Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Erdoğan Rejimi Rusya için Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni deldi: Rusya sıcak denizlerde

Boğazlardan tamir/bakım ve yeni satın alım dışında denizaltı geçişi yasak. Ancak Rusya, Erdoğan’ın izniyle denizaltılarını Türkiye’nin boğazlarından geçirerek Akdeniz’e yerleştirdi.

FATİH YURTSEVER

BOLD ANALİZ – Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelere ait savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişi ile Karadeniz’de bulunabilecekleri süreyi ve toplam tonajlarını düzenleyen uluslararası bir sözleşme.

Lozan ile Türkiye’nin egemenlik haklarını kısıtlayacak şekilde Uluslararası bir komisyonun yönetimine verilen ve gayri askeri hale getirilen Boğazlar, Montrö Sözleşmesi ile Türkiye’nin egemenliğine bırakılmış, yabancı savaş gemilerine yönelik düzenlemelerle de Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkelerin güvenlik kaygılarını giderilmeye çalışılmıştır.

RUS DENİZALTILAR İÇİN İHLAL EDİLİYOR

Sözleşmeye göre Karadeniz’e kıyısı bulunmayan ülkelerin denizaltılarının Boğazlar’dan geçmesi yasak. Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkelerin denizaltıları ise; Karadeniz dışında bir tersanede inşa edilmeleri veya satın alınmaları durumunda, ana üslerine katılmak amacıyla veya Karadeniz dışındaki onarım tesislerinde onarımlarının yapılması için Boğazlar’dan geçiş yapabilirler.

27 Nisan 2020’de TASS haber ajansında yer alan bir habere göre Karadeniz’de bulunan Rostov-on-Don Denizaltısı Boğazlardan geçerek Doğu Akdeniz’e hareket ettiği. Aynı haberde Starty Oskol denizaltısının ise Aralık 2019 tarihinde onarım için Sen Petersburg’da bulunan Kronshtadt Tersanesine gittiği ifade ediliyor.

RUSYA ERDOĞAN REJİMİ SAYESİNDE SICAK DENİZLERE İNDİ

Haberden de açıkça anlaşılacağı üzere; Rusya’nın Tartus’da bulunan deniz üssünün söz konusu denizaltıları onarma veya bakımlarını yapma kabiliyeti yok. Bu nedenle denizaltılarının Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e geçip uzun bir süre orada görev yaptıktan sonra, Baltık Denizi’ne Sen Petersburg’a onarım için gitmesi Montrö Boğazlar Sözleşmesinin denizaltılara ilişkin maddesinin Rusya lehine esnetilmesi demek.

Rusya Türkiye’nin zafiyetlerinden yararlanarak denizden sahile seyir füzesi atma kabiliyeti olan denizaltılarını Doğu Akdeniz’de konuşlandırarak askeri ve politik hedefleri doğrultusunda bir strateji izleme imkanına sahip oluyor. Kısaca Rusya uzun yıllardır hayali kurduğu “Sıcak Denizlere” inmiş oldu.

ERDOĞAN’IN İZNİYLE FİLOYU ADIM ADIM ARTIRDI

Rusya 2017 yılında Sen Petersburg’da Karadeniz Donanması için 6 adet dizel elektrikli denizaltı inşa etti. Bu denizaltıların 4’ü Karadeniz’de ikisi de Doğu Akdeniz’de Tartus Limanında konuşlandırıldı. 2017 yılından itibaren Doğu Akdeniz’de bulunan Velikiy Novgorad ve Kolpino denizaltılarının yerine 2019 yılında Karadeniz’de bulunan Krasnodar ve Starty Oskol denizaltıları Boğazlardan geçerek Doğu Akdeniz’e hareket etti. Krasnodar ve Starty Oskol denizaltılarının Boğazlardan geçişine Türkiye söz konusu denizaltıların geçişini onarım talebi olarak değerlendirip izin verdi. Oysa geçişler onarım kapsamında değildi. Rusya askeri amaçlarla Akdeniz’e yerleşiyordu. Son olarak Roston-on-Don ve Starty Oskol denizaltısının da geçişiyle Rusya Akdeniz’de çok büyük bir güce sahip oldu.

Özellikle ABD’nin Karadeniz’de daha fazla savaş gemisi bulundurmak istediği bir ortamda Montrö Boğazlar Sözleşmesi hükümlerinin esnetilmesi ve Rusya lehine genişletmelerini yapılması bugün olmasa da yakın vadede Türkiye’yi zora sokacaktır. Zira Rusya’nın Boğazları kendi egemenliğindeymiş gibi rahatça askeri amaçlar için kullanması denge üzerine kurulmuş boğazlar düzeninde, diğer kıyıdaş ülkeleri rahatsız edecektir.

Koronaya karşı NATO’dan Türkiye’yi de etkileyecek önlemler

Analiz

Erdoğan Deniz Kuvvetlerini Ulusalcılara sus payı olarak verdi

Cihat Yaycı’nın istifası sonrası Ulusalcı&Ergenekoncu cephe ile Erdoğan arasında yeni bir pazarlık masası kurulmuş durumda. Detaylar ve istifanın analizi.

Fatih Yurtsever 

BOLD ANALİZ

Kamuoyu günlerdir önce kızağa çekilen sonra da istifa eden Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı’yı tartışıyor. 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu Kararlarınını “Postmodern Darbe” olarak adlandıran zamanın Genelkurmay Genel Sekteri Tümg. Erol Özkasnak sayılmazsa, TSK tarihinde ilk defa bir tümamiral için bu kadar çok haber yapıldı ve üzerinde konuşuldu.

“Fetömetre” ve “Mavi Vatan” nedeniyle tartışma bu denli ateşli olarak sürdürülse de konu derinlemesine analiz edilince başka bir takım nedenler ortaya çıkıyor. Çok basit bir örnek vermek gerekirse: Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal’ın Çin’e yaptığı resmi ziyaret sadece birkaç yerel basın yayın organında kendisine yer bulurken, Cihat Yaycı’nın her hareketi haber oldu. Peki nasıl oldu da TSK geleneklerinin ve emir komuta zincirinin hilafına bir tümamiral bu denli bir üne ve güce kavuştu?

15 Temmuz 2016 tarihinde Erdoğan ve ortakları, derin devletin ve İttihatçı zihniyetin 300 yıllık operasyonel birikimi kullanarak ikinci bir 31 Mart Vakası tertipiyle TSK’ya darbe yaparak, Türkiye’de rejimi değiştidiler. İran’da 1979 yılında yapılan İslam Devrimi de Şah’a bağlı laik İran Ordusu’na rağmen yapılmış, devrim Ordu’nun uzun süre Irak ile yapılan savaş sonrasında gücünü tüketmesi ile güç kazanarak yerini sağlamlaştırmıştı. Benzer bir geçiş döneminin Erdoğan rejimi açısından kazasız bir şekilde atlatılması da TSK’nın bu dönemde kontrol altında tutulmasına bağlıydı.

DENİZ KUVVETLERİ ERGENEKONA SUS PAYI OLARAK VERİLDİ

Erdoğan gücünü bir koalisyon ile paylaşmak zorunda olduğu için temel savaş olanı olan TSK’da gücü belli bir zamana kadar ulusalcı askerlerle paylaşmayı tercih etti. 2016 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığının komuta yapısı büyük oranda daha önce Ergenekon ve Balyoz davalarından yargılanan ve hapis yatan askerlerden teşkil edildi. Aslında Erdoğan ve Hulusi Akar’ın planı, kısmen iç politikaya etki etme gücü az olan Deniz Kuvvetlerini Ergenekon’a sus payı olarak vermek ve başlarına yönetebilecekleri bir “kayyım” atayarak geçiş döneminde olası yol kazalarının önüne geçmekti.

Ulusalcı askerler kaolisyonun bir parçası olmalarına rağmen Hulusi Akar ve Erdoğan’a hiçbir zaman tam olarak güvenmediler. Bu nedenle Deniz Kuvvetlerinde ellerine geçen gücü siyasi bir güce tahvil edebilmek için ülkenin hem iç hem de dış politikasına etki edebilecek, Erdoğan üzerindeki güçlerini konsolide etmeye imkan verecek, daha önce Balyoz yargılamaları sürecinde sıkça gündemde tutmaya çalıştıkları MAVİ VATAN kavramını milli bir doktrin haline haline getirmeye karar verdiler.

Hem Erdoğan hem de Ergenekon için yukarıda açıklanan planlarını uygulayabilecek ve zamanı geldiğinde oyun dışına çıkarılabilmesi için güç ve makam düşkünlüğü başta olmak üzere üzere kişisel zaafiyetlere sahip tek aday Tüamiral Cihat Yaycı idi. Peki Cihat Yaycı bu planları hayata geçirmek için neler yaptı?

Cihat Yaycı kamuoyunda Fetömetre denilen Deniz Kuvvetlerinde görev yapan sözde cemaat mensubu subayların tespitinde kullanılan algoritmayı geliştiren kişi olarak tanınıyor. Sözde KHK’lar ile Deniz Kuvvetlerinden ihraç edilen tüm askerler sıfır hata ile çalışan bu algortima sayesinde tespit edildi ve ihraç edildi. Gerçekte ise İran ziyaretinde kameralar önünde Doğu Perinçek’in de itiraf ettiği gibi tüm listelere daha önce istihbarat başkanlığı da yapmış Soner Polat koordinesinde balyozcu askerler tarafından hazırlanmıştı. Cihat Yaycı sadece yapılan fişleme listelerine kendi oluşturduğu kriterler ile meşruiyet kazandırmaya çalışarak, kamuouyu algısının yönetilmesine katkı sağladı. Her darbe döneminde olduğu gibi 15 Temmuz sonrasında da darbeciler tarafından fişlenenler tasfiye edilecekti, Fetömetre bunun sadece kılıfı oldu.

Erdoğan ve etrafındaki klik için Arap Baharı bir fırsatlar bütünüydü. Mısır ve Suriye’de olduğu gibi Lİbya’da da İhvan Hareketi siyasi ve askeri olarak desteklenmeliydi. Erdoğan’ın bu hırsı ve yaptığı dasa dışı faaliyetler Ergenekon tarafından da yakından takip edildi. Deniz Kuvvetleri etkin olarak kullanılabilirde hem etkili bir diplomatik araç hem de caydırıcı bir askeri güç sergileme aracı olabilir. Bu noktada Ergenekon, Deniz Kuvvetlerinde kendisine tanınan sınırlı gücü Erdoğan’ın amaçları ile uyumlu bir örtü altında Mavi Vatan üzerinden artırmayı hedefledi. Doğu Akdeniz’de yaşanan yanlızlığının ancak Libya ile yapılabilecek bir Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma anlaşması ile aşılabileceği böylelikle Mavi Vatan’ın korunacağı konusunda Ergenekon Cihat Yaycı üzerinden kamuoyu desteğini arkasında aldı.

Erdoğan da zaten Libya’ya yapılan silah ticaretini meşru bir amaca dayandırmak istiyordu. Hülasa yapılan anlaşmanın devamı Erdoğan’ın silah sattığı Sarrac’ın iktidarda kalmasına bağlıydı ve bu nedenle de Türkiye silah satışı dahil her türlü desteği vermeliydi. Milyon dolarlar değerindeki SİHA’lar düşürülürken, silah taşıyan gemiler durdurulurken, MAVİ VATAN kavramı üzerinden oluşturulan milliyetçi dalga bu konuların tartışımasını nasıl olsa engellliyordu. Hem Ergenekon hem de Erdoğan yaşanan gelişmelerden memnundu.

Ancak Erdoğan’ın kendisi eliyle TSK’yı kontrol altında tuttuğu Hulusi Akar hem de şahsen Cihat Yaycı’dan haz etmediği gibi hem de onun kimler tarafından nasıl ve neden kullanıldığını gayet iyi görüyordu. Birkaç defa Cihat Yaycı’yı oyun dışına çıkarmaya çalışsa da başarılı olamadı. COVİD-19 sonrasında Dünya’da ve Türkiye’de yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmeler Erdoğan’ın gücünü zayıflattı. ABD kaynaklı raporlarda örtülü olarak gündeme getirilen darbe tartışmaları Erdoğan’ı Hulusi Akar’a daha fazla mecbur hale getirdi. Bu durumu iyi değerlendiren Hulusi Akar şartların oluştuğuna kanaat getirerek Cihat Yaycı’nın ipini çekti. Dikkat edilirse Yaycı’nın kızağa çekilmesine en fazla Ergenekon cenahı tepki gösterdi. Zira onlar da Akar gibi gelişmeleri yakından takip ediyor, şartların namüsait hale geldiğini görüyorlar.

Cihat Yaycı şimdiye kadar yaptıklarıyla gündem oldu. Yaşanan gelişmelere bakılırsa bundan sonra da Erdoğan rejiminin yeni günah keçisi hizmet etmeye devam edecek. Suriye trajedisinin sorumlusu nasıl Ahmet Davuoğlu ilan edilmişse, önümüzdeki günlerde Cihat Yaycı da Libya yapılan bütün yasadışı işlerin müsebbibi olarak ilan edilebilir. Hatta Erdoğan Hakan Fidan’ın yardımıyla Cihat Yaycı’yı Moskova günlerinde Ergenekon’un yönlendirmesi ile Ruslara angaje olmakla suçlayabilir, aldatıldığını bile söylebilir. Ergenekon, Erdoğan’ı gayet iyi tanıdığı için Cihat Yaycı’ya bu kadar sahip çıkıyor. Zira herkes başına gelebilecekleri gayet iyi biliyor.

Okumaya devam et

Analiz

Irini Harekatı başladı: Erdoğan silah ticareti için rotayı Tunus’a çevirdi

Erdoğan ve ailesinin Libya’ya silah sevkiyatına karşı AB, Irini Harekatı başlattı. Harekatın komuta merkezi Roma. Erdoğan ise rotayı deniz yolundan çıkartıp Tunus’a çevirdi.

FATİH YURTSEVER

BOLD ANALİZ

AB’nin Libya’ya yönelik BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları doğrultusunda uygulanan ve en son Berlin’de yapılan çoklu zirvede de taraflarca teyit edilen silah ambargosunu denetlemek için yapılacağını duyurduğu IRINI Harekâtı fiili olarak İtalyan Amiralin komutasında 4 Mayıs tarihinde başladı.

Harekata dönüşümlü olarak İtalya ve Yunanistan komuta edecek. Harekatın komuta merkezi Roma’da olacak. AB Akdeniz Görev Kuvveti’nin resmi twitter hesabından yayımlanan basın duyurusuna göre görev kuvveti; Fransa ve Yunanistan’dan birer fırkateyn, İtalya’dan bir Havuzlu Helikopter Çıkarma Gemisi ile Lüksemburg’a ait bir deniz karakol uçağından oluşuyor.

AB’nin dış ilişkiler ve güvenlik konularından sorumlu Yüksek Komiseri Josep Borrell yaptığı açıklamada AB ülkelerinin COVİD-19’a rağmen Libya’da barışın sağlanması için üzerine düşeni yapmakta kararlı olduklarının, IRINI Harekatının Berlin Konferansında kararlaştırıldığı şekilde Libya’ya yönelik yasadığı silah ticaretinin engellenmesine önemli katkılar sunacağını ifade etti.

Harekata AB Uydu Merkezi de istihbarat desteği sağlayacak. İlerleyen zamanlarda harekât, AB üyesi ülkeler tarafından sağlanacak İnsansız Hava Araçları, Havadan Erken İhbar ve Kontrol Uçakları ile denizaltılar tarafından da desteklenecek.

Harekata katılan gemiler sadece Libya’ya yönelik deniz ulaştırma hatlarının değil, aynı zamanda hava trafiğini de kontrol edecekler. Harekata katılan Fransız hava savunma muhribi DDG Jean Bart ve İtalyan Havuzlu Helikopter çıkarma gemisi LHD San Giorgo uzun menzilli ve üç boyutlu hava radarları ile bölgede hava trafiğini yakından takip edebilecek imkana sahip.

Türkiye’nin Libya’ya yönelik insansız hava araçları ve alçak irtifa hava savunma sistemlerinin içeren havadan ve denizden yapılan silah sevkiyatı IRINI Harekatının başlaması ile sekteye uğrayacaktır.

Türkiye bundan sonra silah sevkiyatı için insani yardım adı altında Tunus hava alanlarının kullanmayı deneyecektir. Harekatın komutasının dönüşümlü olarak Yunanistan ve İtalya arasında yapılacak olması yakın gelecekte Yunanistan ve Türkiye arasında yeni krizlerin çıkmasına neden olabilecek potansiyele sahip denebilir.

 

Okumaya devam et

Analiz

Süper Lig iptal edilirse ortalık karışır

Türkiye maçların başlaması için ilk adımı attı. Avrupa’nın önde gelen liglerinde belirsizlik var. Almanya başlamaya en yakın ülke. İtalya’da hükumet ile federasyon karşı karşıya. İngiltere ve İspanya salgın sürecini takip ediyor.

BOLD ANALİZ – Türkiye Futbol Federasyonu(TFF) Sağlık Kurulu, Süper Lig’in yeniden başlama durumuna göre ‘Futbola Dönüş Öneri Protokolü’ hazırladı. Haziran’ın ilk haftası maçların başlaması planlanırken son kararı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan verecek. TFF ve kulüpler maçların oynanması yönünde ciddi bir eğilim içinde.  Gerekçe olarak da işin ekonomik boyutu gösteriliyor. UEFA’nın maçların oynanması yönündeki ‘şiddetli tavsiyesi’ TFF başkanı Nihat Özdemir ve yönetimin de önceliği olarak duruyor. Türkiye’de Süper Lig’in iptali halinde şampiyonluğa oynayan Trabzonspor, Başakşehir, Galatasaray ve Sivasspor karara itiraz etmeye hazır. Hepside maçların oynanmasını istiyor.

LİG OYNANMAZSA TRABZONSPOR ŞAMPİYONLUK İSTİYOR

Trabzonspor ikinci başkanı Ertuğrul Doğan, ‘beyaz sezon’ fikrine karşı olduklarını açıklayarak maçların öncelikle oynanmasını istedi. Doğan, “Durum kötüye gider ve ‘Lig oynanmayacak’ denilirse ‘Burada emek var. Yok sayılması gibi bir durum söz konusu olamaz’ deriz” ifadelerini kullanarak şampiyon ilan edilmeleri yönünde çalışacaklarına dikkat çekiyor. Aynı puan ve averajla 2. sırada yer alan Başakşehir’de bir takımın şampiyon ilan edilmesine sıcak bakmıyor. Aynı şekilde zor maçlarını bitiren Sivasspor’da kalan maçların oynanarak hakkın yerini bulmasından yana.

GALATASARAY: ‘LİGLER OYNANACAK VE BİTECEK’

Galatasaray Başkan Yardımcısı Yusuf Günay, ligin oynanmaması gibi bir durumu kabul etmeyeceklerini belirterek “Bazı rakiplerimiz kendi kulüplerinin durumları çerçevesinde ‘İptal edilsin’ veya ‘Tescil edilsin’ şeklinde görüş ileri sürdüler. Farklı pozisyonda olsaydık bile liglerin tamamlanmasını isterdik, sahada tüketilen alın terine herkes saygı duymalıdır. Dolayısıyla bu ligler oynanacak ve bitecek.” diyerek iptal konusuna kesinlikle kapalı olduklarını kaydetti.

 

RIDVAN DİLMEN OYNANMAMASINI İSTEDİ

Spor yorumcusu Rıdvan Dilmen ise maçların oynanmamasından yana olduğunu belirterek “İlla oynansın diyorsanız ben oynanmasından yana değilim. FIFA başkanı geçen açıklama yaptı. 5 değişiklik olsun diye, benim aklımda da vardı o ben de düşünüyordum… Bugün Beşiktaş, Fenerbahçe taraftarına sorsan, oynanmasın der. Tabii ki öncelikle sağlık için söyler ama hedefsiz kaldığı için de söyler. Karmakarışık bir durum var. Önümüzdeki sezon 1 yıllığına Play-Off sistemine geçilmelidir. Yoğun trafik olacak yetişmez şimdi. Ama önümüzdeki sezon için düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. İptal edilen sezonda ise şampiyon çıkmayacak Avrupa kupalarına giden takımlar lig sıralamasına göre belli olacak.

UEFA 3 AĞUSTOS’A KADAR LİGLER BİTSİN İSTİYOR

Dünya futbolun yol haritası çizen FIFA ve UEFA’da öncelikli olarak maçların oynanmasını istiyor. FIFA maçların başlaması için Eylül-Ekim aylarına dikkat çekerken UEFA 3 Ağustos’a kadar liglerin bitirilmesini öneriyor. UEFA’nın bu isteğinin altında ise Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi maçlarının bitirilmesi yatıyor. Bu iki önemli organizasyonun bitirilmesi ekonomik açıdan önemli. Birkaç milyar euroluk yayın gelirleri maçların oynanmaması halinde uçup gidecek. UEFA bunu şimdilik göze alamıyor. Ve son noktayı koyması açısından ülke yönetimlerini ilk merci olarak gösteriyor. Avrupa’da ise işler biraz daha karışık. İngiltere ve İspanya beklemeyi tercih ediyor. İtalya’da kulüpler ekonomik gerekçelerle oynamayı arzu ediyor.  Hükumet ise maçların başlamasına karşı duruyor. Almanya’da Haziran’ın ilk haftası maçlar başlayacak gibi görünüyor. Fransa ve Hollanda’da ligler iptal edildi ancak kulüpler hukuksal yollara başvurmaya hazırlanıyor.

HOLLANDA VE FRANSA LİGLERİ İPTAL ETTİ AMA

UEFA’yı maçların oynanması konusunda sarsıcı hamle Fransa’dan geldi. İlk olarak Belçika’nın ligleri iptal edip Brugge’u şampiyon ilan etti. Küme düşmeyi de kaldırdı. Hollanda ligleri iptal ettiğini açıkladı. Bu sezon şampiyon olmayacağını ve düşmenin yaşanmayacağını açıkladı. Şampiyonlar Ligi’nde Ajax ve Alkmaar’ın ülkeyi temsil edeceğini kaydetti. Fransa’nın iptal kararını alması UEFA’nın ligleri oynatma konusundaki ‘şiddetli tavsiyesi’ çok da istenilen seviyeye ulaşmadı. PSG şampiyon ilan edilse de Avrupa’nın dışında kalan Lyon kararı mahkemeye taşıyacağını açıkladı. Gözler ister istemiz İngiltere, İspanya, Almanya ve İtalya’ya çevrildi. Bu ülkelerin ligleri iptal etmesi UEFA’nın yol haritasının çöpe gitmesi anlamına gelecek.

İTALYA’DAN ‘KULÜPLER BATAR’ ÇIKIŞI

Korona virüsün etkisinin çok şiddetli hissedildiği ülkelerden biri olan İtalya’da ise bir çıkmaz var. Hükumete göre liglerin kesinlikle oynanmaması gerekiyor. Ölüm oranın çok yüksek yaşandığı ve virüsün ülke çapında yayılmasında Atalanta-Valencia Şampiyonlar Ligi maçının etkili olduğu dikkate alındığında İtalya’da karar vermek zor. Spor Bakanı Vincenzo Spadafora’nın ligin iptaline sıcak bakıyor. Federasyon Başkanı Gabriele Gravina, “Görevde olduğum sürece kimse bana sezonun iptalini imzalatamaz” diyor. Torino ve Brescia dışında 20 kulüp ise maçların oynanması konusunda ısrarcı. Maçlar oynanmazsa ‘kulüpler batar’ düşüncesi Demoklesin kılıcı gibi federasyonun başında. Ülke Bilim Kurulu ise “Lig oynanmaz” düşüncesinde. İtalya’da iptal kararı çıkarsa bütün Avrupa’da liglerin iptal olması da güçlü bir ihtimal haline gelecek. Bu durum UEFA’nın da korkuları arasında.

ALMANYA MAÇLARI OYNAMAYA YAKIN ÜLKE

Avrupa futbolunun önemli ayaklarından biri olan Almanya planlı bir şekilde maçları oynama yolunda ilerliyor. Liglerin Mayıs ayı başında başlayıp Haziran sonunda tamamlanması planlanıyor. Maçlar seyircisiz olarak oynanacak ve statlarda 300 kişi görev alacak. Kararı ise Angela Merkel verecek. Almanya Kulüpler Birliğinin (DFL) hazırladığı ‘test ve hijyen tasarısına’ onay verildi. Maçların en erken başlayacağı ülke olarak Almanya görülüyor. Şayet burada salgın ile ilgili alınan tedbirler ve yeni vakaların gözükmemesi diğer liglerin başlamasını tetikleyecek.

İSPANYA 4 AŞAMALI BİR PLAN ÜZERİNDE DURUYOR

Korona virüsün sarstığı ülkelerinden İspanya’da 4 aşamalı bir plan üzerinden hareket edilecek. İspanya, 5-12 Haziran tarihleri arasında ligin başlamasını hedefliyor. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in açıkladığı önlemler doğrultusunda futbolcuların 4 Mayıs tarihinden itibaren bireysel antrenmanlara başlayacak. 18 Mayıs’ta gruplar halinde antrenmanlara izin verilecek. İlk etapta 5-12 Haziran arasında ise maçların oynanması planlanıyor. Bu süreç 28 Haziran’a kadar da uzatılabilir olarak görülüyor. La Liga Başkanı Javier Tebas’ın “İspanya’da futbol, diğer ülkeler gibi yeniden aktif hale getirmemiz gereken önemli bir ekonomik güçtür” ifadeleri de bir şekilde liglerin oynanacağına işaret ediyor.

İNGİLTERE’DE ŞİMDİDEN KAYIP 1.2 MİLYAR DOLAR

Dünyanın en çok takip ettiği İngiltere Premier Lig’de sezonun bitmesine 9 maç kaldı. Liverpool’un açık ara şampiyonluğa yakın olması Ada da işleri biraz daha kolaylaştırıyor. Premier Lig yetkilileri maçların Haziran ayında seyircisiz şekilde oynanarak 2 ay da bitirilmesini planlıyor. 20 takım toplam 92 maç oynayacak. Mayıs ayı ortasında toplu çalışmaların başlaması ve 8 Haziran’da da Ligin oynanması hesap ediliyor. Tüm görev alacaklara testler yapılacak. Yüksek sağlık sertifikasına sahip statların kullanılması tercih edilecek. Premier Lig’de verilen aradan dolayı, stadyum gelirleri, yayın hakları ve reklam anlaşmalarının iptali sebebiyle yaşanan gelir kaybının yaklaşık 1.2 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Okumaya devam et

Popular