Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Erdoğan’dan Yargıtay’a yeni başsavcı, kendine iki yeni başdanışman

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına Yargıtay Büyük Genel Kurulunda 4’ncü sırada gelen Yargıtay 14. Ceza Dairesi Başkanı Bekir Şahin’i seçti.

BOLD – Erdoğan, Yargıtay Başsavcısı adayları arasında yer alan terör ve 15 Temmuz davalarına bakan 16. Ceza Dairesi Başkanı Eyüp Yeşil ile Ankara Cumhuriyet Savcılığı görevinde Deniz Feneri soruşturmasında takipsizlik kararı veren Veli Dalgalı’yı başsavcılığa seçmedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına Bekir Şahin’in seçilmesiyle ilgili karar bugünkü Resmi Gazete’de yayınlandı.

Yargıtay Başsavcısı Mehmet Akarca’nın Yargıtay Başkanlığı’na seçilmesinin ardından boşalan başsavcılık koltuğu için 12 Mayıs’ta, Yargıtay Büyük Genel Kurulunda seçim yapılmıştı. Yargıtay üyelerinin oy verdiği seçim sonucunda en çok oyu sırasıyla Veli Dalgalı, Eyüp Yeşil, Alper Yükselen Bikirli, Bekir Şahin ve Ali İhsan Öztekin almıştı.

 YENİ BAŞDANIŞMANLARI ATADI

Öte yandan Erdoğan, Cumhurbaşkanı başdanışmanlıklarına Ayşenur Bahçekapılı ile Meltem Taylan Aydın’ı atadı.

“Cuma akşamı kabine değişikliği olacak” iddiası

Politika

Kılıçdaroğlu: Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı olmaya devam ettiğini düşünüyorum

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, polisin baro başkanlarının Kuğulu Parkta abluka altına almasına, ” 20 Temmuz sivil darbe döneminde yaşıyoruz” dedi. Erdoğan’a ilişkin ise “Erdoğan bugüne kadar bu ülkeye en büyük zararı veren kişidir. Rejim değişti zaten. Saray rejimi var” ifadesini kullandı.

BOLD – Kılıçdaroğlu, Gelecek ve DEVA partilerinin Millet İttifakında yer alacağı iddialarına ise, “Önümüzdeki süreçte seçim kararı alınmadığı sürece bir ittifak arayışı içine girmek doğru değil. Dereyi görmeden paçayı sıvamak gibi bir tablonun doğru olmadığını düşünüyorum” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Bir Ülke Bir Kent’ adlı YouTube kanalında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu, “Kuğulu Parkın önü çevrilmiş durumda… Bu tablo için ne diyorsunuz? ” sorusuna, “20 Temmuz sivil darbe döneminde yaşıyoruz. Bu tablo yargının vesayet altında olduğunu gösteriyor. Devlet etki ve tepkiyle yönetilmez. Devlet akılla bilgi birikimle yönetilir” cevabı verdi.

Çoklu baro yasasıyla ilgili AKP’yi eleştiren Kılıçdaroğlu, “Avukatlar düşüncelerini bildirmiştir. Baro Başkanlarının içinde değişik siyasi görüşlerde başkanlar da var. Bu devleti tahrip yasasıdır. Ben Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı olmaya devam ettiğini düşünüyorum. Milleti kurumları bölüyorlar. Erdoğan’ın görevi bu zaten. Egemen güçlerin taleplerini yerine getiriyorlar” şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu, Ziraat Bankası eski Genel Müdürü Can Akın Çağlar’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği’ne atanmasıyla ilgili ise, “İBB’ye Yeni Genel Sekreter atanmasıyla ilgili de kim yönetecek. İmamoğlu. Yönetici kadrosuna müdahaleyi doğru bulmuyorum. Genel sekreter üzerinden yapılan tartışmaları doğru bulmuyorum; biz Ekrem Beyin geliştirdiği projelere bakmalıyız” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

BİR KİŞİ DEVLETE EGEMEN

“Ortada AK Parti kalmadı. Sadece Erdoğan konuşuyor. Bir kişi devletin bütün kurumlarına egemen. Hakim dinlemiyorsa görevinden alınıyor. Kendi beğendiği bir yargıcın atandığını görüyoruz. Bu tablo bizi rahatsız ediyor.

FATİH TABLOSU

Tablonun Türkiye’ye getirilmesinden mutluyum. Londra’daki İBB tarafından satın alındığını duyduğumda hepimiz mutlu olduk. Önemli bir tablo. Değeri parayla ölçülebilecek gibi değil.

1989 SENDROMU YAŞAMAK İSTEMİYORUZ

AK Parti döneminde çalıştılar diye hepsini tasfiye mi edeceğiz. Yok öyle bir şey. Bürokrasinin yasalara uygun çalıştığı bir ortamda hiçbir sorun yoktur. Bürokrasi siyasetin emrinde çıkar peşinde koşar ve liyakatin yerine sadakatin yerini aldığı bir düzen çıkarsa orada her şey bozulur. Biz 89’a benzer bir sendromu yaşamak istemiyoruz. Herkes son derece dikkatli davranmalı.

20 TEMMUZ SİVİL DARBE DÖNEMİNDE YAŞIYORUZ

(Kuğulu Parkın önü çevrilmiş durumda… Bu tablo için ne diyorsunuz? Bu nasıl bir devlet yönetimidir?) 20 Temmuz sivil darbe döneminde yaşıyoruz. Bu tablo yargının vesayet altında olduğunu gösteriyor. Devlet etki ve tepkiyle yönetilmez. Devlet akılla bilgi birikimle yönetilir.

ERDOĞAN ÜLKEYE EN BÜYÜK ZARARI VEREN KİŞİDİR

Erdoğan bugüne kadar bu ülkeye en büyük zararı veren kişidir. Rejim değişti zaten. Saray rejimi var. Bakanlar da memur gibi çalışıyorlar. Müsteşarlıkları kaldırıp yerine bakan koydular. Parlamentoya sorumlular mı? Değil. Bir kişi sorumlu o da kim? Erdoğan.”

İMZALADIKLARI BELGEDEN HABERLERİ BİLE YOK

“İstanbul Sözleşmesi’nin değişeceğini sanmıyorum. Sadece gündemi değiştirmek için söylenen bir olay. İstanbul Sözleşmesi bu bağlanma gündeme getiriliyor. Ben kadın kuruluşlarıyla yaptığım görüşmede bunu ifade ettim. Bir uluslararası sözleşmeyi atını imzalayan bir iktidar bir süre sonra ‘beni kandırdınız, ben imzamı çekiyorum’ nasıl diyecek Allah aşkına. Bunu sormayacaklar mı; ‘Birdenbire nasıl oldu da bir sorun haline geldi bu?’ diye. Belli kişiler bundan rahatsızlık duyuyorlar. Dolayısıyla da bunu siyasetçi üslubuyla gündeme getiriyorlar. İmzanın çekilmesi TC devleti attığı imzanın bile farkında değil. Türkiye’yi yöneten kişilerin imzaladıkları belgeden haberleri bile yok. Türkiye’nin saygınlığını zayıflatan bir tablo ortaya çıkarır.”

ÜÇÜNCÜ İTTİFAK TARTIŞMASI

Acaba DEVA ve Gelecek Partisi, Millet İttifakı içerisinde yer alacak mı? Bu konuları konuşmak için henüz çok erken. Neler yapacakları konusunda kamuoyunu bilgilendirdiler, büyük bir dikkatle izliyorum. Örtüştüğümüz yerler de var, örtüşmediğimiz yerler de var. Devletin saydamlığı konusunda, aşağı yukarı pek çok konuda ortak cümleler kurabildiğimizi görüyorum. Önümüzdeki süreçte seçim kararı alınmadığı sürece bir ittifak arayışı içine girmek doğru değil. Dereyi görmeden paçayı sıvamak gibi bir tablonun doğru olmadığını düşünüyorum.

SAKARYA PATLAMASI

Siz bunları taşıyorsunuz. Önlem aldınız mı? Hiçbir önlem almadınız. Talimatı kim verdi, vali vermiştir. Bunu birilerinin talimatı üzerine vermiştir. O birileri kimdir, bu devleti yönetenlerdir. Bu ölenlerin haklarını kim savunacak, biz. Bu davayı takip edeceğiz. Ölen öldü, Allah’tan rahmet dilemek dışında bir şey yapmıyoruz ama bundan sonra aynıları olmaması için çaba harcamamız lazım. Pek çok insan hastanelerde yatıyor ve siz bir moral yemeği düzenliyorsunuz. Bu kadar büyük bir duyarsızlık! Üstelik bunu düzenleyen sivil tolum kuruluşu da MÜSİAD! İnsanlar hayatını kaybetmiş, neymiş sorunları tartışıyoruz.’ Bu askerleri oraya kim gönderdi? Bunlar sanki sokakta çöpler toplanıyor, bir yere dökülüyor. Olaya böyle bakıyor, olayı böyle değerlendiriyorlar. Patlayıcının nasıl bir tehlike yarattığını bilmiyorlar. Çünkü yönetmelikleri bilmiyorlar. Kendi kafalarına göre yapıyorlar. Kendi kafalarına göre yapmalarının bir maliyeti var mı? İktidara yakından yok.

İstanbul Emniyetinde kıyım: Soylu, Berat Albayrak’a yakın ekibi tasfiye etti

Okumaya devam et

Politika

İstanbul Emniyetinde kıyım: Soylu, Berat Albayrak’a yakın ekibi tasfiye etti

Mustafa Çalışkan’ın görevden alınmasının ardından İstanbul Emniyetinde 33 il emniyet müdür yardımcısı, 39 ilçe emniyet müdür yardımcısı ve 55 şube müdürünün görev yeri değiştirildi. Berat Albayrak’a yakın ekibin Soylu tarafından tasfiyesi olarak değerlendirildi.

BOLD – Müdür değişikliğiyle ilgili listede eski Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’ın etkili olduğu belirtildi.

Geçtiğimiz ay AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı kararnameyle İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına atanmış, yerine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yakın olduğu iddia edilen Adana Emniyet Müdürü Zafer Aktaş getirilmişti

MÜDÜRLERE SÜRGÜN GÖREVLER

Zafer Aktaş’ın göreve başlamasının üzerinden 1 ay geçmeden İçişleri Bakanlığı kararı ile İstanbul’da görev yapan ve Mustafa Çalışkan’ın ekibinden oldukları belirtilen 33 il emniyet müdür yardımcısı, 39 ilçe emniyet müdür yardımcısı ve 55 şube müdürünün görev yerleri değiştirildi. 4 il müdür yardımcısı polis meslek yüksek okulu ve polis eğitim merkezinde görevlendirilirken, çok sayıda şube müdürü ise çeşitli illere “sürüldü.” Görevden almalarda eski Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’ın etkisi olduğu öne sürüldü.

EMNİYET’TEKİ DEĞİŞİKLİĞE ERDOĞAN’IN AVUKATINDAN TEPKİ

İstanbul Emniyet Müdürlüğünde yapılan değişikliğe AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın avukatı, Berat Albayrak’a da yakın isimlerden biri olan Mustafa Doğan İnal sosyal medya hesabından tepki gösterdi. İnal, “Lüftefen zor zamanda dimdik mücadele eden insanları kırıp dökmeyin” ifadesini kullandı. İnal, mesajında görevden almalara şöyle tepki gösterdi: “17/25 Aralık’ın ilk günleri, her şey karmakarışık… FETÖ’cüler her şeyi geri getirilemez şekilde silmişler. İstanbul Bilişim Şube Müdürü F.O.K., uzun uğraşlar sonucu FETÖ’cülerin ‘dönemin başbakanı’ yazan fezlekesini buldu. Hep gayretli çalıştı. Ödül olarak bugün Diyarbakır’a gönderilmiş. Birçok kişi de aynı şekilde sanki bir hükümet değişikliği olmuş gibi doğuya gönderilmiş. Ben vefa duygumun gereği ve o günleri birlikte yaşadığım bu insanların emeklerine saygı için hakkı söyleyeceğim. Lütfen zor zamanda dimdik mücadele eden insanları kırıp dökmeyin” ifadelerini kullandı.

ÇALIŞKAN İLE SOYLU’NUN ARASI AÇIK İDDİASI

Cumhuriyet’in haberine göre, eski İstanbul Emniyet Müdürü Çalışkan ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun arasının “açık olduğu” iddia ediliyor. Ekim 2017’de Süleyman Soylu’nun oğlunun içinde bulunduğu otomobil, İstanbul’da Yunus ekipleri tarafından durdurularak aranmış, Soylu’nun aradığı İstanbul Emniyet Müdürü Çalışkan’ın ise telefonlara çıkmadığı ileri sürülmüştü. Ayrıca makamında intihar eden Silivri Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan’ın ölümüyle ilgili İstanbul’da yürütülen soruşturmada da Süleyman Soylu’nun adının geçtiği iddia ediliyordu. Yaşanan bu durumun, ‘Pelikancıların Soylu’ya yönelik hamlesi’ diye yorumlanırken, Soylu’nun bu nedenlerle Çalışkan’ı geçmişte görevden almak istediği, ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ikna edemediği öne sürülmüştü.

Başkanlık sistemi geldikten sonra ne oldu raporu: Dip yaptık

Okumaya devam et

Politika

DEVA Partisi, Dünya Hukuk Gününde uyardı: ‘Siyah Transporter’la insan kaçırma utanç verici!

DEVA Partisi Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Dünya Hukuk Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada işkence ve insan kaçırmalara tepki gösterdi. “Siyas transporter araçlarla kaçırılan insanlar 21. yüzyılın Türkiye’sinde hukuk adına utanç vericidir” dedi.

BOLD –  KHK’lar ile oluşturulan mağduriyetlere son verilmesi gerektiğini belirten Yeneroğlu,  “Yargı kararlarıyla suçsuz bulunmuş yahut haklarında idari ve adli bir soruşturma bulunmayan KHK’lıların hak ve itibarlarının iadesi sağlanmalıdır” ifadesini kullandı.

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Dünya Hukuk Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı uyarısı yaptı. Yeneroğlu, “Türkiye, TBMM’nin torba kanunlarla ve Cumhurbaşkanı Kararlarıyla etkisizleştirildiği, yasamanın ve yargının etki altına alındığı kuvvetlerin bir kişide toplandığı bir yönetim anlayışıyla yönetilmektedir” dedi.

15 Temmuz’un ardından artan işkence ve insan kaçırma iddialarının 90’lı yılların “Beyaz Toroslar”ını hatırlattığına dikkat çeken Yeneroğlu, “Onlarca kişinin gözü önünde siyah transporter araçlara bindirilerek kaçırılan ve kendisinden haber alınamayan insanlar 21. yüzyılın Türkiye’sinde hukuk adına utanç vericidir” dedi.

DEVA Partisi olarak kuvvetler ayrılığının ve hukukun üstünlüğünün esas alındığı, demokrasinin güçlendiği ve evrensel standartlarda bir özgürlük anlayışının hakim olduğu bir Türkiye ideali için mücadele etmeye devam edeceklerini kaydeden Yeneroğlu, şunları belirtti:

“Bugün, Cenevre Hukuk Yoluyla Dünya Barışı Konferansı’nın yıl dönümü olması nedeniyle sadece ülkemizde kutlanan Dünya Hukuk Günü’dür. Böyle bir tarihi kutlayan tek ülke olan ülkemizin, ne yazık ki en büyük sorununun hukuksuzluk olması çok üzücüdür. Ülkemiz, gelinen noktada ulusal ve uluslararası normların demokratik hukuk devletine yüklediği yükümlülüklere uymak ve bir hukuk devleti olmak yerine, adeta hukuku ezmekle övünen otoriter bir anlayışla yönetilmektedir.

Freedom House’un hazırladığı “Dünyada Özgürlükler 2020” raporuna göre özgür olmayan ülke kategorisinde yer alan ülkemiz, son 10 yılda dünya genelinde özgürlüklerin en çok gerilediği ikinci ülkedir. Türkiye, World Justice Project’in 2020 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 128 ülke içinde 107., “hükümet yetkilerinin kısıtlanması” alanında 124. ve “temel haklar” alanında 123. sıradadır. Sosyal Demokrasi Vakfı’nın 2019 yılındaki “Yargı Bağımsızlığı ve Yargıya Güven” anketine göre ülkemizde yargıya güvenenlerin oranı sadece yüzde 38’dir. ORC’nin yapmış olduğu ankette ise yargıya güvenmeyenlerin oranı yüzde 68’dir. Ankete katılanların sadece yüzde 11,7’si yargıya güvendiğini söylerken, yüzde 20,3’ü ise “kısmen” cevabını vermektedir.

ÖZGÜR BASIN CEZALARLA ENGELLENİYOR

Türkiye AİHM’in 2019 yılında vermiş olduğu kararlarda tüm ülkeler arasında ifade özgürlüğünü en çok ihlal eden ülke konumundadır. Oysa ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun asli unsurudur. Demokratik bir toplumda, yeni ve farklı düşüncelerin dile getirilmesinin, düşüncelerin özgürce yayılmasının ve hakikatin ortaya çıkmasının en etkili aracı ifade özgürlüğüdür. Öte yandan siyaset alanını sorgulayacak, halkı bilgilendirecek ve bu yolla ülkeyi yönetenleri gözetim ve dengede tutacak olan özgür basın, ne yazık ki keyfi cezalar ile engellenmek istenmektedir. Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2019 Raporuna göre basın özgürlüğü konusunda 180 ülke arasında 154. sırada olup; en çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülkelerden biridir. Medya organlarını kontrol etme ve baskı altında tutma çabalarının yanı sıra sosyal medyanın sınırlandırılmasına ve yasaklanmasına imkan verecek düzenlemelerin tartışılması tabloyu daha da endişe verici hale getirmektedir.

ÇOKLU BARO HUKUKA CİDDİ ZARAR VERECEK

Diğer taraftan, toplumun ihtiyacı olan adaleti tesis etmek ve demokrasiyi güçlendirmek yerine yargı bağımsızlığı, adil yargılanma hakkı ve savunma hakkına ciddi zararlar verecek olan çoklu baro sistemiyle halihazırda toplumda var olan güvensizliği ve kutuplaşmayı derinleştirecek adımlar atılmaktadır. Hükûmetin, paydaşların hiçbir itirazını dinlemeden hızlı bir şekilde meclis gündemine getirdiği bu konuda izlediği yöntem dahi uzlaşmadan, çoğulculuktan ve katılımcılıktan ne kadar uzaklaşıldığının açık bir kanıtıdır.

KHK’LILARIN İTİBARI İADE EDİLMELİ

Son dönemde sıklıkla gündeme gelen işkence ve insan kaçırma iddiaları 90’lı yılların “Beyaz Toroslar”ını hatırlatmaktadır. Onlarca kişinin gözü önünde siyah transporter araçlara bindirilerek kaçırılan ve kendisinden haber alınamayan insanlar 21. yüzyılın Türkiye’sinde hukuk adına utanç vericidir. Hiç şüphesiz ki devlet terörle etkin bir şekilde mücadele etmelidir; fakat terörle mücadele hukuk içinde ve hukukun üstünlüğü ilkesi gözetilerek yürütülmelidir. Aksi takdirde toplumun hukuka olan inancı tamamen yok olur ve bu durum en çok terör örgütlerinin işine yarar. Bu minvalde, KHK’lar ile oluşturulan mağduriyetlere son verilmeli ve yargı kararlarıyla suçsuz bulunmuş yahut haklarında idari ve adli bir soruşturma bulunmayan KHK’lıların hak ve itibarlarının iadesi sağlanmalıdır.

KUVVETLERİN BİR KİŞİDE TOPLANDIĞI BİR YÖNETİM…

Demokratik hukuk devletinin var olabilmesi, halk iradesinin tam olarak yansıdığı bir meclis ve bu meclisteki demokratik süreçlerin ardından vücut bulan yasaların; adil, şeffaf ve evrensel standartlarda bir demokrasi ve hukuk anlayışıyla uygulanmasıyla mümkündür. Ancak Türkiye, TBMM’nin torba kanunlarla ve Cumhurbaşkanı Kararlarıyla etkisizleştirildiği, yasamanın ve yargının etki altına alındığı kuvvetlerin bir kişide toplandığı bir yönetim anlayışıyla yönetilmektedir. Öte yandan, kanunlarda adrese teslim olarak nitelendirilebilecek değişiklikler yapılarak vakıf üniversiteleri ile kurucu vakıf arasındaki ilişki zayıflatılmakta ve sadece bir Cumhurbaşkanı Kararı ile üniversite kapatılmaktadır.”

Hizmet Hareketine ait yurt binasına Saray el koydu

Okumaya devam et

Popular