Bizimle iletişime geçiniz

Kültür

Film çekimleri yeniden başlıyor

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle çekimlerine ara verilen ya da hiç başlanamayan birçok film için yönetmenler yeniden “kayıt” demeye hazırlanıyor.

BOLD– Salgının ekonomik darbesinden en çok etkilenen sektörlerden olan sinema dünyası, tekrar hareketlenmeye hazırlanıyor. Bir yandan sinemaların açılışı için tarihler verilirken bir yandan da çekimleri yarım kalan filmleri tamamlamak için planlamalar yapılıyor.

Matrix 4 ve John Wick 4’ün aynı gün gösterime girmesi salgın yüzünden mümkün olmayacak

REEVES VS REEVES HAYAL OLDU

Çekimlerinin yarıda kalması sinemaseverler tarafından üzüntüyle karşılanan filmlerin başında Matrix 4 geliyor. Sinema dünyasında hem çekim teknikleri hem anlatım diliyle devrim yaratan kalsik üçlemenin yaklaşık 20 yıl sonra gelen devam halkası herkesi heyecanlandırmıştı. Set fotoğraflarında Neo (K.Reeves) ve Trinity’yi(C.A.Moss) bir arada görmek bile yeterince heyecan vericiydi.

Salgının bir pandemi olduğunun resmen duyurulmasıyla birlikte birçok film gibi Matrix 4’ün çekimleri de durduruldu ve film ekibi evlerine gönderildi. Verilen bu ara filmin vizyon tarihini de etkiledi. 21 Mayıs 2021’de aynı günde hem John Wick 4 hem Matrix 4’te Keanu Reeves izleme şansımız da kayboldu. Fakat Avrupa’da virüs tedbirlerinin gevşetilmeye başlaması üzerine Matrix 4’ün Berlin’de yapılan çekimlerine devam edilmesi için çalışmalar da başladı. Çekimler planlanan sürede bitirilebilirse Matrix 4’ü 2021 sonbaharında izleyebiliriz.

AVATAR 2 ve YÜZÜKLERİN EFENDİSİ DE “KAYIT” DİYEBİLİR

James Cameron’un imza attığı Avatar 2009’da gişeyi domine ederek 2 milyar 789 milyon dolarlık hasılatıyla tüm zamanların en çok kazandıran filmi olmuştu. Avengers bu rekoru kıl payı geçse de arkasında bir serinin desteği olmayan Avatar -enflasyon farkı da gözetilirse- rekorunu koruyor diyebiliriz.

Avatar 2 çekimlerinden paylaşılan set fotoğrafları

10 yıldır merakla beklenen devam filminin çekimleri geçtiğimiz aylarda Yeni Zelanda’da nihayet başlamıştı. Hatta 2021, 2022, 2023 ve 2024’te olmak üzere 4 film daha izleyeceğimizin müjdesi bile verilmişti. Fakat Avatar 2 çekimleri de pandemi sebebiyle yarım kaldı. Yeni Zelanda hükümetinin virüsü alt ettikleri yönündeki açıklamalarından sonra James Cameron yeniden kamera arkasındaki yerini almaya hazırlanıyor. Takvimdeki bu gecikmenin filmin vizyon tarihini nasıl etkileyeceğini zaman gösterecek.

Yüzüklerin Efendisi dizisi Aragorn karakterinin gençlik yıllarına odaklanacak

 

Salgın sebebiyle çekimi ertelenen bir diğer yapım ise TV dünyasının en pahalı yapımı olacağı söylenen Yüzüklerin Efendisi dizi uyarlamasıydı. 1 milyar dolarlık bütçesiyle şimdiye kadar yapılan en pahalı dizi olan yapım, Avatar 2 gibi Yeni Zelanda’da çekiliyordu. 2021’in ilk aylarında Amazon Prime ekranlarına gelmesi beklenen dizinin ara verilen çekimlerine de Yeni Zelanda’da devam edilecek.

ÇEKİM KOŞULLARI NASIL OLACAK

Tüm dünyanın telaffuz ettiği “yeni normal”in setlere nasıl yansıyacağını da bu çekimlerle birlikte görme şansımız olacak. Gerek oyuncular gerek set çalışanları için güçlü sendikal örgütlenmelerin olduğu Hollywood’da set çalışma koşullarını değişmesi kaçınılmaz. Asıl merak edilen yeni koşulların projelerin tamamlanma hızını nasıl etkileyeceği ve bunun milyar dolarlık pazara nasıl yansıyacağı.

Evet, “Show must go on”… Ama nasıl? Bekleyip göreceğiz.

Kültür

Christopher Nolan’ın son filmi Tenet’in yeni fragmanına yakından bakış

Christopher Nolan’ın şimdiye kadarki en gizemli filmi olarak lanse edilen ve büyük bir gizlilikle çekilen Tenet’ten yeni bir fragman yayınlandı.

BOLD– 17 Temmuz olarak duyurulan vizyon tarihinde, koronavirüs pandemisi yüzünden henüz bir değişikliğe gidilmeyen filmin fragmanı “zaman” kavramını adeta bir oyuncu gibi kullanan Nolan’ın filmografisi içinde Tenet’in yerine dair birçok soruyu gündeme taşıdı.

Robert Pattinson ve John David Washington

Memento(bellek zamanı) Inception(rüya zamanı), Interstellar (kozmik zaman), Dunkirk (psikolojik zaman) gibi yapımlarda “zaman” konusunu alabildiğine irdeleyen Christopher Nolan’ın Tenet’te “zamanda yolculuk” kavramını işleyeceği sıklıkla dile getirilmişti. Yeni fragman bu konuya bir miktar açıklık getirmişe benziyor. İncelemeye geçmeden önce fragmana bir göz atalım.

ZAMAN YOLCULUĞU YOK

Tenet’i cazip hale getiren unsurların başında bilim-kurgu konsepti geliyor. Interstellar’da Nolan’ın başarısı beklentiyi yükseltti. Tenet’in bilim kurgu konseptinin zamanda yolculuk olacağı çokça konuşulsa da gerek oyuncular gerek Nolan bu konuda sessiz kalmıştı. Fakat, fragmandan sadece birkaç gün önce Robert Pattinson zaman yolculuğu iddiasını yalanladı. İlginç bir şekilde fragmanda da “Zaman yolculuğu mu?” sorusuna cevap veren kişi Pattinson.

Filmin temel konsepti ise fragmanda “ters çevirme” (inversiyon) olarak dile getirildi. Clémence Poésy’nin karakteri Washington’a “Ateş etmiyorsun, mermiyi yakalıyorsun.”

Bu cümle Christopher Nolan’ın fimlerinde fantastik yönler bulunmasına (Prestige) atıf olarak değerlendirilebilir. Fragmanda yer alan aksiyon sahneleri Kara Şövalye’den aşina olduğumuz askeri teknoloji ve araç kullanımının daha stilize edilmiş bir hali.

TERS ÇEVİRME TEORİLERİ

Tenet’te bu “ters çevirme”nin nasıl gerçekleştirildiği ise gizemini henüz koruyor. Mimari unsurları Inception’da olduğu gibi manipüle ederek “geri akışlar”a yer verilen fragman bilimsel temele dair ipucu vermiyor. Interstellar’da teorik fizikçi Kip Thorne’un teorilerinden faydalanan Nolan’ın bu kez böyle bir yola gidip gitmediğini henüz bilmiyoruz. Interstellar’ın yazım aşamasında Nolan “karakterlerin ışık hızından daha hızlı seyahat etmesi” olasılığını değerlendirse de Thorne ona bunun teorik olarak mümkün olmadığını söyleyince bu fikirden vazgeçilmişti.

Bir diğer olasılık ise solucan delikleri… Interstellar’da kullanılan solucan deliklerinin doğal fenomenler olması pek mümkün görülmüyor. Hatırlanacağı üzere orada da gelecekteki insanların hazırladığı bir yapay geçiş olarak sunulmuştu.

İkinci fragmanda camda kurşun deliklerinin olduğu bir sahnede “Burada ne oldu?” sorusuna “Daha olmadı.” cevabının verilmesi ve tersine kavga sahnesi tüm gizemin bir kişide toplandığına işaret ediyor.

Nolan’ın filmlerinde geçmişe bakış büyük oranda “geçmişi değiştiremezsiniz” ilkesini ortaya koyar. Bu durumda, Tenet’in karakterleri, bir şeyleri değiştirmek yerine kaçırdıkları bir şeyi keşfetmek için zaman içinde geriye doğru çalışıyor olabilir.

Bu karakterlerin “zaman akışını tersine çevirmesine” neyin izin vereceği tam olarak belli değil, ancak “kuantum” kelimesinin kullanımı bizi karmaşık mekanizmaların beklediğini gösteriyor.

Tenet zengin kadrosuyla dikkat çekiyor.

ULUSLARARASI CASUSLUK DÜNYASI

Film için kullanılan ifadelerden biri de “uluslararası casusluk” idi. Nolan’ın “her şeyin göründüğü gibi olmadığı”nı göstermeyi sevdiğini artık biliyoruz. Espiyonaj onun kullandığı temalardan biri. Kenneth Branagh’ın canlandırdığı “Rus vatandaşı” karakterinin nasıl bir hikâyenin merkezinde yer aldığını hep birlikte göreceğiz. Fragmanda ifade edildiğine göre “üçüncü dünya savaşı”ndan bile kötü olan tehlikeyi herkes merak ediyor.

Inception’daki düş soygunun sebebi hatırlanacağı üzere şirket casusluğu idi. Yine Kara Şövalye Yükseliyor’da Marrion Cotillard’ın canlandırdığı karakter de içeriden casus olarak Batman’in ekibine sızmıştı. Interstellar’da Dr. Mann’in (Matt Damon) zihinsel düşüşü de ekip arkadaşlarında gizli hareket etmesine yol açmıştı. Tüm bunların Tenet’e nasıl yansıyacağı ise şimdilik meçhul.

Christopher Nolan’ın ve yapımcıların vizyon tarihini ısrarla değiştirmedikleri Tenet gösterildiğinde daha fazlasını görmemiz büyük bir olasılık. Çünkü Nolan’ın her zaman sakladığı bir şeyler vardır. Merakla bekliyoruz.

Okumaya devam et

Gündem

Bülent Ortaçgil: Düşlediğim Türkiye başkaydı

Türk müziğinin duayen sanatçıların Bülent Ortaçgil Türkiye ile ilgili hayal kırıklığı yaşadığını, düşlediği ülkenin başka olduğunu söyledi.

BOLD – Yeni çıkan nehir söyleşi kitabı “Bu Su Hiç Durmaz” vesilesiyle konuşan Bülent Ortaçgil, “Diyanetin bütçesi Milli Eğitim’inkini solladığında sarsıldım ben sadece. Benim düşlediğim Türkiye başkaydı.” dedi.

“POLİTİK SIĞLIK BENİ YORUYOR”

“Daha eğitimli, daha demokrat, gelirin daha dengeli dağıldığı, iyi planlanmış modellere göre insanların meslek sahibi olabildikleri, dini etkileşimlerin azaltıldığı” bir Türkiye hayali kurduğunu belirten Ortaçgil, politik sığlıktan artık yorulduğunu ifade etti.

Güncel politikadan hiç hoşlanmadığını belirten Ortaçgil şöyle devam etti: “Şarkılarıma da yaklaştırmadım. Ne var ki politik tercihlerim tabii var ve yaşamda politika hep çok önemli. Nerede durduğumu sürekli tekrarlamaktansa sizler gibi okuduğunu anlayıp değerlendirenler düşünsün. Şu doğru; ben kendi partimi bulamadım hala. 50 yıldır her gün gazete okurum. Her seçimde isteksizce oy veririm ancak bu politik sığlık beni bozuyor artık.”

“DEVLET KİMİN DEVLETİ AŞİKAR”

Daha önce ilaç sektöründe çalıştığını, virüslere yabancı olmadığını belirten Ortaçgil, korona virüs nedeniyle tüm gördüğü manzaradan da korktuğunu söyledi. Cumhuriyet’e röportaj veren Ortaçgil, “Bence devlet işin sağlık bölümünü iyi becerdi. Ne var ki sosyal politikalar kötü çuvalladı. Devlet kimin devleti çok aşikâr. Türkiye’de unutturulan sınıfsal bilinç umarım filizlenir. Şu anda can derdine düşenler azaldı çoğunluk haklı olarak para derdinde. Ben ilaç endüstrisinde çalıştım. Virüs işine yabancı değilim. Yaşam tabii değişecek yoksa ölürüz bu kadar basit. Arkadaşlarımla çalmayı ve deniz kıyısında olmayı özledim en çok. Ben gördüğümden çok korktum arkadaş! Cahillik tehlikeli. Tek kazancımız bence dayanışma duygusunun hala var olması.” ifadelerini kullandı.

Söyleşinin tamamı 

Bülent Ortaçgil’in hayatı kitap oldu

Okumaya devam et

Kültür

Hapisteki çocuklara bayram hediyesine hazır mısınız?

Yönetmen Erdal Dızman’ın hapisteki çocukları anlattığı filmi “Aperture” yayında. Tüm geliri tutsak çocuklara gidecek. Yönetmeniyle, başroldeki çocuk “Elif”i konuştuk.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Türkiye cezaevlerinde anneleriyle birlikte 800 bebek ve sayısı çok daha yüksek çocuk olduğu biliniyor. Oyun alanı, kreş, yeterli yiyecek gibi temel ihtiyaçlardan yoksun hapisteki çocuklar sorunu Türkiye’de geçmişten beri vardı ancak sayı ve şartların ağırlığı 15 Temmuz’un ardından katlanarak arttı.

Yönetmen Erdal Dızman, 15 Temmuz’un ardından Sincan Cezaevi’nde bir yıl tutuklu kaldı. Eşi ve çocuklarıyla Yunanistan adalarında nezarette aynı hücrede kalması ve çocukların hapisteki dünyasını yakından gözlemlemesi ise daha sonra oldu.

Almanya’da ailesiyle mülteci kampında kaldığı süreçte Erdal Dızman, şartlara aldırış etmeden ve cebinde hiç parası olmadan yola koyuldu ve hapisteki çocuklar için kısa film çekti. Şuana kadar iki festivalden ödül alan “Aperture”, vimeo.com üzerinden 23 Mayıs Arife günü yayında olacak. Dızman, “Bayram en çok çocuklarındır, bu yüzden o günü seçtim diyor”. Filmin tüm geliri hapisteki çocuklara harcanacak. Filmi kiralamak 3.90 euro, satın almak ise 11.90 euro. Paypal ve kredi kartıyla ödemek mümkün.

İZLEME LİNKİ

Dızman’la yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz:

Aperture’u çekmeye iten şartlarla başlayalım?

15 Temmuz’dan sonra hayatım köklü olarak değişti. KHK’yla ihraç edildim ve 24 Ocak 2017’de tutuklandım. 1 yıl Sincan Cezaevinde kaldım. Çıkınca mesleğimi devam ettirmeye çalıştım ve Türkiye’de bir engellinin yaşadıklarını, iletişimsizliği anlatan kısa film çektim. Onun montajını bitiremeden eşim hakkında yakalama kararı çıkınca ülkeden ayrılmaya karar verdik. Bir yıl kadar Atina’da yaşadıktan sonra Almanya’ya geldik.

Hapisteki çocuklara yardım edecek param yoktu, bu kötülükleri engellemek için elimden bir şey gelmiyordu, yapabileceğim tek şey vardı film çekmek. Önce kendi ülkemdeki çocukları anlatarak başlamak istedim. Sağdan soldan bir ödünç kamera bulup bütçesiz bir şeklide, birkaç arkadaşın fedakarlığıyla işe başladık. Demir parmaklıkları biri taktı boyadı, demir kapıyı biri kesti filan. Dekor anlamında destek verdiler ama ışıkçı, sesçi, montajcı yok, kameraman yok, onların hepsini kendim yaptım. Hayatımda ilk defa montaj programı kullanıp filmi ben kurguladım.

Zor bir süreç insanlar çekiniyorlar. Gardiyanı bile kimse oynamak istemedi. Sağolsun Ali bey öne atıldı ve gardiyan karakterine can verdi.

HALİME GÜLSU İLE BAŞLADI

Senaryodan biraz bahsedelim mi?

Halime Gülsu’nun cezaevinde yaşadıkları herkes gibi beni de etkilemişti. Önce ben F Tipi’nde kalan bir kadının hikayesini yazmıştım hapisteyken. Süreçte bu çocuğa evrildi. Çocuğu ön plana aldım. Karakterin ismi Elif.

Elif hapiste doğup büyüyen çocuklardan biri. Ağaç ya da toprak görmemiş, dışarıya çıkmamış, parkta oynamamış bir çocuk. Annesiyle mahkemeye gidip geldiği, tutukluları sevk ettikleri cezaevi ring aracından dünyayı görüyor. Elif’in araçtaki küçük parmaklıklı pencere aralığından gördüğü dünyayı çizmeye çalıştım.
Gardiyan annesi revire gittiğinde çocuğu tek başına hücreye kapatıyor. Çocuk karanlıkta ve yalnız kalır. Yaşadığı korkular sonucunda Elif farklı bir boyuta adım atar. Hücrede bir menfez açılır, dışarıdan hava, ışık gelmeye başlar. Aynı zamanda bu menfezdeki pervane bir film makinası gibi çalışır ve Elif’in ekranına özgür çocukların görüntülerini getirir. Sinema perdesinden yayılan çocuğun çığlığını sadece dışardaki çocuklar duyuyor. Bu çığlığı duyan çocuklar oyun oynamayı bırakır ve Elif ile göz göze gelirler. Yani bu 800 ya da sayısı değişen çocukların çığlıklarını ancak dışardaki masum, kirlenmemiş çocuklar duyabilir. 14 dakika 52 saniyede bunu anlatmaya çalıştım.

ÇEKİMDEKİ ZORLUKLAR

Mülteci kampında kalırken film çekmek nasıl bir şeydi?

Mülteci kampında ailecek eşim ve iki çocuğumla kalıyoruz. Ben her sabah sırtımda kendimden ağır çantayla kaplumbağa gibi çıkıp gidiyorum. Görevli soruyor tabi. Burada bir kültür derneği var. Onun alt katındaki kazan dairesini görünce onu cezaevine benzetmiştim. Bir arkadaşa buranın kapısını çevirebilir miyiz, diğerine buraya parmaklık yapabilir miyiz, bir diğerine yatak sordum, masa sordum derken, bunları yaptık. Çocuk oyuncu bulmak çok zor oldu. Sonra bir çocukla başladık ama bir noktadan sonra ‘oynamıyorum’ dedi. 19 sahneyi çöpe atıp yeniden başladık başka çocukla.

Tabi çocuğun psikolojik olarak etkilenmemesi için zor sahnelerin arka planında biz onu oyuna çevirdik.

Filmi 4K çekemedim. HD çekmek zorunda kaldım düşük kalitede. Çünkü harddiskim yoktu bu kadar yükü taşıyacak. Sonra bilgisayar yoktu aldım ama onu koyacak oda yoktu kamptayız. Bir arkadaşın evine koyduk. Onun evine gidip yarım saat görüntüleri izleyip çıkıyordum rahatsız etmemek için.

Filmlerde telif olayına çok dikkat ediyorum ben. Filmin müzikleri orijinal bize ait. İçindeki türkü Aşık Musa Aslan’a ait. Eşim Fatma Dızman seslendirdi türküyü. Yani müziği de biz yapmış olduk.

Filmle ilgili üzüldüğüm nokta, senaryonun tamamını çekebilseydik 25-30 dakika, birçok konuya daha yakından bakabilecektik. Ama buna da şükür güzel oldu.

HÜCREDE KENDİ ÇOCUKLARIMI GÖZLEMLEDİM
Hücrede çocuk olmak nasıl bir şey?

Böyle bir filmi çekmeyi ilk düşündüğümde vazgeçmiştim. 40 yaşına kadar yönetmen olmayı da düşünmemiştim açıkçası. İnsanların belli bir entelektüel olgunluğa ulaşması, bazı şeylere birebir dokunması gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden vazgeçmiştim, o çocukların o yaşadıklarını anlatabilecek bir insan değildim ben. Ama biz Atina’da gözaltına alındık ailecek. 2 yaşında 10 yaşında iki çocuğumla beraber. Demir parmaklıkların arkasında çocuklarımla beraber kalınca diğer çocukların neler yaşadığını artık hayal edebiliyordum. Bazen çocuklara uygun yemek vermediler, içmeye uygun su bulamadık. Çocuklar birkaç metrekarede çok bunaldı, onlarla beraber oturup ben de ağladım. Çok zorlandım. O zaman karar verdim hapisteki çocukların filmini çekmeye. Çocuklarımla o gözaltı süreci bir mesaj gibiydi. Kısa süre de olsa çocuklarla hapiste olmayı gösteren, gözlemleten bir mesaj.

Bir çocuğun koşmaya oynamaya, annesi babasıyla olmaya ihtiyacı var. Bir çocuğun başka hiçbir şeye bu kadar ihtiyacı yokken onu ellerinden aldılar. 4 yıldır içeride olan çocuklar var. Kayıtsız kalmayacak insanların bunları duyması için filmi çekmek istedim.

TÜM GELİR BAĞIŞLANDI

Film nerede yayınlanacak?
Filmimiz vimeo.com üzerinden ücretli olarak yayınlanacak. Kiralama ve satın alma seçenekleri var. Küçük bir meblağ karşılığı. Filmin bütün gelirleri resmi bir sözleşmeyle bir dernek üzerinden tutsak çocuklara ve yakınlarına bağışlandı. Bağışlanma denmez de o zaten onların. Biz direkt olarak Vimeo.com’a derneğin banka hesabını bağladık. Orada toplanıyor. Gayet şeffaf şekilde. Buradan gönderiminin de şeffaf olması için çaba harcanacak.

ÖDÜLLER ALMAYA BAŞLADI

Filmin festivallerdeki performansı nasıl gidiyor?

Cannes Film Festivali’ne gönderdim önce. Salgın nedeniyle orası durunca filmi geri çektim. Çünkü hapisteki bebekler için acilen kamuoyu oluşturmak gerekiyordu. Bekleyemezdim.

Filmi başka platformlarda da paylaşmaya izin veren festivallere gönderdim. 21 Festivale gönderdim. İlk beşi açıklandı ve hepsinde de başarı kazandı film. Bir festivalden en iyi yönetmen ve film ödülü geldi. Amerika’da Golden Price Festivalinde son ikiye kaldı. Tabi festivallerde ödül almak benim için çok önemli değil ama oralarda gösterim yapabilmek bu soruna dikkat çekmekti amacım.

Çünkü param yok, malım yok, her şeyim geride kaldı. Tek bildiğim şey film çekmekti, hapisteki çocuklara bu şekilde destek verebilirim diye düşündüm. Festivallerde özellikle entelektüeller, sanat severler, akademisyenler kısacası düşünen, yazan, çizen, demokrasi ve insan hakları savunucusu aydın insanlar duysun istiyorum meseleyi. Ödül alınca, gidip orada bu çocukların derdini anlatma şansın oluyor.

YENİ FİLM KORONA HAKKINDA

Yeni projelerinizden bahsedelim biraz da?
Yeni film korona hakkında. Almanya’da Alman oyuncularla ve Almanca çekeceğiz. Mehmet ve Oktay bey sağolsun yapımcılığını üstlendi. 25 Haziran’da başlıyoruz çekimlerine. Film ekibi hemen hemen oluştu. Serkan Öztürk sanat yönetmenimiz olacak. Bir obsesif karakterin eve kapanmasıyla bu süreci daha dramatik yaşaması, insanların eve kapanarak doğanın ve tabiatın yalnız başına kalmasını konu ediniyor film. İnsanoğlunun burada misafir olduğunu anlatıyor. Mezafizik tarafı burası. İkinci olarak da insanlar arasındaki iletişimsizlikle ilgili problemlerin altını çiziyor. Korona dönemini unutturmayacak bir film olacak.
İki tane de uzun metrajlı film projemiz var senaryosu bitti. Birisi bir ressamın gözünden Türkiye’deki baskı sürecini anlatıyor. Gördüğü işkenceler, kaçırılması, mahkemeler, hapishaneler vs. Ama bunu yapmak için kamuoyu ve maddi olanaklar ortaya çıkar mı bilmiyorum.

ERDAL DIZMAN KİMDİR?

Yönetmen Erdal Dızman; Kanal D’de ATV’de TRT’de farklı dizilerde görev aldı. Devlet Tiyatroları’nda yardımcı oyuncu olarak çalıştı. 2002-2008 yıllarında kendi özel tiyatrosunda oyunlar yazdı ve sahneledi. 2010’a kadar oyunculuğu sürdürdü. Ardından TRT’de kariyerini sürdürmeye devam etti. 2016 yılında KHK’yla görevinden ihraç edildi. Ardından 2017 başında tutuklandı ve 1 yıl Sincan Cezaevinde kaldı. Şimdi Almanya’da eşi ve iki çocuğuyla yaşıyor. Eşi Fatma Dızman ise Türk Halk Müziği solistliği ve Drama liderliği yapıyordu.

Okumaya devam et

Popular