızlık, yaralama, uyuşturucu gibi adi suçlar dediğimiz tutuklu ve hükümlüler. Cezaevi yönetiminin büyük zulmü altındayız. Bir tarafta koğuş boş, ranzalar boş; diğer tarafta bizim C-7 koğuşu ve diğer 10’dan fazla FETÖ koğuşu ağzına kadar dolu, 40 kişinin altında mevcut yok, 15-20 kişi yerde yatıyor.

Ölüme terk edilmiş vaziyetteyiz. Son derece haksızlık, eşitsizlik, insanlık dışı muameleye, zulme uğruyoruz. Ahh! Keşke bir görseniz… O kadar çok isterdim ki! Şok olursunuz, donakalırsınız. N’olursunuz? Allah rızası için çığlığımızı duyun, sesimize kulak verin! Çıldırmak üzereyiz… Lanet olsun, bize bunu yaşatanlara!..

“BİR FAREYİ YAKALAYAMIYORSUNUZ DİYE DALGA GEÇİYORLAR”

İki buçuk aydır koğuşta fareler cirit atıyor, tam 25 fare öldürdük kendi imkânlarımızla! Yerde yatan insanların yataklarına, yastıklarına giriyor; kafa, yüz, kollarının üzerinde geziniyorlar. Dolapların içinden adeta fare fışkırıyor, yiyeceklere saldırıyorlar. Defalarca yetkililere, memurlara, başgardiyanlara söyledik, müdürlüğe dilekçeler yazdık. Hiçbir netice yok, umurlarında değil! Çözüm bir yana, dalga geçip, “Bu kadar insansınız, bir fareyi yakalayamıyor musunuz?”, “Besleyin, niye öldürüyorsunuz ki, acımıyor musunuz?”, “25 fare az, sizden daha fazla yakalayıp öldüren koğuşlar var.” şeklinde cevaplar veriyorlar.

Adalet Bakanlığı’na, tüm yetkililere sesleniyorum; gelin görün halimizi! Fareleri, tıkanan WC’leri, lağımları… Koğuşlara ATM cihazı konulacakmış, görüntülü telefon görüşmesi yaptırılacakmış, sayım parmak iziyle alınacakmış vs. vs. haberleri yaptırıldı basına. Önce çektiğimiz şu rezalete bir çözüm bulsunlar! Daha başka o kadar çok sorun var ki!.. Hepsini yazsam sayfalar yetmez! Vallahi de, billahi de! 50 tane, 100 tane sorun sıralanır.

“TAM BİR İŞKENCE!”

Pandemi/koronavirüs süreci en çok bizi, tutuklu ve hükümlüleri, cezaevindekileri vurdu. Hapis içinde hapis yaşıyoruz. 8 aydır çocuklarımızı, eşlerimizi, ana-babamızı göremiyor, dokunamıyor, öpemiyoruz. 8 aydır açık görüş yok! Haziran ve temmuzda sadece birer kez kapalı görüş oldu, sadece 1 kişi gelebildi. 4 aydır da ayda 2’şer kapalı görüşü sadece 2 kişiyle yapabiliyoruz. Eşim, 4 çocuğum, anne ve babam var, 7 kişiler. Çoğu insanın ortalama bu kadar yakını var, kardeşleri, kayınvalide-kayınpederleri olanlar var. Uzak şehirlerden geliyor ailelerimiz, 2 kişi görüşebiliyor, kalan çocuklar veya eşler dışarda bekliyor. Tam bir işkence, zulüm! Çocuklar, eşler, analar-babalar ağlıyor!

Görüşler virüs öncesi 45 dakikaydı, virüs süresinde de aynı. Sayın Adalet Bakanı, “Hak kaybı olmayacak, yapılamayan görüşler telafi edilecek.” dedi. 8 aydır onlarca görüş iptal oldu, yaptırılan az sayıdaki görüş de yine 45 dakika! Ne zaman telafi edilecek, 1 saat-1,5 saat görüş niye yaptırılmıyor?

“İNSANLAR HASTA, İLAÇ KULLANIYORLAR”

Koğuşumuzda 2 arkadaşın eşleri de burada cezaevinde! Kadınlar koğuşu var bir tane, 30’dan fazla kadın kalıyor. Çoğunun eşleri de burada. Pandemi öncesi iç görüş vardı; görüş yapabiliyorlardı. 8 aydır yaptırılamıyor! Bilal Çoban ve Mustafa Zeybek, eşleri Mukaddes Çoban ve Dicle Zeybek’i 8 aydır göremiyor, seslerini bile duyamıyorlar! Tam bir dram, büyük trajedi! Telefonla dahi görüştürmüyorlar! Büyük bir zulüm! Arşı titretecek boyutlara ulaştı artık! İnsanlar hasta oldu, psikolojileri bozuldu, ilaç kullanıyorlar! Lütfen! Allah rızası için bu çığlığa bir ses verin, n’olur!!!

“BAŞINIZIN ÇARESİNE BAKIN DİYORLAR”

Sağlık büyük problem burada! Doktora, revire çıkmak zaten problemliydi, haftalarca çıkamadığımız oldu, hastalıktan kırıldık. Şimdi sağlık hizmeti alabilmek imkânsız hale geldi! Açık açık söylüyorlar; “Ölüm riski dışında” her şikâyet geri çevriliyor. Kronik şeker, tansiyon, kalp rahatsızlığı olanlar bile 8 aydır doktor-hastane yüzü görmüyor. “Başınızın çaresine bakın” diyorlar. Birçok hastalığı inleye inleye atlatıyor insanlar. İnsanlık dışı görüntüler, ahh bir görseniz! Son derece korkunç, çok vahim durumlar yaşanıyor, sesimizi duyan yok! Çözümsüzlük sıradanlaşmış vaziyette… Umursayan yok…

“YEMEKLERİ YİYEMEDEN DÖKÜYORUZ”

Yemekler çok kötü. Çoğunu hiç yemeden çöpe döküyoruz. Örneğin bugün (15 Kasım Pazar) hem öğlen hem akşam yemeğinin neredeyse tamamı çöpe gitti. Mantı ve tarhana çorbası geldi öğleyin, son derece kötü! Keşke bir görseniz! Masterchef jürisi görse, vallahi de billahi de sopayla döver yapanları! Her hafta, 2-3 günde bir hep aynı yemekler! Ispanak, türlü, erişte, makarna gibi yiyecekler hiç yenmiyor. Kuru fasulye, nohut, pilav yemekten artık bıktık! Genelde kantinden aldıklarımızla besleniyoruz. Yoksa aç kalırız!

Kahvaltılık ise tam bir skandal! Tek çeşit geliyor. Sadece zeytin ya da peynir (o da bir-iki haftada bir), çoğu zaman mini paketlerde reçel, fındık kreması türü şeyler veriliyor. Onlarla da karın doyurmak imkânsız. En çok parayı kahvaltı malzemesine harcıyoruz, tabii maddi durumu iyi olmayanlar da var, çok yazık oluyor!.. Yardımcı olmaya çalışsak da bir hafta, bir ay olabiliyor. 3-4 yıldır burada olanlar çoğunlukta.

“MASKE, ELDİVEN VERİLMİYOR”

Büyük bir hijyen, sosyal mesafe, izolasyon sorunumuz var. Grip-nezle anında yayılıyor, bulaşıyor. Bir kişi hasta olunca koğuşun yarısı 20-25 kişi hastalanıyor. Allah korusun, virüs bulaştığında hiç kurtuluşumuz yok! Maske-eldiven verilmiyor, kan temizleyici veriliyor 8 aydır, o da aylık veriliyor, bir haftada bitiyor. Yine kendimiz kantinden parayla alıyoruz. Kolonya, dezenfektan kantinde satılsa alacağız, onu bile getirmiyorlar. Daha birçok, son derece basit ihtiyacımızdan mahrumuz. Örneğin, plastik sehpa verilmiyor aylardır. Koğuşun yarısı açıköğretimde okuyor, ders çalışıyor. Ama sehpa verilmiyor. Çok acil, elzem ihtiyaç giderilmiyor. Odalardaki TV’lerimizi bile koyacak sehpa yok, sandalye üzerine koyuyoruz. 45 kişinin çamaşırlarını asacak çamaşır ipi bile verilmiyor biliyor musunuz? Çok ilkel şekilde kurutuyoruz çamaşırları, yatakların üzerinde, ranza demirinde vs…

Daha o kadar çok sıkıntımız var ki; şimdilik bu kadarla yetinelim. Başta 45 kişilik kalabalık koğuş ve fare sorunumuz olmak üzere dertlerimize ilgi gösterebileceğinizi umuyor, şimdiden teşekkürlerimizi iletiyoruz. Çığlığımızı duyurursanız çok sevinir, duacınız oluruz.

Bu vesileyle çalışmalarınızda başarılar diler, hürmetlerimizi sunarız. Selam ve sevgiyle…”

4 Mart 2018’de İstanbul’da gözaltına alınan ve daha sonra Balıkesir Kepsut L Tipi Cezaevine gönderilen Harun Çümen, Zaman gazetesinde çalıştığı ve Bank Asya hesabı bulunduğu için 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çümen’i gözaltına alan polisler “21 sene Zaman’da çalışmışsın işin zor”. demişti.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Yedi aydır çocuklarımıza ne dokunabildik ne öpebildik”

Tutuklu matematik öğretmeni Kevser Sinan, koronavirüs salgını nedeniyle aylardır çocuklarına sarılamamanın acısını yazdı. Anne-babadan sonra dayıları da tutuklanan oğlunun ve kızının yıkıldığını vurguladı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Çocuklarını okula almaya gittiğinde gözaltına alınan Kevser Sinan, 7 aydır oğlunu ve kızının görememenin çaresizliğini erkek kardeşi Ramazan Akaslan’a yazdığı mektupta anlattı. 17 Ekim 2019’da tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderilen Kevser Sinan’ın 15 yaşında lise birinci sınıfa giden Ali İhsan adında bir oğlu ve 10 yaşında Seher adında bir kızı var. Örgüt yöneticisi olduğu iddiasıyla tutuklanan eşi Nuri Sinan da 3 yıldır Sivas Cezaevinde.

“OĞLUM 10 KİLO ZAYIFLAMIŞ”

Türkiye’de Mart 2020’de başlayan koronavirüs salgını nedeniyle tüm cezaevlerinde açık ve kapalı görüşler yasaklandı. Cam arkasından yapılan kapalı görüşler ise hazirandan itibaren ayda bir kez olmak üzere yeniden başlatıldı.

Mektubunda, ailece yaşadıkları zorlukların en çok çocuklarını etkilediğini söyleyen Kevser Sinan “7 aydır çocuklarımıza ne dokunabildik ne sarılıp öpebildik. En çok da canımızı bu durum acıtıyor. 6 ay sonra Ali İhsan geldi görüşe, yavrum 10 kilo zayıflamış, çok üzüldüm.” dedi.

Eşi Nuri Sinan’ın tutuklanmasından sonra çocuklarını çok zor toparladığını belirten Kevser Sinan, kendisi ve abisi Yasin Akaslan tutuklanınca çocuklarının tamamen yıkıldığını vurguladı ve “Abimin alındığı günün ertesinde görüşe gelmişlerdi. Öyle çok ağladılar ki… Dayım bizim her şeyimizdi diye.” ifadelerini kullandı.

“ÇOCUKLAR AĞLADI, BEN TESELLİ ETTİM”

Kevser Sinan şöyle devam etti:

“Burada en çok mutlu eden şey hatırlanmak ve geride kalan çocuklarımızın yüzünün gülmesi. Çocukların en ufak bir sıkıntısı bizi burada alt üst ediyor. Annelik duygusu farklı işte. Dün kapalı görüş vardı mesela. Çocuklar ağladı, ben teselliye çalıştım. Sonra koğuşa dönünde epey zor oldu. Maalesef burada üzüntüyle baş etmek zor. Tansiyon ilacına başladım.”

Kevser Sinan mektubunda kaldığı koğuşa dair de bilgiler verdi. 17 kadının bulunduğu koğuşta 3,5 yaşında bir çocuk bulunduğunu vurguladı.

Hem anneleri hem babaları tutuklu bulunan Ali İhsan ve Seher’in birlikte yaptıkları aile fotoğrafı. Babaları Nuri Sinan 16,5 yıl hapis cezasına çaptırıldı. Anneleri Kevser Sinan’ın bir sonraki mahkemesi 17 Aralık 2020’de görülecek. 

Kevser Sinan çocuklarına duyduğu özlemi 4 sayfalık mektubunun 1. sayfasında anlatıyor.

Üç tutuklu anne üç mahkeme

Cezaevinde bir kanserli daha: Yasin Akaslan 9 aydır hapiste

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

15 Temmuz’un ayırdığı öğretmen çift: Biri mezarda biri gurbette

15 Temmuz’un simge isimlerinden öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun eşi ve aynı zamanda öğretmen olan Tülay Açıkkollu, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü eşinden ve işinden ayrı geçirdi. Tülay öğretmen, “Öğretmenler günü büyük bir acı gibi içime oturuyor” diyor.

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz yaklaşık 60 bin öğretmeni işinden etti. Onlardan biri de Tülay Açıkkollu’ydu. Ancak Tülay öğretmenin acısı işini kaybetmekten çok daha büyük oldu. Çünkü 23 Temmuz’da gözaltına alınan öğretmen eşi Gökhan Açıkkollu, 13 gün boyunca gördüğü ağır işkenceler sonrası 5 Ağustos’ta hayata veda etti.

“EŞİMİN DOSYASINA BAKAN SAVCI BENİ DE GÖZALTINA ALDIRDI”

Gökhan öğretmene vefatından 1.5 yıl sonra görevine dönme izni çıktı. Bu trajik kararı kamuoyuna açıkladığı için 24 Şubat 2017’de gözaltına alındığını açıklayan Tülay öğretmen “O haberlerden sonra masum birinin kendini devlet tarafından, kendini devlet adamı olarak sayan birileri tarafından öldürülmesi gündeme gelince çok tepki topladı. Sonrasında eşimin dosyasına bakan savcı bu sefer beni gözaltına aldırdı” dedi.

ACISI 24 KASIM’DA KATLANDI

Cezaevine girme ihtimali doğunca, babalarını kaybeden 2 çocuğunu bir de annesiz bırakmak istemeyen Tülay öğretmen yurt dışına çıkma kararı aldı. Şimdilerde gurbetin yanı sıra vefat eden eşini de bırakıp yurt dışına çıkmanın acısını yaşıyor. Ancak 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde acısı daha da bir çoğalıyor.

Bold Medya’ya konuşan Tülay öğretmen “Eğer Türkiye’de olsaydım kesinlikle eşimin mezarına giderdim. Sadece 24 Kasım’da değil, herhalde her gün ziyaret ederdim mezarını. Şu an sanki garip kalmış gibi orada. Tanıdık tanımadık insanlar gidiyor ziyaret etmeye ama biz uzakta kaldık. Ancak dualarımızı okuduğumuz Kur’an’ları hediye edebiliyoruz” ifadelerini kullandı.

ÖĞRENCİLERİN CIVILTILARI BENİ ÇOK AĞLATTI

Aradan yıllar geçmesine rağmen mesleğini ve öğrencilerini unutamadığını ağlayarak anlatan Tülay Açıkkollu, “Okulun yanından geçmek istemiyordum ama işlerim için mecburen geçiyordum. Çocuk sesleri cıvıltıları o caddeden geçerken beni çok ağlatmıştır. Okulun önünden geçerken karşılaşıyordum öğrencilerimle. O zil sesi eskiden çok heyecanlandırırken beni, ‘okula gideyim, dersimi anlatayım, çocuklarla birlikte olayım’ heyecanı yaşatırken şimdi büyük bir acı gibi oturuyor insanın içine” dedi.

VATANINA KÜSMEDİ

Tülay öğretmen ülkesinde maruz bırakıldığı muameleye kırgın olduğunu “24 kasımda içimde bir sızı hissediyorum. Mesleğimizden 1 günde ihraç edildik. Yıllarca takdirnameler almış öğretmenler olarak, öğrencileriyle özdeşleşmiş öğretmenler olarak, öğrencileri kendi evladı olarak gören öğretmenler olarak bir gecede darbeci, terörist ilan edildik. Bir gecede mesleğimizden uzaklaştırıldık” ifadeleriyle anlattı. Bu kırgınlığına rağmen öğretmenlik ideallerinden vazgeçmeyen Tülay Açıkkollu, şöyle devam etti:

“Çocuklarımıza daha güzel bir gelecek bırakabilmek için belki, onların da önceliklerini daha iyi belirleyebilmeleri için onlara çok daha iyi anlatabilmemiz lazım bu dönem yaşanmış olanları. Yine vatanımıza toprağımıza küstürmeden vatan millet düşmanı yapmadan bu çerçeveyi onlara güzel çizmek gerekiyor. Bu günün vazifesi bu diye düşünüyorum.”

ÖĞRENCİLERİNİN MEKTUPLARINI HALA SAKLIYOR

Tülay öğretmen her ne kadar üzgün ve kırgın olsa da geçmiş 24 Kasım’ları unutamadığını anlattı. “Öğrencilerin getirdiği bir çiçek kendi yaptıkları bir resim, yazdıkları bir mektup çok mutlu ediyordu bizi. Zaten maddi bir beklentimiz de olamazdı öğrencilerimizden. Ben öğrencilerimin bana yazdığı sevgi dolu mektupları hala saklıyorum” diye konuştu. Tülay Açıkkollu, eşi Gökhan Açıkkollu’ya öğrencilerinin verdiği hediyeleri hala saklamaya çalıştığını belirtti.

Gökhan öğretmenin tercihi ise çiçekti. Tülay öğretmen, eşinin Öğretmenler Günü ve Anneler Gününde kendine çiçek hediye ettiğini söyledi.

Okumaya devam et

Popular