Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

“Çok zamanım yok” demişti… Ölüm orucundaki Mustafa Koçak hayatını kaybetti

Adil yargılanma talebiyle 3 Temmuz 2019’da başlattığı ölüm orucu nedeniyle 29 kiloya düşen Mustafa Koçak, mücadelesinin 297. gününde hayatını kaybetti.

BOLD – Gizli tanık ifadesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Mustafa Koçak, adil yargılanma talebiyle başlattığı ölüm orucunun 297.gününde hayatını kaybetti. Halkın Hukuk Bürosu, müvekkilleri Koçak’ın hayatını kaybettiğini Twitter hesabından duyurdu.

Mustafa Koçak’ın kendisine ağır işkence altında imzalatılan gizli tanık ifadelerini kabul etmediği için ölüm orucuna başladığını hatırlatan Halkın Hukuk Bürosu, “Egemenler, onu bir tanıklarına ‘Beyanlarım yalandı, bana işkenceyle yalan ifadeler imzalattılar’ sözünü söyletmemek için katletti. Cinayet işlediler.” açıklamasında bulundu.

Halkın Hukuk Bürosu, ölüm orucundaki diğer müvekkilleri ve avukatları da hatırlatarak, ” Bir kez daha sesleniyoruz, müvekkillerimiz İbrahim Gökçek, Didem Akman ve Özgür Karakaya’yı yaşatmak için arkadaşlarımız Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ı yaşatmak için taleplerini kabul edin.” dedi.

“ÇOK ZAMANIM YOK” DEMİŞTİ

28 yaşındaki Mustafa Koçak, 297 gündür sürdürdüğü ölüm orucu nedeniyle 29 kiloya düşmüştü. Mustafa Koçak ailesiyle yaptığı dünkü telefon görüşmesinde, “Çok kötüyüm. Ayaklarım kıpkırmızı oldu, kan topladı. Tüm vücudum şişti, karnım hep şişti. İki gündür nefes alamıyorum. Çok zamanım yok. Kıpırdayamıyorum. Belki pazar günü telefona bile çıkamam. Çok ağrılarım var, yatakta dönemiyorum.” demişti.

Telefon görüşmesinde oğlunun sesini duyan, anlattıklarını dayanamayan tüm aile gözyaşlarına boğulmuştu. Babası ise “Bunlar Allah’ı tanımıyorlar. Allah korkusu yok bunlarda. En sonunda cezaevinin önünde kendimi yakacağım.” ifadelerini kullanmıştı.

NE OLMUŞTU?

Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın 2015 yılında İstanbul Adliyesi’ndeki odasında öldürülmesi olayında silah temin etmekle suçlanan Mustafa Koçak müebbet hapis cezası aldı. Adil yargılanmadığını savunan Koçak, 3 Temmuz 2019’dan bu yana beri açlık grevinde. Suçsuz olduğu konusunda ısrarlıydı ve tek talebi adil yargılanmaktı.

Savcı Mehmet Selim Kiraz, 2015 yılında Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol tarafından Çağlayan Adliyesi’ndeki odasında rehin alınarak öldürülmüştü. 23 Eylül 2017 tarihinde itirafçı Berk Ercan, Mustafa Koçak’ın Şafak Yayla’ya cinayet için silah temin ettiği yönünde ifade verdi. Bunun üzerine gözaltına alınan Koçak, 12 günlük gözaltı sonrası 4 Ekim 2017 tarihinde tutuklandı. Koçak’ın yargılanmasına 22 Kasım 2018 tarihinde başlandı. 11 Temmuz 2019 tarihinde ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Verilen cezalar 42 yılı geçiyordu.

200 KİŞİ HAKKINDA İFADE VEREN BİR TANIK

Suikastın itirafçısı olan Berk Ercan, itirafçı olmadan önce 2017 yılında “vahim nitelikte silah, tabanca ve mühimmat” taşıdığı gerekçesiyle tutuklanmış, ardından pişman olduğunu ve ifade vermeye hazır olduğunu söylemişti. Mustafa Koçak, 12 gün boyunca gözaltında kalan Berk Ercan’ın 150-200 kişi hakkında çeşitli ifadelerde bulunduğunu ve itirafçı tanık olduğunu, fakat buna rağmen cezaevinde kalmaya devam ettiğini iddia etmişti.

Mustafa Koçak, Selim Kiraz’ın dosyasına nasıl eklendiğini ise basına gönderdiği mektubunda şöyle anlatmıştı:

“Berk Ercan 12 gün boyunca gözaltında kalmış, düşünmüş, yaklaşık 150-200 kişi hakkında çeşitli ifadeler vermiş. Ancak benimle ilgili tek bir kelime ifadesi yok. Bunca kişinin üstüne iftiralar içeren ifadeler vermesine rağmen tutuklanmaktan kurtulamıyor. Yine iddianame içerisinde 15 Ağustos 2017 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na yazdığı bir dilekçesini gördük. Berk Ercan bu dilekçede ‘yaşadığı belirsizliklerden dolayı psikolojik sorun yaşadığını ve eğer bu belirsizlikler çözülmezse kalıcı psikolojik sorunları olacağını’ belirtiyor. Bu dilekçesinden sonra bulunduğu cezaevinden alınıp tekrar emniyete ve savcılığa götürülüp ‘ek ifadeler’ veriyor. Bu ifadelerden sonra ben de bu yüzlerce kişinin içine 25 Ağustos 2017 tarihinde dahil ediliyorum. Ancak bir farkla: Ben cumhuriyet savcısının öldürülmesi olayına silah temin ettiğim iddiasıyla ekleniyorum.”

Berk Ercan, dosyada ilk başta tek tanıktı. Daha sonra ikinci tanık olarak Cavit Yılmaz eklenmişti. İfadesinden sonra yurt dışına çıkan Yılmaz, ifadesini değiştirmiş ve “İfademi işkence altında verdim” demişti.

Gündem

Kadir Şeker’in kurtardığı kadın uyuşturucudan gözaltında

Konya’daki uyuşturucu operasyonunda çapıcı bir detay ortaya çıktı. Üniversiteye hazırlanan Kadir Şeker’in araya girdiği sevgili kavgasında Özgür Duran ölmüştü. Uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan şüphelinin ise Kadir Şeker’in kurtardığı Ayşe Dırla olduğu anlaşıldı.

BOLD – Konya Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Karatay’da durdurduğu bir araç içinde 900 gram eroin buldu. Polis, olayla ilgili olarak araçtaki iki şüpheliyi “uyuşturucu madde ticareti yapmak” suçundan gözaltına aldı.

Şüphelilerin adli makamlara sevki için işlem başlatılırken, şüpheli kadının Ayşe Dırla olduğu anlaşıldı. Ayşe Dırla ismini kamuoyu Kadir Şeker olayında duymuştu.

Üniversiteye hazırlanan Kadir Şeker, iddiaya göre, 5 Şubat’ta merkez Selçuklu ilçesi Kosova Mahallesi’ndeki bir parkta tartışma sesleri duydu. Tartışmada kadının şiddet gördüğünü düşünerek, çifti ayırmaya giden Kadir Şeker, Özgür Duran’ın sözlü ve fiziki müdahalesiyle karşılaştı.

Kadir Şeker’i bir süre kovalayan ve darbeden Özgür Duran, boğuşma sırasında aldığı bıçak darbesiyle hayatını kaybetti. Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada Şeker, “kasten öldürme” suçundan 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Okumaya devam et

Gündem

Kılıçdaroğlu’na yumruk davası: Öldürmek isteseydik çıkamazdı

Ankara Çubuk’ta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırının ilk duruşması görüldü. Kılıçdaroğlu’na yumruk atan Osman Sarıgün savunmasında, olayı hatırlamadığını söyledi. Sanık Vahit Delibaş ise, “Öldürmek isteseydik, zaten çıkamazdı” dedi.

BOLD – CHP lideri Kılıçdaroğlu’na saldırıyla ilgili 36 kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması görülmeye başlandı. Duruşmaya Kılıçdaroğlu’na yumruk atan Osman Şiban’ın “Olayı hatırlamıyorum” savunması damga vurdu.

KILIÇDAROĞLU LİNÇTEN ZOR KURTULMUŞTU

Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyet, 21 Nisan 2019 tarihinde Sözleşmeli Er Yener Kırıkçı’nın Ankara Çubuk’taki cenaze töreninde saldırıya uğramıştı. Saldırıyla ilişkin dava Çubuk 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başladı. Hazırlanan iddianamede 6’sı kadın 36 sanık hakkında 1 yıl 8 ay 15 gün ile 28 yıl 10 ay arasında değişen hapis cezası isteniyor.

ÖNCE HATIRLAMADI SONRA ÖZÜR DİLEDİ

Kılıçdaroğlu’na yumruk atan Osman Sarıgün’ün savunmasında hakkındaki iddiaları reddederek, emniyette verdiği ifadesinin geçerli olduğunu söyledi. Sarıgün, hakimin “Olay nasıl oldu, anlat” sözüne “Unuttum, çok zaman geçti” diye yanıt verdi. Hakim, Sarıgün’ün emniyetteki ifadesini okudu. Bunun üzerine Sarıgün “Olaydan dolayı pişmanım, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan özür diliyorum” beyanını tekrarladı.

Sarıgün, olayın ardından verdiği ifadesinde ise “Yumruğum Kemal Kılıçdaroğlu’na denk gelmiş. Ben, olay sırasında Kılıçdaroğlu’nu tam olarak görmedim. Kılıçdaroğlu’na küfür ya da hakaret etmedim” demişti.

KILIÇDAROĞLU’NUN AVUKATI ÇELİK: ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS VAR

Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik ise Sarıgün’ün suçtan kurtulmaya yönelik savunma yaptığını kaydederek, Sarıgün’ün adam öldürmeye teşebbüsten yargılanması gerektiğini belirtti. Şehidin ölümünden sorumlu olarak Kılıçdaroğlu’nu göstermesine ise ‘iftira’ suçunu işlediğini de açıklayan Çelik, Sarıgün’ün olay günü attığı sloganların da suç işlemeye tahrik olduğunu vurguladı ve ek savunma alınmasını istedi.

“DEĞNEK KÖPEKLERDEN KORUNMAK İÇİNDİ”

Sanık Vahit Delibaş, elindeki sopa ile Kılıçdaroğlu’nun sığındığı eve doğru hamle yapmasıyla ilgili “Benim köyüm ile olay yerindeki köy arası 3,5 km. Oraya gidip gelen herkes kendini korumak için eline değnek alır. Köpeklerden kendimi korumak için değnek elimdeydi” diyerek, kendini savundu. Delibaş, “PKK çık dışarı” diye slogan attığını ise kabul etti.

Avukat Çelik “Birçok sanık tarafından ‘Yakın’ diye bağırıldığı ortamda, sanığın sopa ile eve girmeye yönelik hamle yaptığı değerlendirildiğinde sanığın suçunun adam öldürmeye teşebbüs ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik olduğu görülecektir” dedi. Bu sözler üzerine sanık Delibaş, “Bizim öyle bir şeyimiz olsaydı, orada zaten öldürülürdü. Kışkırtmaya geldik. O anki kalabalığın yapmış olduğu bir iş. Gelme denilmesine rağmen gelmiş. Bunu kahvehanede cenaze gömüldükten sonra söylendi, cenaze evine gelme denmiş. O da çıkmış gelmiş. Kılıçdaroğlu’nu öldürmek isteseydik, zaten çıkamazdı. O kadar kalabalık vardı.” dedi.

‘ŞUURUM KAYMIŞTI’

Sanık Ayhan Onbaşı ise “Cenaze merasiminin sonrasında Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evin etrafında mıydın?” sorusuna “Yoktum, şuurum kaymıştı. Köyde 3’üncü şehit” dedi.

CHP’li yetkililerin takip ettiği duruşma geniş güvenlik önlemleri altında yapıldı. Diğer yandan gazeteciler ilk önce duruşmanın yapılacağı salona alınmadı. Gazeteciler ancak mahkeme başkanı ile yapılan görüşmelerin ardından duruşmayı takip edebildi.

Okumaya devam et

Gündem

TTB: Kovid-19 üniteleri dolu, özel hastaneler vatandaşın hizmetine sunulmalı

Türk Tabipler Birliği (TTB) Sağlık Bakanlığı’na acil çağrıda bulunarak özel ve vakıf hastanelerinin Kovid-19 tedavisi için vatandaşların hizmetine sunulmasını istedi. TTB açıklamasında yoğun bakımların dolması sebebiyle kamu hastanelerinin çoğuna Kovid-19 hastası kabul edilemediğini belirtti.

BOLD – Türk Tabipler Birliği, Kovid-19 servisleri ve yoğun bakım ünitelerinin çoğunda yüzde 100 doluluk yaşandığını açıkladı. Türkiye’de birçok hastanede Kovid-19 tedavi ünitelerinin tamamının ya da tamamına yakınının dolu olduğunu belirten TTB, özel ve vakıf hastanelerinin de vatandaşın hizmetine sunulmasını istedi.

TTB: HASTANELER HASTA KABUL ETMİYOR

Açıklamada başta İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Kocaeli, Adana olmak üzere birçok şehirde problem yaşandığı belirtilirken “Durumun her geçen gün daha da kaygı verici boyuta ulaştığı ve aylar öncesinde uyardığımız tsunaminin yaşandığını biliyoruz.  Sağlık Bakanlığı ise pandeminin başından itibaren yoğun bakım yatak doluluk oranının düşük olduğunu ve yatak sayılarının yeterli olduğunu belirterek, pembe bir tablo çizmeye devam ediyor. Ülkemizde mevcut yoğun bakım yatak doluluk oranı %54,7, erişkin yoğun bakım doluluk oranı ise %71,3 olarak açıklanmasına rağmen bu rakamlar sadece COVID-19 hastaları değil, diğer tüm hastalar açısından da değerlendirildiğinde bizlere sahadan ulaşan veriler ile çelişmektedir.” denildi.

TTB hastanelerdeki durumu ise “Birçok kamu hastanesinde yoğun bakım yatakları tamamen doludur. Hastalar bazen günlerce acil servislerde yoğun bakım yatağı beklemektedir. Bir hasta vefat ettiğinde ya da iyileşip servise alındığında ancak yer açılmakta ve yerine hasta yatırılabilmektedir. Hastane kapasiteleri dolu olduğu için hastaneler arası nakiller de yapıl(a)mamaktadır. 112 merkezleri sürekli boş yatak aramakta, ancak boş yer bulmakta zorluk çekmektedirler.” cümleleri ile anlattı.

SAĞLIK BAKANLIĞINA ACİL ÇAĞRI

Bu tabloya karşın özel hastanelerin birçoğunun COVID-19 hastası kabul etmediğini veya seçili hasta kabul ettiğini belirten TTB, Sağlık Bakanlığı’na acil çağrı yaptı. Tablonun daha da ağırlaşacağını ileri süren TTB, “Yoğun bakım verileri sağlık çalışanları ve toplum ile şeffaf bir şekilde paylaşılmalı COVID-19 hastalarına uygun, yeterli donanım ve sağlık çalışanına sahip erişkin ve çocuk yoğun bakım yatak sayısı kamu ve özel-vakıf hastaneleri için ayrı ayrı açıklanmalıdır.” dedi.

Açıklamada ayrıca “Sağlık Bakanlığı özel ve vakıf hastanelerinin olanaklarını kamu iradesi ile yurttaşların hizmetine sunmalıdır.” talebine yer verildi.

Türk Tabipler Birliği sağlık personeli eksikliğine de dikkat çekerek “KHK’larla haksız-hukuksuz biçimde işlerine son verilen sağlık emekçileri görevlerine iade edilmeli, göreve atanmayı bekleyen sağlık çalışanları da göreve başlatılmalıdır.” çağrısında bulundu.

Okumaya devam et

Popular