Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kardeşimin katilini kim koruyor, neden bulunamıyor?

57 gün önce öldürülen Sidar Uygurlar’ın ailesi, kardeşlerinin katilini arıyor. Kamera kayıtları ve görgü tanıklarıyla cinayet anını belgeleyen aile, katilin neden tutuklanmadığını soruyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – İki ay önce Şanlıurfa Siverek’te başından vurularak öldürülen Sidar Uygurlar’ın ailesi, adı sanı ve ne iş yaptığı bilinen katilin bulunması için çalmadık kapı bırakmadı.

Sidar’ın ablası Bahar Uygurlar, “Emniyet yetkilileri olayla ilgilenmiyor. Ailece tehdit ediliyoruz. Görgü tanıklarının polis ifadelerinde kardeşimizin katili, kim olduğu ortaya çıktı. 57 gün geçti. Neden hala tutuklanmıyorlar. Onu kim, neden koruyor. Sidar’ın katili nerede? Neden bulunamıyor?” diye sordu.

TRAFİKTE SOLLADIĞI İÇİN

Olay 12 Mart 2020 saat 23.45’te gerçekleşti. Sidar Uygurlar (23), trafikte solladığı uyuşturucu kaçakçılığından sabıkası bulunan Y. G. (51) tarafından öldürüldü. Olayın üç görgü tanığı var. İkisi o gece Sidar’ın yanın olan arkadaşları M.A. ve İ.H.K, diğeri Y. G.’nin yanında bulunan 15 yaşındaki Suriyeli A.Ş.

Bold Medya’ya konuşan Bahar Uygurlar, görgü tanıklarının anlatımıyla da polis kayıtlarına giren kardeşinin öldürüldüğü anı şöyle anlattı:

“Sidar ve arkadaşı İ.H.K., saat 21.30’a kadar, komşumuz da olan arkadaşı M.A. ile mahalledeki bir kafede oturuyorlar. İ.H. K.’yi evine bırakmak için dışarı çıkıyorlar. M.A.’ya ait olan 24 HS 234 plakalı aracı Sidar kullanıyor. Sidar, daha önce tanımadığı G.’nin 63 ABL 581 plakalı aracını solluyor. G. üç arkadaşı takibe başlıyor. Seyfioğlu Caddesi’nde aracını Sidar’ın önüne kırıyor. G. araçtan indikten sonra Sidar ve iki arkadaşı da arabadan iniyor. G’nin aracında komşusu olan A.Ş. adında biri de var. G., Sidar’a, ‘Sen kimsin ki beni solluyorsun? Havan kime? Kim olduğunu zannediyorsun?’ diyor. Sidar da ‘Abi özür dilerim. Görmemişim’ diyor.

Y. G., küfür ve hakaretlerde bulunmaya devam edince, Sidar, ‘Bırak yolumuza gidelim’ diyor ve aracına biniyor. G., kapısı daha açık olan ve şoför koltuğunda oturan Sidar’ı yumruklamaya başlıyor. Sidar dışarıya da çıkamıyor. Kendini, ayaklarıyla korumaya çalışıyor. O sırada G., silahının kabzasıyla, Sidar’ın kafasına, yüzüne ve omzuna da vuruyor. Sidar’ın arkadaşları, G.’yi tutmaya çalışsa da durmuyor. Ardından Sidar’a bir el ateş açıyor ve Sidar başından vuruluyor. Şoför koltuğundan yan koltuğa düşen Sidar olay yerinde hayatını kaybediyor.

Y. G., M.A. ile İ.H.K.’ye de silah çekiyor ama silah tutukluk yapıyor. Böyle olunca İ.H.K. hemen kaçıyor. Geyik, M.A.’yı tutarken, diğer yandan da silahını düzeltiyor. Silah düzelmeyince, M.A. da son anda Geyik’in elinden sıyrılıp kaçıyor. Anladığımız kadarıyla delil bırakmak istemediği için onları da öldürmek istiyor. Çünkü o caddede bilinen pek bir kamera yok. Katil zanlı ve yanındaki A.Ş. Mercedes markalı beyaz renkli arabalarına binip olay yerinden uzaklaşıyorlar.”

Siverek’te oto sanayide oto parça alım satımıyla ilgilenen Sidar Uygurlar (ortadaki), 9 kardeşli bir ailenin 6. çocuğuydu. Bahar, Sidar Uygurlar ve yeğenleri.

CİNAYET ANININ KAMERA KAYDI BULUNDU

Sidar’ın vurulduğu anı gösteren kamera kaydını bir esnafın güvenlik kamerasından bulduklarını söyleyen Bahar Uygurlar, “Bu anlattıklarımın hepsi kamera kaydında net bir şekilde görülüyor. Orada MOBESE kameraları yoktu, ama bir esnafın kamerasından biz bulduk ve sosyal medyada yayınladık. Ne kardeşim ne sülalemiz bu adamı tanımıyor. G. ailesini biliyoruz ama şahsen tanışmıyoruz. Bu adam sürekli hapse girip çıkan biri. 6-7 ay önce çıkmış zaten. Ben gündüz yatıyorum, gece insan avına çıkıyorum diyerek gezdiği iddia ediliyor.” ifadelerini kullandı.

SİVEREK’TE BU TÜR OLAYLARIN ÜSTÜ ÖRTÜLÜYOR

Uygurlar şöyle devam etti: “Birçok kişiyi öldürmüş. Aslında bunlar üç kardeş. Belli başlı insanların pis işlerini yaptığı iddia ediliyor. Bir gardiyanı da öldürdüğü söyleniyor. Ama Maalesef Siverek’te her zaman olduğu gibi olay örtbas edildi. Tehdit alıyoruz. Bize destek olan herkese ulaşıp tehdit ediliyorlar. Katili saklıyorlar. Sidar’ın arkadaşları katili, kullandığı arabadan ve fotoğrafından teşhis etti. Kullandığı Mercedes Siverek’te bilinen bir arabaymış. Böylece Y. G. olduğu ortaya çıkıyor. Herkes katili biliyor ama kimse hiçbir şekilde ses etmiyor. Bu adamın yaptığı kapatılıyor. Bunun gibi adamlar Siverek’te çok.”

5 SUÇTAN SABIKASI BULUNUYOR

Y. G.’nin aracının olaydan 5 gün sonra kendilerinin bulduğunu belirten Bahar Uygurlar, “Güya tüm ekipler bu adamı arıyor ama yola terk edilen aracını bulamıyor. Polisin kolayca bulması gerekmiyor mu? Onu bile bulmadılar. Biz bulduk, polise haber verdik. Bu nasıl bir aramaktır. Polis işini gerçek anlamda yapmadı. Biz sesimizi duyurmaya çalışınca tehdit ediliyoruz. İftiradan soruşturma açılacağını bile söylediler.”

“ADALET İSTİYORUZ”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine (CİMER) de yazı yazdıklarını belirten Uygurlar, olayın üstü kapatılmadan kardeşinin katilinin bir an önce bulunmasını istediklerini vurguladı. Uyuşturucu kaçakçılığı başta olmak üzere 5 farklı dosyadan suçu olan Y. G. için ise adalet istediklerini sözlerine ekledi.

KHK’lı akademisyen hayatını kaybetti

BOLD ÖZEL

Yüzde 60 engelli Bilal Danış’ı cezaevinde esir tutuyorlar

Cezaevinde iki kez mide kanaması geçiren, 15 gün önce de koronavirüs teşhisi konulan yüzde 60 engelli Bilal Danış’ın cezaevinde yatması gereken süre dolduğu halde tahliye edilmiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Türkiye cezaevlerinde tahliye hakkı doğduğu halde serbest bırakılmayan birçok mahpus var. 5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu’nda yapılan son düzenlemeye göre engelli tutuklular cezasının son 3 yılını, diğerleri ise son bir yılını dışarıda geçirmesi gerekiyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Kasım 2016’da gözaltına alınıp bir gün sonra tutuklanan yüzde 60 engelli Bilal Danış, Bank Asya hesabı, kapatılan bir etüt merkezinde sigortasının olması ve içeriği olmayan mesajlaşma programı Bylock kullandığı gerekçesiyle 9 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

4 yıldır İzmir Şakran 2 No’lu T Tipi Cezaevinde tutuklu olan Danış’ın cezaevinde kalması gereken süre 20 Kasım 2020’de doldu. Son 3 yılını dışarıda geçirebilmek için dilekçe yazıp cezaevi yönetimine veren Danış’a hala bir cevap verilmedi.

Geçen yıl ekim ayında iki kez üst üste mide kanaması geçiren Bilal Danış, bir kolunu 2010 yılında meydana gelen bir trafik kazasında kaybettiği için hapse girdiğinden bu yana sağlık sorunları yaşıyor. İki kez mide kanaması geçiren, bağırsaklarında da sürekli sancısı ve kanaması olan Danış’ın tedavisi salgın nedeniyle aksadı. İki aydır sağlık kurulu raporu için hastaneye gidip gelen Danış, 13 Kasım 2020’de tek başına kaldığı karantina hücresinde koronavirüse yakalandı.

“BÜTÜN İŞLERİNİ TEK KOLUYLA YAPMAYA ÇALIŞIYOR”

Cezaevi kampüsünün içindeki hastanede tedavi gören 30 yaşındaki Danış, 8 gün sonra tekrar hapse gönderildi. Şu anda yine tek kişilik koğuşta yaşıyor ve bütün işlerini tek koluyla yapmaya çalışıyor.

Bold Medya’ya konuşan annesi Mukadder Danış, “Tek koluyla bulaşığını, çamaşırını, her şeyini kendisi halletmeye çalışıyor. Geçen cuma görüşe gittik. Eline eldiven geçirmişti. Nasıl yaptın dedim, dişimle dedi. Koğuştayken arkadaşları yardımcı oluyordu. Kantinden aldığı paketleri de dişiyle açıyor. Acaba o yüzden mi virüs kaptı?” dedi.

“KOĞUŞ ARKADAŞLARI İLTİHABI BOŞALTTI”

Oğlunun hapse girdiğinden beri çok çektiğini ifade eden Danış,  “İlk dönemde yerde yatıyordu. Yatağını tuvalet kapısının önüne koymuşlar. Birinin ayağı kayınca oğlumun kırık koluna basabilmiş, kaç zaman onun ağrısını çekti. Sırtında, omurilik üzerinde çıban çıktı. Günlerce onunla uğraştık. En sonunda koğuştaki arkadaşları iğnenin ucuyla iltihabı boşalttılar. Hangi zamandayız? Nelere mecbur kalıyoruz” ifadelerini kullandı.

1990 doğumlu Bilal Danış, Ege Üniversitesi Tarih Bölümü’ne devam ederken 2010 yılında geçirdiği trafik kazasında sol kolunu kaybetti. Yüzde 60 engellilik raporu verilen Danış, İzmir Sağlık Müdürlüğünde çalışırken tutuklandı. Danış, hem hakkı olduğu halde tahliye edilmeyerek hem de engelli olmasına, koronavirüse yakalanmasına ve farklı sağlık sorunları yaşamasına rağmen cezaevinde tutularak hak ihlaline uğruyor.

Hasta tutuklu Bilal Danış cezaevinde koronavirüs kaptı

Yüzde 60 engelli hasta tutuklu iki kez mide kanaması geçirdi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tutuklu üsteğmen Silivri’den yazdı: Toplu tıbbi deneye tabi tutulduk 

Silivri Cezaevinde Kovid-19 teşhisi konulan Hava Üsteğmen Yasin Solmaz, plastik torbada verilen isimsiz 12 adet hap ile toplu tıbbi deneye tabi tutulduklarını iddia etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Mart 2020’de tüm kıtalara yayılan koronavirüs salgını Türkiye’de kısa süre içinde cezaevlerinde de görüldü. Silivri Cezaevinde Mayıs 2020’de 44 mahpus koronavirüse yakalandı. Cezaevi yönetimi tarafından saklanan bu olay medyada gündeme gelince savcılık açıklama yapmak zorunda kaldı.

51 aydır Silivri’de tutulan Yasin Solmaz da koğuşta virüs kapan 44 kişi arasında bulunuyor. O günlerde eşi Şakire Solmaz’la yaptığı telefon görüşmesinde “Bize vebalı gibi davranıyorlar, son görüşmemiz olabilir” diyen üsteğmen, doktor onayı olmayan, reçetesiz, prospektüssüz, kutusuz, tabletsiz, ambalajsız, tamamı açılmış olarak kendilerine plastik bir torbada 12 adet hap verildiğini yazdı. Bu haplarla toplu tıbbi deneye tabi tutulduklarını, toplu ölüme gönderildiklerini söyledi. Cezaevi yönetiminin sistematik ve nitelikli işkenceyle kendilerini öldürmeye çalıştığını iddia etti.

“DİLEKÇEMİ, HAYVAN HAKLARI DERNEKLERİNE GÖNDERİN”

Hava Harp Akademisi 1. sınıfta kurmaylık okurken 15 Temmuz’dan sonra tutuklanıp ardından ihraç edilen Yasin Solmaz, Harp Akademileri Davası’nda 125 kişiyle birlikte yargılandı ve müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 28 Ekim 2020’de “Avukat Hanım (Acele)” başlıklı bir dilekçe yazarak avukatına gönderen Solmaz, 5 sayfalık dilekçesinin başta Yargıtay, TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER), Adalet Bakanlığı olmak üzere 13 ayrı kuruma acil gönderilmesini istedi. Solmaz, cezaevinde “hayvandan daha aşağılık bir muameleye tabi tutulduğu için” dilekçesinin tüm illerin hayvan hakları derneklerine gönderilmesini de ironik bir dille belirtti.

“ZALİMANE VE AŞAĞILIK UYGULAMALARLA ÖLÜME MARUZ KALIYORUZ”

Koğuş olarak zalimane ve aşağılık uygulamalar maruz kaldıklarını ifade eden Solmaz, “Yedi hayvanlık bir kafese, bir hayvan daha eklenmez ve barındırılmaz iken 51 aylık tutukluluk süresince 7 kişilik kapasite ve altyapı ile inşa edilen koğuşa 35-45 insan (?) 7 gün/24 saat “Covid-19 Hastası” olarak, izole edilmeden, sosyal mesafe uygulanmadan, acımasız bir şekilde insafsızca hayvandan daha aşağılık bir muamele ile zalimane sıkıştırılarak, aşırı kalabalık yaşama/ölüme maruz bırakılıyoruz.” dedi.

Cezaevlerinde kalabalık koğuşlar, az yemek verilmesi, gece yarısı bile beklenen tuvalet ve banyo sırası, insanların yerde yatmak zorunda kalması, yanmayan kaloriferler gibi birçok sorun olduğu biliniyor. HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk  Gergerlioğlu tarafından da defalarca gündem getirilmesine rağmen bu sorunlar bugüne kadar giderilmedi. Geçici çözümlerle mahpuslar susturulmaya çalışıldı.

Dilekçesinde bu sorunları ayrıntılı bir şekilde kaleme alan Yasin Solmaz, fayanslarından kurtçukların çıktığını, tavandan vıcık vıcık yosunların üzerlerine düştüğünü, salgın varken tamamen hijyenden uzak bir ortamda yaşadıklarını vurguladı. Yaşamaya mecbur bırakıldıkları koğuşun ulusal ve uluslararası yasalar ve sözleşmeler kapsamında suç olduğunu dile getiren Solmaz şöyle devam etti:

“Hemen hemen her gün yedi kişilik karavanca ile 35-45 kişiye bir karavana yemek verilerek, verilen öğünlerin ve beslenmenin çok ciddi yetersiz olduğu, 35-45 kişiye iki tuvalet-banyo ve bir mutfak lavabosunun olduğu sürekli sıra bekleyerek ve ihtiyaç gideremeyerek (sinir harbinin yaşandığı ve krizlere girildiği), tuvalet-banyo-oda kapılarının paslı/talaşlı olduğu (TETANOZ riski yaşattığı), banyo tavanının yosunlu olduğu ve vıcık vıcık üzerimize/vücudumuza düştüğü (MANTAR ve cilt enfeksiyonları yaşattığı), banyo ve zemin fayansları kırık aralıklardan kurtçuk ve parazitlerin çıktığı (Atık Su Bulaşıcı Hastalık riski yaşattığı), daha birçok yapısal sorunların/yetersizliklerin olduğu, tuvalet-banyo-bulaşık-çamaşır-deterjan kokularının (klor, amonyak, ozon…vb. gazların) çok yoğun olduğu, (kimyasal kokulardan kurtulmak isteseniz pislikten/kirlilikten hasta olma riski, yeterince temiz olmaya çalışırsanız kimyasal gaz koklamaktan veya kimyasalla aşırı temastan hasta olma riski yaşandığı), insan ve ihtiyaç sirkülasyonunun sürekli ve çok fazla olması sebebiyle havalandırmanın, zemin temizliğinin, tuvalet-banyo-lavabo temizliğinin, ortam temizliğinin, ve kullanılan tüm malzemelerin kesinlikle steril ve hijyenik olmadığı, her türlü bulaşıcı hastalık riskinin çok yüksek ve iyileşmenin çok zor olduğu ve normale nazaran uzun zaman aldığı, 10 m2’lik tek kişilik odalarda altı kişinin dolap ve ranzalarla sıkıştırıldığı, ya havasızlıktan ya sıcaktan ya soğuktan ya horlamadan yada koğuştaki uğultu/yüksek sesten uyunamadığı, 30 m2’lik ortak alanda 7-10 masa 35-45 sandalye ile insanların sığmadığı, sürekli uğultu ve yüksek TV sesinin olduğu, aşırı kalabalık ortamdan- insanların ihtiyaçlarından ve ruh hallerinden kaynaklı olarak -sürekli- gürültülü, tartışmalı, kavgalı, gerilimli, sürtüşmeli, anlaşmazlıklarla dolu, yıldırıcı, yıpratıcı, çıldırtıcı, intihara sürükleyici, kurumun ve kurum personelinin her türlü ihtiyacı karşılamada yetersiz kaldığı/ karşılamadığı/ karşılayamadığı, acil olmadıkça hiçbir tedavi ve muayenenin yapılmadığı tüm bu şartlarda halen tutuklu bulundurulma Ulusal ve Uluslararası yasalar/sözleşmeler kapsamında HEM SUÇTUR HEM DE HAYATİ TEHLİKE YAŞATMAKTADIR.”

Yasin Solmaz, dilekçesinde ayrıca cezaevi yönetiminin kendisine her türlü maddi ve manevi çok ciddi zararlar ve rahatsızlıklar verdiğini, telafisi, tarifi imkansız derin üzüntü, ızdırap, zulüm, işkence, acılar yaşattığını ve yaşatmaya devam ettiğini de dile getirdi.

YASİN SOLMAZ’IN DİLEKÇESİNİN TAMAMINI YAYINLIYORUZ.

 

(Dilekçenin diğer iki sayfası avukatına özel yazıldığı için bu haberde yer verilmedi.)

 

 

 

Silivri karantinasındaki 3 isim konuştu: “Son görüşmemiz olabilir, bize vebalı gibi davranıyorlar”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Yüksel Direnişi 4 yaşında: “Mesele teslim olmamakta”

“İşimizi geri istiyoruz” sloganıyla başlayan Yüksel Direnişinin dördüncü yılında tutuklu Acun Karadağ’dan mektup var: “Mesele tutsak olmakta değil teslim olmamakta.”

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

KHK’lı akademisyen Nuriye Gülmen’in Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde 9 Kasım 2016’da başlattığı “İşimizi Geri İstiyoruz’ eylemleri dördüncü yılına giriyor. Birçok KHK’lı bu caddedeki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni okuyan kadın heykelinin önünde buluşup haklarını aradı. Nuriye Gülmen, eylemlerin motivasyonunu “İnsanlar KHK’lıyım demeye korkarken, KHK’lıyım diye sokaklarda haykırdık ve meşru mücadele zemini ortaya çıkardık.” şeklinde açıklamıştı.

Nuriye Gülmen’e daha sonra sınıf öğretmeni Semih Özakça katıldı ve birlikte açlık grevine başladılar. Gülmen 59 kilodan 34 kiloya düştü. Nuriye Gülmen 26 Ocak 2018’de açlık grevine son verdi. Fakat Yüksel’deki “İşimizi Geri istiyoruz” direnişi devam etti.

Yüksel Direnişçileri olarak anılan; sosyal bilgileri öğretmen Acun Karadağ, mimar Alev Şahin, memur Nazan Bozkurt, Mehmet Dersulu, Mehmet Dersulu, Cemal Yıldırım, Harbiyeli annesi Melek Çetinkaya, üniversite öğrencisi Merve Demirel bıkmadan usanmadan evlerinden çıkıp Yüksel’e gittiler. Ne olursa olsun vazgeçmediler. Yüzlerce kez gözaltına alındılar. Bir polis Nazan Bozkurt’un elmacık kemiğini kırdı. Acun Karadağ’ın kalbine pil takıldı, polis memuru Sezgin S. herkesin gözü önünde Merve Demirel’i taciz etti. 65 yaşındaki, astım ve diyabet hastası Mahmut Konuk’u tartakladılar.

Acun Karadağ, Nuriye Gülmen ve Alev Şahin.

Şimdi ise çoğu hapiste… Ağustos 2020’de tutuklandılar. Acun Karadağ ve Alev Şahin Kayseri Bünyan Cezaevinde, Nazan Bozkurt Gebze Kadın Kapalı Cezaevinde, Nuriye Gülmen Silivri’de, Mahmut Konuk Adana Kürkçüler’de, Mehmet Dersulu ise Bolu Cezaevinde. “İşimizi geri istiyoruz” eylemleri yapan bu isimlerin tamamı örgüt üyesi olmakla itham ediliyorlar.

“40 YIL DAHA DİRENECEĞİMİZDEN KUŞKUNUZ OLMASIN”

Yüksek Direnişi’nin 4. yılını cezaevlerinde hep birlikte kutladıklarını söyleyen Acun Karadağ, neden eylem yaptıklarını ve direnmeye devam ettiklerini kızı İpek Moral’e gönderdiği 11 Kasım 2020 tarihli mektupta kaleme aldı. “Bu sloganın içinde hepimize yapılan onlarca haksızlığın, adaletsizliğin itirazı; milyonlarca mağdurun, milyonlarca haklının sesi var. İşçinin-emekçinin ahı var.” diyen Karadağ, iktidarın en sıkıştığı noktada, korkudan tutuklanmaları artırdığını ifade ediyor.

“Ne mutlu bizlere ki 4 yıldır direniyoruz ve ne mutlu bizlere ki adaletin sağlanması uğruna susmadığımız için tutuklandık. Eğer vatanımız bu sömürüden, bu gericilikten kurtulamayacaksa 40 yıl daha direnebileceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın” diyen Acun Karadağ’ mektubu…

HAPİSHANE GÜNLÜKLERİ (4) İŞİMİZİ GERİ İSTİYORUZ

“Yüksel Direnişi’nin 4. yılını hapishanelerde kutladık. Direnişe ilk başlayan Nuriye Gülmen Silivri’de. Nuriye’den 5 gün sonra 14 Kasım’da direnişe başlayan ben ve bizden sonra ihraç edildiğinde Ocak 2017 de Düzce’de direnmeye başlayan Alev Şahin Kayseri’deyiz. İşyeri önünde direnen Mahmut Konuk Adana Kürkçüler’de. Yüksel Direnişçileri Mehmet Dersulu Bolu’da, Nazan Bozkurt Gebze’de… Görmesek de duymasak da emimim 9 Kasım’da bu hapishanelerden aynı anda “İşimizi Geri İstiyoruz” sloganları yükseldi.

Bu sloganı yalnızca bir iş talebi olarak görenler bugün çıkartılmaya çalışılan bir çok kölelik yasa maddesiyle 4 yıldır ödediğimiz bedellerin ne uğruna olduğunu umarım anlıyorlardır. Bu sloganın içinde hepimize yapılan onlarca haksızlığın, adaletsizliğin itirazı; milyonlarca mağdurun, milyonlarca haklının sesi var. İşçinin-emekçinin ahı var.

4 yıldır ödetilen bedele rağmen neden direndik? Hala hapishanelerden direnmeye neden devam ediyoruz? Bu soruların cevabını her biriniz verebilirsiniz. Eğer gerçekleri görmek isterseniz… Daha dün İzmir depremiyle sarsılan yüreklerimiz size mimar Alev Şahin’i ve Düzce’de tek başına direnen bir emekçinin direnişe başlarken söylediklerini hatırlatmadı mı? “Ben 99 Düzce depreminden sonra mimar olmaya karar verdim. Halkımız göçükler altında ölmesin diye onurumla çalışırken usulsüz beton döken firmalara ceza kestiğim için AKP’li bir beton firması sahibinin şikayetiyle KHK ile ihraç edildim. İşimi ekmeğimi elimden aldırlar.” demişti.

Alev Şahin şimdi tutsak…

Gün geçmiyor ki bir rektörün bir dekanın gerici, yobaz söylemleri gündem olmasın. Pandemi sürecinde online ders sırasında akademisyen bozuntularının “biz de kızları görüyoruz de mi” gibi zırvalarla kadın öğrencilere karşı sapkın bilinçaltlarını açığa vurdukları videolar yakın zamanda yayınlanmadı mı? Osmangazi Üniversitesi’nde bir akademisyenin 4 akademisyeni hayattan kopardığı katliam hafızalarımızda. Osmangazi Üniversitesi’nde görevden atılan, Selçuk Üniversitesi’nden KHK ile ihraç edilen Nuriye Gülmen’in işine bunlar gibi akademisyen müsveddesi olmayı reddettiği için son verilmemiş miydi?

Nuriye Gülmen bugün tutsak…

Küçük yaştaki çocukların tacize-tecavüze uğradığı haberlerini hangi gün duymuyoruz? Tarikatlara teslim edilen ve hayatları karartılan yavrularımıza daha önceleri kim sahip çıkıyor, kim kol kanat geriyordu? Birer birer KHK ile ihraç etmediler mi aydın öğretmenleri? İlkokul 1. sınıfa giden öğrencilerini ders saatinde alıp okulun yanındaki camiye namaza götüren, bilimsel hiçbir bilgi vermeden öğretmenlik yapmaya soyunan andaval, benim okulumda hala bu işe devam ediyorken ben neden ihraç ediliyorum?

Acun Karadağ şimdi tutsak…

Bugün Nazan Bozkurt’un hepimizin üyesi olduğu KESK gibi kuruluşunda devrimci pratik sergilemiş bir sendikaya bağlı Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyeliğinden ihraç edildiğini öğrendim. Hatırlarsanız üyelerine sahip çıkmayan, sendikaya kapanıp çay-çorba içip “mış” gibi yapan KESK yönetimini eleştirdiğimiz için yöneticiler ve “adamları” tarafından kendi sendikamızın içinde fiili saldırıya uğramış Süleyman Soylu’nun “gizli talimatıyla direnişçiler hakkında ihraç kararı alınmıştı. İş güvencemize saldırılara karşı eylem yapması, mücadele vermesi gereken sendikamız yönetimi keyif yapıp yatarken bu mücadeleyi üyeleri olarak bizler veriyorduk.

Nazan Bozkurt’un bu mücadelede bir polisin attığı yumrukla elmacık kemiği kırılmıştı. Nazan neredeyse gözünü kaybedecekti ameliyatla protez elmacık kemiği takılarak kurtarılmıştı gözü. Bu Nazan’ın ödediği bedellerden sadece biriydi.

Nazan 22 Ağustos’tan beri de tutuklu. Sadece “işimi geri istiyorum” dediği için AKP’nin ödettiği bedellere, sendikamızın devrimci mirası üzerinde tepinen iktidar “gölge” ortağı bir zihniyet de bedel ödetmiş oluyor Nazan’ı ihraç ederek. İktidarın KHK ile ihraç ettiği ve direndiği için tutuklattığı bir direnişçinin, iktidarın tehditlerine teslim olanlarca üyelikten de ihraç edilmesi en hafif deyimle alçaklıktır.

Bu vesileyle söyleyelim ki “ İşimizi Geri İstiyoruz” sloganının içinde, işçi ve emekçilerin iş güvencesine de ancak bizler gibi direnenlerin sahip çıkabileceği gerçeği vardır. Mücadele ederken tutuklanmış üyesini ihraç eden teslimiyetçilerin bizi ancak sermayenin önüne atacağı gerçeği vardır.

Bu teslimiyetçi zihniyeti teşhir edip, ezip geçmedikçe de işçi ve emekçinin kurtuluşunun olmadığı gerçeği vardır. Bizler 4 yıldır AKP’ye rağmen direniyorken bu alçak zihniyete karşı da direniyoruz.

Nazan Bozkurt şimdi tutsak…

Mahmut Konuk 65 yaşına yaklaşmış bir sağlık emekçisi. Ömrü sendikal mücadelede geçmiş. İhraç ediliyor ama bazılarının yaptığı gibi sendika MYK’sına seçileyim, maaşımı oradan alır yan gelir yatarım demiyor. Kronik astım ve diyabet hastalığına; polislerin yaşına bile hürmet göstermeyen tavırlarına, tartaklamalarına rağmen direniyor. Oysa bir sağlıkçı olarak pandemi sürecinde kaç hayat kurtarabilirdi.

Mahmut Konuk şimdi tutsak…

Hapishaneye getirildiğimizden beri Sözcü ve Cumhuriyet gazetelerini okuyoruz. (Evrensel Gazetesi istedik Şebnem Korur Fincancı’nın yazılarını takip edebilmek için ancak “Bünyan bayisinde yok” bahanesiyle vermedi idare!) Sözcü Gazetesi’ndeki bir haberde “Yargıdan Yine Çifte Standart” başlıklı bir haberde gazete yazarlarına açılan tazminat davalarında ceza verildiği buna karşın yazarların açtığı hakaret davalarının reddedildiği yazıyordu.

4 yıldır devam eden direnişimiz sırasında Sabah, Akşam gibi gazetemsilerin bizler hakkında yaptırdığı yalan ve iftira haberlerine takipsizlik kararları verildi. Hakaret ve küfür eden, işkence yapan polisler hakkındaki suç duyurularımıza ise valilik tarafından soruşturma izni verilmedi. OHAL sürecinden beri halkın “sırayla” gördüğü, uğradığı, hak ihlallerinin tamamına biz 4 yıl boyunca maruz kaldık. Adil yargılanma hakkından, anayasal eylem hakkımızın her gün engellemesine kadar, haksız gözaltılardan, haksız adli kontrol tedbirlerine kadar… Bugün tutuklu olmamız bu iktidarın bizlere karşı işlediği son suçtur ama ilk değil…

Bugün işçilere yönelik kölece tasarı yasa maddelerinin dördünün geri çekildiğini duyuruyor haber kanalları. Ve bunu hükümetle görüşen Türk-iş, Hak-iş gibi sarı sendika yöneticilerinin başarısı gibi gösteriyorlar. Bunu ne 1 gün eylem yaptıklarında tartaklanma görüntüleri televizyonda gösterilen DİSK yöneticileri ne de bu sermaye ortağı sarı sendikalar başarmıştır. Bunu başaran 4 yıldır sokakta bugün hapishanede direnen KHK direnişçileri, saldırılara rağmen yollarda yürüyen Bağımsız Maden İş üyesi, Soma ve Ermenek madencileri, direne direne işlerini geri alan Aydın Efeleri, Mahir Kılıç, Türkan Albayrak ve Melik Şahin gibi işçilerdir. Bu iktidar ve iktidar ortağı sermaye, şov amaçlı eylemlerden, sarı sendikalardan korkmaz, geri adım atmaz.

Ancak gerçek, ısrarcı ve halkla bütünleşen direnişlerden korkar. Eğer en küçük bir geri adım atıyorlarsa bu, halktaki, işçi ve emekçilerdeki patlama noktasına gelen öfke ve bu öfkeyi harekete geçirme potansiyeli olan direnişlerdendir. İktidarın en sıkıştığı noktada tutuklamaların art arda gelmesinin, sosyal medyada yazılanların bile bir örgüt çuvalına konularak tutuklanma nedeni sayılması tam da bundandır. Korku… Ve onları korkutanlar asla şovmenler değildir. Direnme potansiyeline sahip işçiler- emekçilerdir.

Ne mutlu bizlere ki 4 yıldır direniyoruz ve ne mutlu bizlere ki adaletin sağlanması uğruna susmadığımız için tutuklandık. Eğer vatanımız bu sömürüden, bu gericilikten kurtulamayacaksa 40 yıl daha direnebileceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın.

“Mesele tutsak olmakta değil, teslim olmamakta.” Bu nedenle bizi tanıyan, bilen, duyan, merak eden destekçilerimize ve okuyuculara seslenmek istiyorum. Haklarınız, hayalleriniz, çocuklarınız, geleceğiniz ve topraklarımız için tutuklanmayı, aç kalmayı göze almazsanız bunların hepsini kaybedeceksiniz. Ve göze aldığınız her bir değer için A sendikasına B partisine değil önce kendinize güveneceksiniz. Siz samimiyseniz ve bedel ödüyorsanız bu halk sizi görecektir. Halkın gözüne ve sözüne güvenin, teslim olmayın!

Haydari Kampı kitabında Themos Kornaros diyordu ki “Dışarı çıkacak arkadaşlarımızla –angaryalarla- dışarıdaki kardeşlerimize nasıl bir haber uçuralım? Savaşı bırakmalarını, istilacı Almanları öldürmemelerini, mütareke istemelerini, bizleri kurtarmak için yurdu satmalarını mı yoksa hiçbir uzlaşmaya varmadan savaşmalarını, bizi yok bilmelerini mi bildirelim?”

Bu bölümü okuyunca düşündüm; eğer hain değilsek, sorunun cevabı açık…

Ben de “canım direniş dostlarına” diyorum ki yurdumuzu satmayın. Bizi yok bilin. Savaşmaya devam edin!”

Umutla, dirençle…

Acun Karadağ

Nam-ı diğer Acun Öğretmen

11 Kasım 2020, Bünyan 

Çankaya İl Sağlık Müdürlüğü’nden ihraç edilen Mahmut Konuk ve Acun Karadağ.

Acun Karadağ ve Merve Demirel

Acun, Alev ve Nazan’dan haber var: Sloganlarımız size ulaşıyor mu?

 

Okumaya devam et

Popular