Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kadın polis, gözaltındaki kadınlara asitle işkence yaptı

Kadına yönelik şiddetin sembolü “kezzap atma” saldırısının bir benzeri, Ankara TEM Şube’de gözaltındaki kadınlara uygulandı. Esra Yurt maruz kaldığı asitle yapılan işkenceyi anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz’dan sonra Ankara Terörle Mücadele Şubesi (TEM) işkence merkezlerinden biri oldu. Kız öğrencileri bile burada işkence gördü. Şubat 2017’de evinde gözaltına alınan Esra Yurt da gözaltında kaldığı 5 gün içinde Ankara TEM’de hem fiziksel hem psikolojik işkenceye maruz kaldı. Uzun boylu sarışın kadın bir polis, elindeki asidi önce bir kumaşa serpti. Kumaşın büzüşüp kavrulmasını gözaltındaki kadınlara seyrettirdi. İtirafçı olmayı reddeden Esra Yurt’un sol ayağının altına o asidi sürerek işkence yaptı. Yurt, irili ufaklı anahtarların bulunduğu bir tomar anahtarlıkla yüzünden darp edildi. İfade verdiği erkek polis tarafından da sözlü tacize uğradı. Mosmor suratını gören hakim “Offf” demekle yetindi. İşkenceyi anlattığı kadın doktor ise sadece “Voltaren vereyim” deyip işkenceyi rapora işlemedi.

5 günün sonunda çıkarıldığı mahkeme tarafından denetimli serbestlikle bırakılan Yurt, bir yıl boyunca ayağındaki acıyla ve izle yaşadı. İşkence sonrası ortaya çıkan ‘huzursuz bacak’ sendromu nedeniyle yine bir yıl gece-gündüz uyuyamadı. Yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle Türkiye’den sürgüne zorlanan dört çocuk sahibi Yurt, artık ailesiyle birlikte bir Avrupa ülkesinde yaşıyor.

TRT İzmir Radyosu’nda metin yazarı olarak çalışan, TRT’nin ünlü programlarından Arkası Yarın kuşağı için senaryolar kaleme alan Esra Yurt, yazar olmasının da etkisiyle yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar Bold Medya’ya anlattı:

4 ERKEK, 1 KADIN POLİS GELDİ

“15 Temmuz’dan 7 ay sonraydı. Beş polis eve geldi. Aralarında bir kadın vardı. Evi aradılar, her yeri talan ettiler. İzmir’le ne bağlantınız var diye sordular. İzmirli olduğumu söyledim. Evde kimse yoktu, çocuklar okuldan gelmemişti. Beni aldılar, Ankara TEM şubeye götürdüler. Kapıdan çıkarken kelepçelemek istediler. İtiraz ettim, çoluk çocuğunuz var diye. Kadın polis hiç acımıyor, erkek polis insafa geldi. ‘İnince asansörde tak takacaksan’ dedi. Bizi koydukları yer leş gibi kokan, iğrenç bir nezarethaneydi. Bir salı günü Ankara TEM’e gidip 4-5 gün kaldım. O süre zarfında işkence gördüm. Aldıkları andan itibaren zaten sürekli tartaklandık.

GÖZALTI SÜRECİ HİÇBİR ŞEYE BENZEMİYOR

Gözaltının psikolojisi çok farklı. Her an şimdi bana ne yapacaklar diye endişeleniyorsunuz. Her gün 10.00-11.00 arasında sağlık kontrolüne götürüldük. Ağlayan, zırlayan, bağıran, panik atağı olan, kekemeleşen… Her türlü insan vardı orada. Siz soğuk kanlı duruyorsunuz ama herkes aynı mukavemeti gösteremeyebiliyor.

Savcı çağırdı, ifade vermeye gittik. ‘İşimi kolaylaştır ki, ben de sana kolaylık yapayım’ dedi. Ben ilk etapta ne demek istediğini anlamıyorum tabi. Meğer ellerinde liste var. Onu koydu önüme, imzalamamı söyledi. Önce boş kağıt verdi, aklına gelen isimleri yaz, dedi. Bilmediğimi söyledim. ‘Aklına gelmiyor, herhalde heyecanlandın sen’ dedi. Sonra önüme liste koydu. Altına imzamı atmamı söyledi. İmza atarsan işin kolay olacak. Ben bu insanları tanımıyorum, dedim.

“BİZDEN SİZE BİR HATIRA BIRAKACAĞIZ”

İfade verdikten sonra bizi bir odaya aldılar. 10 küsur kadın vardık. Herkesin eli ayağı birbirine dolaşmış vaziyette. İri kıyım, sarışın, kadın bir polis geldi. Elinde bir tomar anahtar, sallaya sallaya… Eskiden hokka ve divit vardı hatırlarsanız. Öyle bir şey de vardı elinde. Onları masaya koydu. Hakaret eder gibi konuştu. ‘Bayanlar memnun musunuz misafirperverliğimizden’ dedi. Tabi kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Herkes sıkıntılı. ‘Merak etmeyin sizi burada çok tutmayacağız. Ama misafirperverliğimiz bir nişanesi olarak bizi unutmamanız için bir hatıra bırakmak istiyoruz.’ dedi.”

MÜREKKEP SÜRECEK SANDIM

Esra Yurt, kadın polisin hatıra derken ilk etapta ne yapacağını anlamamış. O kadar masumane düşünüyor ki herhalde ifade verdiğimize dair elimize mürekkep gibi bir şey sürecek diye zannediyor. Polisin masaya bıraktığı küçük cam şişe ve diviti hatırlatan fırçayı görünce de aklına başka bir şey gelmiyor:

“Ben zannettim ki seçimlerde oy atarken parmağınıza mürekkep sürerler ya öyle bir mürekkep sürecekler. Çünkü Ankara TEM çok kalabalıktı. Herhalde savcıya ifadesini verenlere karışıklık olmasın diye öyle bir şey sürüyorlar diye düşünüyorum. Aklıma başka bir şey gelmiyor. Polis sonra masaya bez gibi bir şey koydu ve bize şov yaptı. İlaç şişesi gibi küçük kahverengi şişenin içindeki sıvıya fırçayı batırdı ve kumaşın üzerine fırlattı. Ebru yaparken boyayı serpersiniz ya, onun gibi bir gösteri.

“ODADA 10 KÜSUR KADIN VARDI, HERKESİN NUTKU TUTULDU”

Kumaş bir anda buruştu. Herkesin nutku tutuldu. Kadının biri can çekişir gibi sesler çıkarmaya başladı, nefesi takıldı. Polis ‘Bu hatırayı istemeyen varsa orada kağıt var. Sizin gibi olanlardan varsa tanıdığınız oraya isimlerini yazabilir. Aklına isim gelen varsa ihtiyaç için dışarı çıkabilir’ dedi. Tabi patır patır bazı kadınlar çıktı dışarıya. Biz 4-5 kişi kaldık.

AYAĞIMI YAKTI, TOPALLAYARAK NEZARETHANEYE DÖNDÜK

Kadın polis kalanlara ya elinizi ya ayağınızı uzatın dedi. Ben elimi vermek istedim, biraz sıkıntılıydı elim. Çoraplarımı çıkarttım. Sol ayağımı kaldırdı, sert bir şekilde masanın üzerine koydu ve elindeki o yakıcı maddeyi ayağıma sürdü. Çok can yakıcı bir sıvıydı. Kezzaba benzeyen bir tür yakıcı asit olduğunu daha sonra öğrendim. Kiminin eline, kiminin ayağına. Acıya dayanaklı biriyimdir ama sürdükten sonra hemen gözümden istemsiz bir şekilde yaş geldi. Ayağım öyle bir yandı ki içime işleyen bir acıydı. Zaten ondan sonra ayakkabı giymeniz mümkün değil. Topallaya topallaya nezarethaneye döndük.

Esra Yurt, bu fotoğrafı gözaltından çıktıktan hemen sonra çektiğini söylüyor.

“İNSANA DEĞİL İTE VERİYORSUN İTE, AT ÖNLERİNE GİTSİN”

Tabi size mümkün olduğunca fazla acı çektirmek istiyorlar orada. Korkunuzdan besleniyorlar. Topluma yaptıkları şeyi dar dairede o odalarda yapıyorlar. Tüm hareketleri kaba. Biraz yavaş yürüyorsan sırtına, kafana vuruyor. Bir gün kaskatı olmuş, içindeki peyniri ekşimiş bir tost getirdiler. ‘Bunlar size çok bile.’ ‘Başkanım size az bile yapıyor. Bana kalsa ah ah…’ şeklinde ifadeler. Düzgün bir şekilde yemek vereni gördükleri zaman da ‘Oğlum insana vermiyorsun yemeği ite veriyorsun ite, at önlerine gitsin’ diyorlar. Her fırsatta sizi tahrik etme peşindeler. Bunu daha ne kadar şirazeden çıkarabilirim, fabrika ayarlarıyla ne kadar oynayabilirim, nasıl çirkef hale getirebilirim diye uğraşıyorlar.

YÜZÜME KAN OTURDU

Ayaklarına yakıcı madde dökülen kadınlar ertesi sabah sağlık kontrolüne götürüldüler. Bu kez de hastane yolunda darp edilen Esra Yurt, yaşadığı birçok şeyi unutur ama doktorun duyarsızlığını, dalga geçer gibi söylediği o ifadeyi asla unutamaz:

“Ertesi gün sabah sağlık kontrolüne gidiyoruz. Herkes artık çok bitkin. Açlık var, yorgunluk var. Herkesin yüzü düşmüş. Döndüm arkadaşlara dedim ki, ‘Kaldırın yüzünüzü, biz utanacak bir şey yapmadık. Dik durun.’ dedim. Bol anahtarı olan o polis anahtarlıkla bir vurdu suratıma. Bir avuç anahtar suratımda patladı. Öyle canım yandı ki… Yüzüme kan oturdu, çizikler oldu, anında morardı. Cayır cayır yanıyor yüzüm, irili ufaklı sipsivri anahtarla öyle bir hırsla vurdu ki polis… Kadın doktor ayaklarımızı, yüzümü gördü. Diğer kadınlardan hiç kimse hiçbir şey diyemedi. Herkes sus pus. Cesaretimi toplayıp doktor hanıma ‘Suratımı görüyorsunuz, az önce oldu. Bana bu şekilde temiz raporu mu yazacaksınız’ dedim. Çoğu şeyi unuttum ama doktorun cevabını unutamıyorum: “Voltaren yazabilirim.”

HAKİM ‘YÜZÜNE NE OLDU’ DİYE SORDU

Darp edilmiş ve morarmış yüzle hakim karşısına çıkan Esra Yurt, 5 gün sonunda serbest bırakıldı. Mahkemede hakim ile Yurt arasında geçen diyalog ilginç: “Hakim yüzümü sordu, ne oldu dedi, sağ yanımdaki o polisi gösterdim. Hakim ‘Offff’ diyebildi sadece. Sonrasında beni denetimli serbestlikle bıraktı.” Tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alınan Esra Yurt, mahkemede ‘örgüt üyesi’ olarak yargılandı.

OKLAVAYLA BACAKLARIMA VURDUĞUMU ÇOK İYİ BİLİRİM

Polisin Esra Yurt’un ayağına bıraktığı ‘hatıra’ hemen geçmez, hem fiziken hem de psikolojik olarak sağlığını ciddi bir şekilde etkiler:

“Parmakla ve ayakla arasındaki o bölge, ayak ayası denilen yer çok ciddi bir şekilde kabardı. Yaklaşık 1 seneden fazla o şekilde durdu. Sürekli yandı. 1,5 sene gece gündüz uyku uyumadım. Komiser kadın bizden bir hatıra kalsın demişti. Belki hatıradan kast ettiği buydu. 10 dakika kendimden geçiyorum, ya geçmiyorum. Bütün gün ayaktaydım. Sonra bir uyku ilacıyla uyumaya başladım. 15 Şubat 2018’di sanırım. Üçüncü kampımıza yeni geçmiştik. Sadece uykusuzluk değil, huzursuz bacak sendromu diye bir hastalık var, o nüksetti. Onunla beraber uykusuzluk. Fitnes topuyla bacağımı sürekli ileri geri hareket ediyordum. O da insanı yoruyor. Elime oklava alıp kaç kere bacaklarıma vurduğumu bilirim.

ASİDİN ETKİSİ 1,5 YIL SONRA GEÇTİ

Temmuz 2018’de ayağım yine yanmaya başladı ama bu diğerlerine benzemeyen bir acıydı ve asit dökülen o bölge simsiyah oldu. Hatta fotoğrafını da çektim. Buzlar sürdüm. O yanma 2 gün sürdü ve sonra derim patır patır döküldü. Şimdi normal haline döndü. Şu anda yaşadığımız ülkeye ilk geldiğimizde oturum alabilmek için avukatımızın yönlendirmesiyle gördüğüm işkenceyi belgelemek için kampın doktoruna gittim. Gözaltından çıktıktan sonra ayağımın fotoğrafını çekmiştim. Eşim onu büyüttü. Kampın doktoruna gösterdik. Doktor gerekli incelemeyi yaptı ve ‘Ayağın bu hale gelmesi vücudun kendi kendine yapabileceği bir şey değil. Dışarından müdahale ile bu hale gelmiştir’ diye rapor yazdı. Türkiye’de alamadığımız işkence belgesini Avrupa’da aldım. Oturum izni için benimle mülakat yapan buradaki yetkililer, ‘Size bunları yapan kadın mıydı erkek miydi?’ diye sordu. Kadın deyince çok şaşırdılar.”

Esra Yurt’un ayağına sürülen asidin etkisi hemen geçmez: “Bu fotoğraf Avrupa’ya geçtiğimiz zaman çektim. Temmuz 2018’di. Birdenbire ayağım tekrar yanmaya başladı. Simsiyah oldu. Kovanın içine su koyup iki gün öyle yaşadım.”

Esra Yurt sol ayağına yapılan işkencenin belgesini Türkiye’de değil Avrupa’da alıyor. Resmi işlemler için tuttukları Avrupalı avukatın yönlendirmesiyle önce fotoğraftaki ayağın kendi ayağı olduğu tespit ediliyor. Gözaltından çıktıktan sonra çektiği fotoğrafı büyütüp kampın doktoruna gösteriyorlar. Doktor ‘Ayağın bu hale gelmesi vücudun kendi kendine yapabileceği bir şey değil. Dışarından müdahale ile bu hale gelmiştir’ diye rapor yazıyor. Oturum izni için Yurt ile mülakat yapanlar ‘Size bunları yapan kadın mıydı erkek miydi?’ diye soruyor ve kadın olduğunu öğrendiklerinde çok şaşırıyorlar.

“CENGİZZZ… BAK BU ÇÖPSÜZ ÜZÜM”

15 Temmuz’da sonra tutuklanan kadınların gözaltı sürecinde taciz edildiği, tecavüze uğradığı hep iddia edildi. Sarhoş polisler tarafından taciz edilen kadın gazeteciler yaşadıklarını anlattı. Bir ev hanımı ya da başka bir meslekten kadın bunları konuşamadı, belki anlatmak istemedi. Esra Yurt’un polise ifade verirken yaşadığı olay, ortaya atılan iddiaların altının boş olmadığını gösteriyor:

“Bir polis bana evli misin, kocan nerede, çoluk çocuk var mı, aile, anne baba kardeşler… Bunları sordu. Eşim şehir dışındaydı. Annem vefat etmişti. Çocuklarım yanımda değil. Sorduğu soruların hepsine yok diye cevap verdim. O polis döndü arkasındaki diğer polise “Cengiz lan bak bu çöpsüz üzüm bu” dedi. O anda kanım dondu, dizlerimin bağı çözüldü. Bacaklarımın titrediğini hatırlıyorum. Her şeyi yapabilir bunlar, dedim. Bu kadarı da olmaz dediğimiz ne varsa o kadarı da oldu ve kim bilir daha fazla neler oluyor.”

MERİÇ’TE BOTUMUZ PATLADI, SUYA DÜŞTÜK

Yurt ailesi yaşadıkları sıkıntılardan sonra Ekim 2017’de Türkiye’yi terk etmeye verir. Birçok ailenin hayatını kaybettiği Meriç’ten üç çocuklarıyla (büyük kızı daha önce ABD’ye gönderirler) birlikte çıkar ve Yunanistan’a sığınırlar:

“Meriç’ten çıktık. Bizim de botumuz patladı. Dizimizin üstüne kadar suya düştük. Kızımı aldım kucağıma. Yunanistan’da gözaltına alındık. 8 gün hapiste kaldık. Orada çok uzun kalacak gibi görünüyorduk ama bizim şansımıza o zamana hapishaneye kadar hiç gelmemiş olan Kızıl Haç ve Birleşmiş Milletler’den temsilciler ziyarete geldiler. Eşimin İngilizcesi çok iyidir. Bizi bahçeye çıkarmışlardı. Normalde çıkarmıyorlarmış, o zaman ilk kez çıkardılar. Eşim önce Kızıl Haç yetkilileriyle görüştü. 3-4 gün sonra BM’den yetkililer geldi. Pazar günüydü. Bizim de hapisteki 8. günümüzdü. Eşim parmaklıkların arasından bir kadınlar konuştu. 15 dakika sonra isimlerimizi okudular ve biz hazırlanıp oradan çıktık. BM görevlisiyle görüşmek etkili oldu. Yunanistan’da 19 gün kaldık, sonra bir Avrupa ülkesine geldik. Şubat soğuğunda mülteci kampında ilk aldığım şey buzdu. Katır kutur buz yiyordum. Sebebini bilmiyorum.”

HİÇBİR ŞEY KIZIMIN EVDEN ÇIKARILMASI KADAR CANIMI YAKMADI

Onca sıkıntıyı atlatan Esra Yurt, canını yakan asıl meselenin büyük kızının Amerika’da yersiz yurtsuz kalması olduğunu söylüyor. Yurt ailesi 1999-2001 yılları arasında eğitim için Amerika’da yaşıyor. O süreçte büyük kızları dünyaya geliyor. ABD vatandaşı olan kızının bu nedenle ABD’de okumasına karar veriyorlar. Ankara Atlantik okulları bünyesindeki Ahmet Ulusoy Fen Lisesinde tam burslu olarak okuyan Esra Yurt’un kızı, 2016 Haziran’da hazırladığı ve elemeleri geçen projesiyle ABD’de gerçekleştirilen Genius Bilim Olimpiyatlarında altın madalya kazanmıştı. Verdikleri kararda bu başarı da etkili oluyor ve 2 Eylül 2016’da onu uçağa bindiriyorlar.

MIT’DE ÇİFT DAL OKUYOR

Şu anda Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) fizikokimya, temel bilimler olmak üzere iki bölüm birden okuyan Yurt’un kızı sınavlara hazırlandığı dönemde evsiz kalıyor. “İşkence gördüm, Meriç’te botumuz delindi. Askerler dibimize kadar geldi, suratımızı toprağın altına gömdük. Hiçbiri kızımın ‘Anne beni evden çıkarıyorlar’ demesi kadar bana acı vermedi. Ve o zaman üniversiteye hazırlanıyordu.” diyen Yurt, o günlerin acısını hala yaşıyor:

“Yeni ülkeme (Yunanistan) geleli daha 1 ay olmamış. Bir gece aldığım kötü haber. Sürecin ilk aylarında Amerika’ya akrabalarımıza gönderdiğimiz kızımdan geldi. “Bu evden çıkarılıyorum anne, istenmiyorum” deyiş. Nedendi ki? Utandırmış mıydı? Yeni ülkesinde eğitiminde sene kaybetmedi. Dili çok çabuk kavradı. Okulunda parmakla gösterilen bir öğrenci oldu. Öğretmenlerinden aldığı referans mektupları bir babanın evladına yazacağı cinstendi. Düşündükçe artan baş ağrıları. Beyni kemiren sorular… Neden? Parçalar birleşince bütünü görmek zor değildi. Ülkenin başına karabela gibi çöken haset duygusu kibrin yağmaladığı insanları da esir almıştı.

SIĞAMIYORUM ODAYA, BÜYÜDÜ ANNE YÜREĞİM

Dışarıda deli gibi yağan aralık yağmurları. Büyüdü anne yüreğim. Sığamıyorum odaya. Kampın bahçesine çıkıp yağan yağmurun altında sahibime döndüm. Fısıldamak, usulca konuşmak silindi artık satırlarımdan. Bütün kurulası cümleler çığlık yüreğimde, dilimde: Yardım et Allahım. Kızıma sahip çık Allahım. Hamisi sen ol Allahım. Zalimin zulmüne ortaklık edenlere bırakma Allah’ım. Acıma acı katanlara, senin rolüne heveslenenlere muhtaç etme Allahım.

Ne kadar yürüdüm o yağmurda, ne kadar yakardım hatırlamıyorum. Küçük, henüz 16 yaşında bir genç kız 14 ay işgal ettiği odanın faturasını öyle acı ödedi ki… Ne yaşadığım namertlikler, ne gördüğüm vicdansız muameleler, ne işittiğim hakaretler, ne yüzümde patlayan darbeler bu kadar yaralamamıştı. Yüreği kinle, nefretle, sevgisizlikle dolu insanlara alışıktık oysa.

Suret-i Hak’tan görünen dişlemelere toymuşuz. Ne zaman ki yuva düşündüğümüz cehennemden kurtulduğu için sevindiğini duyduk, o zaman rahatladık. Bir genç kıza ait hayatın sınırlarını parçalamayı marifet bilen cüce ruhlu insanların hayatlarından teğet geçmek bile hem bizi hem onu yeterince yıpratmıştı. Küçük bir kız çocuğu ruhunun inceliği, hoyrat ruhların vicdansız paletlerinde ezildi ezilmesine ama o inandığı değerlerin kanatlarına tutundu ve Amerika’nın en iyi üniversitesinde tam burslu olarak çift dalda eğitim alan donanımlı bir genç oldu.

Ağır zamanlardan geçtik, acılarımızı alaya alan bakışlarla mücadele ettik; dertler, korkunç tehlikeler, ani baskınlar, takipler geride kaldı belki ama kardeşlerimizde aklımız. Son kardeşimiz hürriyetine kavuşana dek duada dur olmamadır niyetimiz. Hayatın nimetlerinin değerini bize gösteren hayatın zorluklarıdır, der Goethe. Bunu yeni yeni hissediyoruz.”

TRT ARKASI YARIN’IN SENARİSTLERİNDEN

Yaşadığı her anı en ince ayrıntısına kadar anlatabilen Esra Şen Yurt’un bu özelliği senarist olmasından kaynaklanıyor. Doğma büyüme İzmirli olan Yurt, üniversitede okuduğu yıllarda İzmir Radyosu Arkası Yarın programı için senaryolar yazıp seslendirme yapıyor. Daha sonra İzmir’de Samanyolu Radyo açılınca kısa bir süre de orada çalışıyor:

“İlk, orta ve üniversitede eğitimimi İzmir’de tamamladım. 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümünden mezun oldum. İkinci sınıftayken TRT İzmir Radyosunda sözleşmeli yazar olarak çalışmaya başladım. 1993 yılıydı. Önce staj dönemi oldu. Sonra bırakmadılar devam ettim. Arkası Yarın, Radyo Tiyatrosu, Çocuk Bahçesi programlarından hem seslendirme hem de metin yazarı olarak görev yaptım. TRT seslendirme yapabileceğime dair uzmanlık belgesi verdi bana. Daha sonra Samanyolu Radyo İzmir’de yeni kurulmuştu. İki seneden fazla orada çalıştım. Sağlık, kültür sanat programları hazırladım.”

İşkenceyle öldürülen KHK’lı Gökhan Açıkkollu Belgeseli: Kırık Gözlük

Okumaya devam et
Reklamlar

BOLD ÖZEL

“Çoluk çocuğumun ölmesine sebep olanlar Bartın’daki işkencecilerdir”

Eşini ve 3 yaşındaki oğlunu Ege Denizi’nde kaybeden KHK’lı edebiyat öğretmeni Hasan Aksoy, uzun sessizliğini mahkemede bozdu: “Ailemi yok eden işkencecilerdir.”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Tarih 28 Temmuz 2018’i gösterdiğinde Ege Denizi’nde, üçü bebek olmak üzere 7 kişi hayatını kaybetti. Sürgüne zorlanan edebiyat öğretmeni Aksoy ve ailesi de batan teknenin içindeydi. Hasan Aksoy ne 3 yaşındaki oğlunu ne de eşini kurtarabildi. Bir balıkçı teknesi gelip kendisini sudan çıkardığında eşi ve oğlu çoktan hayata gözlerini kapatmıştı.

Hasan Aksoy, hemen o gün gözaltına alındı, daha sonra tutuklanıp hapse gönderildi ve büyük bir sessizliğe gömüldü. Uzun bir süre yaşadıklarını, neden ülkesini terk etmek istediğini ailesi de dahil kimseye anlatmadı. Ta ki hayat arkadaşı Sena Aksoy’un “Çık mahkemede yaşadığımız soykırımı anlat, savunmanı muhakkak yap’ sözünü hatırlayana kadar…

Hasan Aksoy, 21 Mayıs 2019’da Bartın Ağır Ceza Mahkemesinde yaptığı ilk savunmasında, ailesiyle birlikte bir tekneye binip ülkesini terk etmesine sebep olanların Bartın emniyet müdürlüğündeki işkenceciler olduğunu söyledi.

Aksoy, “Savcı beye söylemek istediğim tek şu var; o kadar işkence yapılan insan var, o kadar işkence altında alınan ifade var ve bu işkencecilerle alakalı yapılan bana bir tane, bir tane bakın, ikinciyi sormuyorum, bir tane işlem göstersinler, Allah rızası için bir tane işlem. Bu işkencecileri korumasınlar. Benim çoluğumun çocuğumun ölmesine sebep olanlar Bartın ilindeki işkencecilerdir. Başka hiç kimse değildir. Eğer Bartın’da işkence olmasaydı sizin tabirinizle ben ne adaletten kaçardım ne de teslim olmazdım.” dedi.

İşkence altında alınan bir ifade nedeniyle kendisi hakkında yakalama kararı çıkarıldığını, ifade verenlerle yüzleşmek istediğini söylemesine rağmen bu taleplerinin kabul edilmediğini yazan Aksoy, “Ufacık Bartın’da bile yapılan işkenceleri hepiniz bilmekte ve görmektesiniz. İnsanların bu durumu mahkeme huzurunda dile getirmelerine rağmen bırakın işlem yapmayı, adeta her dönemin işkencecileri gibi bu dönemin işkencecileri de koruma altına alınmıştır ve bu işkencecilerin kimler olduğu, insanlara hangi zulümleri yaptıkları tek tek anlatılmış ve kayıtlara da girmiştir.” ifadelerini kullandı.

İŞKENCECİLERİN İSİMLERİNİ VERDİ

Aksoy, işkencecileri mahkemede isim vererek şöyle anlattı: Benim ile alakalı aleyhte beyanları olan şahıslar da ilk kollukta baskı altında işkence altındaki, insanlık dışı şartlarda alınan ifadelerini reddediyor hatta bunları yapan kişileri, bu mahkemede huzurlarınızda söylüyorlar. Diyorlar ki, isimlerini Ayhan, İlkay ve Fatih diye bildiğimiz, duyduğumuz kişiler tarafından ve KOM müdürü tarafından bizlere baskı, cebir ve şiddet uygulandı. Ne yazık ki ne kadar söylerse söylesinler mahkeme bu ifadeleri duymuyor!”

“KONUŞ! YOKSA SENİ CENAZEYE GÖNDERMEYİZ”

En son Bartın Kız Meslek Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapan Hasan Aksoy, eşi Sena Aksoy ve oğulları Yusuf Baha ile birlikte 28 Temmuz 2018’de Ayvalık’tan Midilli adasına geçmek için bir tekneye bindiler. Tekne adaya varamadan alabora oldu. Toplam 16 kişinin olduğu teknede 7 kişi hayatını kaybetti. Eşi Gökhan Yeni ve daha bebek olan Nurbanu ve Burhan’ı kaybeden Gülfem Yeni de o geceyi yaşayan ve acısını hala taze olan annelerden biri.

Hasan Aksoy olaydan sonra tutuklanıp Balıkesir Burhaniye Cezaevine gönderildi. Bir yıl burada kalan Askoy, geçen yıl Ramazan ayında ailesinin yaşadığı Mersin’e nakil istedi. Hala Tarsus 1 Nolu T Tipi Cezaevinde tutuklu.

Aksoy’a eşinin ve oğlunun cenazesine katılma izni verilmedi. Olaydan sonra alınan ilk ifadesinde “Konuş! Yoksa cenazeye göndermeyiz” denilerek tehdit edildi. Cenazeler için ilk başta araba vermeyen Bursa Belediyesi sosyal medyada yükselen tepkiler nedeniyle geri adım attı. Cenazeler Bursa’dan Sinop’un Durağan ilçesine götürüldü ve cenazelere otopsi yapıldığı için hemen burada defnedildi. Hasan Aksoy, eşine ve oğluna son görevini yerine getiremedi. Annesi, babası ve kardeşleri de cenazeye yetişemedi.

Sena Aksoy ve oğlu Yusuf Baha Aksoy’un Sinop Durağan’daki mezarları.

“TÜM POLİTİKACILAR UTANÇ İÇİNDE SUSSUN!”

Hasan Aksoy savunmasında bu olaya da değindi:

“Topluma nasıl bir nefret empoze edilmiş ise, nasıl bir korku verilmiş ise insanlar cenazelere saygı duyma duygusunu dahi yitirmiş hale gelmişler. En basiti bizim olayımız. Gördünüz, yaşadınız, siz de duydunuz hakim bey. Ege’de vefat eden Suriyeli bebek vardı, Aylan Kurdi ve o dönemde onun için timsah gözyaşı dökenler, gözyaşı dökmek için sıraya girenler bütün zevab takımı, en alttan en üste bütün devlet kademeleri kendi vatanının kendi öz evlatları için nasıl bir kini, nasıl bir nefreti içlerinde barındırıyorlarsa bırakın gözyaşı dökmeyi adeta cenazelerine dahi sahip çıkılmama yarışına girildi ve bunlar Bursa’da millete ait olan cenaze araçlarını yine bu milletin kendi öz çocuklarına cenaze nakil aracı verilmedi. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde bile bazı milletvekilleri insafa gelip konuşma yapmak zorunda kaldı… Günahsız bebelere yapılan zulme sessiz kalmaya gerçekten değer miydi? Şimdi benim hiçbir zaman büyümeyecek evladım, ciğerparem Yusufumun bedenini dahi toprağa verememiş bir babanın feryadı olarak bu ülkenin bütün politikacıları, bütün adalet mekanizması, eğer adalet varsa bütün yetkililer başlarını öne eğsin ve utanç içinde sussun.”

“YAPILAN SOYKIRIMI YÜREĞİME KAZIDINIZ”

Hasan Aksoy, 21 Mayıs 2019’da yaptığı 3 sayfalık bu savunmasından sonra 29 Temmuz 2019’da el yazısıyla 29 sayfadan oluşan ikinci bir savunma daha hazırladı ve 1 Ağustos 2019’da görülen karar duruşmasında kendini tekrar savundu. Tutuklu olmasının TC Anayasası’na aykırı olduğunu maddeler halinde açıklayan Aksoy savunmasının sonunda, evladını ve eşini kaybetmiş bir insan olarak verilecek hiçbir cezanın, acısının yakınından dahi geçemeyeceğini haykırdı:

“Eşimi, çocuğumu, kayıp etmeme rağmen normalde duyulsa gülüp geçilecek sebeplerle beni de tutuklayıp zindana attınız. 2 canımı bile toprağa vermeme müsaade etmeyerek yapılan soykırımı yüreğime kazıdınız. Vereceğiniz hiçbir ceza denizden tekneye çıkardığımda sessizce yatan gözleri bu dünyaya kapanmış bebelere bakarken yaşadığım acının yakınından dahi geçemez. Üç günahsız sabinin ve onlarcasının katili olmak zorunda bırakılan sözde adaletten zaten adalet beklemiyorum. İstediğiniz, önceden belli olan cezayı korkmadan, kahramanca, rahat rahat bana verebilirsiniz. Dedim ya arkamda Allah’tan başka kimse yok…

“MERHAMET ZULMÜN MERHEMİ OLAMAZ”

Sizlerden merhamet istemiyorum, hiç kimsenin şahsıma acımasına ihtiyacım yok, merhamet de zulmün bir parçası, ne bana acıyın ne de soykırıma kurban verdiğim eşime ve çocuğuma!! Merhamet zulmün merhemi olamaz. Bu yazmış olduğum savunma haşirdeki mahkemeyi kübraya bir arzuhaldir. Ve dergahı ilahiyeye de bir şekvadır. Allah elbette adil-i mutlaktır.”

OKUL MÜDÜRÜ ŞİKAYET ETTİ

Önce çalıştığı okul müdürü, sonra da kuzeni tarafından şikayet edildiği için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Hasan Aksoy 10 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Karar 28 Ağustos 2019’da İstinaf Mahkemesi tarafından onaylandı. 1 Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edilen Aksoy, “Ben 1 Eylül’de ihraç edildim. 4 Ekim’de aranmam başlamış, arama kararı olmadan firari diye ihbar (24 Ağustos 2016) edilmişim.” demişti.

16 Aralık 2014 doğumlu Yusuf’un son doğum günü.

Yusuf Baha Aksoy

Hasan Aksoy, Burhaniye Cezaevinde, 2019 kış ayları.

Hasan Aksoy, Tarsus Cezaevinde, korona virüsü nedeniyle yasaklanan görüşlerden önce çekilen bir fotoğraf, Şubat 2020.

Hasan Aksoy, 29 Temmuz 2019’da yaptığı 29 sayfadan oluşan ikinci savunmasında hakkındaki ‘suçlama’lara ayrıntılarıyla cevap verdi, tüm iddiaları çürüttü ve “Okulda çalışmak, bankaya para yatırmak, havale, eft yapmak, işkence altındaki tanık beyanları nasıl terör örgütü üyeliğine mesnet edilir? Daha bunları siz evrensel hukukun cari olduğu hiçbir platformda, gerçek mahkemelerde izah edememiş ve tarihin utanç sayfalarına kazınmışken, bu şekilde verilen kararlar paçavralar gibi dökülürken, hadi diyelim kulları kandırdınız da ahirette Allah’ı nasıl kandıracaksınız?” diye sordu.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Enes Kanter ırkçılığa karşı formasıyla protestolara katıldı

NBA yıldızı Enes Kanter, George Floyd’un polis şiddeti sonucu öldürülmesinin ardından başlayan ırkçılık karşıtı harekete Boston’da meydanlara inerek destek verdi.

MUHAMMET ALİ TOKSOY 

BOLD NBA- Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde 46 yaşındaki siyahi Amerikalı George Floyd’un polis memuru Derek Chauvin tarafından, gözaltına alındığı sırada nefessiz bırakılarak, öldürülmesi sonucu başlayan protestolar, ülke genelinde artarak devam ediyor.

Acı olayın gerçekleştiği ilk andan itibaren, sosyal medya hesaplarından polis şiddetini kınayan onlarca twit atan Enes Kanter, paylaştığı videoda ‘Irkçı bir toplumda, ırkçı olmamak yeterli degildir. Irkçılık karşıtı olmalıyız. Sesini duyur. Bir şeyler değişmeli ve bunun kendi kendine olmasını beklememeliyiz. Hayatımız, önemli olan konular hakkında sessizleştiğimiz zaman sona eriyor’ diye konuşmuştu.

CELTICS FORMASIYLA MEYDANLARA İNDİ

Türk yıldız dün de Boston’da 11 numaralı Celtics forması ile meydanlara inerek protestoculara destek verdi. Kendisine büyük bir ilgi gösteren kalabalığın karşısında, beni duyabilmeniz için maskemi çıkarmak istiyorum diyerek sözlerine başlayan NBA yıldızı, ilk olarak yaptığınız şey için sizlere teşekkür etmek istiyorum, sizlere gerçekten minnettarım. İkinci olarak söylemek istediğim şey, değişmeye ihtiyacımız var ve bilirsiniz değişim beklemez. Duygusalım ama tarihin doğru tarafındayım. Siyahların hayatı önemlidir. (black lives matter) sloganıyla sözlerini tamamladı.

Enes Kanter kalabalık grupla birlikte slogan attı. George Floyd’un ölmeden önce söylediği son söz olan “I can’t breathe” (Nefes alamıyorum)” sözlerini slogan olarak kullanan Enes Kanter ve göstericiler protestonun sona ermesinden sonra meydandan ayrıldılar.

Enes Kanter akşam saatlerinde eylem sırasında yapmış olduğu konuşmanın bir bölümünü ‘Her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.’ Boston ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kardeşlerimle müttefik olduğum için gurur duyuyorum sözleriyle paylaştı.

KANTER’DEN ERDOĞAN’A: “KAPA ÇENENİ”

Erdoğan ABD’deki polis şiddetini kınamak için attığı twitte ‘Yaratandan ötürü insanlığı sevmeyi bize öğreten islam medeniyetinin bir üyesi olarak, bu insanlık dışı zihniyeti kınıyorum. Türkiye, nerede hangi bahaneyle, hangi biçimde yapılırsa yapılsın insanlığı hedef alan tüm saldırılara karşı durmaktadır.’

NBA yıldızı Kanter, bu twiti alıntılayarak, ‘Erdoğan’ın insan haklarından bahsetmesi, Üsame bin Ladin’in özgürlük hakkında konuşmasını duymak gibidir. Bütün dünya sizin lunatik bir diktatör olduğunuzu bilir. Sadece çeneni kapa!’ sözleriyle karşılık verdi.

ENES KANTER’E TWİTTER’DA ÖVGÜ YAĞDI 

Enes Kanter’in polis şiddeti ve ırkçılığa karşı verdiği tepkiye ABD sosyal medya kullanıcıları büyük destek verdi. Bir kullanıcı attığı twitte, ‘Enes Kanter, her zaman bir basketbolcudan daha fazlası olmuştur. O adam muhteşem bir insan hakları aktivisti, Dün başlamadı. Kanter, basketbol kariyerinin tam anlamıyla yarısında, Erdoğan ile insan hakları konusunda savaşıyor ve biz ona hak ettiği saygıyı göstermeliyiz.’ ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

İki çocuğumuzla gözaltına alındık, saatlerce fiziksel işkenceye maruz kaldım

Tutuklu öğretmen Önder Bozkurt, gözaltında yaşadıkları işkenceleri yazdı. Eşinin psikolojisinin bozulduğunu ifade eden Bozkurt, çaresizliğini haykırmak istediğini söyledi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL – 19 Şubat 2018’de eşi ve iki çocuklarıyla birlikte Gümüşhane’de gözaltına alınan Önder Bozkurt gözaltındayken yaşadığı işkenceleri anlattı. HDP milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazan Bozkurt, “Bir haftalık o süreci unutmamız mümkün değil. Hayatımızda derin izler bıraktı. İki çocuğumuzla birlikte alındık. Sözlü hakaret, itham ve galiz küfürlerin dışında bir hafta boyunca her gün ters kelepçe ile ayakta bekletildim. Her gün sistematik olarak bu yapıldı. En önemlisi saatlerce fiziksel şiddete maruz kaldım. Detaylarını anlatarak sizin daha da üzülmenizi istemiyorum.” dedi.

“BAŞKA İLLERDE DAHA FAZLASINI YAPIYORLAR”

15 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin her yerinde gözaltına alınan insanlara işkence yapıldığı biliniyor. Özellikle İstanbul, Ankara, Afyon, Bartın, Aksaray, Mersin emniyet müdürlüklerinde yapılan işkenceler, yaşayanların anlatımıyla ortaya çıktı. Önder Bozkurt, tüm illerde yapılan bu işkenceleri Gümüşhane TEM müdürünün ağzından aktararak mektubunda kayda geçirdi.

TEM müdürünün kendisiyle dalga geçer gibi “Önder, arkadaşların sana bunu yaptıklarını bilseydim izin vermezdim. Ama şunu bil ki, başka illerde daha da fazlası yapılıyor.” dediğini ifade eden Bozkurt, “Bana, ‘sen yine dua et’ der gibi içler acısı hallerini özetliyorlardı. Bu sözü söyleyen samimi olsaydı işkence yapanlar hakkında hemen işlem, soruşturma başlatırdı.” ifadelerini kullandı.

Özel dershanelerde öğretmenlik yapan biyoloji öğretmeni Önder Bokurt ile sınıf öğretmeni Fatma Bozkurt’un Betül Hafsa (4) ve Bahadır (6) adlı bir oğlu bulunuyor.

İŞKENCEYİ MAHKEMEDE ANLATTIM AMA RAPOR EDEMEDİM

Gördüğü fiziksel ve psikolojik işkenceyi rapor edemediğini belirten Bozkurt şöyle devam etti: “Çünkü eşim ile korkutuyorlardı. Bu hususta inanılmaz baskı yapıyorlardı. Gördüğüm bu muameleyi ağır cezada anlattım ve yazılı olarak sundum. Ancak hiçbir işlem yapılmadı. Yapmak bir yana en ağır ceza ile cezalandırdılar.”

Eşi Fatma Bozkurt’un da ağır hakaret ve küfürlere maruz kaldığını vurgulayan Önder Bozkurt, “Saatlerce ayakta bekletildi. Ve ağza alınmayacak, bir insanın kuramayacağı küfürler, cümleler. Kadın polis memuru olmaksızın 2 erkek polis tarafından Gümüşhane’nin Toful içle emniyetine götürüldü. Yoğunluk gerekçesiyle orada 6 gün kaldı eşim. Sudan başka ağzına bir lokma dahi almamış. Ben bunları cezaevine konulmamızın hemen ardından eşimin bana yazmış olduğu mektupta öğrendim.” diye yazdı.

Bozkurt: “İlk gözaltına alındığımızda bizi ayırdılar. Kızım annesinin yanında oğlum benimle kaldı. Annesi ile kızımı sağlık kontrolü için hastaneye götürüyorlar. Biri erkek, diğeri bayan memur… Gidiş-dönüş yolu boyunca arabayı süren erkek memur elini sertçe direksiyona vurup eşime hitaben nasıl vatana ihanet edersin, sen teröristin vs. Cümleler kuruyor. Şunu net bir şekilde söylemeliyim ki, insanlıktan nasibi yok böylelerinin direksiyona her vuruşu ve bağırışında kızım korkarak sımsıkı annesine sarılıyormuş.” dedi.

10’AR YIL HAPİS CEZASI

Cemaat soruşturmaları kapsamına tutuklanan Bozkurt çifti, önce Gümüşhane’de hapis yattı, son 5 aydır da Ağrı Patnos L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu. Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yargılanan çift, örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 10’ar yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyaları Yargıtay’da. Önder Bozkurt mektubunda tutuklanma gerekçelerini anlattıktan sonra haklarında ifade veren tanıkların, ifadelerini geri çekmelerine rağmen böyle bir cezaya çarptırılmalarının şokunu yaşadıklarını da ifade etti:

BASKI İLE İFADE VERDİM, DEDİ

“Peki neydi hakkımızdaki iddialar: Eşimin birkaç tanık ve Bylock iddiası. Benim de tanık ve Bylock iddiası. Tahmin edeceğiniz gibi FEM dershanelerinde çalıştığım 4 yıla dönük iddialar. Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesi yargılamamızı yaptı ve akıllara durgunluk veren bir karar verdi. Eşimin iddianamesinin hazırlanmasına dayanak olan iki tanık mahkeme sürecinde ifadelerini geri aldılar. Birisi emniyette baskı ile bunu söylememi istediler dedi. Diğeri ise iftira attım dedi ve eşim buna rağmen serbest bırakılmadı.”

“KIZIMIZ CEBREN SÜTTEN KESİLDİ”

Dershanelerde öğretmenlik yapan biyoloji öğretmeni Önder Bokurt ile sınıf öğretmeni Fatma Bozkurt’un Betül Hafsa (4) ve Bahadır (6) adlı bir oğlu bulunuyor. Bozkurt çifti 28 aydır çocuklarından ayrı. İki kardeş de birbirinden ayrı. Betül anneanne, Bahadır babaanne yanında kalıyor. Gözaltına alındıklarında anne sütü emen kızının cebren sütten kesildiğini belirten Bozkurt, çocuklarından ayrı kalan eşinin psikolojisinin bozulduğunu söyledi ve serbest bırakılmasını istedi.

“KIZIM BİZİ HATIRLAMIYOR”

Koronavirüs nedeniyle ne eşini ne de çocuklarını görebildiğini, dilekçelerine cevap verilmediğini, mektup biriminin çalışmadığını belirten Bozkurt, eşinin sağlık durumundan endişelendiğini sözlerine ekledi:

“Eşim şu anda psikolojik ve ruhsal olarak bir çöküntünün içinde. 27 aydır durmadan ağlıyor. Bir anne canından parçasından olan yavrularından yıllardır ayrı. Bu hale taş olsa çatlardı. Defalarca ilgili makamlara yazdım, bu mağduriyete son verin dedim. Bir anneyi yavrusundan ayırmayın diye yazdım ama nafile. Kızım artık bizi hatırlamıyor bile. Oğlumuz ise bu sene anaokuluna başladı ancak devam etmek istemedi.”

“SİZE YALVARIYORUM, NE OLUR SESİMİZİ DUYURUN”

Önder Bozkurt mektubunun sonunda inşaatlarda çalışarak çocuklarına bakan ailelerinin de maddi manevi çok yıprandığını belirtti ve seslerinin duyurulmasını istedi:

“Bir çaresizliğe terk edilmiş durumdayız. Bugüne değin elime silah almadım, hayatım boyunca faydalı bir insan olmaya gayret ettim. Ancak şimdi birkaç tanık ifadesi ile terörist ilan edildim. Bu kadar kolay mı bir insanın terörist ilan edilmesi. Nasıl bir etiketin içine sokulmuşuz anlamakta güçlük çekiyorum… Aslında size yazmayacaktım. Ancak onca hukuksuzluk çaresizliğimi daha da derinleştirdi. Çaresizliğimi haykırmak istiyorum ancak sesimi duyuracak kişilerin azlığı ya da yokluğu beni daha da bir derin ümitsizliğe sevk ediyor… Allah rızası için size yalvarıyorum, ne olur sesimizi duyurun, ilgili makamlara sesimizi duyurun. Darmadağın olmuş ailemin bir benze olsun toparlanması adına, eşimin yavrularına kavuşması adına sesimizi duyurun. Artık dayanacak gücümüz kalmadı.”

ÖNDER BOZKURT’UN ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU’NA YAZDIĞI 13 NİSAN 2020 TARİHLİ MEKTUBUN ORİJİNALİ

Cezaevinin çocuklar üzerindeki etkileri

 

Okumaya devam et

Popular