Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Müebbet hapis verilen subay adayı Mesut Kara’nın savunması

Subay adayı Mesut Kara’nın müebbet almasına neden olan fotoğrafları, bilirkişi raporuyla çürütmesinin ardından şimdi de o karelerin çekildiği kamera görüntülerini yayınlıyoruz. Kara’nın savunmasında söyledikleri ise çok dikkat çekici…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz’da Ankara Kara Harp Okulu’nda (KHO), SUTASAK (Subay Temel Askerlik ve Subaylık Anlayışı Kazandırma) öğrencisi olan Mesut Kara’ya tek fotoğraf karesi üzerinden müebbet hapis cezası verilmesini, o kareyi bilirkişi raporuyla çürütmesine rağmen cezasının onanmasını belgeleriyle yayınladık. Söz konusu fotoğraf, Genelkurmay Başkanlığı Kuzey Nizamiye girişindeki kamera kaydından çekilmişti.

Dünkü haberimizden sonra o kamera görüntülerine de ulaştık. Bugün kamera kayıtlarıyla birlikte Mesut Kara’nın Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinde yaptığı savunmasını sunuyoruz. Kara, 10 sayfalık savunmasında o günün öncesinde ve sonrasında yaptıklarını ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. İddianamedeki çelişkileri açıklıyor.

BALİSTİK İNCELEMELERİ TEMİZ ÇIKTI

1986 Yozgat Akdağ ilçesinde Mesut Kara, 2011’de jandarma astsubayı oldu. İstanbul, Bingöl, Şırnak, Adana’da görev yaptı. Subaylık sınavını kazanınca eğitimlere katılmak için 4 Nisan 2016’da kursiyer olarak Ankara Kara Harp Okulu’na gitti. O günlerde daha yeni evliydi, oğlu dünyaya geleli daha 57 gün olmuştu. 15 Temmuz’da saat 17.00’de çarşı izniyle okuldan çıkıp eşinin ve oğlunun yanına gitmişti. Saat 21.30’da okula döndü. Ertesi gün Afyon’a tatbikata gidilecekti. Eğitim amaçlı bir geziydi bu. Afyon Kocatepe cephesi görülecek, herkes hazırladığı ödevleri sunacaktı. Gidemediler. Saat 23.00 civarında öğrenciler ‘herkes silah başına’ emriyle irkildi. Koşuşturma ve şaşkınlık içinde silahlarını alıp içtima alanında toplandılar. Saat 2.30 sularında da “Burada tehlike altındasınız, sizi güvenli bölgeye götüreceğiz” bahanesiyle 5-10 dakika süren yolculuktan sonra Genelkurmay Başkanlığının bahçesine bırakıldılar.

O gece Genelkurmay Başkanlığının biri asker 35 kişinin şehit olmuştu. KHO’dan Genelkurmaya götürülen kursiyerler davasının balistik raporlarında öğrencilerdeki silahların öldürme ve yaralama olaylarında kullanılmadığı raporlandı. Buna rağmen 56 kursiyere müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Genelkurmay Başkanlığı bahçesindeki kamera kayıtlarına dayanarak Kara’nın karargah içerisinde silahlı olarak dolaştığı, elinde mühimmatla darbeye katıldığı iddia edilmiş ve başkasına ait olduğunu iddia ettiği bu örüntüler nedeniyle de müebbet almıştı. Kara savunmasında bu iddialara da cevap veriyor:

“Karargah içerisinde silahlı olarak dolaştığım iddia edilmişse de ne olay gecesi, ne de öncesinde hayatım boyunca karargah içerisine hiç girmedim. Karargahın bahçesine bile girmedim. Zaten böyle bir şey mümkün değil. Ayrıca başka bir kamera açısında da elimde mühimmatla gittiğim iddiası varsa da bu kesinlikle doğru değil. Çünkü zaten Deniz Kuvvetlerini gören yerde sabaha kadar durdum. Buradan ayrılmadım, bulunduğum yerden yer değiştirmek suretiyle de darbenin başarılı olması için çalıştığım iddiası vardır. Yani nasıl bir yer değiştirmeyle ve hangi şekilde darbenin başarısına yönelik bir davranışım vardır? Ortada hangi düzenli fiil ile darbeye destek verdiğine dair ikna edici bir delil mevcut değildir… Söz konusu hainlik girişimi akşam saatlerinde başlamış ve gece yarısı olmadan komutanlarımızı derdest ederek götürmüşler, biz oraya gittiğimizde hiçbir hareketlilik yoktu. Sivil halk yoktu. Olaylar burada son bulmuş ve etraf sakindi. Bu halde ben kime karşı nasıl bir darbe fiiline iştirak etmiş olabilirim. ”

Genelkurmay Başkanlığı Kuzey Nizamiyesine ait bu görüntüde, birlikte yürüyen üç asker arasında ortadakinin Mesut Kara olduğu iddia ediliyor.

SABAHA KADAR DENİZ KUVVETLERİ TARAFINDAYDIM

O gece Deniz Kuvvetleri tarafında olduğunu ifade eden Kara, saat 07.30 gibi bahçenin içinden Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından çıktıklarını ve o sırada polislerin orada kendilerini beklediğini, elinde kamerası olan bir polisin de kendilerini kayda aldığını belirtiyor ve mahkemeye de bu kayıtların incelenebileceğini söylüyor. Ama mahkeme tarafından bu incelemelerin hiçbiri yapılmadı.

SUTASAK öğrencilerinin, Genelkurmay Başkanlığının bahçesinde, Türkiye İstatistik Kurumu tarafındaki tel örgülerden atlayıp polise sığındığı an… Merdiven getiren askere yardım eden kişinin Mesut Kara olduğu iddia edilmişti. Dün yayınladığımız bilirkişi raporuna göre o da müebbet hapis cezasına çarptırılan öğrencilerden E.Ü… Mesut Kara, parmaklıklardan kaçıp polise sığınacağı esnada kışla içerisinden gelen bir rütbeli tüfeği doğrultarak çıkanı vuracağını söylüyor, küfürler savuruyor: Siz giderseniz kim savunacak devleti lan şerefsizler…” gibi tehditlerde bulunuyor. Ancak Kara, parmaklıklardan atlayıp TÜİK binasının önünde toplanan askeri öğrencilerin arasına katılıyor.

Bu sırada gerek halk, gerek polisler, kursiyerleri tebrik ediyor, alkışlıyor, telefonlarla video ve fotoğraf çekiyor, bazı polisler de kursiyerlere sarılarak “Geçmiş olsun, siz kahramansınız” diyor. Bu olaylar havuz gazetelerinden Akşam’a da “Hainlerden askeri öğrencilere kahpe emir” başlığıyla yansıyor.

YAPILAN İŞKENCELER

Polise sığınan tüm kursiyerler daha sonra emniyet teşkilatının hazırladığı belediye araçlarıyla polis akademisine götürülüyor. Burada ilk etapta polisler kendilerinin “misafirleri” olduklarını söylüyor, yemeklerini kursiyerlerle paylaşıyor. Ne var ki, birkaç gün sonra TEM yaka kartları taşıyan fakat gerçekten polis olup olmadıkları bilinmeyen bir grup gelip “Bu fetöcü piçleri niye besliyorsunuz lan…” ve benzer şekilde polislere küfrederek tüm öğrencilerin spor salonunda çıplak şekilde soyulmasını istiyor. Ardından elleri arkadan kelepçelenen öğrencilere “Annelerinizle, bacılarınızla, karılarınızla biz yatacağız geceleri şerefsizler…” gibi hakaret ve küfürler ediliyor. Tuvalete döve döve ve çıplak halde, arkadan kelepçeli şekilde götürülüyor. Fiziki işkence ediliyor. Aç bırakılıyor, havadan köpeklere atar gibi kuru ekmek parçaları atılıyor. Temmuz’un sıcağında 1 gün için 350 milimlik suyu 5 kişi paylaşacak şekilde susuz bırakılıyor. Bunlar, psikolojik ve fiziki işkencenin yalnızca bir kısmı. İşkence sonraki safhalarda Sincan Cezaevi’nde de devam ediyor. Mahkemelerde anlatılan bütün bu işkenceler dikkate alınmadı.

“KARARGAHI ÖZEL KUVVETLER PERSONELİ GASP EDİYOR”

Kara, iddianamedeki çelişkilerinden birini şöyle açıklıyor: Sicil halkı katletmek üzere görevlendirildiğimiz iddia edilmesine rağmen yeterli mühimmat temin edilemediği, tedarik edilenlerin de eldeki tüfeklere uygun olmadığı, bu yüzden kullanılmadığı bu sebeple de katliam yapamadığımız iddia ediliyor. Askerlik vazifesi yapan herkes bilir ki öyle boş silahla göreve gitme diye bir şey olmaz. Ayrıca darbe girişim 20.30’da başlıyor. Karargahı özel kuvvetler personeli gasp ediyor. Zırhlı araçlar geliyor. Fakat yeterince bunlar başarılı olamıyorlar. Sonuç olarak SUTASAK’tan yani bizden yardım bekleniyor. Gidip katliam yaparım diye tahayyül bile herhalde izahtan varesta bir durum. Hem sivil halkın katli gibi canavarca bir görevlendirme yapılacak olması mümkün değildir. Ayrıca darbe yanlısı komutanlar okulu gasp etmiş ve her imkana ulaşma durumları var iken üstelik çoğu itibariyle okulda görevli personeli iken orada bulunduğumuz 3-4 saat gibi uzun bir zaman zarfında böyle bir görevlendirme yaptıkları ve yapacakları kursiyer mermi temin edememiş olmaları ne derece akla ve mantığa uygun bir iddiadır. Yalnızca buradaki çelişki bile benim ve bizim oraya irademiz dışında götürüldüğümüz ve önceden bir görevlendirme yapılmadığını göstermesi açısından yeterli bir kanıttır.”

164 KİŞİ YARGILANDI

15 Temmuz’da KHO’dan Genelkurmay’a götürülen öğrenciler davasında 164 kişi yargılandı. Bunların 156’sı kursiyer, 8’i rütbeli askerdi. İki yıl süren yargılamalar sonucunda 7 Şubat 2018’de 100 kursiyer beraat etti, 56 kursiyer müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mesut Kara başkasına ait fotoğraftan müebbet alan tek kursiyer. 8 rütbeli askerden 4’üne ağırlaştırılmış müebbet, 4’üne ise müebbet verildi.

Beraat edenler arasında bulunan 6 kişi görevlerine, astsubay olarak iade edildi. Bunların üçü tutuklu oldukları süre boyunca görevinden uzaklaştırılmıştı. Beraat ettikten bir yıl içinde görevlerine iade edildiler. Diğer 3 subay ihraç edilmişti. Müebbet alanların dosyalarını Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2 Aralık 2019’da onaylandı. Beraat eden 100 kişinin dosyası ise İstinaf Mahkemesinde.

“Kimseye ateş etmedim, öldürmedim, yaralamadım” diyen Mesut Kara’nın savunmasının tamamı.

 

 

Bilirkişi raporuna rağmen müebbet hapis cezası verilen subay adayı

BOLD ÖZEL

İşsizin fonu 1 ayda 3,3 milyar ₺ eridi

AKP Hükumeti’nin Kovid-19 pandemisinde sarıldığı İşsizlik Sigortası Fonundaki erime devam ediyor. İşsizin Fonu 1 ayda 3 milyar 371 milyon 540 bin TL küçüldü.

BOLD ÖZEL – Saray Hükumeti’nin halka nakdi destek yerine işsizin parasını kullanması Fon’daki kaybı hızlandırdı. 2019 sonunda 131.5 milyar lira biriken İşsizlik Sigortası Fonu 5 yıl önceki seviyeye düştü. Geçen ay 92,6 milyar lira olan Fon’daki para bu ay 89,3 milyar liraya geriledi. Bir ayda işsizin parası 3 milyar 371 milyon 540 bin lira azaldı.

SADECE 201 BİN İŞSİZE MAAŞ

2000 yılında işini kaybedenlere maaş vermek için kurulan İşsizlik Sigortası Fonu AKP döneminde amacı dışında kullanıldı. Güneydoğu Anadolu Projesi’ne kaynak aktarıldı. Patronlara teşvik verildi. Son olarak Kovid-19 salgınında patronların vereceği çalışanların maaşları işsizin parasından ödendi. Hal böyle olunca geçen ay sadece 201 bin işsize maaş ödendi.

PATRONLARA 2 MİLYAR TL TEŞVİK ÖDEMESİ

Patronların ödemediği 1 milyon 10 bin çalışanın maaşı İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanırken, işverenlerin ücretsiz izne gönderdiği 862 bin 895 kişiye nakdi ücret desteği Fon’dan karşılandı. Çalışanların maaşlarının ödenmesi haricinde işverenlere ayrıca doğrudan 2 milyar TL teşvik ve destek ödemesi yapıldı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde korona: 15 tutsağı leş gibi koğuşa atıp ölüme terk ettiler

Sakarya L Tipi Cezaevinde koronavirüse yakalanan bir mahpus, 1 Mayıs’ta ailesine mektup gönderdi. Virüs kapan 15 kişi, karantina koğuşu diye leş gibi bir koğuşa atıldı. İlaçları 8 gün gecikmeli verildi. Hepsi ölüme terk edildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Cezaevlerinde koronavirüs kapan hastaların yaşam hakkı tehlikeye atılıyor. Ferizli’deki Sakarya L Tipi Cezaevinde virüse yakalanan bir mahpusun ailesine gönderdiği mektup cezaevlerindeki vakaların gizlendiğini, hasta insanlara kötü muamele yapıldığını, ilaçların geç verildiğini, yanlarına doktor bile gelmediğini kanıtlıyor.

“TWITTER’DAN YAZ, VAKALARI GİZLİYORLAR”

Bir mahpusun ailesine gönderdiği 1 Mayıs 2021 tarihli mektuba göre virüs kapan 15 kişi, karantina koğuşu diye pis bir koğuşa konuldu. İlaçları 8 gün gecikmeli verildi. “Ölüme terk edildik” diyen mahpus, kapatıldıkları karantina koğuşunu yataklardan, yerlerden pislik akan, ‘hayvanların bile duramayacağı bir yer’ olarak tarif etti.

Eşine son 10 günde yaşadıklarını sosyal medyadan duyurmasını tembihleyen mahpus, “Sen Twitter’da yaz, Sakarya Ferizli’de koğuşlarda Kovid-19 vakaları var, gizliyorlar, saklıyorlar. Bizi hayvan bile bağlasan durmayacak bir yere attılar. Resmen insanları ölüme terk ettiler.” dedi.

Sakarya L Tipi Cezaevinde önce 5 gardiyan koronavirüse yakalandı. Koğuşlarda maskesiz arama yapan gardiyanlardan mahpuslara virüs bulaştı. Daha sonra 22 Nisan’da aralarında kronik hastaların da bulunduğu mahpuslardan 18 kişinin testi pozitif çıktı. Hasta olan 3 mahpus hastaneye kaldırıldı. 15 kişi ise koğuşlarından alınarak karantinaya kapatıldı. Testleri negatif olan ve sağlık durumları diğerlerine göre daha iyi olan 8 mahpus ise kendi koğuşlarında bırakıldı. Karantina koğuşunun şartlarını mektubunda ayrıntılarıyla anlatan mahpusun ifadeleri dehşet verici:

“LEŞ GİBİ PİSLİKTEN GEÇİLMİYOR”

“Negatif olan 8 kişiyi koğuşta bıraktılar, bizi aldılar ta cezaevinin öbür ucuna bir koğuşa aldılar. Hepimizi 3’er 3’er odalara koyup üzerimize kapıyı kilitliyorlar. O odalar leş gibi pislikten geçilmiyor. Yataklar pislik içerisinde. Her yere sigara kokusu sinmiş. Odanın içinde lavabo tuvalet var. Orası pislik yuvası zaten. Yanımızda temizleyecek, deterjan hiçbir şey yok. Acil tuşu var, oda çalışmıyor. Adama soruyoruz, ‘buradaki herkes hasta, acil bir şey olursa ne yaparız’ diye. ‘Bana bir şey sormayın’ diyor.”

Mektup sahibi, mücadeleleri sonucunda önce 3’er kişilik odalardan çıkarıldıklarını, sonra hasta halleriyle o pis koğuşu temizlediklerini, oruç bile tutamadığını ve o şartlarda iyileşmeye çalıştıklarını söyledi. Sıcak suyun akmadığı karantina koğuşunda 15 gün nasıl kalacaklarını sormalarına rağmen bir cevap alamadıklarını belirten mahpus, “Bize bu muameleyi yapanı Allah bu duruma soksun” dedi.

“İLAÇLARI GECİKMELİ VERİLDİ”

İlk günlerde ilaç verilmediğini, yanlarına doktorun gelmediğini anlatan mahpus, “İlaç hala yok, kontrole gelen giden doktor yok. Çok kötü olan varsa hastaneye götürelim diyorlar sadece, o da başlarından savmak için. Daha dün geldi ilaçlar, cuma günü (S.Ö: 22 Nisan’da virüs kapan hastalara 30 Nisan’da ilaç verildi) Günde iki kere içiyorum bakalım. İlk gün 18 hap içtim, dozu öyleymiş. Sonraki gün sayısı düşüyor da toplam 5 gün zaten ilaç. Sonra herhangi bir işlem yok. Anlayacağın adamlar bizi hayvan bağlasan durmayacak bir yere attılar. Resmen insanları terk ettiler. Revirden daha dün bir memur geldi, ailelerinize haber verdik dedi, inşallah doğru düzgün bilgi vermişlerdir size. Artık sözlerine güvenmiyorum.” ifadelerini kullandı.

Koronavirüs salgını başladığından beri Türkiye cezaevlerinde birçok mahpus koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. En son 5 yıldır Çanakkale E Tipi Cezaevinde tutuklu olan Yrd. Doç. Halil Şimşek 6 Mayıs’ta vefat etti.

Durumunun şimdi iyi olduğunu belirten Sakarya L Tipi’nde mahpusun, hapisteki koronalı hastaların yaşam hakkının nasıl tehlikeye atıldığını kanıtlayan mektubunu yayınlıyoruz.

Sakarya Cezaevinde ‘gardiyan’ salgını: Mahpuslara virüs bulaştırdılar

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

KHK’lı müzisyenden insan hakkı ihlallerine maruz kalan annelere

Müzisyen Ömer Ezgitar, anneler gününde insan hakkı ihlallerine maruz kalan anneler için güzel bir hediye hazırladı. Ezgitar, yıllar önce annesi için özel olarak seslendirdiği “Canım Annem” isimli bestesini, bir klip eşliğinde tüm annelere hediye etti.

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz gecesi,  yüz binlerce kişiyi ailesinden, çocuklarından, annelerinden, babalarından ve eşlerinden kopardı. KHK’lı müzisyen Ömer Ezgitar da yaşadığı sıkıntılar yüzünden ailesini ve Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Sevdiklerini geride bırakmanın çok zor olduğunu anlatan Ezgitar, annesine en son Türkiye’de evine polis baskını yapılmadan bir gün önce sarıldı. “Ben iş yerindeyken polisler eve geldi. Önceki gece annemle sanki polislerin geleceğini biliyormuşuz gibi ayrılacağımızı sezmişiz gibi son kez birbirimize baktık ve gözlerimiz dolu dolu sımsıkı sarıldık” diyerek o anları anlattı. Ezgitar, sevgisiyle kendisine şarkı yazdıran annesini 2 yıl boyunca görmedi. Anne ve oğul, mülteci olarak sığındığı ülkede birbirlerine yeniden sarılma imkanı buldu.

ANNELER İÇİN ÖZEL KLİP

Ezgitar’ın “Canım Annem” şarkısının hikayesi de çok ilginç. Bu şarkıyı üniversite yıllarında annesine yazdı. Yıllardır sadece annesinin bu şarkıyı dinlediğini anlatan Ezgitar, “Üniversitede öğrenciyken, yılda bir iki kez görebiliyordum annemi. Hem özlem, hem hasret vardı. Ben de bir anneler gününde ona bir sürpriz yapmak istedim ve bu şarkıyı onun için besteledim. Yıllardır, bu şarkıyı keyifle dinlemeye devam ediyordu” dedi.

Ezgitar, yılar sonra bu kez gurbette annesine hasret kaldı. “Hasretle birlikte mağduriyet de vardı. Annem gibi süreçte evlatlarından ayrı bırakılan yüz binlerce anne vardı. Onlarca annenin Meriç ve Ege sularında can verdiği, binlerce annenin hapislerde ve kamplarda olduğu bu süreçte, daha önceden yazdığım bu şarkıyı onlara ithaf etmek istedim. Annemden de izin alarak, mağdur anneler için yapılan bir kliple birlikte  bu eseri annelere hediye ettim” cümleleriyle belirtti.

Ezgitar, “Benzer kaderleri yaşayan mağdur ve masum insanları hiçbir zaman unutamıyorum. En yakın zamanda mahpus olan tüm annelerin özgürlüklerine, yavrularına, sevdiklerine kavuşmaları en büyük duamızdır” diyerek kalbinin Türkiye’dekilerle beraber olduğunu sözlerine ekledi.

15 TEMMUZ MAĞDURLARINDAN AVRUPA’DA MÜZİK KULUBÜ

Müziğe üniversite yıllarında bir hobi olarak başlayan Ömer Ezgitar, kendi imkanları ile gitar ve bağlama çalmayı öğrendi. Ardından da bir müzik gurubu kurup İstanbul’un değişik mekanlarında sahne aldı. Ancak 15 Temmuz sonrası müziğe ara vermek zorunda kalan Ezgitar, Finlandiya’da  yarım kalan müzik serüvenine yeniden başladı. Yolu bir şekilde sanatla kesişen arkadaşlarıyla ‘Harmony Art’ adında bir kültür sanat platformu ve platformun çatısı altında bir de müzik kulübü kurdular.

Müzik çalışmalarını hobi olmaktan çıkarıp profesyonel bir boyuta taşımak isteyen Ezgitar, “Zor bir süreç yaşadık. Yazar olan kitap yazacak, şair olan şiir yazacak, müzikle ilgilenen müzik yapacak, resimle ilgilenen yaşananları resim diliyle anlatacak. Bu aynı zamanda bir vefa borcudur Türkiye’de kalan kardeşlerimize” ifadelerini kullandı.

Ezgitar ve arkadaşları kültür şölenleriyle yerel toplumlara Türk müziğini ve kültürünü tanıtmayı amaçlıyorlar. Hedeflerden biri de Finlandiyalı  yerel sanatçılarla bir araya gelip, ortak çalışmalar yapmak.  Ömer Ezgitar, “ ‘Kendimiz’ olarak inanç ve kültür değerlerimizi sanatın diliyle insanlara tanıtarak, yaşadığımız yerlerde kültürel zenginliğe katkı sağlayabiliriz. Bu şekilde asimile olmadan yerel toplumlarla kaynaşıp, bulunduğumuz yerlere artı değer katabiliriz” dedi.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0