Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Umutları artıran haber: İspanya’da son 48 saatte can kaybı yaşanmadı!

Korona nedeniyle 27 binden fazla insanın hayatını kaybettiği İspanya’da son 48 saatte can kaybı yaşanmadı.  

BOLD – İspanya Sağlık Bakanlığı son 2 gün içerisinde korona nedeniyle kimsenin hayatını kaybetmediğini açıkladı. Bakanlık ayrıca, son 24 saatte ise 137 yeni vaka görüldüğünü duyurdu. Toplam vaka sayısı 239 bin 932’ye yükseldi.  

SON 2 GÜNDE ÖLÜM YOK 

Kovid-19 ile ilgili geçmiş verileri revize etmeye devam eden ve ölü sayısını haftalık veren Bakanlık, son bir haftada 34 kişinin salgından öldüğünü fakat son 48 saatte ölüm görülmediğini bildirdi. İspanya’da korona nedeniyle yaşanan can kaybı 27 bin 127 olarak belirtildi.  

OHAL’İN UZATILMASI İSTENECEK 

Bu arada sol koalisyon hükümeti bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısında, normal süresi 7 Haziran’da dolacak olağanüstü halin (OHAL) son kez 21 Haziran’a kadar uzatılması için meclise yeni bir tezkere sunma kararı aldı. 

Portekiz hükümeti ise Kovid-19’dan son 24 saatte 12 kişinin hayatını kaybettiğini ve salgından ölenlerin sayısının 1432’ye çıktığını açıkladı. 

Ülkede son 24 saatte 195 yeni vaka tespit edildiği ve toplam vaka sayısının 32 bin 895’e çıktığı bildirildi.  

Kovid-19’dan iyileşenlerin sayısı ise 19 bin 552 olarak açıklandı. 

Türkiye’de korona nedeniyle 22 kişi daha vefat etti, 786 yeni vaka tespit edildi

Dünya

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın geleceği Libya’dan neden saklandı?

23 Haziran’da Almanya’da gerçekleştirilecek İkinci Libya Konferansı öncesi Cumartesi günü Türkiye’den geniş bir heyet Libya’yı ziyaret etti. Ancak ziyaret öncesi Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Sicilya’dan Trablus’a geçişi ve ziyareti hakkında Libya tarafına bilgi verilmediği ve bu durumun Libya tarafında rahatsızlık oluşturduğu ortaya çıktı.

 BOLD – İlki geçen yılın Ocak ayında yapılan Libya Konferansı, 23 Haziran’da Berlin’in ev sahipliğinde bir kez daha düzenlenecek. Görüşmelerde ana gündem Aralık ayında yapılacak genel seçimler, yabancı güçlerin ve paralı askerlerin ülkeden çekilmesi olacak.

İkinci Libya Konferansı öncesi Türkiye’den geniş bir heyet Libya’yı ziyaret etti. Dışişleri Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığındaki heyet, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Menfi, Libya Milli Birlik Hükümeti (MBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ve Libya Başkanlık Konseyi üyeleri Abdullah El-Lafi ve Musa El-Koni ile yaptığı görüşmelerin ardından dün ülkeden ayrılmıştı.

Yapılan görüşmelere Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da katılmıştı.

“AKAR’I KARŞILAMADA LİBYALI HİÇBİR YETKİLİ YOKTU”

Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, İtalya’nın Sicilya Adası’nda İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace ve İtalya Savunma Bakanı Lorenzo Guerini ile İngiliz Kraliyet Donanması’na ait HMS Queen Elizabeth uçak gemisinde üçlü bir görüşme gerçekleştirdi.

Heyette yer alan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar dışındaki isimlerin hepsi Ankara’dan Trablus’a geçti. Hulusi Akar ise Cuma günü İtalya’nın Sicilya Adası’nda İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace ve İtalya Savunma Bakanı Lorenzo Guerini ile üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Akar, Sicilya’daki görüşmenin ardından Trablus’a Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir uçakla geçti.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, İtalya’nın Sicilya adasından Libya’ya Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir uçakla geçti.

Ancak Arap dünyasının önde gelen televizyon kanallarından Suudi Arabistan merkezli Al-Arabiya’ya göre Hulusi Akar’ın Libya’ya gelişi ve Akar’ın programı konusunda hakkında Trablus hükumetine bilgi verilmedi.

Habere göre, Trablus Mitiga Havalimanı’ndaki Libyalı yetkililer Akar’ın ziyareti hakkında bilgilendirilmedi ve Akar Libyalı yetkililer tarafından bilinmeyen bir uçuşla Sicilya’dan Mitiga Havalimanı’na geldi.

Trablus Mitiga Havalimanı’nda Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı Türk yetkililer karşıladı.

İran merkezli Mehr Haber Ajansı da Al-Arabiya’yı kaynak göstererek verdiği haberde, Milli Savunma Bakanı Akar’ın ‘sürpriz’ ziyaretinden ne Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin ne de Ulusal Birlik Hükumeti’nin haberdar olduğunu Trablus’taki Türk Büyükelçiliği’nin Libyalı yetkilileri bu konuda bilgilendirmediğini ifade etti.

Bu sebeple Akar’ı karşılamaya hiçbir Libyalı yetkilinin gelmediği kaydedildi.

“KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ, UTANÇ VERİCİ”

Ziyaretten sadece Mitiga Havalimanı’nda bulunan Türk askeri yetkililerin haberdar olduğu ve Türk askerlerin Libyalı güvenlik güçlerini Milli Savunma Bakanı Akar’ın uçaktan ineceği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardığı belirtildi.

Akar’ın uçaktan indikten sonra Mitiga Askeri Üssü’nün batısındaki Türk askerlerinin konuşlandığı bölgeye geçtiği belirtildi.

Al Arabiya haber kanalı, Libyalı kaynakların yaşananları “küçük düşürücü, utanç verici, diplomatik normların ve ülkeler arası dostluğun dışında” şeklinde değerlendirdiği bildirildi.

LİBYA’DAKİ TÜRK ASKERLERİ VE SURİYELİ SAVAŞÇILAR

Türkiye, Fayiz es Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükumeti (UMH) ile 2019’da imzaladığı güvenlik ve askeri işbirliği anlaşması kapsamında Libya’ya yaklaşık 20 bir Suriyeli paralı asker gönderdi.

Ülkede ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Libya Görev Grup Komutanlığı bulunuyor. Geçtiğimiz Ekim ayında yapılan ateşkes anlaşmasının ardından Türkiye Suriyeli paralı askerlerin  bir kısmını geri çekti, ancak Trablus’taki ortak askeri komuta merkezinin yanı sıra El Watiye hava üssü ve Misrata üssündeki askeri varlığını sürdürüyor. Ayrıca Libya’da Deniz Kuvvetleri’ne bağlı gemiler de görev yapıyor. 

Libya’da şu anda Türkiye’ye bağlı Suriyeli silahlı gruplardan yaklaşık 7 bin paralı asker var ve Türk askerlerin bulunduğu üsleri koruyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Türk hükumetinin 8 Mart’ta Libya’ya 380 paralı asker daha gönderdiğini duyurmuştu.

Libya Dışişleri Bakanı Necla el Menguş, Mayıs ayı başında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Trablus ziyareti sırasında, Türkiye’ye ülkedeki tüm yabancı güçlerin çıkartılması için işbirliği çağrısı yaptıklarını ifade etmişti. Menguş, bu çağrısını geçtiğimiz günlerde bir kez daha yineledi.

İKİNCİ LİBYA KONFERANSI

Birleşmiş Milletler’in (BM) desteğiyle ve Almanya’nın ev sahipliğinde 23 Haziran Berlin’de düzenlenecek 2. Libya Konferansı’nda Libya’yı ilk kez geçiş hükümeti temsil edecek.

İlki Ocak 2020’de yapılan konferansın ana gündem maddelerinin 24 Aralık’ta ayında yapılması planlanan genel seçimler ile yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi olacak. Ülkenin birleşik bir güvenlik kuvvetlerine kavuşturulması konusunun da gündemde olması bekleniyor.

LİBYA’DAKİ YABANCI GÜÇLER

Geçen yıl 23 Ekim’de varılan ateşkes anlaşmasına göre Libya’daki bütün yabancı savaşçıların 3 ay içinde ülkeyi terk etmesi gerekiyordu. BM Güvenlik Konseyi de ateşkes anlaşması çerçevesinde ülkedeki bütün yabancı güçlerin çekilmesi için birkaç kez çağrıda bulunmuştu. Ancak savaşçıların büyük kısmı ülkeyi terk etmedi.

BM Güvenlik Konseyi diplomatlarına göre Libya’da halen 20 binden fazla yabancı güç ve paralı asker bulunuyor. Bunların 13 bin kadarı Suriyeli, 11 bin kadarı ise Sudanlı, Rus ve Çadlı.

Libya’da geçen yıl ateşkesle birlikte oluşturulan geçici hükumet ülkeyi 24 Aralık’ta seçime götürecek. Ancak ülkede bulunan yabancı güçler seçim öncesi önemli bir istikrarsızlık unsuru olarak görülüyor.

Libya’da asker ve paralı savaşçı bulunduran ülkelerin, 24 Aralık’taki seçim sonrası süreçte elini güçlü tutmak için askerlerini çekmek istemediği belirtiliyor.

Türkiye, Suriyeli paralı askerleri Libya’ya yeniden göndermeye başladı

Okumaya devam et

Dünya

Bir dönem daha bitiyor: İsrail’de Netanyahu’nun iktidarını bitirecek güven oylaması

İsrail’de en uzun süre başbakanlık yapan ve Mart 2009’dan bu yana koltuğu aralıksız elinde bulunduran Benyamin Netanyahu yönetiminde sona yaklaşıldı. Netanyahu dönemine son verecek koalisyonun güven oylaması bugün yapılacak. Koalisyon güven oyu alırsa İsrail’de bir dönem sona ermiş olacak.

BOLD – Benyamin Netanyahu, ilki 1996-1999 yılları arasında olmak üzere, Mart 2009’dan beri İsrail’i aralıksız olarak yönetiyor. Başbakan Binyamin Netanyahu’nun dönemini sona erdirecek koalisyon hükümetinin güven oylaması bugün Mecliste yerel saatle 16.00’da gerçekleştirilecek.

Hükümette yer alacak 8 partinin imzasının ardından koalisyon anlaşması, yasal sürenin sona ermesine saatlere kala cuma günü İsrail Meclisi Knesset’e sunulmuştu.

KOALİSYONUN ÇOĞUNLUĞU KRİTİK EŞİKTE

Gelecek Var Partisi lideri Yair Lapid ve Yamina lideri Naftali Bennett’in öncülüğünde oluşturulan koalisyon hükümetinin kurulabilmesi için 120 sandalyeli Mecliste 61 milletvekilinin güvenoyuna ihtiyaç duyuluyor. Netanyahu’ya muhalif 8 partinin oluşturduğu koalisyonun toplam milletvekili sayı ise 62.

Her ne kadar milletvekili sayısı güvenoyu için kritik eşikte olsa da İsrail basını, Lapid-Bennett koalisyonunun büyük olasılıkla yeterli desteği alarak göreve başlayacağını yazıyor.

Son iki yılda dört kez genel seçim yapılan ülkede, mart ayındaki son seçimlerde Netanyahu ve partisi Likud en yüksek sandalye sayısına ulaşmış ancak hükümet kuramamıştı.

Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid (Gelecek Var Partisi) Mart seçimlerinden Netanyahu’nun sağcı muhafazakar Likud’undan sonra en güçlü ikinci güç olarak çıkmıştı.

DÖNÜŞÜMLÜ BAŞBAKANLIK SİSTEMİ

Yamina lideri Naftali Bennett (solda) ve Gelecek Var Partisi lideri Yair Lapid

Koalisyon hükümeti güvenoyu alırsa 12 yıllık Netanyahu iktidarı sona erecek ve Yamina lideri Bennett başbakanlık koltuğuna oturacak.

Bennett, 2 yıl boyunca başbakanlık görevini yürüttükten sonra Ağustos 2023’te koltuğu koalisyon ortağı Gelecek Var Partisi lideri Lapid’e devredecek.

Bennett, ülkedeki bölünmeleri ortadan kaldırma ve normalleşme adına bir yol haritası çizme sözü veriyor. Ancak Bennett’in farklı siyasi eğilimlerden 8 partinin iktidardaki uyumunu nasıl gerçekleştireceği sorusu, en önemli engel olarak görülüyor.

8 PARTİLİ KOALİSYONUN ÖMRÜ NE OLUR?

(soldan sağa) İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman, Yesh Atid lideri Yair Lapid, Yamina lideri Naftali Bennett, Yeni Ümit lideri Gideon Sa’ar, Arap Ra’am Partisi lideri Mansur Abbas, İşçi Partisi lideri Merav Michaeli, Mavi-Beyaz İttifakı lideri Benny Gantz ve Meretz lideri Nitzan Horowitz 6 Ocak’ta Tel Aviv’de koalisyon görüşmesi için biraraya geldiler.

Bennett-Lapid koalisyonu, Netanyahu karşıtlığında birleşmiş, farklı görüşlere sahip 8 partiden oluşuyor.

Farklı siyasi düşüncelere sahip bu 8 partinin tek ortak düşüncesi yolsuzluk suçlamaları yüzünden yargılanan Netehyahu’nun koltuğu bırakması.

Hem sandalye sayısının kritik eşikte olması hem partilerin bazı konularda tamamen farklı görüşlere sahip olması nedeniyle İsrail’de koalisyonun ömrünün uzun soluklu olup olmayacağı tartışılıyor.

Bennett’in partisi Yamina aşırı sağ görüşleriyle öne çıkıyor. İşgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerini destekliyor ve Filistin devletine karşı.

Koalisyon ortaklarından ‘İsrail Evimiz’ (Yisrael Beiteinu) partisinin lideri Avigdor Lieberman da aşırı sağcı görüşleri ile biliniyor.

Koalisyon ortakları sol görüşlü Meretz, İşçi Partisi ve Arap Ra’am partisi ise bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasından yana ve İsrail’in son yıllarda izlediği kitlesel yerleşim politikasına karşı çıkıyor.

Derin görüş farklılıkları nedeniyle koalisyon hükümetinin uzun soluklu olmayacağı ve bu yılın sonunda İsrail’in yeniden erken seçime gitmek zorunda kalabileceği yorumları yapılıyor.

İsrail’de uzun soluklu bir koalisyon hükumeti kurulamadığı için 2019’dan beri 4 kez seçime gidilmişti.

İLK KEZ BİR ARAP PARTİSİ KOALİSYON HÜKUMETİNDE

Fazla sandalye sayısı olmayan Arap Ra’am partisinin, koalisyona katılımı ülke siyaset tarihinde bir ilki teşkil ediyor. Bir partinin bile ortaklıktan çıkması koalisyon hükümetinin sonu anlamına gelecek.

Bu yüzden, koalisyon ortaklarını önümüzdeki günler ve haftalarda oldukça zor günler bekliyor.

DIŞ POLİTİKA NASIL OLACAK?

İdeolojik olarak çok geniş bir tabana yayılan, sekiz siyasi partiden oluşan ve ilk defa Filistinli İsrail vatandaşlarını temsil eden bir partinin de katıldığı bu koalisyonun nasıl bir dış siyaset izleyeceğini kestirmek oldukça güç.

İran konusunda yeni hükümetin Netenyahu’nun sert politikalarını sürdürmesi ve Biden’in uluslararası nükleer enerji anlaşmasının canlandırmasına karşı çıkması bekleniyor.

Ancak yeni hükümetin Biden ile birlikte çalışarak Arap ülkeleriyle ilişkileri güçlendirme açılımına destek vereceği öngörülüyor.

TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER NORMALLEŞİR Mİ?

Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkiler 2010’dan bu yana değişik yönlerde gelişiyor. Siyaset alanındaki kavgaya rağmen iki ülke arasındaki ticaret katlanarak büyüyor, istihbarat alışverişi devam ediyor.

Yakın zamana kadar Türkiye ile ilişkileri normalleştirme konusunda çok istekli olan İsrail, son zamanlarda Türkiye’nin diplomatik yakınlaşma girişimlerine açık kapı bırakmakla birlikte artık temkinli şekilde yaklaşıyor. Çünkü İsrail artık bölgede eskisi gibi yalnız bir ülke değil.

İsrail, 2020 yılında Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Sudan ve Fas ile İlişkileri normalleştirdi ve diplomatik ilişki tesis etti.

NETANYAHU GERİ GELİR Mİ?

İktidarı bırakacak olan 71 yaşındaki Netanyahu’nun emekli olup, sessiz bir emeklilik hayatı yaşayacağına ise kimse inanmıyor.

Netanyahu’nun, muhalefette iktidarı yıpratıp tekrar başbakanlık koltuğuna oturmak için mücadele edeceğine ise herkes kesin gözüyle bakıyor.

Bununla birlikte yargılandığı yolsuzluk davaları Netanyahu için şu anda en büyük baş ağrısı teşkil eden konuların başında geliyor. Netanyahu’nun partisi içinde yaşanan görüş ayrılıkları yüzünden de başı dertte.

Biden-Erdoğan görüşmesinde masada neler var?

Okumaya devam et

Dünya

Biden-Erdoğan görüşmesinde masada neler var?

Joe Biden ve Recep Tayyip Erdoğan, Biden 20 Ocak’ta göreve başladıktan sonra sadece 23 Nisan’da telefonda görüşmüşlerdi. İki lider, 14 Haziran’da Brüksel’de NATO Zirvesi sırasında kritik bir görüşme yapacak. İkili ilişkilerin dibe vurduğu bu dönemde sorunlu başlıklar ve tarafların pozisyonu nasıl?

BOLD – Joe Biden’ın seçim kampanyası sırasında verdiği bir röportajda AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında “Erdoğan darbe ile değil seçimle değişmeli’ yönünde açıklama yapması AKP medyası tarafından günlerce eleştirilmişti.

ABD’deki seçim öncesi AKP hükumeti ve medyasının açık şekilde Donald Trump yanlısı tavrı, seçim sonrası ise Biden’ı seçim zaferinden dolayı kutlama konusunda günlerce yaşanan gecikmeye Joe Biden yönetimi AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile temastan uzun süre kaçınarak ilginç bir şekilde yanıt verdi.

Göreve geldikten tam 93 sonra Erdoğan’la ilk kez telefonda görüşen Biden, o görüşmede 1915 olaylarını ‘Ermeni Soykırımı’ olarak tanıyacağının haberini verdi ve iki ülke arasındaki sorunlu alanlara bir yenisini daha ekledi.

SORUN ÇOK, SÜRE KISITLI

Beyaz Saray Sözcüsü Jan Psaki, geçtiğimiz günlerde Biden-Erdoğan görüşmesiyle ilgili bir soruyu yanıtlarken, Türkiye ile var olan ilişkiyi “yapıcı bir şekilde birlikte çalışmaya devam edilmesi gerektiğini hissettiğimiz alanların ve fırsatların olduğu, aynı zamanda ciddi anlaşmazlıklar yaşadığımız alanların da olduğu bir NATO ortağıyla olan ilişki” sözleriyle tanımladı.

ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’ın Senato Dış İlişkiler Komitesi üyelerinin Türkiye ile ilgili sorularını yanıtlarken yaptığı “Türkiye’nin bazen, olması gerekenin aksine, bir NATO müttefiki gibi davranmadığı” vurgusu Washington’un Ankara’ya yönelttiği en temel eleştiri unsurlarından biri.

Blinken, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri almasını, Güney Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta uluslararası hukuka karşı davranışlarını en önemli sorunlar olarak sıraladı ve bu konuların Erdoğan-Biden görüşmesinde dile getirileceğini bildirdi.

Biden’ın 20 Ocak’ta göreve başlamasından sonra Erdoğan ile gerçekleştireceği ilk yüz yüze görüşmede, Türk-Amerikan ilişkilerindeki ‘fırsat ve anlaşmazlıkları’ ayrı ayrı ele alacağı, insan hakları ve değerler konusunu da önemli bir ayrı başlıkta değerlendireceği kaydediliyor. Ancak Türk-Amerikan ilişkilerinin son döneminde yaşanan gelişmeler, görüş ayrılığı yaşanan konuların fırsatlara göre çok daha fazla ve derin olduğunu ortaya koyuyor.

Pazartesi günkü görüşme, NATO Zirvesi çerçevesinde liderlerin birbirleriyle yapacağı görüşmelerden sadece biri olduğu için ikilinin konuşacağı süre ve konular da kısıtlı olacak.

Biden’ın elinde Türkiye ile ilgili en önemli dosya, ikili ilişkilerde kilit bir sorun haline de gelen Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemleri olacak.

Erdoğan’ın, ikili görüşmede masaya getireceği en önemli konulardan biri PKK/YPG hassasiyeti ve terörle mücadele olacak.

TÜRKİYE’NİN S-400 ALIMI VE ABD’NİN YAPTIRIMLARI

İkili görüşmenin ilk konusunu Türkiye’nin Rus hava savunma sistemini satın alması: buna karşı ABD’nin Türkiye’yi F-35 savaş jeti programından çıkarmeası ve Türkiye’ye karşı aldığı yaptırım kararlarının oluşturması bekleniyor.

Türkiye, S-400 sorununun çözümü için ortak bir çalışma grubu öneriyor ancak ABD’den henüz olumlu bir karşılık alamadı. Ankara, sorunun çözümü için daha önce hava savunma sistemlerinin depoya kaldırılmasını anlamına gelen ‘Girit Modeli’ni önerdi ancak Washington bu öneriye olumlu bakmadı. Son olarak S-400’lerin Türkiye-ABD ortak denetimine alınması ve İncirlik gibi bir NATO üssüne taşınması ihtimali konuşuluyor.

ABD Kongresi’nde kabul edilen 2021 yılının Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na, S-400 ve CAATSA (ABD’nin Hasımlarına Karşı Yaptırımlarla Mücadele Yasası) yaptırımlarına yönelik olarak da bir madde eklendi. Bu yasa maddesine göre CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için Türkiye’nin S-400 sistemlerini elden çıkarması gerekiyor.

Nisan ayının son günlerinde Bakan Blinken S-400 meselesine değinmiş, Türkiye ve tüm ABD müttefiklerinin Rus silahı satın almaktan ‘kaçınmaları’ gerektiğini, aksi takdirde yeni ‘yaptırımların gelebileceği’ uyarısında bulunmuştu.

YPG ANLAŞMAZLIĞI VE SURİYE

Suriye’de iç savaşla değişen sahadaki dengeler de Washington ve Ankara arasında krizlere neden oluyor. Washington yönetiminin Suriye’nin kuzeyinde Kürt gruplara verdiği destek karşısında Ankara’dan sert mesajlar geliyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, şubat ayında yaptığı bir konuşmada, “Eğer biz sizinle NATO’da berabersek, eğer biz sizinle dünyada, NATO’da bu birlikteliğimizi sürdüreceksek bize samimi davranacaksınız. Teröristlerin yanında yer almayacaksınız. Eğer yer alacaksanız bizim yanımızda yer alacaksınız” demişti.

Ancak uzmanlar, Biden yönetiminin ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne verilen siyasi ve askeri desteğin sonlandırılmasının yakın bir gelecekte mümkün olmadığını söylüyor.

Biden’ın göreve geldiğinde bazı makamlar için yaptığı atamalar da bunun işareti sayılmıştı. Barack Obama ve Donald Trump döneminde Ankara’da neredeyse ‘istenmeyen adam’ ilan edilen va hakkında teröre destek suçlamasıyla dava açılan ABD’nin eski IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk’un Beyaz Saray’daki Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Afrika Koordinatörü olarak atanması Kürt gruplara destek politikasının süreceği şelinde açıklanmıştı.

HALKBANK DAVASI

Türk hükümetinin ABD ile karşı karşıya gelmesine neden olan bir diğer konu ise Halkbank’ın ABD’nin İran’a yaptırımlarını delme suçlaması. New York’ta devam eden davada banka dolandırıcılığı, komplo ve kara para aklama dahil altı suçlamanın yöneltildiği Halkbank ile ilgili henüz nihai bir karar çıkmadı.

Donald Trump döneminde Beyaz Saray Yönetimi’nin, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isteği üzerine, Halkbank davasının düşürülmesi için Amerikan yargısına müdahale etmeye çalıştığı ancak sonuç alamadığı yönünde Amerikan basınında haberler yer almıştı. Ancak Joe Biden’ın yargılama sürecine müdahalede bulunmasına ihtimal verilmiyor.

Halkbank’a bu dava dolayısıyla çıkacak ağır bir tazminat kararının ikili ilişkileri daha da kötüleştirme ihtimali bulunuyor.

FETHULLAH GÜLEN’İN İADESİ

Donald Trump yönetiminin 1999 yılından bu yana ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşayan Fettullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi konusunda oldukça istekli olduğu ve hukuku da ayaklar altına alacak şekilde girişimlerde bulunduğu ABD basınına yansımıştı.

Joe Biden’ın hukuka müdahale anlamına gelecek girişimlerden kaçınması ve bu yönde bir gelişme yaşanması beklenmiyor.

Donald Trump döneminde de ABD Adalet Bakanlığı yetkilileri, Türkiye’nin 15 Temmuz-Fethullah Gülen ilişkisi konusunda ABD’ye gönderdiği dosyalarda hiçbir delilin olmadığını ve dosyaların içeriklerinin tamamen boş olduğunu ifade etmişlerdi.

İNSAN HAKLARI VE DEĞERLER

Biden’ın gündeminde yer almasına kesin gözüyle bakılan konulardan biri de Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi konusunda giderek olumsuzlaşan sicili. Biden yönetimi, 20 Ocak’ta göreve geldikten sonra yaptığı birçok açıklamada, Türkiye’nin insan hakları ihlallerini, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı adımlarını, siyasi muhalifleri ve gazetecileri yasal süreçlerle susturma yolunu seçmesini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamamasını eleştirmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kararnameyle Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi’nden çekmesine doğrudan Beyaz Saray tepki göstermiş, Ankara’nın bu kararını gözden geçirmesini istemişti. Biden’ın Erdoğan ile görüşmesinde bu konuları bir kez daha dile getirmesi bunu yaparken de Türk-Amerikan ilişkilerinin önemli bir bileşenin paylaşılan değerler olduğunu anımsatması bekleniyor.

‘ERMENİ SOYKIRIMI’ KRİZİ

1915 Olayları’nın Amerika Birleşik Devletleri tarafından Biden yönetiminde ‘Ermeni Soykırımı’ olarak tanınması da ikili görüşmede ele alınması beklenen diğer hassas bir konu.

Başkan Biden’ın göreve geldikten sonra Erdoğan ile ilk telefon görüşmesini 1915 Olayları’nın anma günü 24 Nisan’ın arifesinde yapması ve görüşmede Cumhurbaşkanı’na olayları ‘soykırım’ olarak nitelendireceğini bildirmesi Ankara’da büyük tepki çekmişti.

KIBRIS SORUNU

ABD Başkanı’nın dikkat çekeceği dış politika konularının arasında Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ın da olacağı kaydediliyor. Yunanistan ile diyalog sürecine giren Türkiye’ye Doğu Akdeniz’in tartışmalı bölgelerine araştırma gemilerini ve donanmasını göndermemesi konusunda güçlü telkinde bulunan ABD, benzer şekilde Kıbrıs açıklarına da gemi gönderilmemesini istiyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 Temmuz’da Kuzey Kıbrıs’a yapacağı ziyarette önemli açıklamalarda bulunacağını açıklaması ve hatta Geçitkale’de Türk silahlı insansız hava araçları için bir üs açılacağının basına yansıması Batı’nın kaygılarını artırmıştı.

Kıbrıs Sorunu’nda tarihsel olarak Rumlara yakınlığı nedeniyle Türkiye tarafından eleştirilen Biden’ın Erdoğan ile görüşmesinde bu konuyu da gündeme getireceği, başta kapalı Maraş bölgesi olmak üzere adada dengeleri değiştirecek adımlardan kaçınılması mesajını vereceği öngörülüyor.

TÜRKİYE’Yİ BATI BLOĞUNDA TUTMAK

ABD Başkanı’nın Erdoğan ile görüşmesinin temel amaçlarından birisi de bir taraftan ikili ilişkiyi belirli bir rayda tutarken, diğer yandan da NATO ve Avrupa güvenliği için çok önemli olan Türkiye’yi Batı bloğunda tutacak bir siyasi çerçeve yaratmak olduğu değerlendiriliyor. Dışişleri Bakanı Blinken da, Senato’daki konuşmasında, ABD’nin “Türkiye’nin çıpasını Batı’da tutmaya çalışacağını” kaydetmişti.

ABD, Türkiye’yi Batı’da tutmak için Avrupa Birliği ile de işbirliği yaptığını saklamıyor. Biden’ın Pazartesi günü Erdoğan ile Salı günü de AB liderleriyle yapacağı görüşmelerde, Türkiye-AB ilişkilerini de gündeme getirmesi ve AB liderleri ile Türkiye konusunda daha yakın çalışacağı mesajını vermesi öngörülüyor.

Cumhurbaşkanlığı yetkilisi: S-400’den geri adım atmak mümkün değil

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0