Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Hücredeki avukattan mektup var: Tarihe geçtiğimin farkındayım

Tutuklu avukat Turan Canpolat, hücresinden dosyasına sokulan belgelerin sahte olduğunu tek tek ispat etti. Sesini barolar duymayınca kamuoyuna mektup yazdı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 27 Ocak 2016’dan bu yana tutuklu olan Av. Turan Canpolat, “Elazığ 2 Nolu Ceza İnfaz Kurumu D-17 koğuşu” imzalı mektubunu 16 Mart 2020’de kaleme aldı. 25 yıllık bir avukat olarak 50 aydan beri tutuklu olduğunu belirten Canpolat, bulunduğu hücreyi ‘tavuk kümesi boyutlarında’ diye tarif etti.

Bu yazı bir avukatın, mahkemelere, Yargıtay’a, avukatlık hukukundan kaynaklanan haklarını korumak ve savunmakla görevli üyesi bulunduğu Türkiye Barolar Birliği ve Malatya Barosuna duyuramadığı daha doğrusu duymazlıktan geldikleri sessiz çığlığının kağıt ve kaleme dökülmüş mürekkep halidir.” diye mektubuna başlayan Canpolat, bir hukuk cinayetinin imzalı, onaylı, resmi belge ve delillere dayalı olduğu için yalanlanması ve inkarı mümkün olmayan hikayesi anlatılacağını söyledi.

SAVCILIK İMZALI SAHTE BELGE

Canpolat, hukuksuzlukları 19 sayfalık mektubunda 10 madde ile açıklıyor. Turan Canpolat, Malatya Başsavcılığının talimatıyla 27 Ocak 2016 sabahı, müvekkilinin evine gittiği için müvekkilinden 65 dakika sonra gözaltına alınıyor. Evde yapılan aramaların hukuksuz olduğunu tutanağa yazıp imzaladığı için, aynı tutanağı imzalayan polisler savcının talimatıyla onu da alıyor. Dosyaya adı şüpheli olarak giriyor. Canpolat, savcılık imzalı sahte belgeyle şüpheli ilan edildiğini daha sonra mahkemede ortaya çıkarıyor.

Müvekkili Mehmet Tanrıverdi ile birlikte 3 gün gözaltında kaldıktan sonra 29 Ocak 2016’da savcılığa sevk edildiğini belirten Canpolat, bundan sonra ise büyük bir şok yaşıyor. Müvekkili bırakılıyor, kendisi tutuklanıyor.

NOTER ÜCRETİ POLİSTEN!

O günden beri esaret altında olduğunu vurgulayan Canpolat, Mehmet Tanrıverdi’nin, aralarındaki avukat-müvekkil ilişkisini polislerin zoruyla sonlandırdığını ve onun ifadesiyle hapse gönderildiğini anlatıyor. Tanrıverdi’nin Malatya Emniyetinde alınan ifadesini ise 14 Haziran 2016’da görülen ilk duruşmada “Ben öyle bir şey söylemedim” diyerek inkar ettiğini, tek kelimesini dahi kabul etmediğini de vurguluyor:

HUKUK CİNAYETİNİ GÖRMEZDEN GELENLER DE TARİHE GEÇTİ

“Şahıs, emniyetteyken 29 Ocak 2016’da 2 polis nezarettinde (yani gözaltındayken) notere götürülerek kendisine azilname düzenlettiriliyor. Böylece avukat-müvekkil ilişkimiz 29 Ocak 2016’da saat 11.00 gibi Emniyet yardımıyla sonlandırılıyor. Noter ücretinin bir kısmını polisler ödüyor.

M.T.’nin 26 Ocak 2016 tarihli emniyet ifadesinde şahsımın tutuklanmasını ve hakkımda iddianame düzenlenmesini gerektirecek somut bir suç isnadı ve buna ilişkin somut bir delil olmadığı bilindiği için ilgili şahsın 17 Şubat 2016 tarihinde ikinci kez emniyette ifadesi alınıyor.

Bu yeni ifadeye göre; ben suç örgütünün “adliye yapılanması” sorumlusu, ismi dosyaya ilk kez şüpheli olarak giren 3 adliye personeli de benim suç ortaklarım olmakla ve adliyede “Gülen Cemaati” ilgili dava dosyası bilgilerini illegal bir şekilde bana aldırmakla benim de bunları üstlerimle paylaşmakla suçlanıyorduk. İddianamede yer alan hakkımdaki tek suçlama bu. Dayanağı da 17 Şubat 2016 tarihli ikinci ifade. İddianamede şahsıma yöneltilen başka bir suçlama yoktur. Bir önceki cümlenin altını önemine binaen çizdim.

Evet, 30 Ocak 2016 tarihinde, 17 Şubat 2016 tarihli ifadeye göre tutuklanan, yargılanan ve mahkumiyet alan bir hukuk insanı ve avukat olarak tarihe geçtiğimin farkındayım! Benimle birlikte 50 aydan beri pervasızca ve fütursuzca işlenen bir hukuk cinayetini görmezden ve duymazdan gelen mahkemeler, Yargıtay, TBB ve Malatya Barosu da tarihe geçti. Ve şikayetime rağmen harekete geçmeyen Hakimler Savcılar Kurulu…”

3 adliye personelinin dosyası daha sonra Canpolat’ın dosyasından ayrılıyor ve kişiler beraat ediyor. Aynı suçtan yargılanan Canpolat, dosyada tek başına kalıyor ve ceza veriliyor.

“MİDEM BULANDI, TİKSİNTİ DUYDUM”

Turan Canpolat, adının dosyaya sahte bir belgeyle eklendiğini mektubunda ayrıntılarıyla ele alıyor ve bu belgenin ilk mahkemede duruşma tutanağına mahkeme gözlemi olarak geçirildiğini kaydediyor:

“Dosyanın tamamının “aslı gibidir” tasdikli bir örneğini Ağır Ceza kaleminden temin ettim. Aynı zamanda fark edilmeyerek dosyada unutulan, savcının imzasını taşıyan sahteciliğin resmi belgesini… Lütfen Dikkat! Dosyada 27/01/2016 tarihinde sahtecilik yoluyla, bir nevi dosyadan belge çalma onun yerine sahte belge eklemek suretiyle dahil edildiğinin belgesi… 
Dosyada bir başka belgeye yapıştığı için fark edilmeyerek dosyada unutulan, soruşturma savcısının imzasını taşıyan, Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi kalemince “aslı gibidir” şerhiyle tasdik ve imza edilen UYAP’a taranan, ilk duruşma günü olan 14/06/2016 tarihine kadar gizli tutulduğu için karartılamayan, ilk duruşmada mahkemeye sunulan, içeriği 14/06/2016 tarihli duruşma tutanağına mahkeme gözlemi olarak geçirilen 26/01/2016 tarihli dosya şüphelilerinin ismini gösterir, benim ismimin olmadığı resmi belge…

POLİSLER SUÇ İŞLEMEMEK İÇİN

Meğer dosyaya avukat olarak müdahil olunca M.C diye başka birinin isminin olduğu şüpheli listesini çıkartarak onun yerine benim olduğum imzasız, onaysız, tarihsiz sahte bir liste ekliyorlar… Dosyadaki şüpheli sayısı daha önce kayıtlara girdiği için mecburen M.C’yi şüpheli listesinden çıkartarak, onun yerine benim ismimi monte ediyorlar… Polisler, suç işlememek için, bu ikinci listeye imza atmıyorlar, onaylamıyorlar… bu listenin imzasız, onaysız ve tarihsiz olduğu 14/06/2016 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi olarak tutanağa geçti…

Ve savcının imzasını taşıyan, UYAP’a taranan, mahkeme kalemince “asli gibidir” şerhiyle tasdik edilen resmi belgede şüpheliler arasında ismimin BULUNMADIĞI, benim ismimin yerine M.C diye bir başkasının isminin OLDUĞU da mahkeme gözlemi ile 14/06/2016 tarihli duruşmada tutanağa geçti… Affınıza sığınarak yazıyorum: Tiksinti duydum…Midem bulandı…”

Mahkemenin, Malatya Savcılığından durumun izahını istediğini söyleyen Canpolat, “Ne mi oldu! 50 aydan beri Malatya Emniyeti şüpheli listesinin aslını göndermedi.” diyor.

TUTUKLU BİRİ OLARAK 15 TEMMUZ’DA NASIL SUÇ İŞLEMİŞ OLABİLİRİM!

Turan Canpolat’ın dosyasındaki en önemli hukuksuzluk ise tutuklu olduğu halde, 15 Temmuz’da Ankara’da bulunduğu iddia ediliyor ve darbe girişimine katılarak Anayasal düzeni kaldırmakla suçlanıyor. O tarihte Malatya Cezaevinde olan Canpolat’ın maruz kaldığı hukuk garabeti ibretlik:

Ankara’dan gelen dosyanın suç yeri Ankara. Suç tarihi 15 Temmuz 2016. Suç Anayasal düzeni ortadan kaldırmak. Evet… 27 Ocak 2016 tarihinden itibaren kesintisiz olarak esaret altında olan bir hukuk insanı ve avukat olarak 15 Temmuz 2016 tarihinde Ankara’da suç işleyebilmem için zaman makinesi ile Malatya Cezaevinden geleceğe yolculuk yapıp suçu işledikten sonra aynı makine ile geçmişe ve Malatya Cezaevine gelmem gerek.”

Turan Canpolat, Malatya Cezaevindeyken. Tarih: 27 Ocak 2016 ile 8 Mayıs 2017 arasında çekilmiş olmalı. Canpolat 8 Mayıs’tan sonra Elazığ’a gönderiliyor. Fotoğraf, cezaevi avlusundan koğuşun içine doğru çekilmiştir.

Av. Turan Canpolat ve koğuş arkadaşları, Malatya Cezaevi B-3 Koğuşu. Canpolat, 27 Ocak 2016’da tutuklandı. O zaman koğuş içinde fotoğraf çektirmek yasak değildi. 15 Temmuz’dan sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklananlar bu haktan mahrum edildi. Diğerlerine serbest. Turan Canpolat’a, hapiste olduğu halde 15 Temmuz’da Ankara’da darbeye katılmaktan dava açıldı. Dosyasındaki hukuksuzlukları, sahte belgeleri ispat ettiği için 8 Mayıs 2017’de Malatya’dan Elazığ’a sürgün edildi. Şu anda tavuk kümesi boyutlarında bir hücrededir.

10 YIL HAPİS CEZASI

İddianamesinde yer almayan Bank Asya’da hesabı ve Bylock kullandığı gerekçesiyle 10 yıl hapis cezasına çaptırılan Turan Canpolat’ın dosyası 18 aydır Yargıtay’da bekletiliyor. Mahkemeye gelen Bylock içeriklerine ilişkin belgelerin de imzasız ve onaysız olduğunu 5 Mayıs 2017’de tutanağa geçirmeyi başaran Canpolat, hapisten yürüttüğü bu hukuk mücadelesinden 3 gün sonra Malatya Cezaevinden Elazığ’a sürgün ediliyor ve hücreye konuluyor. 2 duruşmaya çıkartılmıyor, SEGBİS ile bağlanmasına izin verilmiyor. Sahte Bylock içerikleri ve diğer delillerle ilgili bulunduğu suç duyurularına Malatya Savcılığı takipsizlik veriyor. Takipsizliğe yaptığı itirazının sonucunu ise 2 yıldır beklediğini anlatıyor.

Canpolat mektubunda, 14 ay boyunca her ay Yargıtay’a tutukluluğa itiraz dilekçesi gönderdiğini ancak anlattığı hukuksuzluklardan dolayı hiçbirine cevap verilmediğini, eğer dilekçelerini ele alıp görüşseler tahliyesine karar vermek zorunda olduklarını bildiklerini belirtiyor. AİHM, tutukluluğa itiraz dilekçesini, talepten 23 gün sonra karara bağlanmaması ağır hak ihlali sayıyor.

İZZETLİ BİR MAHPUS HAYATI ŞEREFTİR

İmzasız ve onaysız sahte içerikler nedeniyle mahkumiyet aldığını ve bunun hukuk adına utanç tablosu olduğunu söyleyen Turan Canpolat mektubunu şöyle bitiriyor:

Üyesi bulunduğum barolar maruz kaldığım hukuk cinayetlerini görmezden geldiler. Malatya Barosu resmi başvuruma rağmen 50 aydır Baro Avukat Hakları Resmi Komisyonunu görevlendirmedi. Belki cesaret edemedi, belki de… !!!!

Bedenen esir olsam da ruhen, fikren ve vicdanen hürüm… Hak, hukuk, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve inandığım değerler noktasında esaret altına alındığım tarihteki yerimdeyim. Masumiyetin ve mahkumiyetin verdiği huzur ile bir hukuk insanı ve avukat olarak izzetli bir mahpus hayatını şeref kabul edenlerdenim.

İNTİKAM HUKUKU BU!

Öte yandan Turan Canpolat’a yapılan hak ihlallerini HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu da gündeme getirdi. Gergerlioğlu, “Tutuklu Av. Turan Canpolat’ın yaşadığı mağduriyet ve dosyasındaki usulsüzlükler had safhada! Avukatlık yaptığı için tutuklanmış, darbe sırasında cezaevinde olduğu halde darbeye katılmaktan tekrar dava açılmış! Şu anda Elazığ Cezaevinde tek kişilik hücrede İntikam ceza hukuku bu!” dedi.

TURAN CANPOLAT’IN 19 SAYFALIK MEKTUBUNUN TAMAMI

BOLD ÖZEL

Ankara TEM’deki işkence mağduru iki avukat ve bir mühendis tutuklandı

Ankara TEM şubede 10 gündür işkenceye maruz kaldıkları Ankara Barosu tarafından kanıtlanan, gözaltındaki iki avukat ve bir mühendisin tutuklandığı öğrenildi.

BOLD ÖZEL -17 Ocak’tan bu yana Ankara Terörle Mücadele (TEM) Şube’de gözaltında bulunan 2 avukat ile 1 mühendis bugün çıkarıldıkları mahkemenin kararıyla tutuklandı.

Ankara Emniyeti’nde 10 gündür gözaltında olan hukukçu, asker ve ev hanımlarına yapılan işkenceleri araştıran Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi avukatları ile baronun yönetimi arasında “işkence raporuyla” ilgili dün gece kriz çıkmıştı.

İşkence iddialarının doğru olduğunu ve müdahale ettiklerini Twiter hesabından duyuran Ankara Barosu’nun işkence raporunu yayınlamamasına milletvekilleri ve aktivistler tepki göstermişti.

Ayrıntılar hazırlanıyor.

Ankara Barosu’nda “işkence raporu” krizi

Ankara TEM’de işkence iddiası: Oğlumun hayatından endişe ediyorum

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Acılar cumhuriyeti: Ne görevine iade edildiğini görebildi ne de kızını kurtarabildi

67 yaşındaki İbrahim Söylemez’in hayatı, 2017’de bir gece çıkartılan KHK ile alt üst oldu. Önce ihraç edildi, daha sonra 5 çocuğu da işsiz kaldı. Kızı Feyza, yaşadıkları sıkıntılara dayanamayıp kanserden öldü. 2021 Eylül ayında Söylemez yaşananlara daha fazla dayanamadı, vefat etti. Bütün yaşanan acılardan sonra devlet, İbrahim Söylemez’e dün “pardon” dedi. OHAL Komisyonu tarafından görevine iade edildi. Söylemez, ne görevine iade edildiğini görebildi ne de kızını kurtarabildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

19 Eylül 2021’de hayatını kaybeden KHK’lı memur İbrahim Söylemez (67), OHAL Komisyonu tarafından dün görevine iade edildi. ByLock kullandığı iddiası ve bir tanık ifadesine dayanılarak ihraç edilen Söylemez hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma, kovuşturmaya gerek görülmediği için vefatından 5 ay önce kapatılmıştı.

YILLARCA FİZİK ÖĞRETMENLİĞİ YAPTI

Uzun yıllar İzmir’de fizik öğretmeni olarak çalışan İbrahim Söylemez, emekli olmak istemediği için öğretmenlikten huzurevine geçiş yaptı. Bir devlet memuru eğer görevinde başarılıysa, takdir ve teşekkürleri varsa kurum içi geçiş talepleri kabul ediliyor. Talebi kabul edilen İbrahim Söylemez, 2007’de Buca Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde çalışmaya başladı.

YAKIN BİR ARKADAŞI SAVCILIĞA MEKTUP GÖNDERDİ

14 Temmuz 2017’de 692 sayılı KHK ile ihraç edilene kadar Buca Huzurevi’nde gören yapan Söylemez, mesleğini çok seviyordu. Evde bakıma ihtiyacı olanları ziyaret edip maaş bağlanıp bağlanmamasına dair rapor hazırlıyordu.

Buradaki görevinde de birçok takdir ve teşekkür aldı. Gerçekten ihtiyacı olan insanlara maaş bağlansın diye titiz çalışıyordu. Gördüğü manzaralar onu o kadar çok etkiliyordu ki her akşam eve geldiğinde yardıma muhtaç insanları anlatıyor, üzüntüsünü dile getiriyordu.

İbrahim Söylemez’in ihraç edilmesine, yakın bir arkadaşının yazdığı uzun bir mektup neden oldu. 15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edilen mektupta Söylemez ve etrafındaki herkesin örgüt üyesi olduğu iddia ediliyordu. Savcılık, 5 yıl süren soruşturmadan sonra Söylemez hakkındaki iddiaları kovuşturmaya gerek duymadı ve Nisan 2021’de dosyayı kapattı. Ancak bu süreçte ailece çok yıprandılar.

KIZINI KANSERDEN KAYBETTİ

Feyza Söylemez

5 evlat sahibi olan İbrahim Söylemez’in tüm çocukları işlerini kaybetti. Eve her gelen bir acı anlatıyordu. Söylemez’i en çok etkileyen olay ise kapatılan bir dershanede kayıt görevlisi olarak çalışan ikinci kızı Feyza Söylemez’in vefatıydı. 38 yaşındaki Feyza Söylemez, yaşadıkları sıkıntılara dayanamayıp yakalandığı doku kanseri nedeniyle 30 Eylül 2017’de vefat etti.

GÖZALTI İÇİN GELEN POLİSLERE KIZININ ÖLÜM KAĞIDINI GÖSTERDİ

Arkadaşları tutuklanan, suçsuz yere hapse gönderilen Ferda Söylemez, o kadar çok üzülmüş ve endişelenmişti ki hep ‘bir gün beni de alacaklar’ korkusuyla yaşadı. Ölümünden kısa bir süre sonra da polisler gözaltı için evlerine geldi. Babası çıkarıp kızının ölüm kağıdını gösterdi.

İbrahim Söylemez ölmeden önce ailesini aramış ve “Beraat ettim” diye müjdeli haberi vermişti. Ama onun da kalbi yaşananlara daha fazla dayanamadı. Kalp krizi diye hastaneye kaldırıldı. Kalp kapakçığı yırtıldığı için ameliyata alınan Söylemez 19 Eylül 2021’de hayatını kaybetti. Ne görevine iade edildiğini görebildi ne kızını kurtarabildi. Tüm acılarıyla birlikte Bornova Beşyol Köyü’ne defnedildi.

Yaşanmamış bir ömür bıraktı geride: KHK’lı öğretmen öldükten sonra görevine iade edildi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Ankara’da işkence: “Adliyede 3-4 polis beni dövdü, 4 aylık bebeğimi düşürdüm”

Hacer Karaşal, mahkeme koridorunda işkence görerek doğmamış kızını kaybeden bir anne. İki yıl önce tam bugünlerde gerçekleşen olayı asla unutamayacağını söyleyen Karaşal, “Ben evimde otururken çocuğumu kaybetmedim, dayak yiyerek kızımı kaybettim. Adliyenin ortasında işkenceye maruz kaldım, bunun ötesi yok.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Ankara Emniyeti’nde 17 Ocak’ta gözaltına alınan avukat, ev hanımı ve askerlere işkence yapılması, işkence mağduru birçok insanın tepkisine neden oldu. Eşi tutuklandığında 4,5 aylık hamile olan Hacer Anlı Karaşal, Ankara Adliyesi’nde dört polis tarafından dövüldüğünü ve akabinde bebeğini kaybettiğini söyledi.

Hacer Karaşal’ın eşi KHK’lı üsteğmen Recep Karaşal, Ekim 2018’de gözaltına alındı. Hacer Karaşal, hamile olduğunu o gün Ankara TEM’in önünde fenalaşınca öğrendi. Daha 98 günlük evliydiler.

Eşi tutuklanıp Sincan Cezaevine gönderilen Karaşal, 24 Ocak 2019’da görülen duruşmada eşinin tutukluluğuna devam kararı verilince dayanamadı. Ertesi gün hakimin yanına gitti ve olanlar ondan sonra oldu.

Bir kız bebek dünyaya getirecek olan Karaşal, eşyalarını hazırladığı, adını bile koyduğu bebeğini kaybetme sürecini Bold Medya’ya anlattı.

“MAHKEME KORİDORUNDA DAYAK YEDİM”

“İlk dönemlerde bu konuyu çok gündeme getirmek istemiyordum. Psikolojik olarak hiç hazır hissetmiyordum. Bu olayı kişiliğinize, ruhunuza kabul ettirmek, sindirmek zor oluyor. Ankara Adliyesi’nde 27. Ağır Ceza ve 26. Ağır Ceza’nın karşılıklı olarak bulunduğu ara koridorda 3-4 polis tarafından dayak yedim. Polislerden biri karnıma karnıma vurdu. Bu bir kadın için çok zor bir şey ve bu benim ilk hamileliğim.

Kocam hapiste. Hiçbir suçu yok. Siz kalkıyorsunuz benim karnıma tekmeleri basıyorsunuz, bir de bana ‘Pensilvanyanın p… doğuracaksın” diyorlar. Bu ne kadar acımasız bir söz. Bebeğinizi parçalanarak alıyorlar içinizden, 4,5 aylık bir bebek, ismi, cinsiyeti belli, hazırlıklar yapmışım, heyecanlıyım, ilk annelik tecrübem olacak. Bütün olumsuzlara rağmen karnımda bir can taşımak beni çok mutlu ediyor.

“KARI-KOCA NE İLE YARGILANDIĞIMIZI BİLMİYORUZ”

24 Ocak 2019’da eşimin mahkemesi vardı. Tutukluluğuna devam dediler. 25 Ocak 2019 cuma günü de eşimin Sincan Cezaevinde görüş vardı. Sabah saat 09.00’daydı. Görüşten çıktım ağlayarak. Karı-koca ne ile yargılandığımızı bilmiyoruz. Saçma sapan tutuklanmış eşim. Yeni evliyiz. Karnımda bir çocuk var. Hakimin yanına gittim. Tutukluluğa itiraz sürecinde belki bir şey yapabilirim diye.

“HAKİM BİRDEN BAĞIRMAYA BAŞLADI”

Başka duruşması vardı. Duruşma bitti çıktılar, yanına gittim. Kendimi tanıttım. ‘Sayın hakim eşimin tutukluluğuna devam dediniz. Niye böyle oldu. Ne olur çıkartın. Bakın hamileyim’ dedim. Ben öyle söyleyince hakim birden bağırmaya başladı. O esnada koruma polisi beni dışarıya çıkarttı. Ben de o esnada haklı olarak bağırdım. Kocamın suçu ne, hamileyim, görmüyor musun, diye. Ortada ne var? Bir tane ankesörden aranma. Bir insanı tutuklamak için sebep midir bu?

“BANA İLK VURAN BAŞÖRTÜLÜ BİR KADIN POLİSTİ”

O sırada adliyenin polisleri geldi. Bir tanesi kolumdan tuttu beni, çok sert çekti. O sert çekince ben de tepki gösterdim. Ben de onu elimle ittim. Kimseyi öldürmeye gelmedim, hakkımı aramaya geldim dedim. Başörtülü bir kadın polis vardı. Bana vuran ilk oydu. Kimse yanlış anlamasın, ben başörtülü kızlar üniversiteye girsin diye yıllarca mücadele verdim ama o başörtülü polisin bana tekme atması çok ağrıma gitti. Beni iten diğer polis de göğsüme vurdu.

“HAMİLEYİM DEMEME RAĞMEN DEFALARCA KARNIMA TEKME ATTILAR”

Göğsüme vurunca yere çömeldim, gayri ihtiyarı karnımı korumaya çalıştım. Bu sefer sırtımdan tekme attılar ve ben yere düştüm. Bana vuran ilk polis karnıma karnıma vurmaya başladı, ayağını tuttum, karnıma vurmayın, hamileyim dedim. Sırtımdan da darbe yedim. En hassas noktaları, bel kısmımı korumaya çalışırken karnıma daha çok tekme yedim ve o polis dönüp bana ‘Pensilvanyanın p… doğuracaksın’ dedi.

“EVDE YIĞILIP KALMIŞIM”

Ondan sonra dolmuşla eve geldim. Kanama olmuş ama vücudum o kadar çok ağrıyordu ki hissetmedim. Kapının girişinde kan lekeleri gören apartmandaki bir kadın kapıya vuruyor, sesini duyuyorum ama kalkamıyorum. Öyle yığılıp kalmışım. Çilingir çağırıyor, beni yerde kanlar içinde buluyorlar, o ana kadar hatırlıyorum ondan sonrası bende yok. Hastaneye kaldırmışlar.

“HASTANEDEKİ DURUM DAHA DA VAHİM”

Gözümü açtım, hastanedeydim, 26 Ocak 2019. Önce doktor, ardından da polisler geldi. Doktor, ‘Polisler ifadenizi alacak’ dedi. ‘Tabi buyrun, bebeğime ne oldu’ dedim. Bir şey demediler, ‘Konuşacağız’ dediler. Ben o ana kadar daha bebeğimi kaybettiğimi bilmiyorum. Çok fazla kan kaybetmişim, kaç saat yerde orada yerde yattım, hiçbir şey hatırlamıyorum.

Polisler ‘Eşiniz mi size şiddet uyguladı’ dedi. Eşimin cezaevinde olduğunu söyleyince ‘Açık cezaevinde mi izinli mi geldi’ diye sordular. Bu sefer daha açık anlattım. ‘Benim eşim asker, Sincan’da C-16 koğuşunda, cemaat soruşturmalarından tutuklu. Adı Recep Karaşal. Beni eşim dövmedi, adliyede polisler dövdü’ dedim.

RAPORU DEĞİŞTİRDİLER: “ŞİDDET GÖREREK ÖLDÜ” YERİNE “ANNENİN STRESİ” YAZDILAR

Ben öyle söyleyince size yemin ediyorum doktor ve polisler birbirlerinin yüzüne baktı, şaşırdılar, hiçbir şekilde tutanak tutulmadı. Hepsi dışarı çıktılar. Başucumda bir dosya vardı. Ben onu açıp baktım, “Cenin şiddete bağlı travmadan ex olmuştur” yazıyordu. Bebeğin kalbi durmuş karnımda, kalp krizi geçirmiş ve öyle ölmüş. 20 Ocak’ta kontrole gitmiştim, bebek gayet sağlıklıydı. Anne karnındaki bebek kalp krizi geçirir mi?

Bebeğimin öldüğü ben o raporda gördüm ama o raporun fotoğrafını çekmek hiç aklıma gelmedi. O dosya gitti, aradan 1-1,5 saat geçti başka bir dosya geldi. “Annenin stresine bağlı olarak bebek kalp krizi geçirerek ex olmuştur” yazıyordu. Raporu değiştirdiler yani.

HER YER KAMERA DOLU ADLİYE AMA O GÜN KAMERALAR ÇALIŞMAMIŞ!

Cumartesi hastaneden taburcu oldum. Pazartesi avukata anlattım olayı, evdeki kanların fotoğrafını çektik. Ankara Adliyesi’ne gittik, şikayette bulunduk. Benim dayak yediğim yerdeki kamera görüntülerini istedi savcı. Her yer kamera dolu adliyede ama o güne dair kamera görüntüsü yokmuş, ne hikmetse o gün kameralar çalışmamış. Polisler böyle bir olayın olmadığına dair ifade vermiş. Soruşturmayı böylece kapattılar.

“BEN DAYAK YİYEREK ÇOCUĞUMU KAYBETTİM, ACISINI HİÇBİR ŞEY UNUTTURAMAZ”

Ben 33 yaşındayım, isterse bundan sonra 10 çocuğum olsun, bu bebeğin acısını bana hiçbir şey unutturamayacak. Ben evimde otururken çocuğumu kaybetmedim, ben dayak yiyerek çocuğumu kaybettim. Adliyenin ortasında işkenceye maruz kaldım, bunun ötesi yok.”

KHK’lı üsteğmen yoğun bakımda: Bu zulmü hak edecek ne yaptık?

Okumaya devam et

Popular

Shares